Toplumumuzu ayakta tutan geleneksel aile tipi, çok hızlı bir şekilde değişiyor. Bu değişim yaşanırken, halk olarak olumsuz yönlerden payımızı alıyoruz. Bilhassa, kiracı olarak yer değiştirdiğim apartmanlarda dikkatimi özellikle çeken bir durum mevcuttu. Bu arada altı apartman değiştirdiğimi de eklemeliyim. Komşularım içinde, ister kadın olsun, ister erkek ikinci ya da üçüncü evliliğini yapanlar vardı. İstisnasız her apartmanda ya bir ya da iki komşum bu durumdaydı.
Ee, ne var bunda şimdi diyeceksiniz. Düşündüm. Urfa’da boşanmak çok basite alınıyordu. Hâlbuki benim memleketimde, boşanma hele de çocuk da varsa, bahis konusu bile yapılmazdı. Geleneklerden gelen bir teslimiyetle, aile gemisi zor da olsa yüzdürülmeye çalışılırdı. Şimdi nasıldır bilmiyorum. Çoktandır ayrılmış durumdayım memleketimden… Ama genel gidişat bu minval üzere idi. Urfa’da ise boşanmak, artık çok kanıksanır bir olay olmuş gibi geliyor bana. Hangi tarafa dönsem, ya boşanmış ya da boşanmayı düşünenlere rastlıyorum.
Evlilik kurumuna hak ettiği önem verilmiyor demektir bu. Halkımız, eskiden olduğu gibi yeni ailelerin, sağlıklı olarak kurulmasına ve devam ettirilmesine gereken titizliği ve sabrı göstermiyor artık. Yeni yetme gençler de evliliği, çocuk oyuncağına çeviriyorlar.
Heva ve hevese dayalı, nerede ise günü birlik evlilikler vuku buluyor! Evlenip, onbeş gün veya iki ay sonra boşanmak için başvuranlar çok fazla!
Boşanmaya yönelen bu gençlere, hiç mi akıl veren yoktur? Gençler, evliliğin ciddiyeti üzerinde hiç mi kafa yormuyorlar? Onları yönlendiren yetişkinler, konunun vehametini anlamıyorlar mı? Ayrıca yanlış yönlendirdikleri gençler hakkında, vebal altında olduklarını düşünmüyorlar mı?
“Evlen, anlaşamazsan boşanırsın. Sana kız mı yok?” tarzında fikirleri, aklı bir karış havada olan gençlerin kafasına kim koyuyor? Evlilik, yaz, boz tahtası mıdır ki, bu kadar hafife alınsın? Kabul etmeliyiz ki, bu gidişattan toplum olarak hepimiz mesulüz. Toplum hayatımızı riske atan bir vurdumduymazlık içindeyiz sanki!
Aileler çöküyor, toplumsal bir kaosa girmiş bulunuyoruz. Oysa bu gidişe bir dur! demek gerekiyor. Aile kurumumuzu tekrar eski, istikrarlı haline getirmek durumundayız. Sağlıklı nesiller ve sağlıklı bir toplum istiyorsak, el birlik çalışmamız gerekiyor.
Bilinçli evlilikler için zemin hazırlamalı. Yeni aileler, sadece anne- baba ve dünürler arasında kalan anlaşmalarla oluşmamalı. Gençlerin fikirlerine önem verilmeli, evliliğe hazır olup olmadıkları hesaba katılmalıdır. Evliliğe adım atanlardan, evlilik kurumunu ciddiye almaları, sağlıklı olarak yürütülmesinde ne gerekiyorsa yapmaları talep edilmelidir. Eften püften sebeplerden dolayı boşanmanın düşünülemeyeceğini anlamaları sağlanmalıdır. Bu, en çok anne- babaların vazifeleridir. Muhakkak ki sağlıklı ailelerden, sağlıklı çocuklar yetişir. Ailenin önem verdiklerine, gençler de önem verir.
Zorla evlendirmelere şiddetle karşı çıkmalıyız. Evlenecek tarafların rızası gözetilmeli, tek taraflı kararlar verilmemelidir. Özellikler dinimizin bu konudaki hassasiyetlerini göz önünde bulundurmalıyız ki, gözümüzün nuru nesiller yetişebilsin.
Evlilik öncesinde gençlerin şahsiyet gelişimi tamamlanmış olmalı ve bu konuda bilhassa “aneylerin” rolünün çok önemli olduğunu söylemeliyim. Genelde başlamadan biten evliliklerin müsebbibi, ne yazık ki kaynanalar olmaktadır. Duyduğum birçok olayda boşanmayı taraflar değil, kayınvalide istediği için vuku buluyor. Aneylerin, bu konudaki kaprisleri, ne yazık ki toplum hayatımıza mal oluyor! Kaynanalar, geleneklerimizdeki bazı nahoş alışkanlıkları sürdürüyor, bundan da hiç taviz vermiyorlar! Bu en hafifinden, evladının hayatıyla oynamaktır. Çok büyük vebal altında kaldıklarını bilmeden, ya da bilerek “dediğim dedik!”dayatmalarda bulunuyorlar. Bu konuda yine en çok zararı gören kadınlar, yani gelinler oluyor. Daha evlilik ortamına alışamadan boşatılıveriyorlar! Onların da evlilikten beklentileri, hayalleri olabileceği düşünülmüyor. İnsafsızlık, hatta nesli yok etmek demektir bu! Belki kendi başlarına bırakılsalar, fazla müdahale görmeseler daha olumlu bir evlilik oluşturabilecekler. Ama fırsat tanınmıyor ki! Evliliğe şöyle böyle karar verenler, boşanmada da söz sahibi oluyor. Olan, geleceğimizin teminatı gençlere oluyor. Geride gözü yaşlı, boynu bükük gelinler, anne baba sıcaklığını kaybetmiş çocuklar ve birbirlerine diş bileyen öfkeli aileler kalıyor. Daha nereye kadar sürecek bu akla ziyan olaylar? Hani sağlıklı toplum? Nerede kale misali aileler? Aklımızı başımıza devşirmeli ve bu durumu düzeltmenin yollarını bulmalıyız. Kimse suçu berikine atmasın! Bu gidişattan hepimiz sorumluyuz. Boşanmaların özendirildiği ya da en azından kolaylaştırıldığı ortamlar, hayra alamet değildir.
Toplumsal çöküşün vebalini taşımamak ve enkaz altında kalmamak için haydi bakalım! Aileleri kurtarma operasyonuna!