Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

23 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.
Meles u Melisa-II

- 09/07/2009 - 09:34
Memduh"un bu bitmek tükenmek nedir bilmeyen çözüm arayışlarına karşılık Fatma Nur"da gece boyunca Melisa"ya en ağır işkencelerden geçirdi.

İki öğrenci, el elle tutuşarak evlerinin arka bahçesindeki yolla çıkıp okul servis aracını beklemeye başladılar. Heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. Melisa"nın sağ elinde bir deste kırmızı gül vardı. Okulun açılacağı bu ilk günde öğretmenine götürecekti. Havalar çok sıcaktı, ağaçların gölgesinde kardeşi Azize"yle servisi beklemeye başladılar. Heyecandan mı? ne(!) Zaman durmuş gibi, servis bir türlü gelmek nedir bilmiyordu. Oysa epey zaman olmuştu evden çıkmaları.

 

Melisa bu yıl 4.sınıfa, küçük kardeşi Azize ise 3.sınıfa başlayacaktı. Melisa"nın heyecanı bu yıl göreceği yeni ve farklı derslerden kaynaklanıyordu. En çok Bilgisayar ve İngilizce derslerini merak ediyordu. Zaten son birkaç gündür rüyalarının çoğunu bunlar oluşturuyordu. Okulun ilk gününde Bilgisayar dersinin olması için gizlice Tanrıya dua ediyordu.

 

Servis bir türlü gelmek bilmiyordu. Ellerindeki güller sıcaktan ve susuzluktan buruşmaya, solmaya başlamıştı. Oysa üç aydır heyecanla bu günü, bu saati beklemişlerdi, ama işte servisin geleceği yoktu. Üzgün bir şekilde kalpleri kırık, ellerindeki çiçekler solmuş bir vaziyette evlerine geri döndüler. Anneleri onları teselli etmeye çalıştı.

 

— İlk gün zaten okula kimse gitmiyor ki, servis o yüzden gelmemiştir. Haydi, ellerinizi yüzünüzü yıkayıp içeri geçin, ter içinde kalmışsınız. Ellerinizdeki gülleri de bir kenara bırakın yarın yerlerine yenilerini vereceğim.

 

Minikler çaresizce içeri geçtiler. Geçtiler geçmelerine ama servis aracı gelip kendilerini alır umuduyla saatlerce pencerede oturup okulun yolunu gözetlediler. Ancak, güneş batmasına rağmen servis aracı ufukta belirmemiş, gelip onları almamıştı. Bu yüzden olacak ki, akşam yemeğini bile doğru dürüst yemeden minik kalpleri kırık bir şekilde erkenden yataklarına büzüştüler. 

 

İkinci, üçüncü, dördüncü ve nihayet Cuma günü de umutsuzca aynı şekilde eve geri döndüler. Oysa evlerinin Doğusundan-Batısına, Kuzeyinden-Güneyine etraftaki civar evlerin tüm öğrencileri taşıma servisleri tarafından toplanmış okula götürülmüşlerdi. Bir onlar ortada kala kalmışlardı. Sanki etraflarına ĞêzikaFila/Lanet Çemberi çizilmiş çocuklar gibi ortalıkta esir ve mahsur kalmışlardı.  Çocuklar, yemekten de kesilince baba Memduh Bozdemir, bu durumu öğrenmek için pazartesi okula gideceğine dair çocuklarına söz verdi. 

 

Pazartesi erkenden Karakuyu İlköğretim Okuluna giderek, Okul Müdürü Ahmet ASLAN"LA görüştü. Aynı zamanda taşıma komisyonunda da görevli olan Okul Müdürü ona korkunç gerçeği haber verdi:

 

—Bu yıl ki (2007-2008) Eğitim-Öğretim döneminde öğrencilerinizin azlığından dolayı onları taşıma kapsamından çıkardık. Onları Kızıltepe"deki 80.Yıl Gazi YİBO İlköğretim okuluna yönlendirdik. Oraya götürüp kayıt yaptırmanız gerekmektedir.

 

Memduh, bu işin içinde bir bit yeniği olduğu hesabı ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne defalarca gitti/görüştü. Bir neticeye varamadı. Valiliğe dilekçe yazdı. Netice aynı. Etrafındaki bütün öğrencileri bir serviste toplayınca ikinci bir servis için yeterli öğrenci kalmamıştı. Oysa en uzak ev kendi evleriydi. Kendi evlerinden başlamaları gerekirken servis kontenjanları en yakın evlerden başlayarak doldurulmuştu. Ve devleti zarara uğratmamak için ikinci bir servis tahsis edilmiyordu. Melisa"ların taşımaya alınmalarını devlete çok ağır bir yük olarak görüyorlardı.

 

Bütün istekleri, itirazları ve şikâyetleri sonuçsuz kalınca Memduh Bozdemir"de çocuklarını okula göndermekten vazgeçti. Zira çocuklarını Yatılı Okula göndermeyi asla düşünmüyordu. Sanki herkes elbirliği etmişçesine bu evi çembere almış ve kimse bu çemberden içeri adımını atamıyordu.

