Toplumsal varoluşta düşünceleri halka taşıyan örnek bireylerin İnsanı Kamil örnekliğinin müphem kalmaması için, İslam’ın insanlık için zirve noktası olan İnsanı Kâmili imkânlar dâhilinde örneklemek gerekir. Bu örnekliğin ütopya değil, insani imkânlar dâhilinde olduğu yaşanılabilirlikle gösterilmelidir.
Özellikle İslami halklarda modernizm sonrası ideal insan tanımlanırken devlet boyutunda seküler insan örneği ideal olarak gösterilmekte ve İslam hiç kaale alınmadan eksik insan tanımı yapılmaktadır.
Devlet ve müstekbir güçlerin göremediği gerçeklik ise hayatımızda zuhur etmektedir. İslam Müslüman toplumların değerlerinin membaı olmayı sürekli devam ettirerek modernizm karşısında diğer inanç ve ideolojilerin düştüğü seviyesiz duruma düşmemiştir.
İnsanların gerek bireysel gerek yapısal hataları Kur-an ve Sünnetin İslam halklarının yaşam kaynağı olmasını engelleyememiştir. Ama yakınlık ve uzaklık ilişkilerini, olması gereken muhabbetin sıcaklığını ve soğukluğunu etkilememiştir dersek gerçeklikten uzak olur.
Bugün üzerinde aklıselim ile analizler yapmamız gereken eksik yanlarımızdan biri de budur.
Potansiyel güç neden aktif ve etken güce dönüşememektedir?
Neden iki kapılı han misali ön kapıdan giren belli bir süre sonra arka kapıdan çıkıp gitmektedir?
Birikim, tecrübe ve acılarımız sürekli olarak neden bir döngü halinde bumerang misali bize dönmektedir? Sıkıntı ve acılar ile defetmiş olduğumuz bu acı tecrübeleri mazimizde bırakma tecrübemiz yok mu?
Eğitim, kültür, sanat, edebiyat, ekonomi, haklar ve halka açılma boyutunda anahtarları elimizde olan ama bir türlü bulup açamadığımız kilidi açmak için ne zaman karar alacağız?
Şanlı tarihimizde boğulup kalmak yerine, tecrübelerden faydalanarak tekrardan kurtulmak ve günün sorumluluğunu ifa ederek gelecek inşasına ne zaman başlayacağız?
Sorular uzayıp gider, çözüm analizleri ve paylaşımlar ise ancak ortak akıl ve güç birlikteliği ile bizi ayağa kaldırabilir. Bu ayağa kalkış için de inanmak ve sorumluluk sahibi olmaktan kaçamamak gerekir.
İslam bireye akletmeyi nasihat ederken, organizeler bilincin özgür olmasından korkarak sürekli yönlendirme yapmaya çalışırlar. Böyle bir zihin ve pratik eğitimden geçen birey organizesine katkı sunmak yerine yük olmaktadır. Yaşayacakları yaşamı sürekli birilerinin belirlemesini bekleyerek katkı sunan değil, olanı farklı şekilde tüketen mekanizmalar olurlar.
Her insanın birey olarak ahlaki prensiplerinden doğan hareketli ve gelişime açık bir şekilde ortak değerler maslahatında tavır ve duruşu olmalıdır.
Kavramlar, değerler, düşünceler üretmeli, eleştirmeli ama ürettiklerinden daha değerli olduğunu bilmeli. Ürettikleri ve diğer paydaşları tarafından üretilenlerin değerinin yer ve zamana göre değiştiğini bilerek tek değişmeyenin “Vahiy” olduğunu bilmelidir.
Kültürlerin, inançların, ideolojilerin sürekli hareket ve seyahat halinde olduklarını, gittikleri ve ya yerleştikleri halkların ilişki ve değerler sistemi yapısına göre esneklik ve uygunluk arz ettiklerini bilmelidir. Değişmezlerin etrafında sürekli gelişmek ve uygunluk ortaya koyması gerektiğini kavramalıdır.
