AK Parti döneminde inişli çıkışlı bir seyir izlemekle birlikte, Kürt sorununun farklı bir düzleme taşındığı, diğer iktidar dönemlerinden daha farklı bir çehreye büründüğü gözlerden kaçmayan bir olgu. Kimi zaman Genelkurmay ve MHP çizgisinde bir seyir izlerken, kimi zaman da DTP ve ötesi bir çizgi seyreylemiştir. Yaklaşan yerel seçimlerin mi yoksa realitenin mi baskısı sonucu olduğu tartışılır olmakla birlikte son dönemlerde daha reel bir siyaset izledikleri de gözlenmektedir.
Kürt sorunu, gerek siyasi partiler ve gerekse de İslami yapılanmalar açısından en önemli turnusol kâğıtlarından biri görevini görüyor. Hemen her konuda mangalda kül bırakmayan bu çevreler, Kürt sorununa gelince asıl renklerini vermeye başlıyorlar. Kimileri, sorunu arkalarına atıp yokmuş gibi davranırken, kimileri; bunun üzerinden menfaat devşirme yoluna gitmektedir. Tüm bunların yanı sıra, sorunun merkezinde yer alarak çözümü için çare arayan kesimlerin varlığı da inkâr edilemez.
Doğrusu bu durum, tüm sosyal sorunların karşılaştığı temel çıkmazlardandır. Herkes ve her kesimin baktığı zaviyeden hareketle soruna yaklaşımda ihtilaflar kaçınılmaz olmaktadır. Kimilerinin ak dediğine başkası kara diyebilmektedir. Buna bağlı olarak da havada uçuşan çözüm veya çözümsüzlük önerileri de bir başka olmaktadır. DTP, AK Parti ve diğer bazı çevrelerin Kürt sorununa yönelik çözüm önerilerindeki farklılıklar kadar, askeriye, MHP, CHP ve bu kulvarda koşanların sorunla ilgili çözümsüzlük önerileri de farklılık arz edebilmektedir.
Diğer taraftan sosyo-politik şartların değişmesi neticesinde aynı yapının kendi içindeki önerileri de mürur-i zamanla farklılaşmaya mahkûm olabilmektedir. PKK’nın çıkış döneminden 90’lı yıllara kadar Kürt sorununa yönelik bağımsız Kürdistan devleti gibi radikal talepleri, sonraki yıllarda özerk yönetime, oradan da “Demokratik (Türkiye) Cumhuriyet(i)” şeklinde evrim geçirmesi buna verilebilecek güzel örneklerdendir. Aynı evrim, devlet aygıtında; Kürt realitesinin inkârı, sonra varlıklarının kabulü ama bir Türk boyu olduğu, daha sonra bir halk olarak kabullenilmeleri ama bir halkın sahip olması gereken tarih, kültür, dil, sanat vb. haklardan mahrum bırakılmaları, ardından haklarının azar azar verilmeye başlanması gibi bir serüven yaşamıştır. İslami olan ve olmayan pek çok yapılanma da bu evrimden nasibini almıştır.
Kürt sorununa yönelik çözüm önerileri, bu sorunu birebir yaşayan kesimlerden değil, daha çok kavanozu dışarıdan yalayan kesimlerden gelmektedir. Hal böyle olunca, kimi zaman sözüm ona çözüm diye Kürtlerin önüne sürülen öneriler çözümsüzlüğün ana nedeni olabilmektedir. Genelkurmay’ın sorunu militarist ‘çözümlerle’ halletmeyi önermesi ve uygulamasında olduğu gibi.
Ülkenin kendisiyle ilgili sorunlara yönelik çözüm önerilerinde hemen herkesimin tuzu biberi vardır. Siyasi partiler, ekonomik teşekküller, STK’lara kadar çok geniş bir yelpazede sorunların çözümü için öneriler sunulmaktadır. Bu kadar geniş bir çevreden çözüm önerilerinin gelmesi, sorunların aşılmasında kolaylık sağlayabilmektedir. Buna mukabil Kürt sorununa yönelik çözüm önerilerinin PKK ve onun meclisteki siyasi yansıması olan DTP ile devlet arasında sıkışması, Kürt sorunun en önemli çıkmazlarından biridir. Ne Kürt sorunu sadece bunlar tarafından çözülebilecek kadar basit ve ne de bunlar, bu sorunun kendilerine ihale edilebileceği kadar emanet ehlidirler.