 

Çocuklar üç ay yaz tatili süresince okul, arkadaş ve öğretmenlerinin hasretiyle tutuşurken, hiç okula gidememenin, okulla gidenleri de pencereden seyretmenin, bir daha kalem tutamamanın, çocuklara ne denli ağır bir ceza olduğunu kim bilebilecekti ki. Sırtında çantası olan bir çocuk görünce, kendilerini hapishane penceresinden, dışarıyı seyreden birer mahkûm gibi hissediyorlardı. Kendileri, kardeş ve yeğenleri ile birlikte on kişiden fazla öğrenci bu yıl “Bu taşıma probleminden dolayı” okulu bırakmışlardı. Daha doğrusu bırakmak zorunda bırakılmışlardı.

 

2008 Mayıs"ında baba Memduh Bozdemir kızı Melisa ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne uğradı. Bir sonraki Eğitim-Öğretim yılı “Taşıma Programına” öğrencilerinin de alınması için Taşıma Komisyonuyla bir daha görüştü. Az da olsa umutlandı zira kendisine, evlerinin güzergâhını bir daha inceleyeceklerini söylemişlerdi. Umutla oradan ayrıldılar.

 

Kızıltepe Ziraat Bankasının önüne vardıklarında kaldırımda kartonlarda bir sürü satılık rengârenk civciv gördüler. Melisa"nın isteği üzerine Sarı, Kırmızı ve Yeşil renklerden toplam eli adet civarında civciv alıp eve döndüler.

 

İlçe Milli Eğitim Taşıma komisyonundan görevli personeller gelip güzergâh incelemesini yaptıktan sonra öğrenci sayılarını da not aldılar. Komşu çocuklarla beraber sayıldığında bir servise yetecek kadar öğrencileri vardı. Bu sefer taşımaya girecekleri kesin gözle bakılıyordu. Ama Onları servis güzergâhlarının dışında bırakmak için taşıma ihalesinde yine gizli bir el müdahale etmiş olacak ki bu iki evi adeta çembere alınarak 2008–2009 Eğitim-Öğretim yılında da çocuklara okuma yolunu resmi olarak kapatıldı. Bunu duyan çocuklar pek eskisi kadar üzülmemişlerdi. Ama babaları onlardan daha çok üzülmüş ve bu işin Okul Müdüründen kaynaklandığının kanısına varmıştı. Bu yüzden olacak ki Müdürle birkaç kere kötü tartışmışlardı da. Şikâyeti üzerine konu ile ilgili Okul Müdürü hakkında idari inceleme/soruşturma bile açılmıştı. Eşi ve Çocukları bir delilik yapmasından korkuyorlardı. Bu yüzden çocukları evde okul lafını etmemeye çok özen gösteriyorlardı.

 

O güzelim renk cümbüşü civcivler her gün bir-iki kayıp vermeye başladılar. Birisi sanki kafalarını gövdelerinden kopartıp ortalığa atıyordu. Yetiştiklerinde de Her defasında kafası gövdesinden ayrılmış civcivleri yerlerde çırpınırken buluyorlardı. Sadece yanlarında bir kedileri vardı. Onunda üzerinde bunu yaptığına dair her hangi bir iz yoktu. Ancak, bu kayıplar her gün artarak devam etti. Her seferinde de olay mahallinde sadece ya kedicik vardı ya da uzaklaşırken görülüyordu. Bu civcivlerin kafa koparma vahşeti günlerce sürdü ve nihayet eli civcivden sadece sarı-kırmızılı iki tane kaldı.

 

Memduh bu duruma çok öfkelendi. Olay mahallinde duran kediye ters ters baktı. Ve zihninde infaz kararını verdi. Büyük oğlu Hüseyin"i çağırarak katil kediyi öldürmesini emretti. Çocuk ve evdeki herkes de zaten kediye karşı çok doluydular. Kararı sevinçle karşılayıp, kediciği hemen kurşuna dizdiler. Ceset, evin iki yüz metre batısındaki Zergan Deresindeki lağım sularının içine atıldı.

 

İnfazdan iki hafta kadar sonra Melisa pencerede eldivenlerine kadar komple siyahlar giyinmiş bir kadın gördü. Kadın Melisa"ya:

 

—Baban bizden birini öldürdü intikamımız acı olacaktır.

 

Dedikten sonra pencereden uzaklaşıp, kayboldu. Kız hemen kapıdan fırladı. Evin etrafını dönüp dolaştı kadını göremedi. Kadın sanki buharlaşmıştı. Müdürün Namazında-Niyazında biri olduğunu biliyordu. Bu Müdürün karısı olabilir miydi? Bu düşüncelerinden dolayı irkildi,  babası bir delilik yapmış olabilir miydi? Dört gözle babasının akşam eve gelmesini bekledi.

 

Akşam yemeği için sofra kurulmuş, yemekler tabaklara doldurulmuş babalarının gelmesini bekliyorlardı. İlçeden dönen baba sofraya oturunca çocuklar da hemen sofranın etrafında dizildiler. Baba “Bismillahirrahmanırrahim” diyerek çorbadan bir kaşık aldı. Çocuklarda besmeleyi tekrarlayarak yemeğe başladılar. Melisa, daha yemeğe başlamamıştı. Konuyu babasına nasıl açacağını düşünürken babası; birden kaşığı sofraya attı.

 

Bu ne biçim çorba bu kadar tuz konulur mu?

Kadın:

Kuran Ekmek çarpsın ki bir çay kaşığından başka tuz koymadım.

Melisa:

Baba! Anneme kızma ben artık okula gitmek istemiyorum.

