Toplumsal gelişim ve ilerlemelerde yaşanan sürecin üzerine kurulmuş olduğu kavramlar temeli daha sonra pratik yaşanırlığın değersel ortak aklını inşa etmiş olur. Süreç işlerken sürecin gidişatını ve mecrasını belirleyen dil yaşanacak olan gelecek zamanın ve birlikteliklerin yakınlık-uzaklık, iyilik-kötülük, huzur-huzursuzluk, fakirlik-refah, acı –mutluluk ayarını oluşturmuş olur. Sürecin kalkış dili hangisi olursa, yola devam ve varış dili de o olacaktır.
Sürecin işleniş dilinde kendi kavramlarına yer ayırmayanların, eylemsel haldeki süreç aracına kavramlarını bindirmeleri biraz zor olacaktır. Bindirilebilirse bile yer bulmak zor olacağından ancak ayakta ve varacağı yere ayakta gitmek zorunda kaldığı için bitkin bir şekilde varacaktır. Bitkin bir bedenin zihni ile zinde bir bedenin zihni katkıları arasında fark konuşulmayacak kadar açıktır.
Sürecin dil kavramlarını oturtabilmek içinde iyi bir analiz-münazara ve istişare yapılması hayati değere haizdir. Bunun içinde daha önceki yazılarımda değindiğim gibi cesur ama tefekkür içinde olumlayıcı bir zihin ile paylaşım sağlamak gerekir. Kürd açılımının kavramlarını ele alırken niçin, neden ve nasılları iyi analiz etmek gerekir. Elbette her birimizin ortaya koyacağı değerler tek doğru olarak dayatılmayacaktır, bizler ortaya konulan her aklın ortak akılda bir değer olması ve daha iyiyi yakalama adına bir çaba olduğunu kabullenerek paylaşım yapacağız.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Kürd Açılımı” projesini bir süreç olarak niye ortaya atmıştır. Özellikle Başbakanın bu bir paket değil süreçtir demesi neyi ifade etmektedir. Bugüne kadar Kürd sorunu çözümleri ile ortaya çıkanlar neden bu gün süreci tıkamak ve çözümsüzlük karanlığında boğmaya çalışmaktadırlar. Sorun çözüme yaklaştıkça birileri taraf değiştirip yeni ittifaklar kurmaktadır. Kullandıkları dil ile süreci halkın maslahatına değil de, kendi kitle ve organizelerinin maslahatı için feda etme çabaları ile boğulmaya ve yok olmaya doğru sürüklemek istemektedirler.
Devlet-sistem kendisine biçilmiş olan İslam ve Ortadoğu örnek devlet yapılanmasını ifa edebilmek için bu soruna kendi maslahatı için bir çözüm bulmak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti, İslam dünyasına ve Türkî Cumhuriyetlere model-lider olabilme gücünü ve muktedirliğini sergileyebilmek için kendi iç sorunlarını dış güçlerin etkisinden kurtarmak zorundadır. İç kavga ve çekişmelerle mücadele halinde olan bir devlet dışa karşı emin adımlar atamaz. Ergenekon terör örgütü ile hesaplaşması ve “Kürd Açılımı” adımları bunun en bariz göstergeleridir.
Devlet bulunduğu coğrafyada ki jeopolitik ve tarihsel miras değerlerini kullanabilmek için hata ve günahlarıyla bir nebzede olsa yüzleşmek zorundadır. Bu yüzleşmenin sistem yararına olmasından çok halk yararına olması için bu sürecin dili ve mecrasını sivil toplum kuruluşları belirlemelidir. Buna müdahil olmak için de kimse bizlere teklif yapacak değildir, yapılırsa bile sistemin yararına olacak şekilde yapılacaktır. Ancak bizler bir araya gelerek, birbirimize güç katarak, kendimizi bize hizmet için oluşturduğumuz sistemin sahipleri kılabiliriz. Yoksa uzun bir süredir bizleri sürü ve sistemin hizmet edenleri olarak görenler süreci yine istedikleri gibi işleyeceklerdir. Bize de her zaman olduğu gibi sonuç üzerine yorum yapmak ve saç baş yolmak kalacaktır.
Elbette bu süreçte halkın maslahatına atılan her adımı desteklemek ve takoz koyanları rezil etmek sorumluluğumuz olmalıdır. Özellikle Başbakanın 11.08.2009 tarihinde parti grup toplantısında yaptığı konuşma sahiplenilmeli ama daha önceki konuşmaları da göz önünde bulundurulmalıdır. DTP Başkanı Ahmet TÜRK’ün olumlu yaklaşımları ve Emine AYNA’nın kışkırtmaları ayrı ayrı analiz edilmelidir. Emine AYNA, CHP ve MHP dilinin sürece etkisi ve kan üzerinden kendilerini ayakta tuttukları güçlü bir dil ile işlenmeli ve halka taşınmalıdır.
Şunu ifade etmeden olmaz; Hem asker, hem de gerilla için, genç insanımızın ölmesine dur diyecek her yapıcı yaklaşım destek görmeli ve sahiplenilmelidir. Kim bu kanın akmasına engel olacaksa, kim bu düşmanlık ve kin/nefret tohumlarının ekilmesine mani olacaksa desteklenmelidir. Elbette büyük sorunların çözümleri zaman ve bedel ister, bu bedelin cesaretlice ödenmesi ve cesur adımların atılması için her kesimden destek görmeli ve sahip çıkılması gerekir ki güven olsun.