Kürt sorunu; İmralı - Kandil ile Türkiye ve Kürtlerin realiteleri arasında sıkışıp reel bir siyaset izleme azim ve becerisini ortaya koyamayan DTP ile, bu sorunun çözümünde şecaatini toplayamayıp ürkek davranan AKP’nin dışında, tüm bu tarafların zafiyetleri ile lokal ve global realiteyi iyi okuyabilen ve ona göre reel çözüm önerileri sunabilen başka alternatiflere ihtiyaç duymaktadır.
Dünyanın herhangi bir yerindeki toplumsal, siyasal, ekonomik vb. sorunların tarafları çok olur. Bu, ister sorunun yaşandığı merkez dâhilinde olsun ister de haricinde… "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık." (Hucurat: 13) ayetinin beyan ettiği üzere genel olarak toplumlar; etnik köken, din, mezhep, meşrep, aşiret ve daha nice açılardan tek tiplilikten uzaktırlar. Binaenaleyh, sorunlara yaklaşımları, okuyuşları ve çözüm önerileri de doğal olarak farklılık arz eder. Tek bir tarafın tüm tarafların ortak paydası haline gelmesi imkânsız değilse bile kolay değildir. Böyle bir ortak payda ancak despot idarelerde sağlanabilir ki, bu tür bir ortak paydanın zer-zorla sağlandığı izahtan varestedir.
Tek bir tarafın tüm tarafların tercümanı olması kolay değilse, bu durumda tüm tarafların kendilerini ifade ettikleri yapılanmaların teşekkülü kaçınılmaz olur. Örneğin; Türkiye gerçeğine bakıldığında, toplumun ezici çoğunluğunun siyasi görüşlerini yansıtan partiler mevcuttur. Sağcısından solcusuna, İslamcısından milliyetçisine pek çok siyasi parti, toplumdaki çok sesliliğe bir anlamda tercüman olmaya çalışıyor. Var olan bütün bu renkli yelpazeye rağmen, yapılan anket ve seçim sonuçlarında hiçbir partiye oy vermeyenlerin oranın, toplumun azımsanmayacak bir kesimini oluşturduğunu, kendisine tercüman olabilecek bir partiden yoksun olduğunu ortaya koyuyor. Tüm bu partiler bile toplumun tümünü temsil etmekten yoksun iken, Türkiye nüfusunun nerdeyse üçte birini oluşturan Kürtlerin tek bir parti tarafından temsil edilmeleri bir garabetten başka bir anlama gelmese gerek.
Toplumun sahip olduğu mozaiği yansıtacak yapılanmaların önünün kesilmesi, hayat hakkının tanınmaması, buna engel koymaya çalışanların varlık nedenlerini zan altında bırakacaktır. O yapının kendi meramına tercüman olmadığını düşünen kesimlerin alternatif arayışları ilânihaye devam edecektir. Bir taraftan devam edecek olan alternatif arayışları, diğer taraftan da herhangi bir alternatifi kabullenmeyen bir yapı arasında hoşnutsuzluklar, kimi zaman da kavli ya da fiili atışmalar baş gösterecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt realitesine yönelik politikalarını eleştiren ve bunu varlık nedenleri sayanların, kendileri gibi Kürt olan ama başka bir yolla Kürtlerin devam edegelen sorunlarına merhem olmaya çalışmak isteyen yapılanmaların varlığına tahammülsüzlüklerini nasıl okumak ve anlamak gerekecektir? Bu tablo, Kürt sorununun sadece devlet veya harici mihrakların etkisi ile oluşmuş ve devam eden bir sorun olmanın yanı sıra, kendi içinde de sorunlar barındırdığını ortaya koymaktadır. Binaenaleyh devlet ve harici mihraklardan sorunun çözümüne yönelik adımların atılması için beklenti ve çaba içinde olmak gerektiği gibi, Kürtlerin kendi içindeki sorunların halli için de gereken adımların atılması elzemdir. Zira pek çok millet veya devlet, harici bedbahtların saldırılarını bertaraf edebilirken, dâhili saldırılara karşı aynı beceriyi gösterememiştir. Kendi içinde birlik ve dayanışmayı sağlaması oranında Kürtlerin de, kendi haklarına tecavüz edenlere karşı direnç ve başarıları artacaktır.
