Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.
1925 Şeyh Sait Başkaldırısını Doğru Anlamak (3. Bölüm)

- 29/07/2009 - 23:09
İstanbul’a hâkim olma iddiasından vazgeçtikten sonra İngiltere Musul üzerinde Türkiye ile anlaşabilirdi. Fransa ise, 1921 yılında Kemalist yönetim ile anlaştıktan sonra, Mustafa Kemal’in kazanmasını istiyordu. Mütareke yıllarında M. Kemal İtalyanlarla görüşmüş; İtalyan yüksek komiserliği, M. Kemalin evinin aranmasını önlemiş ve evinin ondan sonra kimse tarafından tecavüze uğramayacağına dair bir belgeyi M. Kemal’e vermişti.

Eski Van mebusu İbrahim Arvas’ın “Tarihi Hakikatler” kitabının 30. sayfasında şu satırlar yazılıdır: “Ne kadar baba oğul mahkûm varsa önce babanın gözü önünde oğlu astırılır, sonra babayı asarlardı. Bu hususta babanın veya oğlun feryat ve figanları katı kalplerine tesir etmezdi. Eski ismi Darahini olan genç ilçesinde Zıqti aşiretinin toplu mezarlarının halen durduğunu belirtiyor Kasım Fırat. Günümüzde yaşayan canlı şahitler ise, evlere toplatılarak diri diri yakılan güçsüz çocuk ve kadınlardan, dinamitlerle parçalanan suçsuz insanlardan, ağaçların arasında gizlenmeye çalışırlarken üzerlerine benzin dökülerek ateşe verilen kadınlardan söz ediyorlar. Şeyh Sait başkaldırısı gerçek bir Müslüman halk hareketi olduğu için ayaklanma bastırıldıktan sonra cezayı çeken de Müslüman Kürt halkı oldu.

Şeyh Sait ve arkadaşlarını yargılayarak idama mahkûm eden Diyarbakır İstiklal Mahkemesinin kararlarının meclisçe onaylanma gereği görülmeden infaz ile sonuçlandırılması bile, uygulanan hukukun Şeyh Sait kıyamına özgü olarak özellikte acımasız ve adaletsiz olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Hâlbuki bu dönemde Ankara İstiklal Mahkemesinin idam kararlarının meclis tarafından onaylanması mecburiyeti vardı. Ama aynı mecburiyet, Ş. Sait ve arkadaşları için verilen idam kararını keyfi bir biçimde kaldırılabiliyordu.

Bundan sonra bütün ipler, İslam düşmanı rejimin eline geçti. Astığını astı, kestiğini kesti. Takrir-i Sükûn kanununu Demokles’in kılıcı gibi Müslüman halkın başının üstünde tuttu. Şehit Şeyh Sait’in ayaklanmasını da bastırdıktan sonra artık kendi burnunu yere sürtecek ciddi bir İslami tepkiyi karşılarında görmüyorlardı. İslam düşmanı rejim, Cengiz-i Hülagu’yu gerilerde bırakmıştı. Nitekim beli başlı gayr-i İslami inkılâplarını Şehit Şeyh Sait’in ayaklanmasından sonra gerçekleştirmişlerdir.

25 Kasım 1925’te kâfirun başlığı olan şapkanın zorunlu olarak giyilmesi hakkında kanun çıkarıldı. 30 Kasım 1925’te tekke ve zaviyeler kapatıldı. 25 Aralık 1925’te şapka halkın resmi serpuşu olarak kabul edildi. 26 Aralık 1925’te takvim ve hafta tatili günü değiştirildi. Müslümanların hicri takvimi kaldırılıp Hıristiyanların miladi takvimi kullanıldı, Müslümanların tatil günü olan Cuma günü, Hıristiyanların tatil günü olan pazarla değiştirildi. Son zamanlarda Yahudilerin tatil günü olan cumartesiyi de pazara eklediler. 17 Şubat 1926’da İslam hukuku tamamen devre dışı bırakılarak İsviçre kâfirinden motamut tercüme yolu ile alınan Batı hukuku kabul edildi. Ayrıca Almanya ve İtalya’ya ait bazı kanunlar tercüme edilmek sureti ile kabul edildi. 1926’dan itibaren İslami eğitim metotları tedrici olarak bütün okullardan kaldırıldı. 10 Nisan 1928’de yapılan bir değişiklikle 1921 ve 1924 Anayasasında yer alan devletin dini, din-i İslam’dır, hükmü kaldırıldı. 1 Kasım 1928’de harf devrimi yapıldı. Kuran’ın ve İslam kültürünün harfleri kaldırılıp dinsizlik kültürünün harfleri kabul edildi. Daha sonra Kuran, ezan ve hutbenin, kendi şeytani politikalarına daha elverişli olur düşüncesiyle Türkçe okutulması hükme bağlandı. Bu duruma muhalif olanlar aforoz edildi.

