Ümmet, birleşmiş de Kürd’ler mi parçalıyor ve bölüyor?
Müslümanlar ortak bir değer ortaya koymuşlar da Kürd’ler mi bunu engelliyor?
İslam ümmetinin egemen olan kavimleri, bu kavimlerin Müslüman bireyleri bir çözüm ortaya koydular da, Kürd’ler mi? Çözümsüzlük sebebi oldular?
Müslümanlar, Kürd’lere, biz kardeşiz, Allah bize böyle emretmiştir, her Müslüman’ın eşit haklara sahip olması için mücadele etmek görevimizdir dediler de, Kürd’ler, hayır biz sizin kardeşiniz değil, düşmanınız mıyız dediler?
Neden ümmet içersindeki her kavmin, kavim olarak sahip olduğu haklardan Kürd’ler konuşunca ve ya Kürd’ler söz edince ümmet hatırlanıyor. Kürd’ler haksızlığa ve zulme uğradığında neden ümmet olmanın gereği dillendirilmiyor ve ümmet olma sorumluluğu hatırlanmıyor.
Ümmet coğrafyasında var olan ulus devletlerin hepsi ümmet için kurulmuş olan devletler de, Güney Kürdistan’da var olan federatif yapımı ümmet düşmanı. İslam coğrafyasındaki diğer devletler, ABD ve İsrail siyasetinden, menfaatlerinden çok uzak da Güney Kürdistan’daki oluşum mu çok yakın. Gönül ister ki onlardan uzak olsun, İslam ümmetinin diğer kavim devletlerine yakın olsun, onlarla var olsun.
İslam ümmetindeki her kavmin sahip olduğu hakları, Allah’ın belirlemiş olduğu sınırlar dâhilinde talep ediyoruz. Bu talebi birileri ümmeti bölmeye, birileri vatan hainliğine, birileri İslam düşmanlarının oyunlarına gelmek olarak yorumlayacaktır. Ama kimse Güney Kürdistan’da (Kuzey Irak) yaşayan Türkmenler için talep edilen hakları bölücülük ve ümmeti parçalama olarak değerlendirmiyor.
Türkmenlere hakları tanınmasın demiyorum, tam tersine insani ve İLAHİ HAKLARI sonuna kadar tanınsın diyorum. Bunun için hep beraber, ümmet olarak konuşalım ve değerlendirme yapalım diyorum.
Diğer örnekleri vermememin sebebi, ezilen Müslüman kavimlerin gayri Müslimler tarafından zulüm görmeleridir. Bugün Filistin, Afganistan, Bosna, Lübnan, Çeçenistan ve diğer yerlerdeki Müslüman kardeşlerimizin mücadelesi İslam olmayan milletlere ve ya insanlara karşı olduğu için örnek vermiyorum.
Buralarda verilen mücadele ve savaş hepimizin ortak kavgasıdır, hepimizin ortak savaşıdır. Biliyorum, Filistin özgürleşmeden, İsrail ve koruyucuları İslam coğrafyasından def edilmeden, ümmet sorunlarına kesin çözüm getirilemez.
Burada şunu belirtmek istiyorum, Kürd halkının insani olan haklarını AB, ABD, İsrail, Rusya ve benzeri devletler çözüm olarak önümüze sürmesin. Müslümanlar olarak bir güç değiliz, hangi sorunumuzu ( başörtüsü, inanç özgürlüğü,) çözme gücünü ortaya koyduk ta buna hemen çözüm getirelim diyeceksiniz. Müslümanların bu kadar duyarsız olmaları da Kürd halkını başka çıkış yolları aramaya mecbur bırakmaktadır.
Başörtüsü, inanç özgürlüğü, Filistin, Çeçenistan, Afganistan, Bosna, Irak vb. ümmet sorunları kadar Kürd sorununu da kendimize dert edinip, çözüm yollarını dillendirelim.
Kürd’ler olarak haklarımızı talep ediyoruz derken, illa bize devlet kurun demiyorum. Herkesin sahip olduğu insani hakları dile getiriyorum. Coğrafyam kendi ismiyle anılsın, halkım kendi diliyle eğitim görsün, kendi diliyle kendisini ifade etsin.
Vatandaşı olduğum devletler beni kendi ismimle, yani Kürd olarak kabul etsin, Kürdistan’daki yer isimleri ( şehir, ova, dağ, bölge vb.) Kürd’lerin diliyle anılsın. Çocuklarımıza kendi dilimizle isim koyalım, basın yayınımızı kendi dilimizle oluşturup izleyelim.
Her sabah okullarda çocuklarımıza antları, mecliste, memurlukta, askerde bize başka kavimden olma yeminlerini dayatmasınlar.
Ulus devlet için farklılıklarımızı düşmanlık belleyip bizlere ya sev ya terk et zulmünü uygulamasınlar. Bizler bu toprakların sahibi ve isim koyanıyız, bu haklarımızı gasp etmesinler.
Bu gün kaç tane Kürd kendi diliyle yazıp konuşabiliyor, kaç tanesi ana dilini akademik olarak anlayabiliyor. Bu sizin sorununuz, zaten Kürdçe diye bir dilin olmadığını biz söylemiştik, eğitim dili değildir benzeri tanımlamalara girenler olacaktır.
Bir kavmin kendi dili ile konuşup yazamamasının sebebi olan zulmün taraftarlığını yapmanın ayıbını, günahını ve sorumluluğunu hangi ilahi teraziye koyacaksınız.
Bu zulüm karşısında Müslüman kardeşlerinizi yalnız bırakıp sessiz kalmanın hesabını Allah’a nasıl vereceksiniz.
Ümmet olmanın sorumluluğunda, bu sorunu Kur-an ve sünnetin neresine koyacaksınız.
Bizleri kendi yağımızda kavrulmaya, ateş düştüğü yere yakar, her koyun kendi bacağından asılır mantığına terk etmenin sonuçlarını ne zaman düşüneceksiniz.
Mümin müminin aynasıdır ilkesini hatırlayıp, kendinizi bizim yerimize koyarak bu sorun üzerinde çözüm için gayret göstermeye ne zaman başlayacaksınız.
Müminler kardeştir ayetini ne zaman anlamlandırıp bizleri hatırlayacaksınız. Bizi bizimle baş başa bırakıp sessiz kalacaksanız, kendimizce bulduğumuz çözümlerimize saygılı olmayı kabullenin. Yok, biz tek ümmetiz diyorsanız buyurun İslam dairesinde çözüm üretelim.
Kürd Müslümanlar ortaya koyacakları çözümlerde kesinlikle İslam’ın hükümlerinin dışına çıkmamalıdır. Her çözümümüz ilahi kaynaklara ve ümmetin maslahatına uygun olmalıdır. Haktan yana olmak ve hakkı istemek için, önce hakkı iyi tanımak ve bilmek gerekir.
Kürd sorunu çözümsüz değildir, Müslümanlar ümmet bilinci ve sorumluluğuyla konuya yaklaşım gösterme cesareti ve erdemliliğini gösterirlerse sorun için gerekli alternatiflerin ortaya çıkacağına olan inancımı muhafaza etmekteyim.
Sorunu çözecek olanlar Müslümanlardır, hangi yöne kanalize olabileceğini, mecrasını nasıl belirleyeceğini belirleyecek olan Müslümanlardır. Ama sahip çıkarak, bu sorunu ümmet sorunu olarak değerlendirmeye değer görerek.
Ümmetin tüm sorunlarını, Kur-an ve sünnet ışığında, ümmet olma bilinciyle konuşacak idrak gücüne sahip olma duasıyla.