Zamanımız Müslümanları çok ince ve çok tehlikeli bir imtihandan geçmektedirler. Mümine hanımların mesture giyimleri açısından vakıaya yaklaştığımız zaman, günümüzde tesettürün de dejenerasyona maruz kaldığını ve yara aldığını esefle müşahede ediyoruz. Tesettür, herkesin bildiği gibi Rabbül Âlemin’in Kur’an-ı Mübin de emrettiği bir farzdır. Rabbimizin Settar esmasından türeyen tesettür ve onu uygulayanlar olarak mesture hanımlar, sadece basit bir bez parçasından değil, azim bir ayet ile amel etmekle sorumlu olduklarının bilincinde olmalılar. Bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmelidirler.
Çünkü bugün küfrün saldırıları bir tek ayet olan tesettür ayeti üzerinden müslümanlara yöneltiliyor. Rabbimizin diğer tüm ayetleri sanki bilinçli bir görmemezlikle es geçiliyor, yalnızca tesettüre serbest saldırıda bulunuluyor. İçin dışa vurumu olan dış giysi olarak tesettür, kalpteki imanın en bariz göstergesi oluyor bu açıdan. Kadınlar ise imanlarını en halis şekilde tesettüre bürünerek ortaya koydukları için saldırının esas hedefi oluyorlar. Bu anlamda imanın bedelini açıktan açığa tüm ümmet adına bir nevi mümin kadınlar ödüyorlar…
Örtünmek, bir şeyin arkasına gizlenmek anlamlarına gelen tesettür fıkhi terim olarak kadın ve erkeğin şer’an örtülmesi gereken avret yerlerinin örtülmesidir.
Tüm mahlûkatı büyük bir ilim, düzen ve hikmet ile yaratan Rabbimiz elbette insan olarak yarattığı kullarına, hangi yaşam şeklinin ve giyimin onun faydasına ve hayrına olduğunu da bildirmiştir. Tüm ölçüleri de dinin pratiğini bizzat üstlenen son Peygamberi (s.a.v) ile açıklığa kavuşturmuştur. “Kur’an dışında bana bir benzeri verildi” denilen sünnette günlük hayat içerisinde müminlere yol gösteren ilkeler tatbik edilmiş ve gizli saklı hiçbir şey kalmamıştır. Kişinin nefsinin asla hoşuna gideceği tarzda bir çıkarsamada bulunamayacağı kadar vazıh ilkeler pratik edilmişti asr-ı saadette. Ve tabii asr-ı saadetin o mesut müminleri de her yönden tam bir teslimiyetle dinin emirlerini yaşamışlar amel etmişlerdi.
Ancak günümüz müslümanında her şeyden önce bir iman etme sorunu var ki, imanın gerektirdiği sorumluluktan azade bir nefsanî hayatı, dindenmiş gibi yaşamak isteyen bahtsızlar türemiştir. Ya da dinin emirlerini nefsine uyduracak şekilde tevil edip dindarane şekilde yaşadığını zanneden iman yoksulları…
Modernizmin insanın duygularında, yönelişlerinde, hedeflerinde yarattığı yozlaşma, gittikçe yaygın bir durum alıyor. Gidişattan rahatsız olanlar azınlıkta kalan imanı bütün müminler oluyorlar. Bu kesim rahatsız oladursun, onlar içinde de en çok mesture hanımlar modernizmin saldırıları karşısında savunmasız, desteksiz bir mücadele vermek durumunda kalıyorlar. Sanki sorun sadece örtünen kadının sorunuymuş gibi, tozu dumana katılmış bir savaş meydanında tabana kuvvet firar ediyor inandım diyen erkekler(mücadele içinde bulunanları tenzih ederek söylüyorum). Birçoğu, hiçbir şekilde, Allah katında veliler pozisyonunda bulunduğu din kardeşleri olan mesture hanımlarla elini aynı taşın altına koymuyor, bundan imtina ediyor.