KÖKSÜZ İDDİALAR:Hiç kuşkusuz Şeyh Sait, yaşadığı senelerin getirmiş olduğu kültürü ve taşıdığı inanç itibariyle memlekette İslam’a dayalı bir sistemin kurulmasından yanaydı. Bu düşüncesini, o dönemin yöneticilerine de sık sık bildirmiştir. “Batı’nın sanayisini, teknolojisini alın; fakat İslam kültüründen ve İslam sisteminden taviz vermeyin” diyordu o dönemin yöneticilerine.

Şeyh Sait’in yaşadığı çevre, yüzde doksan Kürt olduğu için, Kemalist yönetim bunu Kürtçülük olayı olarak lanse etmiştir. Amaç ülkenin başka bölgelerinde yaşayan Müslümanların bu harekete katılmalarını önlemek idi. Dışa karşı da bir irtica olayı olarak takdim edildi. “Biz sizin kültürünüzü, sisteminizi benimsiyoruz” bu ayaklanma bize engel teşkil ediyor. Bunlar mürtecidirler denilmiştir. Gördüğünüz gibi, dışa karşı ayrı, içe karşı ayrı. Çift boyutlu bir olay.

Onun İngilizlerin adamı olduğu yolundaki hezeyanlara gelince; bu iddianın da hiçbir dayanağı yoktur. Bu da tıpkı Kürtçülük iddiası gibi kasıtlı olarak istinat edilmiştir. Bunun en büyük delili de yine Ş. Şaid ve ayaklanmasının genel karakteridir. Diyarbakır istiklal mahkemelerinde kendisine sorulan bir soru da şudur:

-     Bu isyanı zannetmiyorum ki yalnız başınıza yaptınız. İşin içinde elbette kışkırtanlar da vardır.

-    Hayır kimse yoktur. Ne içte, ne dışta.

-    Demek ki bu ayaklanmayı yalnız başınıza yaptınız

-    Evet, bu yalnız bizim fikrimizdir. Kürdistan’ın âlim ve ileri gelenleriyle fikir birliğine vardık. Memleketin Müslüman halkıyla birleşerek bu kıyamı yaptık. Çünkü İslami eğitim müesseselerinin, İslam mahkemelerinin, içki ve saire yasakların kaldırılması, nikâhta boşanma hükümlerinin değiştirileceğine dair sesler çıkması, Müslüman halkımızın kalbinde derin bir teessür uyandırmıştı. Artık bu durum karşısında Müslüman halk olarak ayaklanmayı, gerekirse Allah yolunda topyekûn şehit olmayı göze alarak bu işe kalkıştık. Bu bir Müslüman halkın kalbindeki inançtan, beynindeki fikirden doğan bir ayaklanmadır. Baştan söylediğim gibi ne içte, ne dışta bu işin içinde hiç kimse yoktur.

Olayı tarafsız bir tarih bilinciyle tahlil eden biri için, olayın bağımsız İslam düşüncesinden kaynaklandığını anlamak hiç de zor değildir. Eğer ayaklanma İngilizlerin eseri olsaydı Şeyh Sait ilk başarılarının ardından güney istikametinde sınıra doğru sarkan Irak Kürtleri ve İngilizlerle irtibat kurar ve davasına, geri destekleri ve yardım kaynaklarını sağlamış olarak daha hazırlıklı ve güçlü bir şekilde saldırıya geçerdi. İsmet İnönü’nün başa geçirilmesinden önce TerakkiPerver Cumhuriyet Fırkası bağlılarından Rüştü Paşa meclis kürsüsüne çıkar ve yukarıdaki görüşü onaylarcasına şöyle konuşur: “Hadisede yabancı parmağı olduğunu zannetmiyorum! Çünkü Genç ve Muş memleketin ortasındadır. Yabancılara temas etmek maksadı olsaydı asiler hududa yakın yerlere, mesela Zaho’ya çekilip orada şimdiye kadar tek bir memurumuzun aralarına giremediği aşiretlerle birleşebilirdi.

