Lise çağlarında iken bana örnek ve sembol olacak uygun kişiler arardım. İlk öğretmenim elbette ki annemdi. Ondan birçok güzel şey öğrendim. Şahsiyetimin ilk tohumlarını o attı. Ona çok şey borçluyum biliyorum. Ancak bir süre sonra onun örnekliği gerekli olsa da yetersiz kalmaya başlamıştı. Ben ve benim gibiler çocukluktan ergenliğe, oradan gençliğe doğru hızla yol alırken, kendimize model alacağımız örnek şahsiyetleri aranırdı gözlerimiz. Fakat bir türlü arayışlarımız son bulmuyordu. Karşımıza bizi biz edecek güçlü karakterler, kendini gerçekleştirmiş şahsiyetler çıkmıyordu. Bazen çıkar gibi oluyor sonra büyük bir hüsranla hiç de örnek alınamayacak denli nefsanî kişilikler olduğunu anlayınca manen uzaklaşıyorduk onlardan.
O zamanlar daha yeni, yeni tv.ler çıkmış, henüz toplumdaki yıkıcığı pek fazla hissedilmiyordu. Fazla yaygın da değildi. Toplum henüz öz kaynaklarından fazlaca uzaklaşmış değildi. Hala örnek sayılabilecek insanlar vardı. Yaşlı kimse anlamına gelen şeyhler, pir-i faniler vardı mesela. Bu yaşlılar hikmetli sözler eder, iyiliğe hayra, Allah’ın rızalığına çağırırlardı. Aile büyükleri içinde “sofu” diye nitelendirilen pek mülayim, İslam’a bağlı, temiz ahlaklı zatlar bulunuyordu daha…
Ancak tv denen sihirli kutu yavaş, yavaş insanları kendine bağlayıp yönlendirmeye başlayınca, gerçekten büyülenmişçesine onun ekranlarından gösterilen kişiler örnek alınmaya, taklit edilmeye başlandı. Aradan çok değil bir on yıllık zaman geçtikten sonra dini duyarlılık hızla azaldığı gibi o muhterem zatlar da ebediyete göçer oldular. Onların sembolize ettiği örneklik de onlarla beraber ebediyete yollandı. Artık tv denen büyülü kutudan görünenler insan topluluklarına vaziyet etmeye, ruhları ve zihinleri şekillendirmeye şahsiyetsiz şahsiyetler yaratmaya başladı.
Önce önü alınamaz bir furyaya kapılarak tv.sever bir toplum olduk, sonra toplumca tv.nin beyin yıkayıcı tüm olumsuzluklarını aldık. İstisnasız verilen her şeye sorgulamaksızın inandık. Başlangıçta inanmayanlar bile zamanla bu dehşetli manipülasyonların etkisine girerek dejenere oldular. Artık ev muhabbetleri mumla aranır olmuştu. Kumanda aletine sahip olmak dünyaya hükmediyor duygusu yaşatıyordu insanlarımıza.
Kitapsız ve ilimsiz bir tahsil hayatı da bizlere yeni ve dinamik ufuklar açmıyordu maalesef. Zaten baştan itibaren okuma özürlüydük. Okuyanlar ise kendi öz dinamiklerinin eserlerini okuyup aydınlanacağına, batının kültürel emperyalizminin rüzgârına kapılıp batıdan çok batıcı olmaya başlamışlardı. Gençlik hızla kişiliksizleşiyor, amaçsızlaştırılıyor, günü birlik yaşantılara özendirilerek nefsaniyetin gayyalarına atılıyordu. İster bilinçli bir toplum mühendisliği açısından bakın, ister çağın getirdiği değişimin zorunlulukları deyin, sonuçta kendini bilmez bir gençlik yetişiyordu. Ne kendiyle ne toplumuyla barışık olmayan, topluma vereceği hiçbir ideali olmayan tamamen benmerkezci bir egoyla yetişen bir gençlik içinde hala arayışlarını sürdüren ve hala varılacak bir menzilin olduğuna inananlar vardı pek tabii…
İşte bu sisli puslu ortamın içinde bir umut ışığı arayan gençler gibi ben de sonunda ufukta bir aydınlık görünce oraya yönelmiştim. Gelip durduğum durak tam da beni ben eden değerler manzumesiydi. İslam ile tanışmaya, anlamaya, düşünüp tefekkür etmeye aşırı bir iştiyakla yönelmiştim. Rabbim ne umudumu ne gayretlerimi boşa çıkarmadı.