 

Kızım, çorbanın tadına baktınız mı hele bir bakın?

 

Herkes çorbadan bir kaşık aldı, kadın dahi, çoğu geri çıkardı. İçilecek gibi değildi. İçine kilolarca tuz konmuş gibiydi. Herkes babaya hak verdi. Kadın şaşırıp kaldı. Aklı bu durumu alamadı gitti. Az önce ki yeminini tekrarlayıp durdu. Memduh, hemen konuyu değiştirdi:

 

— Bu gün İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne dayım Mahmut"a uğradım. Durumumuzu Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik"e bildirdi. İnşallah yakın zamanda cevap gelir.

 

Melisa, babasında bir anormallik göremiyordu. Demek kimseyi öldürmemişti. Belki kadının söylediğini yanlış duymuş. Belki kadın; “Baban bizden birini öldürmek istiyor, intikamımız acı olacak.” Demiş de olabilirdi. Kafası karıştı, allak bulak oldu. Konuyu babasına açmaktan vazgeçti.

 

Kızıltepe ovasına bu sene, hiç bir mevsimde yağmur yağmamıştı. Bütün tarlalar kuruyup gitmiş hatta çoğu yeşermemişti bile. Herkesin umudu sulu arazilerden gelecek mahsulde. Melisaların dört bir yanındaki sulu ekinler başaklara durmuş biçerdöverler tarlalara girmeye başlamışlardı. Temmuzun ortasında ve günün en sıcak saatlerinde hemen avluların içinde olan pamuk çöplerinden oluşan yakacakları birden tutuştu. Alevler neredeyse göğe ulaşıyordu. Herkesin korkusu alevlerin tarlalara sıçramasıydı. Ama korkulan olmadı. Alevler elbirliği ile kısa sürede söndürüldü.

 

Melisa, yine bir gün daha pencere kenarında siyahlar giymiş kadını gördü. Hemen yanına koştu bu sefer ona birkaç sorusu olacaktı. Ancak, kadın erken davrandı.

 

— Söylediklerimi babana söylemediğin anlaşılıyor.

— Sen kimsin? Ne istiyorsun?

— Ben Fatma Nur, bizden birini öldürdünüz. Burayı terk etmeniz gerekir. Şu yangın size ilk uyarımızdır.

 

— Bizim yakacaklarımızı sen mi yaktın?

— Evet, O annene de söyle bir daha çorba yapmasın, kokusundan nefret ediyorum. 

 

Fatma Nur birden kayboldu. Kız uykudan uyanır uyanmaz durumu annesine söyledi. Annesinin tüyleri diken diken oldu. Hemen eşinin acilen eve gelmesi için onu 0543 6025789 nolu cebinden aradı. Beş dakika sonra eşi nefes nefese eve geldi. Melisa gördüklerini babasına anlattı. Babası, okul özleminden kızının psikolojinin bozulduğuna kanaat getirdi. Onunla bahçede biraz dolaştıktan sonra onu doktora götürmeye karar verdi. Ama bu durumu anlayacak doktoru da bu bölgede bulmak çok zordu. Düşündü taşındı. Her ne kadar uzman değilse ve konu uzmanlık alanına girmez ise de 30–40 yıllık ilçenin en kıdemli doktorundan daha iyisi olmaz diyerek Melisa"yı Özel Uzmanlar Tıp Merkezindeki Doktor Nusret Aktaş"a götürdü. Doktor; uzunca bir diyalogdan sonra kıza çeşitli sorular sordu. Melisa sorulan bütün soruları mantıklı ve doğru bir şekilde cevaplandırdı. Fiziksel olarak yapılan muayeneden de hiçbir hastalık bulgusuna rastlanamadı. Doktorun olumlu görüş bildirmesi üzerine evlerine geri döndüler.

 

Kadın, yaptığı çorbanın tadına bakınca tekrar içilemez olduğunu gördü. Tencereyi alelacele döküp ikinci kez tenceresini ocağa koydu. Tencerenin başından da ayrılmamaya çalışmıştı. Ve hiç tuz atmadı. Çorba kaynayınca ocağın altını söndürdü. Tadına bakmaktan korktuğu için de tadına bakmadan çorbaları kâselere doldurdu. Eşi sofraya oturunca kalbi küt küt atmaya başladı. Eşi çorbayı kaşıkladı. Yuttu mu yutmadı mı bilinmez hızlıca lavaboya koştu, yuttuklarının birkaç mislisini çıkardı. Ardından kadın da bir kaşık aldı. Aman tanrım içilecek gibi değildi. Saf tuzdan yapılmış gibiydi. Kocası dönmeden hemen duvardaki Kuran-ı Kerim"i indirdi. Sağ elini üstüne koydu. Kocası kapıda gözükür gözükmez:

 

Eğer bir gram tuz koymuşsam Kuran-ı Kerim beni çarpsın! Melisa:

Baba, bunu Fatma Nur yapıyor çorbadan nefret ettiğini bana söylemişti.