Kürt sorununda alternatif sorunu ilânihaye PKK ile alakalı değildir kuşkusuz. Kahir ekseriyeti Müslüman olan Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenenlerin, bu halka yönelik imha ve asimile politikaları baş gösterdiğinde, ilk onları müdafaa edenlerin âlim ve İslami çevreler olduğu gerçeğinden hareketle, geçmişte olduğu gibi yine İslami kesimler olması beklenirdi. Maalesef bu vb. sorunlarla ilgili olarak doğru zamanda doğru yerde olma ferasetini veya cesaretini gösteremeyen İslami yapılanmalar, PKK gibi bir örgütün bu Müslüman halkın hamiliğini yapmasına bir anlamda çanak tutmuş oldular. Bu hamilikte PKK’nın gayretleri kadar İslami kesimin gayretsizliği ve yahut yanlış gayretleri belirleyici olmuştur. Halkın Müslüman olması, kendileri için gayret gösterdiğine inandıkları gayri İslami bir yapıya destek vermemelerinin garantisi olamaz. Yıllardır haklarından mahrum bırakılarak haksızlık çölünde susuzluğa terk edilen Müslüman bir halkın, kendilerine ab-ı hayatı vermek için çabaladığını gördükleri birilerine arka çıkmalarını yadırgamak haksızlık olmaz mı? Bu birilerinin kim olduğundan ziyade ne yaptıkları belirleyici olmayacak mıdır burada? İslami çevrelerin böyle bir destekten ötürü Kürt halkını veya Müslüman bir halkın hamiliğine soyunmasından ötürü PKK’yı suçlama yoluna gitmeleri, yıllardır bu halka ve sorunlarına yönelik içinde bulundukları yanlış politikaların devamı anlamına gelecektir. Bunun yerine, Müslüman oldukları halde bu halka ve sorunlarına neden tercüman olamadıklarını veya yanlış tercümanlık yaptıklarını sorgulamaları, doğru zamanda doğru yerde durma şansını tekrar kazanmalarını mümkün kılabilecektir.
Gerek PKK içinde ve gerekse karşıtları olan kimi kesimler, Kürt sorununu PKK ile özdeşleştirmeye çalışsalar da kazın ayağının hiç de öyle olmadığı bilinen bir olgu. Çok daha uzun bir maziye sahip olan bu sorun, istikbali itibariyle de PKK’nın tekelinde değildir, olmamalıdır. PKK, Kürt sorununun tümü değil, sadece bir parçasıdır. Kürt sorunu PKK’nın varlık nedenidir. Kürt sorununun çözüm bulması halinde, en azından silahlı bir güç olarak PKK’nın varlık nedeni büyük oranda ortadan kalkmış olacaktır. İş bu noktaya vardıktan sonra; “bizim için önemli olan bu sorunun hallidir, hal olduktan sonra varlığımızın ya da yokluğumuzun bir önemi yoktur” deyip tevazu göstermeleri halinde, takdire şayan bir duruş sergilemiş olurlar. Ancak icraatları, hiç de böyle bir duruş sergileyeceklerini göstermiyor. “Bu işi çözecek biri varsa o da biziz” mantığıyla hareket etmeleri, Kürt sorununun çözümüne yönelik başkaları tarafından atılan adımlar ya da sunulan önerilere objektif yaklaşmadıkları, bilakis onlara karşı karalama kampanyaları başlattıkları bilinen ve görünen bir vakıa.