Mete Tuncay “Tek Parti Yönetiminin Kurulması” adlı kitabının 128-130 sayfalarında olaya şöyle bir yorum getirir: “Hemen belirteyim ki, resmi ideoloji ile ileri sürülen, bu harekette İngiliz kışkırtmasının olduğu savı, bana inanılması güç görülüyor. İngilizler, dinsel yönden halifeliğin geri getirilmesini amaçlayan ya da siyasal yönden Kürdistan’ın bağımsızlığını gerçekleştirmek isteyen bir ayaklanmayı niçin kışkırtsınlar veya desteklesinler? İmparatorlukları içindeki Müslüman halkların varlığı nedeniyle, halifeliğin kaldırılmasına İngilizlerin çok sevindiklerini, daha önce söylemiştim. Öte yandan Türkiye’de bulunan Kürtlerin bağımsızlığı, manda altında tuttukları Irak Kürtlerini de etkilemez miydi? Ayrıca ben, 1992 başlarından itibaren, İngilizlerin Musul petrollerini kaptırmamak emelleri dışında –ki, Birinci dünya Savaşı’nın temel nedenlerinden biri Mezopotamya petrollerini ele geçirmek, Sovyet etkisinin yayılma olasılığına karşı Türkiye’nin daha çok zayıflamasını istemediği kanısındayım. Onun için bu hususta inandırıcı kanıtlar ortaya konuluncaya dek, Şeyh Sait ayaklanmasının İngiliz emperyalizminin bir oyunu kabul etme olanağı yoktur.” diye yazıyor.

Esasen İngiliz ve buna benzer emperyalist güçlerle uzlaşma ve onların planlarına hizmet etme etkeni, Şeyh Said’e bu kuru yalanı isnad edenlerde de ağır basıyor. İşgalci ve emperyalist ülkeleri açıkça hedeflemeyen her eylem ve işgalin “Ermenilik ve Rumluk” meselesini yaratma olarak değerlendirilmesi ve Sivas kongresinde alınan bir kararla Türkiye’yi Amerikan’ın mandası yapmak amacıyla bir amerikan heyetinin Türkiye’ye davet edilmesi gerçekleri bir yana, rahatlıkla söylenebilir ki, İngiltere kendisi için hayati önem taşıyan doğu meseleleri içinde, hilafetten tamamen kurtulmayı ve bu müesseseyi Türklerin elinden alarak İngiliz politikasına yararlı kılmaya hapsinden daha fazla önem vermiştir. Mustafa Kemal’in yapmak istediği iş, bu noktada tam İngiliz politikası ile uygunluk durumundadır. İngiliz Harbiye Bakanlığı çevrelerinde Mustafa Kemal’e hürmet duygusu besleniyor. Lord Curzon Mustafa Kemal’in yurtseverlik davasını temsil ettiğini söylüyor. İzmir çıkarmasını tasvip etmeyen İngiliz Genel Kurmay Başkanı Sir Henry Wilson, 1920 sonlarına doğru İngiliz politikası M. Kemal’le dost olmaktır diyordu. Çünkü misak-ı millinin tespit ettiği sınırlar İngiltere’nin tecavüz etmek istediği sınırlar değildir.