 

Adam bir tövbe estağfurullah çekti. Sakin olmaya çalıştı. Ama sinirden de titriyordu. Birden aklına bir fikir geldi. Tencereyi aldığı gibi bahçedeki ağaçların dibine boca etti. Tencereyi iyice yıkattırdı. Ocakta kaynamakta olan çaydanlıkta ki suyu tencereye boşaltı ve tencereyi kendi eliyle ocağa bıraktı. Eşinin getirdiği iki bardak kırmızı mercimeği tencereye boşaltı. Herkesi dışarı çıkartıp kapıyı iyice kilitledi. Elinde silah ile kapıda nöbet tutmaya başladı.  Yarım saat gibi bir süre geçtikten sonra kapıyı açıp eşini çağırdı. Beraber çorbayı kontrol ettiler. Tencereye o kadar tuz konulmuştu ki tuz yerlere bile taşmıştı. İyice dikkat ettiklerinde bütün tuz çuvalının tencereye boca edildiğini anladılar. Tadına baktı. Tuz gölündeki sular yanında tatlı kalıyordu.

 

Memduh, işin ciddiyetini anladı ve herkesin sakin olmasını istedi. Sabah erkenden gizlice şehre çıktı. Dalga geçerler korkusu ile Konuyu kimselere açamıyordu. Tanıdığı birkaç imama uğradı. Ona muskalar yaptılar. Muskaları gerekli yerlere yerleştirdi ama nafile. Fatma Nur geceleri artık küçük çocuklarını dövüyor. Saçlarını başlarını yoluyordu. Evlerine gelen ve geceleyen misafirlerin çocuklarına da aynı işkenceleri yaparak sabaha kadar onları uyutmuyordu.

 

İnat bu ya Memduh çorbada ısrar etti. Fatma Nur da evdeki tuzu bitirince, bu sefer çorbaya şeker kattı. O akşam Memduh"un misafirler hoşaf gibi bir çorba içtiler..

 

Memduh, kime gittiyse bir netice elde edemedi. Fatma Nur hemen herkesin psikolojini alt üst etmişti. Pencereden dışarıya oyuncağını atmaya kalkışan çocuğa her defasında oyuncağını geri veriyordu. Çocukla adeta pencerenin karşı tarafında voleybol oynuyordu.  Ta ki çocuk bunu anlayıp bir daha atmaya korkuncaya kadar bu voleybol oynama durumu devam etti.

 

Memduh, tek başına içerde sırt üstü uzanmış ne yapabileceğini, bunun böyle devam edip gidemeyeceğini düşünüyordu. Ama bir türlü de bir çözüm yolu bulamıyordu. Şarj için duvardaki “vantilatör anahtar kutusunun” üstüne bıraktığı cep telefonunun içerde uçak misali dolaştığını görünce, sinirlerine hâkim olamadı. Silahı eline aldığı gibi odanın tavanını ve bütün duvarlarını seri bir şekilde taramaya başladı. Silahtaki şarjör boşalıncaya kadar her tarafı taradı durdu. Sonra, “Cinlere silah sıkan tarihteki ilk kişi olduğunun farkına vardığı için midir ne?” Kendi kendine gülmeye başladı.

 

-Ya Fatoş, ne istiyorsun bizden? Yeter artık hepimizin psikolojisini bozdun. Ne derdin varsa çık karşıma benle konuş. O kadar sinirlendi ki, sinirden kendini kaybetti. Fatoş"un bütün sülalesini düzmeye, küfürler etmeye başladı. İçini iyice boşalttı ama Fatoş kendisine gözükmedi. Konuyu duyanlar, geçmiş olsuna gelenler duyduklarına inanmak istemiyorlardı: “Bu çağda bu yüzyılda..” diyerek şaşkınlıklarını dile getirmeye çalışıyorlardı. Bu yüzden de konuyu pek kimseye açmamaya karar verdi.

 

Yeğenimin duvarlara silah sıktığını duyunca bütün aileyi alıp geçmiş olsuna gittik. Melisa"yı çok iyi gördüm. Yanıma çağırdım ve kendisine:

 

— Fatma Nur ile ne konuşuyorsan onu bir günlüğe yaz. Belli bir süre sonra senin kocaman bir kitabın olur. Dediklerim kızın çok hoşuna gitti. Yazarak belki okul özlemini de gidermiş olacaktı. Zaten Melisa"nın bu iş için çantasını hemen aramaya başlaması düşüncemin ne derece doğru olduğunun en güzel deliliydi. Ancak, Fatma Nur anında tehditlerini savurmuş. Böyle bir işe kalkışırsa kendisini öldüreceğini söylemiş.

 

Çantasından defteri çıkaran Melisa, defterin kapağında “Meles öleceksin” yazısını görünce ağlamaya başladı. Aldırmamasını ve kesinlikle yazmasını önerdim. O da yazacağını söyledi.

 

Memduh hiç boş durmadı. Bütün işini gücünü bıraktı. Neredeyse Kürdistan"ın dört bir parçasında ki bütün Hacı hocaları dolaştı ve ne yazık ki bütün çözüm önerileri fos çıktı. Fatma Nur, ise gün geçtikçe tehditlerini arttırıyordu. Camlara, aynalara kullandığı rujlarla sürekli tehdit yazılarını yazıyordu. Melisa:

 

— Baba Fatma Nur dedi ki!

Yine neler söyledi?

— Dedi ki; “O Keltoş baban geceleyin bana çok kötü küfürler etti. Ona gözükseydim ya deli olacaktı ya da korkudan ölecekti ama ona acıdım gözükmedim.”