Kendi görüşlerinin değerli olduğunu bilmeli, bu görüşlerinin güç olabilmesi için potansiyel güç olan bireyselliğini ancak ortak payda da aktif/etken güce dönüştürebileceğini yaşamalı.
Dünyanın iki kapılı bir han olduğunu bilmeli, ebedi saadetin ise tek kapısının İslam olduğunu idrak etmeli. Bu kapıdan girdikten sonra çıkışın helak olduğunu tecrübe heybesine koymalı.
Bir tek eğitim sistemi değil, yaşayan halkın değerler sistemi ile barışık ve uyumlu eğitim çeşitleri ile yol alınacağını görmeli. Bu süreçte vermenin yerine bilgi alış-verişi ve yerelliğe uygun yaklaşımları serdedebilmeli. Evrensellik deryasında yerelliliği boğmaya çalışmamalı, yerellilik adına evrenselliği yok saymamalı.
Doğru sona ulaşmak için, doğru yerden çıkış yapılması gerektiğini umursamalı.
Kabullenmek, diğerini kabullenmek, ortak paydada paylaşılacak asil duygu ve değerlerin olduğunu kabullenmeli.
Yaşamsal ve düşünsel ortak paydanın kurumlar ve organizelerle olabileceğini kazanım olarak elde edebilmeli.
Farklılıkların dinden değil, algılayıştan ve siyasal akıldan kaynaklandığını kabullenmeli.
Toplumsal yaşamda dinsel orta yol değil, kültürel, sosyal ve yaşamsal alanların orta yol olarak sistematize edilerek insana değer verilebileceğini kuşanmalı.
Şunu da çok iyi idrak etmeli; “İyilik ve kötülük insanın içinde ve sürekli olarak savaş halindedir, hangisini beslersek o kazanır.”
Güzel ahlak için yaşama terbiyesi ile özgür düşünceye sahip olarak, akıl ve irade ile paydaşlarıyla uyum içinde ahlak insanı olarak vahiyle yoğrulmalı.
Hepimizin verili olan ile kendimizi geliştireceğimizi, olabilme potansiyeline sahip verilerimizin olduğunu da unutmamalı. Olanın hakkını verme çabamızın olabilme verilerimizi güçlendireceğine inanmalı.
Birliktelikte otorite olmak yerine, tahammül sahibi bir paydaş olarak sıkıntısı olanın sıkıntısı düzleminde çözüm aramalı.
Acılarımızı bize yakışan şekilde karşılamak gerektiği, erdemi ancak yaşayarak elde edebileceğimizi bilmeli.
Değerleri anlamlı kılanın talepler ve istekler olduğunu sindirebilmeli.
Medeniyetlerin, halkların değerlerinin sanat ve yazı ile kendini koruduğunu, birikim ve tecrübelerin bir sonraki nesle bunlar ile bırakıldığını öğrenmeli. Sanat ve yazının değişmez değil, halklara ve mekâna göre değiştiğini yeryüzünü gezerek temaşa etmeli.
Liderliklerin birleştirici ve güç katan olduğunu, liderlerin davranışının her şeyden önce güzel ahlak ile yoğrulmuş olması gerektiğinin getiri olduğunu kavramalı.
İnsanlığa önderler olacak ümmetin halk hafızasında ve yaşamında tutunmasının daha zorlu bir süreç olduğunu bilmeli. Sabır ve sebat ile fıtrata uygun ufuklar açmak için sürekli dinamik bir çaba içersinde olunması gerektiğine inanmalı ve Yüce Yaratandan yardım dilemeli.
Ya Rabbim yalnız senden yardım diler ve gücümüzün yettiğini ifa ettikten sonra tevekkülde bizleri şüpheden uzak tutmanı dua ederek âminlerimizi kabul buyurmanı dileriz.