Üstüne üstlük bir de okumak, çalışmak isteyen örtülü kadınları suçluyorlar. “Ne işleri varmış okul kapısında! Evlenip yuvalarını kursunlar! Çocuk yetiştirmek kadının en büyük vazifesidir! Dışarıda hizmet edeceğine kocasına hizmet etsin! Zaten en büyük hizmet de buymuş” gibisinden sağır edici kuru gürültü eşliğinde, yavuz hırsız misali bir çırpıda Allah’ın kadına verdiği tüm hakları iç ediveriyorlar! Yürekleri bir an bile sızlamadan! Dini, tarihi, ailevi, insani hiçbir hakkı olmadığı halde tahakkümün en kötü olanını kadın üzerinde inşa ediyorlar.
Hâlbuki mücadelenin kızıştığı, artık son perdelerin oynandığı bir temsil gibi eğer varsa bir kazanım toplum açısından, bunda mesture kadınların mücadelesine canla başla devam etmesinin büyük tesiri vardır. Bunu kimse inkâr edemez.
Ancak mücadele son hızla sürerken mesture kadınların içinde de mücadeleyi bırakmadığı halde gevşetenler, başlarken ne için verildiği bilinen, mücadele sürdükçe öncesi unutulan bir roman gibi amaçlar değişmeye, niyetler yamulmaya başlıyor. Mücadele görünürde tesettürün serbestliği üzerinedir. Ancak gittikçe nefsanî eğilimlere daha hoş ve cazip gelen şekiller arz-ı endam etmeye başlıyor ve çoğu kadın kendini bu tahrifattan kurtaramıyor.
Tesettürün anlamı kadar, şekli de dezenformasyona uğruyor! Niyet sorgulanmadan nefsin hoşuna giden şekillerde örtünme modelleri daha cazip gelmeye, dinin asıl maksadını göz ardı eden giyimler hızla türemeye ve örtünmeye karar veren kadınlarda görülmeye başladı. Tesettürsüzlüğü kendine kimlik edenlere bir sözüm yoktur. Onlar zaten neyi seçtiklerini bilmekteler. Sonucuna katlanacaklar bittabi… Ancak doğduğu toplum, aile ve çevre içerisinde tesettüre alışkın, hem de alışkanlık derecesinde bağlı olanlaradır sözlerim.
Tesettürün dindeki yerini ve önemini peşinen bildiklerini varsaydığım bu kesimin gittikçe tesettürden sıyrılan bir tesettürsüzlükle hemhal olduklarını ve neredeyse Resulün “giyinik çıplaklar” tabirine uyan giyimlerini gördükçe hayıflanmamak elde değil. Bir biriyle ne niyet açısından ne şekil açısından ne de imaj açısından uymayan kıyafetleriyle ortalıkta arz-ı endam eden müslüman ailelerin kızları acaba ne çetin bir savrulmuşlukla dinlerinin tesettür emrinden ne denli gafil bulunduklarını idrak etme yeteneğindeler mi?
Görünen o ki, modernizimle harmanlanmış bu tesettürden uzak tesettür, nefse pek çekici geliyor. Çünkü fevkalade bir hızla toplumun her kesiminde gittikçe artan bir yönelişle kabul görüyor. Tesettür defileleri, tesettür modası bu menfur yönelişin talepleri doğrultusunda en çok ilgi gören faaliyetler olarak merak ve ilgiyi celbediyor. Ne yazıkki nefse uygun ama rızay-ı ilahiyi gazaba getiren uygulamalar bunlar. Gerçek şu ki tesettürü toplumda görünür ve muteber kılmanın yanında bir de sahih tesettürün yaşanması ve uygulanmasından da mümine hanımlar sorumludurlar. Tesettürde de, Allah’ın rızası dışında başka hiçbir nefsani isteğe geçit vermemek imanın gereğidir. İnşaallah mümine hanımlar bu sorumluluğun da gereklerini yerine getirmede geç kalmazlar. Çünkü, modernizmle karılmış bir tesettür, sahih tesettür olmasa gerek…