Bu destek kendi ilkelerimiz ve dilimiz ile ortak değerlerin esnek ilkelerini gözeterek ortaya konmalıdır. Önemli olan da kendi kavramlarımız ile sürece müdahil olabilecek güç birlikteliklerini oluşturabilmektir. Müslümanlar oluşturacakları güç dengeleri ile sürece kendi kavramalarını yerleştirebilmelidir. Doğru olana istişare ile katkı sunmalı, yine istişare ile düşürülmesi gereken maskeler düşürülmelidir.
Kürd sorununun çözülmesi ve akan kanın durması için çaba gösterenler sorunun çözümünün sivil akıl ile ortak maslahatı varedeceğini haykırır iken, Emine AYNA, CHP ve MHP ısrarla silahlı güçleri çözüm adresi olarak dayatmaktadırlar. Bu şu anlama geliyor; Ya bizim istediğimiz insanlarla ve bizim istediğimiz şekilde çözüm olacak, ya da biz çözümsüzlük için kendimizi kan üzerinden dayatmaya devam edeceğiz.
Bizlerde çözümden yana olanlar olarak şu güç birlikteliği ile şunu haykırabilmeliyiz! Bu kanın durması için samimi bir şekilde adım atan herkesin yanında bedel ödemeye hazırız. Elbette kimsenin niyetini okuyacak değiliz, geçmişi unutmadan ve geçmişte boğulup kalmadan insanların ortaya koydukları pratikleri analiz ederek sürece kendi dilimiz/kavramlarımız ile her türlü katkıyı sunma çabasında olacağız. Siz ve sizin gibilerin maskelerini düşürmek içinde elimizden gelen çabayı sarfedeceğiz.
Yanlışlar olabilir, yanlışında ısrar etmeden doğru olana doğru atılan her adımın sahip çıkanıyız. Kimseden taşıyamayacağı yükü taşımasını talep etmiyoruz, kimseden kendisini tek başına feda etmesini istiyor değiliz, bu süreçte hep beraber ortak akıl ve maslahatla hepimizin yararına olacak mücadelede sorumluluk aldığımızı deklare etmek istiyoruz.
Bu süreçte kendi ilke ve dillimiz/kavramalarımız ile varolacağımızı ve bunun için çaba gösteren her çalışmanın güç katanı olacağımızı ifade etme sorumluluğunu ifa etme çabasında olduğumuzu beyan etmek istiyoruz. İslami yaşamı hayat merkezlerine koyan insanlar bu sürecin dışında kalmamak için bekle ve gör politikasından vazgeçmelidir. Gerek hükümet gerek DTP bu sürecin daha başında olunduğunu deklare etmektedirler, suyun kaynağından haberdar olmayanlar daha aşağılarda suyun temiz olup olmadığı üzerinde çalışmalar yaparak zaman kaybetmek mecburiyetinde kalırlar. Kaybedecek zaman maslahatımıza olmayacağına göre suyun kaynağından insanlara hizmet etmek için hayırda yarışın dışında kalmayalım.
Yanlış bir dil üzerine kurulacak olan bir sürecin acılarını hep beraber çekeceğimiz gibi, etken bir güç dengesi olarak varolacağımız sürecin güzelliklerini de hep beraber yaşayacağız. Zaten bu sorunun asıl sebebi, yanlış insanların yanlış kararlarına sessiz kalmamız olmadı mı? Sessizliğimiz önyargı ve benim olsun küçük olsun düşünce güdüklüğünden kaynaklanmadı mı?
Irkçı Devlet BAHÇELİ Müslüman Kürdistan topraklarının yer isimleri ile Bizanssın yer isimlerini karşılaştırabilecek cüreti nerden ve hangi değerlerden alabiliyor. Sosyal faşist Deniz BAYKAL Başbakanın DTP ile görüşmesini terör ile görüşme olarak gördüğünü hangi değerler üzerinden değerlendiriyor. Emine AYNA Başbakanın “Kürd Açılımı” sürecinde attığı adımları niçin CHP ve MHP ile görüşmüyorsun dili ile niye tıkamaya çalışıyor ve bunu hangi değerlere dayanarak yapıyor. Demek ki iyi analiz edip kimin hangi cephede olduğunu iyi tespit etmek gerekiyor. Bunların analizinden sonra bu süreçte kimler ile katkı sunulabileceği kararını istişare etmek gerektiğini değerlendirmeye almak gerekir.
Özellikle bu acıların merkezinde ve çift taraflı zulmün acı çekenleri olan Müslüman Kürdler olarak sürecin dilinde varolmalı ve aynı sınırlar içinde yaşayan her Müslüman’ın doğru yerden müdahil olması için tetikleyici sorumluluğu yerine getirebilmeliyiz. Hatta dünyanın her yerindeki Müslüman güçlerin desteğini alabilme çabasını ortaya koyabilmeliyiz. Ümmetin dünyanın farklı yerlerindeki Müslümanlar için ortaya koyduğu güzel destekleri Müslüman Kürd halkı içinde ortaya koymasını beklemek bizim hakkımızdır.
Hak, adalet, eşitlik ve özgürlük merkezli bir birlikte yaşamın ortak değer katanı olacak güç merkezlerinin varolmasını güç sahibi olan Rabbimizden dua ederek süreci işleyelim.