İstanbul’a hâkim olma iddiasından vazgeçtikten sonra İngiltere Musul üzerinde Türkiye ile anlaşabilirdi. Fransa ise, 1921 yılında Kemalist yönetim ile anlaştıktan sonra, Mustafa Kemal’in kazanmasını istiyordu. Mütareke yıllarında M. Kemal İtalyanlarla  görüşmüş; İtalyan yüksek komiserliği, M. Kemalin evinin aranmasını önlemiş ve evinin ondan sonra kimse tarafından tecavüze uğramayacağına dair bir belgeyi M. Kemal’e vermişti. “İtalya devletinin işgal bölgesinde, Kuva-i Milliye kolaylıkla teşkilatlanabilmiş, İtalya’ndan teşvik ve yardım görmüştür. Yine bu dönemde İstanbul’da Harbiye Nazırı ve Erkanı Harbiye ikinci reisiyle görüşen itilaf devletleri komutanlarından General Allenby, M. Kemal’in altıncı kolordu komutanlığına tayin edilmesini tavsiye etmişti. Bir iddiaya göre M. Kemal İstanbul’da iken itilaf hükümeti ileri gelenleri ile münasebette bulunmuş ve onlardan talimat almıştı. 1919 yılında Sultan Vahdettin Anadolu isyanını bastırmak için iki fırka asker göndermek isteyince itilaf devletleri, karşı çıkmışlardı. Yine bir iddiaya göre M. Kemal İngilizlerle daima gizli kalacak bir anlaşma yapmıştı. 1921 yılında Rıfat paşa ile bir İngiliz heyetinin İnebolu civarında yaptıkları anlaşmada hilafeti halkın gözünden düşürmek için İstanbul’daki işgal kuvvetleri ile Ankara’daki M. Kemalin uyumlu bir faaliyette bulunmaları kararlaştırılmıştı.

Diğer taraftan yine Ş. Said’in Diyarbakır kuşatmasının ablukaya alınması ve bastırılması Fransız emperyalizminin Türkiye hükümeti birliklerine Suriye’nin kuzey sınırındaki demiryollarından yararlandırılmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Yani Şeyh Said ayaklanmasının kırılması, o günün yöneticileri ve Fransız emperyalistlerinin işbirliği sonucunda gerçekleşmiştir. Hülasa o dönemlerde kimlerin İngilizlerle emel birliği halinde bulunduğunu bilmek hiç de zor değildir. İdam sehpasına ilerlerken, “Benim ölümüm, Allah ve İslam dini için ise, ölüm darağacında asılmama pervam yoktur.” diyen bir insanın İngiliz maşası veya İslam’a dayanmayan bir Kürtlük idealine sahip olduğunu ileri sürmek düpedüz vicdansızlıktır.


789

 

YORUMLAR

sidar 12-03-2012, 14:56:56
öncelik bütün bu bilgilerden dolayı size teşekür ederim ve kaleminize sağlık.size şöyle bir sorum olacak sizce şeyh said hadiseseinde said2i nursi neden şeyh said'e destek çıkmamış ve eğer çıksaydı olsy nasıl sonuçlanırdı . cevabınızı bekliyorum tşk ederim şimdiden.
__________
EDİTÖR : Bu konuda sitemiz iktibas kısmında Remzi Peşeng ve konuk yazarlar bölümünde Op Dr. Engin YILMAZ'ın yazılarına müracaat edebilirsiniz...Selamlar.
 
