Kimsenin sesini çıkaramadığı, sus pus olduğu, icra edilen devasa zulümleri görmezden geldiği bir zamanda ses verenleri görmek umut bahşedici Demek hala insanlık ölmemişti, hala hakperest insanlar vardı ve yapılan haksızlıklara cesurca karşı çıkıyorlardı! Erdemli insanlar her dönemde vardı ve sayıları az da olsa hep var olacaktı. Dedim ya umut işte, insanı bir anda sarıp sarmalıyor bu sihirli kelime…
Bulunduğumuz ortamda, her babayiğidin harcı değil böyle cesurca sözler söylemek! Hele de kararının arkasında durmak daha büyük bir cesaret ve kararlılık ister. Herkesin korkudan sindiği, yamulup dertop olduğu yerde bir ses verenler elbette takdir edilir.
Cesur insanların, söyledikleriyle, bazı kesimlerin rahatını bozacağını düşünüyorum. Kendi kendilerine oluşturdukları fasit daire dışına çıkamayanları belki düşündürtecek, belki yasakların ne denli anlamsız olduğunu anlayabilecek bir akis bırakabilir. Mezkûr güruhun kendileriyle ve söylemleriyle nasıl çeliştiklerini açığa çıkarabilir.
Çünkü bu ülkenin başörtüsü mağduru kadınları, gün geçtikçe bir heyula haline gelen yasağın, kişiliği parçalayan, kısırlaştıran, deforme edici çarkları arasında canhıraş bir mücadele veriyorlar. Başörtülüler, kimliklerinin en bariz özelliği olan başörtüsünü benimsedikleri için, insan hak ve hürriyetlerini içine sindirememiş zevat açısından hiçbir hak ve hukuk tanınmayan derin ayrımcılığıyla yüz yüzeler…
Bütün bu yasaklara toslayan başörtülüler, geçtiğimiz bir otuz yıl içinde, cesur kişilerin haykırışlarına hasret kaldı. Evet, zaten aynı inancı taşıyanlar, bu süreyi haykırarak geçirdiler. Bu şu demektir; vicdan sahibi olup da vicdanının sesini susturmayan her insan böylesi bir karşılık verir! İnsan olmanın bir özelliğidir. İnsan fıtratı, bu gayr-i tabii yasağa karşı çıkıyor, kabul etmiyor ve izale etmek için çabalıyor. Bulundukları mevki, ne olursa olsun haksızlığa bigane kalamıyorlar. İnsan olmanın gereğini yapıyorlar ve yasaklamalara, hayatı tabii mecrasından çıkaran dayatmalara teslim olmuyorlar. Bir nevi nehrin akış yönünün tersine kulaç atıyorlar. Genç Siviller ve benzeri oluşumlar bunun güzel bir örneği.
Peki, yaptıkları boşuna mı? Kesinlikle hayır! Belki de asıl olması gerektiği gibi dillendiriyorlar gerçeği ve yapılması gerekeni yapıyorlar cesurca… Böylesi cesur sesler, çoğunluğun tepkisizliğine rağmen, adaleti ve özgürlüğü sahiplenen biri olarak azınlıkta kalmayı seçmişlerdir. Hani Malcom X’e sormuşlar; “neden çok konuşuyorsun?” diye. O da şöyle demişti; “Söyleyecek sözün varsa, sözün doğruysa ve korkmadan söyleyebiliyorsan konuşmak zorundasın!” Bugün toplum olarak sakınmadan sözünü doğru söyleyen ve gerçekleri haykıracak yiğitlere ihtiyaç duyuyoruz.
Haksızlığa karşı çıkmak, “dilsiz şeytan” olma riskini kaldırır ortadan… Zulmün arttığı, zararının tüm toplumu kapsadığı zor zamanlarda hakkı haykırmak ise en faziletli cihad kabul edilmiştir dinimize göre. Haksızlığa karşı duran kişinin kimliği, dini inancı, temayülleri bile ikinci planda kalmaktadır buna göre. Haksızlık karşısında duran bir gayr-i Müslim bile olsa, yaptığı büyük, yüce bir iştir. Toplumunda olup bitene kayıtsız kalmamasının bir ispatı ve sürdürüle gelen zulümden acı duyduğunun nişanesidir. Toplumsal adaleti ve huzuru önemsediğinin bir göstergesidir… Ve adalet tüm insanların en yüce ihtiyacıdır, yalnızca inananlara münhasır değildir zira.
Düşünün ki İslami olan her şeye özellikle tesettüre saldırının prim yaptığı karanlık günlerdesiniz. Düşünün ki, imanlı insanları ispiyonladığınızda, yasaklarla kıskıvrak bağladığınızda terfi ediyor, maaşınız yükseliyor ve kaynağı belirsiz odaklarca el üstünde tutuluyorsunuz.
Ve bu kirli düzenin sürdürücüleri içinde bulunmadığınızda, adaleti ve hakkı savunduğunuzda, menfaat ve çıkarlarınız zedelenebiliyor. Kazandıklarınızı bir anda kaybedebiliyorsunuz. Buna rağmen insan onurunu, adaleti ve toplumsal barışı önceleyerek onurlu, dik bir çıkış yapıyorsunuz. Fincancı katırlarını ürkütüp galeyana getiriyorsunuz. Az bir şey mi bu?
Fazlasıyla dikkat çekici, asıl sorunlara odaklanmayı getiren haysiyetli bir davranıştır bu. Desteklenmesi yetmez, adaleti savunanların sesinin gür çıkması için haykırışa katılmak gerekmektedir. Gündemde tutmak ve yeterli hassasiyetin oluşturulmasına katkıda bulunmak lazımdır. Sivil toplum kuruluşlarının böylesi cesur çıkışları destekleyip el üstünde tutması, ülke gündeminin şu veya bu şekilde saptırmak isteyenlere de engel olacaktır.
Yasak ve dayatmalara karşı çıkan her onurlu insanın çabası önemsenmelidir. Bu “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” aymazlığını da ortadan kaldırır. Kaldı ki, zulüm artıp yeri göğü istila ettiğinde dokunmayacağı kimse kalmaz. Adalet ise her an, her insanın ihtiyacıdır. Adaleti korumak, tesisini sağlamak toplumları hakka evrilmede başattır. Bu açıdan her adalet sözcüsünü desteklemek, güçlendirmek gerekir. Hatta dualarımızda adaleti savunanların sayılarının artması için yüce Rabbimize iltica etmemiz de gerekir.
Evet, dayatmaya karşı çıkan herkes hayırlı çığır açanlara katılmıştır. Devamını ve etkilerini artırarak sürdürebilmesini, geri adım atma gafletinde bulunulmamasını, onlara katılacakların çoğalmasını, toplumumuzun adalet esaslı yeniden temellendirilmesine muazzam katkılarda bulunmasını temenni ediyorum. Özgürlük yanlılarının ve güçlü söylevlerinin yaygınlaşması tüm toplumun hayrına olacaktır. Sözünün arkasında duranların arkasında Âlemlerin Rabbi vardır.
Bence adalet yanlısı ve özgürlükçü her çıkış ve tavrı “onur madalyasıyla” ödüllendirmeliyiz. Ne dersiniz?