 

Memduh son çare olarak büyük ağabeyi ve Oğlu Hüseyin"i yanına alarak Mardin şehrine çıktı. Taş sokaklardan biraz ilerledikten sonra nihayet bir kapının önünde durdular. Kapı açıktı içeri girdiler. Onları içerde Şeyh Münira diye yaşlı bir kadın karşıladı. Kadın konuşmalarına izin vermeden:

 

Derdinizi anlatmanıza gerek yok cinlerle başınız dertte değil mi? Üçü birden:

Evet, Münira ana.

 

Kadın, Qalo dediği görünmez üstadı için 150 YTL para istedi. Parayı hemen verdiler. Kadın, parayı birkaç kez katladıktan sonra paranın altına çakmağı çaktı ve parayı yaktı. Kadın bu işleri para için yapmadığını göstermek istiyordu. Sonra, avuçlarına biraz kuru pilavlık bulgur aldı. Avuçlarının arasında iyice ovdu, ovuşturdu avuçlarını açtığında bulgurların büyük bir kâğıt parçasına dönüştüğünü hayretle gördüler.

 

Kadın:

 

— Bunu bir şişe suyun içene atacaksınız bütün aile fertleri ondan içecek. Üçü başıyla onayladılar. Kadının yaptıkları karşısında dilleri tutulmuştu. Kadın, ikinci kez avuçlarına azıcık daha pilavlık bulgur aldı. Bir daha iki elinin avuçları arasında iyice ovuşturdu. Avuçlarını açınca avucunda gene upuzun bir rulo kâğıt çıktı. Onu üçgen şeklinde muska haline getirdikten sonra:

 

— Bu muskayı da evinizin damına Zinnar dağlarında yetişen ……… İsmindeki ağaçtan kesilmiş bir çıtaya bağlayıp dikeceksiniz.  Üçü kadının evinden ayrılırken kesin bir çözüm bulmuşçasına sevinçle dışarı çıktılar. Şimdi sıra dağdaki o ağaçtan bir çıta almaya kalmıştı.Memduh için, işin en zor yanı, o dağlardan çıtayı getirmekti. Hem dağlarda mayın ve bubi tuzakları vardı hem de karşılaşacağı ilk askeri birlik tarafından terörist diye kurşuna dizileceğinden kuşkusu yoktu. Çocuklarını Fatma Nur"dan kurtarmak için son ümidini de kaybetmek istemiyordu. Ölümü de göze alarak dağlara doğru yürüdü. Bastığı her taş bir “mayın tuzağı” olabilir diye, yüreği ağzındaydı. Ölmekten korkmuyordu zaten her gün defalarca ölüyordu. O çıtayı eve ulaştırmamaktan korkuyordu. Nihayet zirveye ulaştı. Söz edilen çalılıklardan birkaç uzunca dal kesip geri dönüş yoluna düştü.

 

İstenilen bütün iş ve işlemleri yerine getirmesine rağmen Fatma Nur"un şiddetinde bir zerrecik azalma olmamıştı.  Damdan çıtaları söküp atarken, yaşlı kadına korka korka da olsa okkalı bir küfür savurdu.

 

Melisa Şeyh Musa isminde yaşlı bir dedenin kendisini korumaya geldiğini, bu dedenin yanında olduğu sürece Fatma Nur"un kendisine yanaşmadığını söyledi. Yaşlı dedenin kendisinden bazı istekleri olduğunu da söyledi. Memduh:

 

— Ne gibi istekleri var kızım?

 

— Acilen Sultan Şeyh Musa gidip, bir kurban kesmemizi istiyor. Birde çok üşüdüğünü söyledi bir elbise istiyor.

 

Tamam, kızım en yakın zamanda gideceğiz.

 

Yaşlı dede tekrar geri döndü. Melisa için siyah bir örtü getirmişti. Bu örtüyü taşıdığı sürece Fatma Nur"un kendisini rahatsız etmeyeceğini söyledi. Ancak, giderken de kesin bir dille ile uyarmayı da unutmadı:

 

— Baban ne kadar taş kafalı, gidin bir kurban kesin diyorum bu işi savsaklıyor. Bugün öğleden sonra mutlaka gidip kurbanı kesin.

 

Melisa yaşlı dedenin sözlerini olduğu gibi babasına aktardı. Baba vaktin çok geciktiğini ileri sürerek ancak yarına gideceklerine dair Melisa"ya söz verdi. Ancak, bütün bu çabalara çok sinirlenen Fatma Nur ilk kez gündüzün ortasında elinde kanlı bir bıçakla Melisa"nın karşısına çıktı. Bıçağı yerdeki bez parçasıyla sildikten sonra Melisaya doğru fırlattı. Melisa, bağırarak babasının kucağına atladı. Bıçak evin sert zemininden sekerek odanın duvarına çarptı. Kız korkudan babasının kucağında baygınlık geçirdi. Onu zor bela ayıltılar. Ayılan kız Fatma Nur"un bıçakla kendisine saldırdığını söyledi. Baba bıçağın çocuklar tarafından odanın içine atıldığını söyleyerek korkusunu yatıştırmaya çalıştı. Ancak, Melisa yerdeki kanlı bez parçasını babasına göstererek, hayal görmediğini kanıtladı.