YÜKSEL COŞKUN 06-08-2009, 09:59:10
Bilindiği gibi ilk TBMM Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya bey ve Cibranlı Halit Bey tarafından 1920'de Azadi adıyla bir örgüt tesis edilmiştir. Bu örgüt temel amacını bağımsız bir Kürdistan olarak ortaya koymuştur. Cibranlı Halid Bey'in Kazım Karabekir tarafından Erzurum'da görevi gereği alıkonulmasını takiben Azadi'nin merkezi faaliyetleri de Erzuruma taşınmıştır. Cibranlı Halid aynı zamanda Şeyh Said'in kayın biraderidir.
Şeyh Said Zaza asıllı bir ailenin çocuğu olarak Erzurum/Hınıs Kolhisar köyünde doğup büyümüştür. Ailesi Elazığ/Palu'dan Hınısa göç etmiştir. Şeyh Said'den önceki baabsı ve dedesi de Şeyh'tir. Kendisi de bu geleneğe bağlı olarak babasını yerine şeyh olmuştur. Hınıs ve Malazgirt medreselerinde islami ilimler okuduğunu kendisi beyan etmiştir.
1923'te kayınbiraderi Cibranlı Halid'in telkin ve tesiri ile Azadiye katılmıştır. 1924 Ekiminde Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya bey "bir isyan hazırlamak" bahanesi ile tutuklanıp Bitlis'e götürülüp orada yargılanmışlardır. Azadinin bütün sevk ve idaresi de Şeyh Said'in üstünde kalmıştır.
Şeyh Said dönemin Türkiye şartlarına göre oldukça zengin sayılacak birisidir. 1924 te 120 çoban istihdam edebilecek kadar bir mal varlığına sahiptir. Yine aynı yılın son baharında oğlu Ali Rıza Efendi'yi bir kaç sürüyü satması için Halepe göndermiştir. İşin ilginç tarafı Ali Rıza Efendi Halep dönüşü İstanbula uğrayıp başta Seyyid Abdülkadir olmak üzere ileri gelen pek çok tanınmış Kürt lideri ile görüşerek Erzurum üzerinden tekrar baasına katılmıştır. Kürt liderleri ile bir şekilde görüşerek haberleşerek onların görüşlerini ve desteklerini almaya çalışan Şeyh Said Efendi aynı hassasiyeti Kürt olmayan Zaza olmayan toplulukların ileri gelenleri için hiç bir zaman göstermemiştir. Azadinin kimi toplantıları için Cibranlı Halid ile görüşmek için defalarca (1923/1924) Erzuruma gelmesine rağmen, Türk ileri gelenleri ile hiç bir teması ne Erzurum'da ne Elazığ'da ne de başka bir ilde doğrudan kendisi veya oğlu veya bağlıları aracılığı ile olmamıştır.
Aralık 1924'te Şeyh Said'in Bitlis'teki Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya Beylerin ifadeleri sebebiyle Bitlis'e sevkinin istenilmesi üzerine yaşlılığını ve kış şartlarını ileri sürerek ifadesinin Hınıs'ta alınmasını istemiştir. Hınıs kaymakamına verdiği ifadede, Cibranlı Halid ve Yusuf Ziya beylerin faaliyetleri ile hiç bir münasebetinin olmadığını ve kendisine iftira edildiğini ileri sürmüştür. İfadesinden bir kaç gün sonra da Hınıstan ayrılmış yol boyunca pek çok köy / kasaba / ilçeye uğrayarak, gittiği her yerde tanınan şeyh/hoca/fakih/ağa vb kimselere misafir olarak onların desteğini temine çalışmış ve nihayet Diyarbakır Dicle'ye (Piran'a) gelmiştir. Kardeşi Abdurrahim Efendi'de orada imamlık yaptığı için gelip ona misafir olmuştur. Dicleye gelinceye kadar uğradığı her yerden kendisine katılanlar olmuş ve yüzlerce insandan oluşan bir kafileyle gelmiştir. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Said'in yanında bulunanların köye gelen Jandarma müfrezesine ateş açmaları ve bazılarını öldürmeleri ile çıkan çatışmada Şeyh Said isyanının başlangıcı olmuştur.
Şeyh Said Dicleden ayrılarak gidip Genç'i ele geçirmiş, oraya bir vali ve bir kadı atayarak Hükümet sandığına el koymuştur. Muş-Elazığ-Bingöl ve Diyarbakır Cepheleri oluşturmuş ve kendisi gibi Şeyh olan kimseleri de cephe komutanı tayin etmiştir. Şeyh Said'in cephe komutanları kendi bölgelerindeki ilçe ve köyleri hızla işgale ve yağmalamaya başlamışlardır. Şeyhin kuvvetlerine karşı direnmeyen Elazığ ise bilahare Şeyhin kuvvetleri tarafından yağmalanınca şehir halkı tarafından Elazığ'dan çıkarılmışlardır. Şeyh Said komutasındaki kuvvetler 7 Mart 1925 gecesi Diyarbakırı ele geçirmek için saldırmışlar ancak yenilerek geri çekilmişlerdir. Çember içine alınarak takip edilen Şeyh Said yakalanmadan önce defalarca Hükümet kuvvetlerine karşa teslim olmak istemiş ancak yanındakiler tarafından engellenmiştir.
