Okumak bir hayat tarzıdır. Okumak ve anlamlandırmak toplum içindeki tek tipleştirici her dayatmaya bir karşı koyuş, bir dik duruştur. Okumak var olabilmek, var olabilmenin manifestosunu yazabilmektir. Medeniyet kuranlar okuyanlar ve anlamlandıranlardır. Bu yüzden ilahi hitap “oku!” diye başlamaktadır.
Okumalı evet, ancak yanlış bilgilendirmenin had safhaya, bilgi kirliliğinin son kerteye ulaştığı, internet kafelerin pıtırak gibi çoğaldığı bu demlerde kim, neyi, nasıl okuyacaktır? Okuyucuyu, okunacak metni ve okuma yöntemini bir araya getirmek insanlık tarihi boyunca bugünkü kadar zor olmamıştı! Ha bir de okumanın kaybedilen zevki nerede bulunacaktır? Okullarda öğretmenler “okuma zevkini kazanma dersi” verirlerse başarılı olunabilinecek midir? Ya da kitapların dimağda bıraktığı ve kitap kurdu kimselerin birçok kokuya yeğlediği kitap kokusu sevdirilebilinir mi zamane bilgisayar delisi çocuklarına?
Bu konuda en çok görev düşen öğretmenlerin bile okumaktan bigâne kaldığı, kitap okumaktansa film izlemeyi tercih etmesi başlı başına aşılması gereken bir sorun değil midir?(Bu sözüm hiç film izlenilmesin anlamında yanlış anlaşılmaz umarım) Kendisi balın(kitabın) tadını alamadan bu tadı alması gereken öğrencilerine nasıl verebilecektir burası sorgulanmalı. Toplumu dönüştüren en önemli unsur olan öğretmenlerin, eğitici vasıflarından önce öğretici vasıfları ön plana çıktığı için, eğitim- öğretim faaliyetleri hep sakat kalıyor. Neticede okumayı sevmeyen, kitapla bir türlü barışmayan bir nesil mezun oluyor. Bu sonuçta okumayı sevmeyen ve öğrencilerine de sevdiremeyen öğretmenlerin payı büyük…
Eğitimin okul ile sınırlı olmadığını da parantez içinde vurgulayalım ve şöyle devam edelim. İnsanı eğiten, kemale ulaştıran unsurlar genelde okul dışı eğitim çevreleridir ki okul sıralarında elde edilmeyen okuma alışkanlıkları bile bu çevrelerde daha güzel kazanılmaktadır. Bu çevreler M. Akif İnan’ın bir yazısında belirttiği gibi dergiler, mecmualar bir fikrin ve davanın bayraktarlığının yapıldığı dost gruplarıdır.
Dost çevrelerinde muhabbet dolu buluşmalarda özellikle kitap ehli ve kitabın sevilerek okunduğu, paylaşıldığı mekânlarda kitaba olan iştiyakı artıran unsurlar fazlasıyla yer alıyor. Okuma faaliyetinin insanı bilinçlendiren, kendini ifade etmesine oldukça büyük katkıları olmasının farkına varılması da böyle nadide çevrelerde oluyor. İnsanın mükemmel olana hep var olan iştiyakı buralarda daha güzel karşılık buluyor. Gittikçe okumanın vazgeçilemez bir ihtiyaç olduğu da en çok bu çevrelerde hissedilir ve yaşanılır oluyor.
Okullarda okumayı sevdirici çalışmalar yapılamaz mı? Yapılabilir ve yapılmaya da başlanması çok sevindirici. Bazı okullarda öğretmenlerin öncülüğünde öğrencilerle derse başlamadan önce yirmi dakika okuma zamanı ayrılması çok güzel bir uygulama. Kitap okumayı sevenler için güzel bir uygulama ise de okumayı sevmeyip zoraki bu işe katılanlara ne yapmalı acaba?