 

Babası bu bıçaklama olayı için Suriye"den Cemil ismindeki Şeyh ile görüştü. Şeyh o kanlı bez parçasını yıkamamalarını ve acilen çelik bir kasada muhafaza etmelerini söyledi. Memduh bunu öğrenir öğrenmez hızlıca eve geldi. Ancak, kanlı bez parçasında ki kandan eser yoktu. Anlaşılan Fatma Nur daha erken davranmıştı.

 

Memduh"un bu bitmek tükenmek nedir bilmeyen çözüm arayışlarına karşılık Fatma Nur"da gece boyunca Melisa"ya en ağır işkencelerden geçirdi. Kendisinin gitmesi durumunda daha kötü birilerinin yerini alacağını söyledi. Öldürdükleri kedi"nin çok çalışkan bir arkadaşları olduğunu onu öldürmekle büyük bir suç işlediklerini, hele cesedinin kanalizasyona atılmasının affedilemeyeceğini vurguladı. En kısa zamanda burayı terk etmeleri gerektiği zira burasının kendilerine ait olduğunu söyledi. Melisa bu mesajları da olduğu gibi babasına aktardı. Babası evin içinde yüksek sesle bağırdı.

 

— Karııı Madem burası sizin burada ev inşaa ederken beni uyaracaktın.  Ben bunca inşaat ve zamandan sonra, bütün bu çoluk çocukla nereye gidebilirim ki. Elde avuçta da bir şey de kalmadı. Senin yüzünden neyimiz var neyimiz yok harcadık gitti. Hepimizi öldürsen de hiçbir yere gitmeyiz burası bizimdir. Ergenekoncular bile beni buradan çıkaramadı, senin gibi bir karı karşısında pes edeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun.

Melisa:

 

—Baba

 

— Buyur Melis kızım

 

—Fatma Nur, Evin salonunda büyük bir hazine olduğunu ve bunu çıkarmamamızı söylüyor. Çıkardığımız takdirde bütün ailemizi öldüreceğini söylüyor. Ancak bahçedeki ağacın yanında ikinci bir hazine daha var. Onu çıkarıp başka yerde ev yapmamızı ve bu evi de kendisine bırakıp yıkmamamızı istiyor.  Memduh, Fatma Nur"un kendisi ile dalga geçtiğini fark ederek. Hiçbir yeri kazmayacağını ve evi de terk etmeyeceğini ifade ederek:

 

Niye ölmüyor ki.

 

Cumartesi sabahı bütün çocukları arabaya doldurup Sultan Şeyh Musa-i Zuli Hazretlerinin türbesine gitmek için yola koyuldular. Hayvan pazarında bir kurban alarak kestiler. Şeyh Musa için de bir örtü götürdüler ancak orda ki görevliler restoreyi gerekçe göstererek örtüyü kullanamayacaklarını söylediler. Buna rağmen örtüyü onlara bıraktı.

 

Dönüşte duyduğu Şeyh Salih isimde birinin buna bir çözüm bulabileceği üzerine Midyat"a gitti. Orda ki Şeyh Salih bazı işlemler yaparak kendilerine zarar veren bütün cinleri öldürdüğünü söyledi. Bu da ona 500 YTL"den fazlasına mal oldu. Denize düşen yılana sarılır misali gibi. 

 

Aylar geçmesine rağmen Fatma Nur"dan ses seda çıkmadı. Kurtulmuşlardı. Kurtulmanın sevincine bir kurban kesip Mevlit verdiler. Melisa"nın kendini toplaması ve olanları unutması için kardeşleri ile birlikte İstanbul"a akrabalarının yanına dinlenmeye gönderildiler.

 

2009 Mayıs ayına girerken Memduh"un çocukları İstanbul"dan döndü. Melisa bayağı büyümüş ve kendini toparlamış gözüküyordu. İki yıldır okuldan da uzaktı. Oysa okusaydı önümüzdeki Eylülde altıncı sınıfa başlayacaktı. Oysa hala Karakuyu İlköğretim Okulunun 270 nolu 4/B sınıfı devamsız öğrencisi olarak gözüküyordu. Zaten 4.sınıfa hiç gitmemişti. Diğer kardeşleri gibi devamsız gösteriliyordu. Gerekçe olarak ise “Diğer sebepler” gösteriliyordu. Sebebini kimse bilmiyordu. Aynen Failli meçhuller gibi. Failleri nasıl herkes biliyorduysa bunun da sebebini herkes biliyordu. Ama işte diğer sebepler…

 

Uzun topuklu, sivri burunlu siyah botlu aşırı makyajlı, üstünde sadece bikini bulunan bir kadın içeri girdi. Melisa"nın karşısında durdu. Sivri burunlu botuyla kızın dizine öyle bir tekme vurdu ki. Kızın bağırması bütün evin içini doldurdu. Kemikleri param parça oldu sandı.  Kadın evin yatak yorganlarının dizildiği duvara doğru yürüdü ve üst üste dizili bütün yatak, yorgan ve yastıkları ateşe verdi. Melisa ayağı kırılmış gibi yerinden kıpırdayamıyordu, bağırdı. Ev halkı yangına hemen müdahale ettiler ve üç dakika içinde yangın söndürüldü ama bu kısa süre içinde her şey kül oluvermişti.

 

Memduh"un Cep telefonu ekranında bir yazı gözüktü: “Ben Monika burayı en kısa zamanda terk etmezseniz sizi ve her şeyinizi yakıp kül edeceğim” Mesaj herhangi bir telefondan gelmemişti. Telefonun tuşları kullanarak direkt yazılmıştı. Bu olaydan kimseye bahsetmediler. Duyanlara da çocuklarının yatakları ateşe verdiğini söylediler.