Şeyh said isyan öncesinde ve esnasında Zaza Alevi aşiretlerine mektup yazıp elçi göndererek onlardan destek istemiştir. Ama aynı desteği kendi çevresindeki, Türk ve Arap ileri gelenlerinden istememiştir. Şeyh'in destek istediği Zaza/Alevi Hormek aşiretinin ileri gelenleri (Varto'da ikamet ederlerdi) de Şeyh'in mektubunu ilçe Kaymakamına teslim etmişler ve silahlı elemanları ile birlikte Hükümet kuvvetlerinin yanında Şeyh Saide karşı savaşmışlardır. Ünlü Mehmet Şerif Fırat'ta bu çatışmaya katılanlardan birisidir.
Şeyh Said isyanına katılan Kürt/Kırmançların sayısı oldukça azdır. Yalnızca Muş/Malazgirtteki Hasenan aşireti ile, Muş/Varto-Bingöl/Karlıova'daki Cibran aşiretleri Sünni ve Kırmanci oldukları halde Şeyh Said isyanına deste verdiler. Bunun dışında, Hınıs-Bingöl-Muş-Diyarbakır ve Elazığ il ve ilçelerinde isyana katılanların kahir ekseriyeti Sünni Zaza aşiretlerinden oluşmuştur. Bu yüzden Şeyh Said isyanı katılımcıları itibarı ile bir Kürt/Kırmanci isyanı değil daha çok bir Sünni Zaza isyanıdır.
Şeyh Said'in İngilizlerin teşvik ve desteği ile bu isyanı yaptığı da ısrarla en çok ders kitaplarında iddia edilmeye devam edilmektedir. Ancak dönemin Başbakanı İsmet İnönü anılarında, Şeyhin İngilizlerle ilgisinin tespit edilemediğini beyan etmiştir. Her halde bir münasebet olsaydı dönemin başbakanı bunu bilirdi. Üstelik dönemin şartlarında Erzurum/Hınıs gibi oldukça iç kesimde olan ve dolayısı ile Irak'taki İngiliz makamları ile Şeyh Said'in ilişki kurması da inandırıcılıktan hayli uzaktır. Ancak Şeyh Said isyanından hemen önce başlamış olan Nasturi isyanı sebebiyle benzeri bir girişimde bulunan bazı Azadi üyeleri takip edildikleri için Irak'a iltica ederek İngilizlerle temas kurmuşlardır ki onların temaslarında Şeyh Said'in bilgisinin ve dahlinin bulunması da oldukça zayıf bir ihtimaldir.
Şeyh Said yakalanıp Diyarbakır'daki yargılanması esnasında, "biz yanlış yaptık. Ahmet Zihni Efendinin Nimeti İslam adlı kitabında zikr edildiğine göre Hz. Mehdi zuhur ettiğinde Türkler 300.000 askerle ona detsek olacaklardır. Onun için de biz bu millete karşı isyan ederek yanlış yaptık" demiştir. Elbette Şeyh Said başarılı olsaydı, Ahmet Zihni Efendinin kitabını hatırlar mıydı veya isyan öncesinde bu kitabı niçin hatırına getirmemiştir gibi soruların cevabı da yoktur.
Şeyh Said mahkemede, Ankara hükümetinin yaptığı İslam dışı işler sebebiyle bizde başımızın çaresine bakalım dedik diye kendisini savunmuştur. Dönemin Ankara Hükümetinin işleri elbette İslam dışıdır. Ancak Azadinin faaliyetleri 1920'de başlamıştır. O tarihte henüz Kemalizm de onun inkılabları da ortada yoktur. Bu yüzden Kemalist uygulamalara karşı Şeyh Said isyan etmiştir iddiası tümüyle doğru değildir. Ancak Kemalist uygulamalarda bu isyanın hızlanmasında ve oluşmasında az çok bir pay sahibi olmalıdır. Başından beri Şeyh Said'in destek almaya çalıştıkları Zazalar ve Kırmancilerden ibaret olmuştur. Bölgede bulunan Türkler ve Araplar yok sayılmıştır. Tümüyle İslam için yola çıkan bir hareketin Müslüman halkın bir kısmını yok sayması da İslamın genel ilkelerinden hayli uzak bir tutumdur. Bu yüzden Şeyh Said isyanını bütünüyle islami amaçlarla sınırlı bir isyan saymaya da imkan yoktur. hem ırki hem de İslami tarafları bulunmaktadır.
Bazıları İslam ırkçılığı yasakladığına göre bu iki unsur bir arada olamaz olmamalı diyebilir. Ancak tarihteki vakıaları bu görüşler ortadan kaldıramaz. Günümüzün PKK'si da Marksisttir. Markszm de esastibarı ile ırkçılığa karşıdır. Ama PKK'lılar iki unsuru kendilerine göre telif ederek hek Kürt ırkçısı hem de Marksist olabilmekte en azından kendilerine öyle görmektedirler. Şeyh Said isyanının da ırkçı bir tarafının olması İslami tarafını yok etmez. Veya İslami bir tarafının olması da ırkçı özelliklerini ortadan kaldırmaz. Şeyh Said ve yanındakiler kendi anlayışlarına göre ikisini bir arada telif edebildiklerini zanetmişlerdir.
Şeyh Said isyanı ile isyancı olanlardan, isyan bölgesinde yaşayanlardan ve isyanı bastırmaya çalışanlardan onbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Geride telafisi kolay kolay mümkün olamayacak büyük yıkımlar ve acılar bırakmıştır. Yol açtığı yıkım ve acıların büyüklüğü kadar Şeyh Said isyanı da yanlış ve haksız olmuştur. Kemalist hükümetin yaptığı yanlışlar ise ayrı bir yazı konusudur. Vesselam. haydaraaaaaaaaa


