|
İnsan, kendisine emanet olarak verilmiş olan bedeninin kölesi olmaktan daha büyük değerler için (Zeki SAVAŞ’ın deyimiyle) “dokunulabilir âleme” gelmiştir. Bu süreçte yaşam kendi içinde değişmekte ve akmaktadır. Bu değişimde sürece iyi veya kötü ivme kazandıracak olan emaneti yüklenme cesareti gösteren eşref-i mahlûkattır.
Bu süreçte iyi olanın (Allah’a gereği gibi kul olmak) savaşçısı olmak için; nihai hedef olarak herhangi bir iyiliği değil, kulluk vazifesi olarak en yüksek değeri hedeflemek sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğumuzu doğru olan kaynaklardan (Kur’an, sünnet ve âlimlerin yol göstericiliği ile akletmek) almak ve doğru bir şekilde insanlara ulaştırmak için çaba göstermek bizim takip sürecimiz olmalıdır.
Süreç işlerken bizler de sahip olduğumuz imkânları gücümüz nispetinde değerlendirerek kendimizi iyi olanın savaşçısı olmak için işlemeyi şiar edinmeliyiz. Bu ince işleme sanatını ifa etme endişesini yerine getirirken kendimize ve beraber işlemeyi yaptığımız kardeşlerimize hata yapma payını tanımalıyız.
Yapılan hatalar bizleri karamsarlığa gömmemeli, tam tersine iyi olanı hayata ve insanlığa sunma endişesinden geldiği için tecrübe edinip, iyi olanı yakalama savaşında bu yolun değil de başka yolların aranması gerektiği bilinci ile kuşanmalı, Kur’an’i aydınlık için benliğimizi ortaya koymalıyız.
Birçoğumuzun takılıp kalmasının veya ömür boyu sürmesi gereken bu yolculukta (süreçte) mola yerlerinde eksiklerini giderip daha iyi hazırlanmak yerine yerleşik hayatı seçmesinin nedenlerinde biri de şahsıma göre doğru kaynaklardan alınan bilgilerin yanlış bir şekilde iletilmesidir.
Örneğin; birçok kaynakta ve birçok Müslüman’ın insanlara ilettiği bilgiler ideal boyutunda aktarılmaktadır. Asrı Saadet Müslümanlara tamamen tozpembe bir tablo ile aktarılmakta, ashap hiç günah işlemeyen melek vasıflı bireyler olarak yansıtılmaktadır.
Şu anlaşılmasın; elbette ki Asrı Saadet Müslüman için öğretisinin örneklendiği ve yaşanabilirliğinin en güzel delili ve kaynağıdır. İslam’ın insana ve evrene sunduğu öğretinin en güzel modelinin örneklendiği zaman dilimidir. Ama bu zaman dilimi insanüstü bir zaman dilimi değildir.
Yaşanılabilirliğinin ispatı insanoğlunun var olan zaaflarını da içinde barındırmasıdır. Yani o zaman diliminin belli bir kısmını Peygamber rehberliğinde geçirmiş olan örnek insan ümmetinin de insani olan hatalara düştüğünü kabullenmek ve bunları dile getiren insanları aman ashaba dil uzatma yanlışı ile engellememektir.
Bizler şunu iyi biliyoruz; ashabın değeri hatasızlığından değil, hata yaptığını anladığı andan itibaren hatasını düzeltmek için inancının gereğini yapmasındadır. Hata yapmayan bir topluluk (ümmet) olarak kabul edersek o zaman bizim böyle bir topluluk var etme imkânımız olmadığından sadece idealler âleminde yaşar ve realite ile hiçbir bağımız olmaz.
Hayata dair sunacağımız hiçbir değerimiz olmadığından inancımızın bu ağır (yukarda ki tanımlamaya göre) yükü altında zamanla hepimiz ezilerek perişan bir halde mola yerlerinde yerleşik hayata geçeceğiz.
Ashaba, o örnek ümmete olmadık şekilde dil uzatmayı kastetmiyorum, lekeleme veya karalama amaçlı olmaması gerektiğini de uzun uzun anlatmama gerek yok. Sadece, şu anda ideallerimizi öğretimizin örnekliğiyle sunarken realiteyle uygunluğu açısından değerlendiriyorum.
İnsanın yaratılışı gereği, onun eylemini yöneten (örneklik eden) temel hedeflerden birinin ne olduğu ve daha sonra bu hedefin gerçekleşmiş halinin ne olduğu üzerine bir bakış değerlendirmesi yapmaktır isteğim. Bir süreç gerçekleştiğinde onun kimliği ortaya çıkar, süreç gerçekleştiğinde oluş süreci sona erer ve hedefi ne ise o ortaya çıkar.
Asrı Saadet’te en üstün olan erdemler “adalet, paylaşım, sahiplenme, ahlak ve kulluk” yaşanılabilirliğiyle tüm insanlığa sunulmuştur. İnsani olan her yön ve etkinlik bu zaman diliminde tüm gerçekliğiyle yaşanmıştır.
Topluma, İslam’ı pratiğimizle örneklemeye çalışırken beşer olarak düştüğümüz bazı hataları anlatmakta zorlanmamızın sebebi model olarak sunduğumuz zaman dilimini (Asr-ı Saadet) hatasız ve yanlışsız sunmamızdır. Birçoğumuz bu dönemi ve bu döneme rengini veren insanları anlatırken insanüstü niteliklerle ifade ettik.
İnsanların ideallerinde kusursuz olarak resm edilen örnek toplum ile kendi realitemizi kıyasladığımızda, hata ve günah çukurunda göründük ve bu ideale ulaşmanın imkânsızlığı birçoğumuzu daha yola çıkmadan hazırlık aşamasında, çoğumuzu da mola yerlerinde yerleşik hayatın bireyleri yaptı.
O zaman doğru olan şekilde, doğru kaynaklardan ve doğru cümlelerden yola çıkarak öğretimizi sunmaya gayret edeceğiz. Elbette ideal olan her zaman hedefimizin zirvesinde olacaktır. O hedefe gitme çabasında olurken o yolun zorluklarını ve o yolun tecrübelerini yaşamış olan örnek toplulukların tecrübeleri bize ışık tutacaktır.
Bu tecrübelerin hiç birine körü körüne değil “akl etmez misiniz?” nassı ile yaklaşıp kendimize yol işaretleri belirleyeceğiz. Bizden önceki ümmetlerin doğrularını yol işareti olarak koyacak, hatalarından kendimize ibret alacağız.
Bu söylediklerimde Peygamberi ve nassı değişmezlerimiz arasında tuttuğumu belirtmek isterim. Değerlendirmelerim insani olan tecrübe üstünedir.
Bizler hatasızlığı değil, İslami olan değerleri, insani olan tüm yönleri ile hata yapabilme fıtratı ve bu hataları doğru olana çevirme idrakine sahip olma sürecinin çabası olarak görmeliyiz.
Doğrularımızı tebliğ etmeye gayret ederken, yanlış olan ama düzeltilmesi için kabul edilmiş ve doğruya kanalize edilmeye çalışılan yanlışlarımızı panikleyerek kapatmaya çalışmamalıyız. Tek doğru olarak da kendimizi hiç kimseye dayatmamalıyız.
Burada konuyu en güzel şekilde bağlayacak olan yazı kanımca Ahmet KAYA hocamızın “Haddi Bilmek” yazısı olacaktır. Bu yazının da yol işaretlerinden biri olduğunu belirtmek isterim.
“Yaşamın gerçek değeri, kendisinde hiçbir değişiklik olmayan öncesiz ve sonrasız düzende aranmalıdır.”
|