Kendilerine devlet ve halkın tüm değerlerine sahip çıkma emaneti teslim edilmiş olanlar terör örgütleri kurmuş, kendi çıkar ve emelleri için halka ve değerlerine ihanet etmişlerdir.
İhanet ile kalmamış, getirim ve çıkarları için her türlü cinayet, yolsuzluk, soysuzluğu kendilerinde bir hak olarak görmüşlerdir.
İnsan, namus, emanet ve adalet tacirliği denilen kavramlar bile bu insanlar için aciz kalmaktadır. İnsanların ortak payda hizmetleri ve paylaşımları için inşa etmiş oldukları devleti teslim ettikleri kurum ve bireyler bu emanete ihanet etmektedir.
Görevi emanete hizmet olan, bu hizmet karşılığında durduğu yere ve kendisine verilen değerin hakkını teslim etmesi beklenenler, kendilerini halkın efendisi ve ortak paydanın tek hüküm koyanı olarak görmektedirler.
Bu hüküm sahipliği hakkını da halkın sessizliğinden ve kendilerinin istedikleri kutuplaşmaları oluşturmalarından almaktadırlar. Adamlar istedikleri ideoloji ve düşünceden organizeler kurmakta, bunlarla halkı yönlendirmekte, işleri bittiğinde de muhalif olan bir düşüncenin üzerine yıkarlar. Bu yıkma işini de yine tatmin edilmesi gereken bir başka muhalif eli ile gerçekleştirirler.
Halka en çok açık olması gereken kurumlar devlet kurumları olması gerekirken, halkı adam yerine koymayan, halkı kendisinin oluşturduğu kurumun kölesi olarak gören bir zihniyet ile emanet sahiplenilmektedir.
Bu kurumların başında Genel Kurmay Başkanlığı ve tüm askeri kurumlar gelmektedir. Halkın ortak güvenlik ve ortak silah gücü emanetini teslim ettiği bu kurum kendisini hizmet ile sorumlu görmek yerine, silah bende ve benim dediğim olur ihaneti içerisindedir.
Silahı elinde bulunduranlar, güce hizmet edecek olan sermaye, sözde aydın ve basın-yayın dallarını da bir araya getirince artık hüküm bizde tağutluğunu kendilerine hak olarak teslim etmektedirler.
Hakkın asıl sahibi olan halk ortak payda ve ortak maslahatta konsensüs sağlamak yerine, emanete ihanet içersinde olan kurum ve bireylerin yönlendirmeleri ile birbirini yemek ve alt etmekle meşgul olmaya devam etmektedir.
Bu kurumların ve bireylerin ihaneti artık apaçık bir şekilde ifşa edilmiş olmasına rağmen hak sahibi olan halk hala sessizliğini koruma köleliğinden vazgeçip hesap sorma erdemliliğini göstermemektedir.
Emanete ihanet edenler bir bir GATA’ ya sevk edilip tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaktadırlar. Hem de tüm halkı adam yerine koymadan istedikleri bahaneyi uydurarak.
Bu kadar umursamazlık ve istedikleri şekilde hukuk ve adalet ile dalga geçerek hareket etme cesaretini nereden bulmaktadırlar. Adamlar bu halkı iyi çözmüşler; Kutsalları ile istedikleri şekilde kandırabiliyorlar, ellerini ve ayaklarını değil yüreklerini ve beyinlerini prangalamışlar, umut ve cesaretlerinin, hak arayışlarının kodlarını kendi ellerinde görmektedirler.
İstedikleri bahane ile Askeri hastaneye sevkleri alınmakta ve tüm ihanetlerine rağmen tutuksuz yargılanmak üzere azad edilmektedirler. Her türlü ses kaydı, evrak, delil ortaya çıkmasına rağmen hiç birine dokunulmamakta, emanetine ihanet edilmiş olan halkta da sessizlik ve korku pozisyonunu değiştirmek için hiçbir belirti izine rastlanmamaktadır.
Elbette istisna olan erdem, onur ve hak savaşçıları vardır. Bunlar da dengeyi bozacak güçte değillerdir ama hak olan davanın elbette varacağı hayırlı ve erdemli bir menzili vardır. Hak olan bu menzilin varış mücadelecileri bir kıvılcım misali emanetin sahibi olan halkın ateşini elbet bir gün tutuşturacaklardır. Elbet bir gün bu ateş zalimleri ve emanete ihanet eden hak gaspçılarını yakacak olan İlahi ateşe dönüşecektir.
Şimdi yazımızın başlığına gelelim; Evet! Emanete ihanet eden emanetçiler GATA’ ya sevk edilip evlerine gönderiliyor iken, neden mesai arkadaşları olan İmralı tutuklusu bu haktan mahrum bırakılıyor.
Abdullah ÖCALAN GATA’ ya sevk edilsin ve oda evine gönderilsin.
Gönderilsin ve Kürd halkı ikide bir İmralı üzerinden provoke edilmesin.
Karışıklık ve puslu hava lazım olduğu zaman İmralı üzerinden Kürd halkı oyuna getirilmesin.
