Dünya kadınlar günü’nüzü kutlarken diğer taraftan da yüreğim büyük bir acıda. Yüreğimdeki ızdırabı, utancı ve acıyı nasıl anlatsam! Kelimeler yetmez bunları anlatmaya. Bir yandan Fatıma en hayırlı kadın, o bizim annemiz, o, örnek bir kadın derken diğer taraftan hadise gibileri modelleştirmek, çocuklarımıza örnek göstermek ve her tercihini meşru kabul etmek ve göstermek... Bu çelişkiler bizi boğmayacak mı?
Boğacak elbet. Bunun en büyük kaybı nedir biliyor musunuz? Kaybolan kimliğimiz. Bizi tanıtan, ifade eden, nereye, kime ait olduğumuzu belirten kimliğimizi kaybediyoruz. Kendimizi kime ispatlıyoruz. Kim bizi takdir etmeli, kimin gözüne girmeliyiz, ya da neyi başarmak zorundayız? Lütfen bu soruları kendimize soralım. Hadise’nin kişisel tercihleri beni ilgilendirmez. Dileyen inanır ve yaşar, dileyen inanmaz ve yaşamaz. Allah’ın serbest bıraktığına, bizler zorlayamayız. Ama hadise de bizim kızımız, diğer binlerce kızımız gibi… Bu kızlarımız ve onlara destek veren oğullarımız, bizim kızlarımız ve oğullarımız.
Onlar bizlerin birer parçaları. Onlar doğarken islam üzere, tertemiz doğdular. Bu duruma bir kereden gelmediler. Her aşamanın yanlışlığı onları bu hale getirdi. Ve bu yanlışlıklar çığ gibi büyüyor.
Sonu nereye varacak. Kendimizi kandırmayalım lütfen. Bir yandan “ben de müslümanım, bende Allah’a inanıyorum” diyeceğiz, diğer yandan Allah ve resulüne muhalefet edeceğiz. Allah ve resulünün hoşnut olmadığı bir yaşam tarzını sürdüreceğiz. Bu ikili oynamak değil midir? Acaba kendimizi uyuturken Allah’ımızı kandırmak mümkün mü?
İşte kardeşlerim, bu hale gelen her aşamayı sorgulamak ve hayatımızda bir arınma mücadelesi yapmak zorundayız.
Bir zamanlar, kanuni sultan Süleyman’a, güzellik yarışmasında yarışmaya katılmak için değil, şeref konuğu olmak için Avrupa’dan bir elçi, bir davetiye getirir. Kanuni, bu daveti yırtar, kendisine ve milletine bir hakaret olarak gören kanuni elçiyi fırçalar. İleriki dönemlerde güzellik yarışmasında mayo giymiş Müslüman kızlar kıyasıya yarışırken bir Avrupalı şöyle dile getirir düştüğümüz hali için için gülerek... “ Kanuni’nin torunlarına bak. Bir zamanlar şeref konukluğunu bile hazmedemezlerken şimdiki hallerine bak.”
Maalesef düştüğümüz durum bu.
Şimdi bizler kendi halimizi alkışlayalım mı, yoksa kınayalım mı? Kaybolan kimliğimizi arama yerine daha da çığırından mı çıkalım? Hem dünyada hem de ahirette cehennem yamaçlarından aşağılara yuvarlanmak hoşumuza gitmez sanırım. Bu yüzden hadise olma yerine bir fatma olmanızı teklif ediyorum. Onu örnek alın. Onun hayatının sayfalarına girin. O bizim annemiz. Hem de Allah tarafından önümüze konulan örnek annemiz. Eğer onu takip etmezsek, onu örnek almazsak, Andolsun ki tüm kadınlarımız ve onları onaylayan erkeklerimiz helak olacaktır. Dirildikleri gün yüzleri utançtan ve kederden kapkara olacaktır. Allah muhafaza etsin, son pişmanlığın fayda vermediği bir güne ulaşmadan önce kendi kimliğimize ulaşalım. Rabbimize yaraşır bir kulluk bilinci için mücadele edelim. Hem kendimize hem de başkalarına yazık etmeyelim. Çift kişilik ile gelen riyadan Allah’a sığınırız. Lütfen olduğumuz kimliğimize dönelim. Allah tevvab’tır. Fatıma da annemizdir. Yeniden bize kucak açacaklardır. Bunun olması için de, bizlerin hadiselerden Hz. Fatıma gibi olmaya yönelmesi gerekir. Allah’a emanet olunuz.
www.ufkumuz.com