 

Bir gün sonra gündüzün ortasında elektriklerin kesik olduğu bir saatte, bahçelerinde mutfak ve erzak deposu olarak kullandıkları oda da aniden büyük bir yangın çıktı. Öyle ki alevler kapı ve pencerelerden metrelerce dışarı fışkırıyordu. Ev halkı yine yangına kovalarla müdahalede bulundu. On dakika içinde asla söndürülemeyecek yangın söndürüldü. Ancak, geride Hiroşima ve Nagazaki kalıntıları gibi bir enkaz kalmıştı. 650°C"de bile erimeyen Alüminyum kaplar on dakika içinde mum gibi erimiş yok olmuşlardı. Gelen gideni aratır olmuştu. Memduh iyiden iyiye bu Monika"dan korkmaya başlamıştı. Bu karının şakası yoktu. Şakasının olmadığını da bir sonra ki gün hayvanların kaldığı ahırı daha korkunç bir yangınla yakarak gösterdi.

 

Artık sıra kaldıkları eve gelmişti. 24 saat nöbet tutuyorlardı. Bu arada da yeni çözüm yolları aramanın içindeydi. İşte bunun için de Kızıltepe Ersoylu Mahallesinde ki Mele Cemil diye bir kişinin evine uğradı.

 

Adam kendisine bir muska yaptı ve bu saatten sonra hiç korkmaması gerektiğini söyledi. Ancak, Bahçelerinde bir hazine olduğunu ve onu çıkarmadıkça o cinlerden kurtulmayacaklarını ifade etti. Hazinenin olduğu yeri kazmalarını kapak görününce sihri iptal etmek için kendisini çağırmalarını söyledi.

 

Memduh azda olsa kendini güvende hissederek eve doğru yolla çıktı. Kılduman köyünde vefat eden bir aile dostlarının taziyesine uğradı.

 

Aniden açık olan tavandaki soba bacasından içeriye bulutumsu bir alev süzülerek girdi. Bütün tavanı sis gibi kapladı. Birkaç saniye sonra o bulut alev topuna döndü. Kavaklardan ibaret tavan kirişleri, homojen bir şekilde ve çok kısa bir süre içinde kömürleştiler. Kapı ve pencereden metrelerce uzunlukta alevler fışkırmaya başladı. Memduh hala yoldaydı eve yetişmesine birkaç yüz metre kalmıştı.  Monika, kaldıkları evi de işte ateşe vermişti. Hemen İtfaiyeye haber verildi, eve yetişince kadar her şey kül olmuştu. Kızıltepe Belediyesi İtfaiyesi beş dakika içinde gelip yangına Müdahale etti. Sadece etti…

 

Memduh Görünmez düşmanlarla savaşmanın imkânsız olduğunu görünce evi komple boşaltıp göç etmeye karar verdi. Bereket versin ki yeni evlenen oğlunun bütün eşyaları Monika"nın kaldığı odadaydı. Bütün evi kül eden Monika kaldığı odaya dokunmamıştı. Zaten bu odada kaldığı içinde Hüseyin"i birkaç sefer Melisa aracılığı ile uyarmıştı: “Yatağa aniden balıklama atlamamasını zira çocuklarının yatakta olabileceğini v.s gibi gerekçeler…” sıralamıştı.

 

Kızıltepe Merkez Jandarma Karakol"dan olay yeri inceleme ekibi gelip incelemelerde bulundular. Ama ne kanaate varabilirler ki? Onlar daha çok sabotaj üzerinde durdular…

 

Komşu köylerden gelenler Memduh"u buradan taşıma hususunda zor bela ikna ettiler. Ancak, vefat eden kardeşinin çocukları da bitişik evde kalıyorlardı. Onlara şimdilik karışılmadığı için sadece Memduh"un evini taşımaya karar verdiler.  Daha kurtulan eşyalar araca konuluyordu ki Monika bitişik evi de ateşe verdi. Hemen müdahale ettiler.  O evi de boşaltarak, baba ocağı Demirler köyüne taşındılar..

 

Memduh BOZDEMİR"in eşi ve çocukları içinde söz konusu evin de bulunduğu 38 dönümlük sulu araziyi satmak istiyor. Ancak Memduh direnmekten, savaşmaktan ve satmamaktan yanadır. İşte bu savaşma azmi onu Diyarbakır yoluna düşürdü. Kızı Melisa ve Büyük ağabeyini de yanına alarak Diyarbakırlı Şeyh Ali"nin yanına gittiler. Bu adam az da olsa kafalarına yatmıştı, zira diğerleri gibi para da istememişti ama kendileri zorla cüzi bir miktar para verdiler.

 

Adam Melisa"nın gözlerini bağladı ve Monika ile arkadaşlarını çağırmasını istedi. Kız onlardan 12 kişinin şu an yanlarında hazır olduklarını ifade etti. Şeyh Ali; onlardan Kelime-i Şahadet getirmelerini istedi. Şeyhin bu isteğini reddettiler. Şeyh onları barıştırmak için bütün aşiretlerinin gelip hazır bulunmasını istedi. Aşiretlerinin 50 bin kişiden oluştuğunu ancak sadece 12 kişi gelebildiklerini, başkalarının da asla gelmelerinin söz konusu olamayacağını, zira barışmaya asla yanaşmayacaklarını da söylediler.