Devlet ortak paydasını kendi çıkar ve menfaatleri için kullanmış olan asker ve baronlar serbest bırakılıyor da neden Abdullah ÖCALAN serbest bırakılmasın. Halk bu emanet ihanetçilerinin serbest bırakılmasına sessiz kalıyor da, İmralı tutuklusunun GATA’ ya sevk edilmesine ve oradan da serbest bırakılmasına mı ses çıkaracak.
Abdullah ÖCALAN zaten her gün hasta olduğunu ve darp edildiğini avukatları aracılığı ile halka ulaştırmakta ve Ergenekon terör örgütünün mahkemesinin başladığı sabah, taraftarları puslu havayı yaratmışlardı. Bu puslu havanın mahkeme devam ettiği sürece devam edeceği Ergenekon terör örgütü tutuklusu Doğu PERİNÇEK tarafından mahkemede deklare edilmesinde bir beis görülmemişti. Doğu PERİNÇEK’ in Abdullah ÖCALAN ile olan yakınlığı ve muhabbeti hatırlanınca yapılanlar ve söylenenler anlam kazanmaya başlıyor.
Onun için Generaller, baronlar ve güçlü olana hizmet eden sözde aydınlar serbest bırakılıyorsa, Kürd halkının provoke edilmesine son verilmesi ve suçun serbest bırakılanların suçundan ağır olmaması sebebi ile Abdullah ÖCALAN’ nın GATA’ ya sevk edilmesi elzemdir.
GATA’ da gerekli olan değerlendirmeleri beraber yaparlar ve belki de bir süredir yapamadıkları muhabbet ile hasret giderirler. İmralı hapishanesinin Abdullah ÖCALAN için kimler tarafından hazırlandığı hatırlanarak bu muhabbet giderme düşünülsün. Oradan da diğer sevk edilenler gibi oda istenen şartlar oluşturularak azad edilsin.
Hatta bu söylediklerim Şemdin SAKIK içinde geçerlidir.
Yoksa suç etnik köken, sahip olunan güç/konum ve etki merkezi üzerinden mi halk nazarında değerlendirilmekte ve ya tepki görmektedir. Acaba Abdullah ÖCALAN ve Şemdin SAKIK’ a general rütbeli askeri elbiseler verilirse yorumlar ve görme pozisyonları değişir mi?
Abdullah ÖCALAN ve PKK’ sinin var olma şartlarını/imkânlarını ve sebeplerini yaratan Ergenekon zihniyeti ve hazırlayıcılığı değil midir? PKK’nin var olması için gerekli ortam/şartlar, cinayetler, yasaklamalar, inkârlar, yok sayışlar ve insanlık dışı tüm zorbalıklar Kürd halkına Ergenekon, Encümeni Daniş ve Dostlar Meclisi şeytani karanlık zihniyetleri ile dayatılmadı mı?
Haklı olan taleplerin ve muhaliflerin manipüle edilmesi için bu zihniyet kendi çocuklarını bile yemedi mi? Yediklerinin kemiklerini göz göre göre muhaliflerin kapılarına bırakmadı mı, hem de halka bu şekilde göreceksin diyerek ve akıl tutulması yaşanan kısmı da halkın kendini buna inandırması değil miydi?
Halk yaşananların hesabını sormak ve kan iktidarları ile yüzleşmek yerine korku erdemsizliğine gömülüp, yaşananları silahı elinde bulunduranların istediği şekilde gördüğüne kendini bile inandırdı. Bu görme hem Kürd halkı hem de Türk halkı için aynıdır, iki halkta silahlı güçler karşısında sessizliğe gömüldü ve ancak onların istediği şekilde birbirini düşman görerek onların kan iktidarlarına kurban olmayı kabullendi.
Ancak her iki halkta bir umut bu kan iktidarlarına karşı koyan kıvılcımı görmekte ve onların yaptıklarını şimdilik aynı sessizlik içinde takip etmektedir. Bu kıvılcımların tutuşturduğu ateşin ışığı, sürekliliği ve genişleme hali halkın cesaret ve sessizliğini belirleyecektir.
İmralı sakini Ergenekon terör örgütü davasında Kürd halkı taraf olmamalı diyor.
Hayır, biz Kürd halkı olarak tüm idrak ve yüreğimizle tarafız. Çünkü Erkenekon ve mesai arkadaşlarının üzerine oynadığı kan Kürd kanı.
Asit kuyularına atılan insanlar, işlenen cinayetler, kâbuslar, cehenneme çevrilen hayatlar, öldürülen umutlar, korku coğrafyası haline çevrilen topraklar bizim. Bize bunları yaşatan Ergenekon ve işbirlikçilerine hesap sorulması ve bedel ödetilmesi mücadelesinde elbette sonuna kadar tarafız. Umutlarımızdan, halkımızdan, insani olan değerlerin ortak payda maslahatından, erdemli, onurlu ve özgür yaşam hakkını herkes için savunan her mücadelenin tarafıyız. Her zamanda olmak için yüreğimizi ve tüm gücümüzü ortaya koyacağımızı tüm insanlara deklare etmekteyiz.