Sürekli dillerde dolaşır oldu psikoloji denen şey. Yerli yersiz, bilir bilmez herkes kullanıyor bu iğreti kelimeyi. Neredeyse yeni nesil kendini psikologların ağzından çıkacak kelimelere bağlamış durumda. Tabi ki eski nesil de kendini bu duruma iyice kaptırır oldu. Eskiden gençler büyüklere tabi olurdu, ancak şimdilerde büyükler gençlere tabi olmuş gidiyor. Bir de “Ne olacak bu gençliğin hali?” demezler mi! Böyle giderse ne olacağı belli de, inşallah böyle gitmez.
Millet olarak değişime ne kadar meyilli olduğumuz ortada. Keşke bu değişim doğru biçimde gerçekleşse diyorum, ama insanda nefis diye bir şeyin olduğu aklıma geliyor. Bir de nefsin kötülüğe olan meyli. Tabi ki buradan, kötülüğe meyilli olduğu için bütün suçu nefse atmamız gerekiyor sonucu çıkmasın. Çünkü nefsi idare edecek olan bir iradeye sahip kılmış bizi yaradan. Benim üzüldüğüm nokta insanların bu karar çabuk bir şekilde bozulmaya yüz tutmalarıdır. Gerek çevre olsun, gerek toplum, gerek medya, yer yerden insanı bozmak için and içmiş gibi faaliyet içinde hareket ediyorlar adeta. Hele medya tam bir insan (iyi ve doğru insanın.) düşmanı. Zannediyorum ki psikolog denen bu varlıkları da insanın başına yine medya denen o tutarsız kurum ve kuruluşlar salmıştır.
Tabi ki bunu söylediğimden dolayı psikolojiyi inkar ediyorum diye düşünmenizi istemem. Çünkü ben psikolojiyi kabul ediyorum, zaman, zaman da psikoloji okuyorum. Ama ben abartısız olanı okumaya, öğrenmeye talip olduğum için etrafta konuşulanların çok mantıksız ve abartı olduğuna inanıyorum. Örneğin bizim zamanımızda bir annenin veya babanın çocuğuna kızması ona nasihat etmesi kadar doğal bir şey yokken ki buna birde aile büyükleri eklene bilir, hatta komşu büyükleri bile, bazı yanlış duruşlarımızda bize kızar tepki verebilirlerdi. Bunu gayet doğal karşılardık. Olması gereken buydu öyle öğrenmiştik. Etrafımızdaki insanların bizi sevdiğine ve değer verdiğine yürekten inanmış ve onların kızmasını nasihatlerini iyiliğimiz için gerekli kabul etmiştik. Sonraları sözde psikologlar çıktı yıllardır doğru bildiğimiz ve hiç gücenmeden kabul ettiğimiz gerçeklerin yanış olduğunu, olur olmaz çocuğa kızıldığı takdirde çocuğun ruh sağlığının bozulacağını, hatta maazallah bu bozuk psikolojiyle çocuğun kendi canına kıyabileceğini söylemeye başladılar.
Doğal olarak da bunu işiten çocuk kendini bu savunmanın arkasına saklamaya başladı. Hâlbuki önceleri intihar kelimesi biz Müslümanların lügatinde yok sayılırdı. Kimse böyle bir şeye yeltenmediği gibi böyle bir eylemden bahsedilmesinden bile rahatsız olur, şeytandan kaçar gibi kaçarlardı. Kazai kudret kendi canına kıyan bir kişiyi duyduklarında onun yaptığı yanlışın iyice beyinlere kazılması için onu kınar hatta cenaze namazını kılmazlardı.
O zamanlar durum böyle iken, ne oldu da kısa bir zaman içinde toplum bu kadar değişti. Ya da insan psikolojisi bu kadar değişti. İnsan aynı özellikte yaratılan insan değimli?.
Şeytana hizmetkar olmuş insanların yardımıyla mı diyecektiniz. Size katılıyorum. Peki sadece böyle düşünüp böyle inanmakla yahut durumun bu şekilde şekillenmesiyle olay bitiyor mu? Eğer öyle olsaydı kurtulmak kolaydı oluşumları başkalarının üzerine yıkar kendimiz bir izleyici gibi sadece seyrederdik bu silahla katledilen gençliği. Kendi çocuğumuza vermediğimiz nasihati, eğitimi başkasının çocuğuna vermeyi hayal bile edemezdik. Zaten şimdilerde edemiyoruz da ne yazık ki. Atalarımızın bir sözü vardı “evlat azizse terbiye daha aziz” diye gel gör ki şimdilerde bu atasözünü hiç duymaz olduk.