 

Şeyh Ali"nin bütün çabalarına rağmen bir ilerleme sağlanamadı. Araziden ve kan davası gütmekten vazgeçemiyorlardı. Şeyh Ali; bir şeyler okudu ve o an hazır bulunan 12 kişiyi öldürdüğünü, şayet başkaları yoksa artık evlerine gönül rahatlığı ile dönebileceklerini söyledi.

 

Hala göç ettikleri Kızıltepe"den 3 km uzaklıkta ki Demirler Köyünde geçici bir evde kalıyorlar. Dönmeye çekiniyorlar. Melisa ise hala defter kalem tutmuş değil. Taşıma İhale Komisyonun Lanetli çemberi devam ediyor. Yeni Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet ÇUBUKÇU Melisa için acaba bir şeyler düşünebilecekler mi?

 

KIZILTEPE–10.06.2009

 

       *********************

Memduh BOZDEMİR (Melisa"nın Babası )              :  0543 602 5789

Ahmet ASLAN (Karakuyu İlköğretim Okul Müdürü) : 0505 313 0661

 

 

Sayın Mahmut SEMEN, AKİM"e yaptığınız müracaat 812938 numarasıyla kaydedilmiştir. Kaydınız, sonuçlandırılmak üzere ilgili merciye bildirilecek ve size geri dönülecektir. AKİM"e gösterdiğiniz ilgi ve destek için teşekkür ederiz.

 

 


709

 

YORUMLAR

Mahmut SEMEN 12-07-2009, 04:32:10
Sayın Adalet aşığı (Yargısız infaz payan)

Bu hikâye yazılırken Nakşî geleneğine mi yoksa Osmanlının uyutma yöntemine girdiğine hiç bakmadın. Onlar zaten ilgi alanıma da girmiyorlar. İslam olmadan insan olmaya and içmiş kişilerden kastınızı ve de amacınızı çok iyi anlıyorum. Ben son bir ay zarfında vuku bulmuş ve binlerce tanığı olan bir olayı kamuoyuna sunmak istedim. Zira bu konuda mağdur durumda olan insanlar vardır ve mağduriyetleri hala devam etmektedir. Bu bir efsane olmadığı gibi bir hikâye de değildir. %100’u çok kısa bir süre önce yaşanmış ve hala izleri taze olan canlı bir olaydır. Benim kendimi efsane ve totemlerle avutma ihtiyacım yoktur. Ama İslami konularda aşırı derecede hassasiyet gösterenlerin, her şeyi çıkmaz sokak yapıp, zorlaştıranların İslam’la alakaları olmadıklarını çoğu kez şahit olmuşumdur. Zira söylediklerini yaşamadıkları için ne kadar sıklaştırma ve zorlaştırma olursa olsun onları etkilememektedir. Bekâra karı boşamanın kolay olması gibi. Sizi de bekârlardan saydığım için. Normal karşılıyorum. 'Şam dûre e ma mişar jî dur e.' Çözüm için buyurun Kızıltepe’ye sizi ağırlamaktan onur duyarız.

 
adalet aşığı 10-07-2009, 23:30:22
bu tür nakşi geleneği ile mazlum halkımızı uyutmayı osmanlı yıllar yılı yaptı şimdide sıra islam olmadan (islam insanı insan yapar insan islam olmadan kuruntu ve totem efsaneleri ile kendisini avutur) insani olmaya and içimiş kişilerce kürt halkının dimağları melezlensin
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 22/10/2010 - 23:08 GolaReqo
8 16/10/2010 - 20:39 Maymun’un Aşkı
8 17/08/2010 - 00:02 URANYUM MU KUR'AN MI?
8 05/08/2010 - 01:11 DELİLER ZAMANI
8 28/07/2010 - 12:57 Taşlar Meclisten geçti
8 20/07/2010 - 15:00 ZERGAN AŞKINA
8 08/07/2010 - 12:00 Özür Dileme Me
8 07/09/2009 - 20:49 KÜRT AÇILIMI (aç açı ve açamazı!)
8 09/07/2009 - 09:34 Meles u Melisa-II
8 13/06/2009 - 00:35 Meles u Melisa
8 05/10/2008 - 20:02 Ayşe Apo-III: Zîlân
8 13/08/2008 - 02:23 TÊLİ
8 10/07/2008 - 00:24 Ayşe Apo
8 06/05/2008 - 22:05 Sıra Dayağı
8 24/04/2008 - 11:56 Uğur Kaymaz İlköğretim Okulu (Uğur’un İhalesi)
8 04/04/2008 - 01:27 Taş Atma Kursu
8 18/03/2008 - 22:54 Gençlik Köprüsü
8 12/03/2008 - 00:10 + 18
8 7/2/2008 - 17:30 Türbanlı
8 26/03/2008 - 16:15 Amûd Sineması
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Sayın Savaş'ın önceki yazılarından ''mekkeden bakarak medineyi anlamak ne kadar mümkün'' paylaşımınd...
fatme
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>
tam cumhuriyete yakışan bir başlık ancak cumhuriyet gazetesi gibi zihniyetler böyle düşünüyorlar yaw...
peki naşat
Namaz kılan öğrenci hala haber olabiliyor!!! >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com