Dinimle ilk teması elde edip, fikretmeye başlayınca Allah’ın ve Resulünün bize örneklik olacak hangi şahsiyetleri ortaya koyduklarını merak etmeye başladım. Zaten Resulullah’ın hayatını bir çırpıda birçok değerli âlimin kaleminden okuyup bitirince örnek alacağım kadın modeller de yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Artık bir muamma değildi, İslam’ın kadın kimlikleri…
Allah tarafından kendine, evine komşu edecek kadar dost görülen Hz. Hacer, neredeyse bir peygamber makamına layık görülen ve vahiyle taltif edilen Hz. Meryem, Peygamberimizin eşsiz eşi Hz. Hatice ve onun pak ailesinin tek varisi olmakla şereflenen, Peygamber soyunun devamı olan Hz. Fatıma… İnsanlık tarihine yöne veren karizmatik birçok örneğimiz, modellerimiz varmış meğer! (Model derken hemen manken, top model anlayan günümüz kısır zihniyetli gençleri ilk etapta neden bahsettiğimi anlayamayacaktır ihtimal… Ancak onları ümmetin yitik evlatları olarak görüyor ve gelecekte kendilerini bulacak, kimliğine sahip çıkacak potansiyel bir güç olarak gördüğümü de söylemek durumundayım. Ne de olsa ben de bir zamanlar aynı çıkmazdaydım.)
İnsan yeter ki bir arayışa karar kılsın, mümkünü yok amacına ulaşıncaya kadar Rabbinin desteğini almaya hak kazandığına inanıyorum. Bahsettiğim süreçten geçtiğim için biliyorum, sonunda kendime örnek alacağım şahsiyeti bulmuştum. O Tam da benim aradığım özelliklere sahip, peygamber ocağının en merkezinde yaşamış, vahye şahitlik etmişti. Böyle bir şahsiyetten ancak insanlığa rahmet bir örneklik çıkacağı gün gibi aşikârdır.
O babasının anasıydı gerçekten… Sadece babasının mı? Ümmetin de anasıdır! Annelerimizin örnek aldığı kadın kimliği Hz. Fatıma’da(a.s) somutlaşmıştı. Vahyin ocağının ne büyük bir sorumluluğu olduğunu idrak edersek O’nun da ne büyük bir sorumlulukla vazifelendiğini anlamış oluruz. Bir kadın olarak Allah’a kulluğun zirvesini onda görmekteyiz. İbadetinde Rabbin rızalığına talip olmanın, vecd içinde vahye kanmanın örneği de o’dur.
Hz. Fatıma(a.s) hiçbir zaman sorumluluğunu unutmadı! Babasına layık bir varis olduğunu yetiştirdiği çocuklarla ispatladı. Çocuklarının İslam tarihi içindeki işlevlerini biraz olsun biliyorsak, İslam’ın bize taşınmasında onların emeğinin olduğunu da kavramış oluruz. Çocuklarımızın nasıl eğitileceğini ondan öğrendik. O bir anne olarak en mükemmel örnekliği gösterdi. Bir eş olarak aldığı yükümlülüklere bağlılığını, eşine, cihadında benzersiz yardımlarını, yuvanın nasıl korunması gerektiğini de ondan öğendik. Mütevazı bir dünya geçimliğine yüksünmeden, dünyaya tamah etmeden razı olmayı da…
Hz. Fatıma(a.s) zamanımız Müslümanları tarafından henüz keşfedilmemiş bir cevherdir! Model demeye bin şahit isteyen, zamanımız şişirilmiş kadın örneklerine baktığımızda O’nun örnekliğine ne denli muhtaç olduğumuzu da anlıyoruz. Dünya kadınları daha örnek şahsiyeti bulamadılar ki, esfel-i safiline düşenleri” örnek” kabul ederek peşlerine takılıyor. Güzelliklerinden başka hiçbir sermayesi olmayan film yıldızları, gizli işsizliğin semiren top modelleri, mankenler, artist diye idol kabul edilenlerin gayri meşru eşleri, dizi filmlerin yıldızları… “onlardan ne köy olur, ne kasaba” dediğiniz daha düzinelerce model… Cehennem yakıtı beşer soysuzları… Allah’ın verdiği akıl, irade ve seçim hürriyetini kendi lehine kullanamayan akıl yoksunları… Kadın olmanın, kul olmanın, anne olmanın, eş olmanın anlamını ona bakarak anlayacakken görmezden gelenler…
Hz. Fatıma baş tacımızdır! O bizim annemizdir! Bizim, ilahi vahiyle eğitilen öğretmenimizdir. Sadece ona bakarak yolumuzu bulmanın sevinciyle ona sımsıkı sarılabilmeliyiz. Kendini kaybetmişlerin kendini bulacağı mümbit bir vahadır o! Çölde susuz kalanların suyu bulup kanmaları gibi hayat bahşeder biz iman eden kadınlara…
Model yokluğundan şikayetlendiğimiz en çaresiz anda hayatlarımıza doğan bir güneş gibi bizi vahyin merkezine ulaştıran, paklayan, durulaştıran ve şahsiyetleştirendir O! Onun örnekliğini sahiplenen toplumlar artık medenileşmiştir. Onun yokluğu ise önce kadının sonra gençliğin, sonra neslin, sonra da toplumun fesada uğraması demektir.
Ne mutlu ki bana O’nu bulabildim. Artık yolumu hiç şaşırmayacağım. Kimliğimi, aidiyetimi, şahsiyetimi ne olursa olsun kaybetmeyeceğim! O bana ve tüm kadınlara vahyin yolunu gösteren sönmeyen bir meşaledir! Allah O’ndan razı olsun!