Peki, bu kadar çabuk bir şekilde nasıl kabullendik çocuğumuzu bizden koparan bu asılsız psikoloji zımbırtısını. Diyeceksiniz ki medya bize dayattı. Yine diyeceksiniz ki önceleri mantıklı gibi geldi aldandık. Yine diyeceksiniz ki biz kulak vermesek de çocuklarımız kulak kabarttı. E o zaman başınıza gelenlerin hepsi müstahakkınızdır derim ben de. Çok mu kaba konuştum. Affedersiniz…
Tekrar başa dönecek olursak kabul etmiş olduğumuz yanlış psikolojiyle ve bunu çok çabuk bir şekilde kabullenip, çocuklarımıza da belli etmekle, nasıl bir yanlışa parmak bastığımızı, nasıl bir yanlışı onayladığımızı bilmem ne zaman anlayacağız. Anlamakla kalmayıp bununla ne zaman mücadele edeceğiz. Kaybettiğimiz gençliği ne zaman geri kazanacağız. Son zamanlarda çok değişik tavırlar sergileyen gençlikle karşılaşır olduk. Örneğin giyim kuşamı o kadar ilginç ki pantolon giymiş düşecek sanıyorsunuz, saçlarını yeşile, kırmızıya, sarıya, hatta laciverde boyayanlar bile var. Ya konuşma şekline ne demeli artık aile büyüklerine isimleriyle hitap edilmeğe başlanmış. Örneğin necoş, hakkoş, memoş, lemoş gibi. Bu çağrılan kişiler anneanne, babaanne, anne, baba. Bunu gençlik yapıyor büyükler de kabulleniyor. Önceleri Almanya’da Amerika’da böyleydi. Hatırlarsanız Kemal Sunal bir filminde Almanya’dan gelen bir genci oynamıştı yukarda tarif ettiğim gençliğin kılık kıyafetiyle.
Bir de ergenlik olayı var atlamamak gerek. Çocuk ergenlik döneminde her insanda olduğu gibi bir takım biyolojik değişime uğruyor. Büyüyor yani ama burada da abartı olayı devreye giriyor. Aman çocuğum ergenlik çağında dikkat et ne olur ona yumuşak davran her dediğine evet de. İyi çok güzel her dediğine evet diyelim. Peki ergenlikten çıkınca ne olacak.? Her dediğine evet denilen çocuk artık yok denilmesini kabul edecek mi?. Biz ergen olmadık mı ki ergenliği bu kadar abartır olduk. Tabi ki ergenliğe giren çocuğa biraz daha toleranslı davranmak gerekir çünkü bir değişim geçiriyor. Bu değişimden geçerken daha hassas olunması ona karşı daha anlayışlı olunması gerekli. Onun bu değişimden çıkıncaya kadar gerek hareketlerinde gerekse biyolojik değişiminde onu olgunluğa teşvik edip onunla babacan dostluklar kurmalı. Buna karşı değilim bu olması gereken şey. Hatta olmasa sonu hüsran olacak bir durumdur. Ama burada da medyadan destek alma yolunu seçtiğimiz için ne yazık ki yine abartı ve yanlışın içine düştük.
Orta yaşlı bir bayanla tanıştım geçenlerde. Bana kızının Anadolu öğretmen lisesini kazandığını söyledi bende sevinmesi gerektiğini söyledim, o ise esas istediği okulun fen lisesi olduğunu söyledi bu durumdan dolayı psikolojisinin çok bozuk olduğunu kendisine kötü bir şey yapabileceğinden endişe ettiğini söyledi. Ben çok şaşırmış bir durumda kadını anlamaya çalıştım. Anladım mı dersiniz? Hayır, anlamadım istediği okula gidemeyen, istediği işe giremeyen, istediği kızı alamayan, istediği çocuğu dünyaya getiremeyen, kısacası istediğini elde edemeyen herkes intihar ederse toplumda yaşamayı devam eden insan sayısının ne kadar az olacağını varın siz düşünün. Psikoloji dedikleri bir bataklık olmuş içine düşen ise toplum. Çıkmağa çalıştıkça çırpındıkça toplumu içine çekiyor. Böyle devam ederse hepsini yutup yok edecek.
Neden doğru psikolojiyi veremiyoruz çocuklarımıza? Bu da tartışılması gereken ayrı bir durum. Toplum olarak çocuklarımızı, gençlerimizi İslam terbiyesinden çıkarmış, tv terbiyesine terk etmişiz. Tv terbiyesinde yetişen gençlerimiz ise tv nin vermek istediği bütün yanlışlıkları çok rahat bir şekilde alıyorlar. Toplumun çöküşünü isteyen düşmanların ekmeğine nerdeyse yağ sürer duruma geldik. Ne oldu bizim ananelerimize ne oldu bizim Kur’an kültürümüze. Neden muhasebe gücümüzü körelttik. Biz gücümüzü kültürümüzü Kur’an’dan almak için Allah’la sözleşme yapmamış mıydık? Allah’a söz vermemiş miydik? Neden ihanet ettik verdiğimiz sözlere?
Umudum bu sözümüzü en kısa zamanda yerine getirebilmemizdir. Hem kendimizi hem etrafımızı düzeltip, ne gençliğin eskilerin yanlışlarında yürüyüp ısrar etmesi, nede eskilerin gençleri tehdit eden yanlış psikolojiye kulak kabartıp onları destekliyormuş gibi davranışlar sergilememeleridir.
Doğruların kimde olursa olsun alınması dileğiyle Allah’a emanet olun.