Kürt halkı, sadra şifa olacak çözümleri PKK-DTP’den ziyade İslami çevrelerden beklemektedir. Sabık hükümetlere oranla ülke sorunları kadar Kürt sorununa yönelik politikalarında da daha realist olduğu gözlemlenen AK Parti’nin, verdiği bunca emek ve bedele rağmen PKK-DTP’ye önemli oranda oy kaybettirmesinin altında, daha reel-politik davranmaları kadar İslami geçmişlerinin de önemli rol oynadığı kanısındayım.
Ancak, İslami kimlik veya İslami geçmiş burada tek başına belirleyici değildir kuşkusuz. Bu kimlikle birlikte izlenecek siyaset de belirleyici olacaktır. Çünkü yıllar önce, Ak Parti’den çok daha fazla İslami görünenlerin, bölgede PKK’ya alternatif olma yönünde izledikleri siyaset, gerek bölge sathında gerek Türkiye çapında ve yine gerek İslami camialar açısından ve gerekse Kürt sorunu açısından tedavisi bir hayli zor yaralar açtı. İslami kimlik tek başına yeterli olmuş olsaydı halkın PKK’ya bunca desteği vermesi zaten mevzubahis olmayacaktı. Dolayısıyla bu halkın desteğini kazanmada asıl belirleyici unsur samimiyettir. Bu samimiyeti İslami çevreler de en az PKK kadar halka gösterebilseler PKK’dan çok daha fazla destek bulmaları içten bile olmayacaktır.
İster İslami yapılanmalar olsun ister başkaları olsun Kürt sorununda alternatif olmak istiyorlarsa, sorunun civarında değil, merkezinde olmaları elzemdir. Merkezde yer almanın yolu; devletten bir adım geride sorunla ilgilenmekten değil, Kürdistan bölgesinin ve Kürtlerin gerçeklerinden neşet eden bir siyasetle, bu sorunun halli için çözüm önerilerini devlet nezdinde yüksek sesle dile getirmek ve dayatmaktan geçer.
Alternatif olma hususunda Kürt sorununa ilgi alakası olanların birbirlerine değil, Kürt sorunun çözümünde alternatif olma çabasında olmaları, çabaların selameti için kaçınılmazdır. Her bir yapının, yaptığı çalışmalarla başka yapıların çalışmalarını akamete uğratmak ve bitirmek yerine, sorunun çözümünde daha iyi sonuçların nasıl alınabileceği, Kürtlerin de diğer milletler gibi hak ettikleri haklarına mümkün olan en kısa sürede nasıl kavuşabileceklerinin gayreti içinde olmaları, sahil-i selamete varmanın olmazsa olmazlarındandır. Kürt sorunun çözümü için alternatif olmak ile bu sorunun çözümüne aday olanların birbirlerine alternatif olmaları arasındaki fark bedihidir, ortadadır. İlkinden çakışma, ikincisinden ise çatışmanın çıkması yüksek olasılıktır.
Hedeflenen; yıllardır devam ede gelen bu sorunun çözümü ise, "Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun." (Maide: 8) ayeti ilkesince, kimden gelirse gelsin buna yönelik atılan her adımı saygı ve takdirle karşılamak adil olmanın bir gereğidir. Devletten, PKK’dan veya başkalarından… Dünya görüşleri örtüşmüyor diye başkalarının insanlık hayrına yaptığı atılımları görmezden gelmek veya inkâr etmek insani ve İslami insafa sığmaz.
Gaye; Kürtlerin ‘sorun’suz yaşamaları ise, öncelikle kendilerinin kendi aralarında barışık ve tahammülkar yaşamayı öğrenmeleri, harici dayatmalar sonucu kaybedilen haklarının kazanılması için sarf edilen emeklerin, dâhili çekişmelerle berhava olmasına paralel olarak tamamen ‘hak’sız bir halk pozisyonuna düşmemeleri, en önemli ödevlerinden biri olarak her kesimin önünde durmaktadır.