Okumayı sevmeyenlere sevdirme işi zorla olacak değildir tabii. Ancak dersi işleme sırasında öğretmenin kitaplara vurgu yapması, okuduğu kitaplardan nasıl yararlandığını anlatması, insanın hayal gücünü nasıl geliştirdiğine dair çarpıcı örneklemeler vermesi ve bu babda uyandırılacak bir merak dürtüsü ile öğrencilerin ilgilerinin çekileceği kitaplar sunulmasıyla bu işte bir yol kat edilebilinir. Öğretmenin okuduğu ve etkisini kendisinde gördüğü kitapları heyecanla anlatması öğrencilerde o kitabı okumaya yönelik bir merak uyandırabilir. Bunun haricinde öğrencinin öğretmenin elinde ders kitapları dışında sürekli okuduğu bir roman, merak uyandıran bir kitapla görmesi etkileyici olmakta ve öğretmeni bir de bu açıdan taklit etme dürtüsü öğrenciyi harekete geçirebilir.
Öğretmenin değer verdiği bir kitabı öğrencileriyle paylaşması da okuma alışkanlığını edinilmesinde önemli bir rol oynuyor. Şüphesiz öğrencilerini tanıyan bir öğretmenin onların ruh halini, ihtiyaçlarını, ilgilerini, meraklarını keşfedip ona göre kitap tavsiye etmesi, öğrencinin okuma serüvenine başlamasında ve devam ettirmesinde önemli işlevi vardır.
Okuma zevkini ve ihtiyacını hissedecek nesillere ihtiyacımız var. Okuduğunu anlayan ve anlamlandıran bireyler toplumun doğruya, güzele, hakka doğru gelişmesinde başat olacaklardır. Yunus’un dizelerinde bahsettiği “ilim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır!” türden okumuş ama insan olamamış, hakka varamamış nasipsizlerden olmamak için çilekeş bir okuma eylemi kesintisiz sürmelidir. Öyle ki nasıl ekmek ve suya ihtiyacımız bitmezse kitaba ve ilme de ihtiyacımız bitmemelidir.
Okur- yazar olup da kitap okumayan, ferasetini bileylemeyen, dünyaya bakış açısı genişlemeyen, statik ve basmakalıpçı bir insan olarak kalmak, her halde en büyük nasipsizlik olsa gerek! Ne yazık ki günümüzde okur- yazar taifesinden olup da bilgisayarlarda dünyayla çetleşenler, site ve programları haklayanlar, henüz kendilerini tanıma aşamasına gelemeyip dünya âleme caka satıp ortalığı kuru gürültüye veren kimselerdir… Okumak bu gibiler için bir angarya, fasa- fiso, dünyadan lezzet almamak anlamına geliyor! Dijital okur-yazar olanlar ve bir türlü kitapla barışamayanlar da, Elif Şafak’ın bir yazısında söylediği gibi “bilgi ile cehalet arasında ince bir noktada duruyorlar.”
Yeni yetişen nesillerimizi bu gibi tehlikeli yönelişlerden ancak düzenli bir okuma alışkanlığı kazandırarak, kitabı sevdirerek, ilme ulaşmayı büyük kazanç sayacakları bir bilinçle yetiştirerek koruyabiliriz. Çocuk ve gençlerimize hayal etme özgürlüğünü, merak etmenin önüne geçilemez dürtüsünü, düşünme yetisini kullanmanın yüceliğini ve bittabi ki hayatın amacını kitapları sevdirerek verebiliriz.
Okumayla hayatımıza anlam katabilir, gerçekten yaşadığımızı fark edebiliriz. Onun dışında ilimden kopuş, düşünme yetisini heba edilmesi ve her şeyin gözlerden ibaret kalması demektir ki günümüz insanının zaten en büyük zaafı budur zaten. Her şey görselleşti. Göze ne kadar hoş ve çekici ise o kadar kendine bağlıyor tv.ve bilgisayarlar… İnsanımız tv.görselliği karşısında savunmasız kalmış gibi… Sanal âlemin aynasında görünenlere fazlasıyla bağlanmış ve kendini kısır bırakan bu bağlardan da görünen o ki kurtaramıyor. Kitapla, ilimle barışmadığı müddetçe de bu kısırlıktan kurtulamayacak.