 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 19/05/2012 - 09:02 Dünyanın Aklına Şaşarım
8 11/04/2012 - 22:09 Tarihsel Günahlarımızın Cezasını Çekiyoruz
8 02/03/2012 - 23:13 Genç Kızın Nixon'a Cevabı
8 02/01/2012 - 20:22 İyisimi, İki Tarafta Harakiri Yapsın
8 01/12/2011 - 22:17 Acı Ve Hüzün Dolu Zamanlardan Geçiyoruz
8 14/08/2011 - 14:51 Modern Dünyanın Çöküşü
8 05/07/2011 - 12:45 Halk Olarak Kürd, Millet Olarak Müslümanız 
8 10/04/2011 - 22:38 Ortadoğu'da Diktatörlerin Nöbet Değişimi ve...
8 26/03/2011 - 13:56 Önce güçlülerin ve zenginlerin suçunu görelim!
8 22/01/2011 - 15:58 Tek Allah İnancının Tarihsel Yankısı
8 26/12/2010 - 12:15 Ey Türklük Saltanatı!
8 14/11/2010 - 17:25 YALANIN EN BÜYÜĞÜ YARISI DOĞRU OLANDIR
8 01/11/2010 - 10:59 SİYASET HIRSIZLARIN HİZMETİNE GİRİNCE 
8 14/09/2010 - 18:17 KÜRTLER
8 07/09/2010 - 14:26 KANDIRMACANIN İSMİNİ SEÇİM KOYMUŞLAR
8 05/09/2010 - 12:31 REFERANDUM KANDIRMACASI 
8 15/08/2010 - 15:00 ANAYASAYA  DAİR
8 31/07/2010 - 18:28 STRATEJİK VE TAKTİK MÜCADELE
8 14/06/2010 - 23:36 ATOM BOMBASINI GENE ATARDIM!
8 13/02/2010 - 12:52 BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN
8 12/01/2010 - 20:13 BATI DEMOKRASİSİ BARIŞ GETİRMEZ
8 02/01/2010 - 16:06 KUTSAL SORUMLULUK
8 08/12/2009 - 21:18 AHMAKLAŞTIRAN BATI YAĞMURLARI
8 10/08/2009 - 12:34 ŞEYH SAİT BAŞKALDIRISINI DOĞRU ANLAMAK(4. BÖLÜM)
8 29/07/2009 - 23:09 1925 Şeyh Sait Başkaldırısını Doğru Anlamak (3. Bölüm)
8 15/07/2009 - 22:47 1925 Şeyh Sait Başkaldırısını Doğru Anlamak (2. Bölüm)
8 02/07/2009 - 18:17 1925 ŞEYH SAİT BAŞKALDIRISINI DOĞRU ANLAMAK
8 26/04/2009 - 21:20 ŞAİR VE ŞİİR ÜZERİNE
8 20/02/2009 - 09:40 EZEN EZİLEN İLİŞKİ VE ÇELİŞKİSİ ETRAFINDA
8 15/10/2008 - 12:38 Kürtler De Allah'ın Ayetlerinden Bir Ayettir
8 06/08/2008 - 21:44 NATO’NUN ARKA PLANI
8 11/06/2008 - 15:32 ROMA VE YUNAN PUTPEREST ZİHNİYETİNİN MÜDAVİMLERİ
8 23/04/2008 - 01:05 İslam Bütün Mekanların ve Zamanların Disiplinizasyonudur..
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com