Günlük yaşam dilinde kullanım alanı daralan, kullanılmayan dil ölü bir dildir. Bu, kendisine anlam yükleyen inanç ve ya ideolojinin de ölmesi anlamına gelir.
Yaşatmak ve güçlendirmek için her kelimeyi özenle, bilinçlice seçip kullanmak her iman ehlinin öncelikli vazifesidir.
Bir milletin; kültürüne, inancına, değerlerine savaş açanların ilk saldırdıkları cephe, günlük yaşam ve orada kullanılan dil cephesi değil midir?
“Gözden ırak olan, gönülden ırak olur” misali, “dilden ırak olan inanç, güçlü olmaktan ırak olur.” Kullandığımız kelimelere yüklemiş olduğumuz anlamı sahip olduğumuz inanç belirlemiyor mu?
Cevabımız, evet ise, bu alanda verilen savaşın ne kadar sinsi ve kurnazca yapıldığının bilincinde bir birey olarak, bize ait olan anlamlarla yüklü kelimeleri günlük dilimizde kullanmayı ödev atfetmeliyiz.
Bu cepheyi lehimize çevirme mücadelesi için, yeniden kendi kelimelerimizi kuşanmalıyız. Bize ait olan her kavram ve kelimeyi kullandığımızda, bu savaşta bir cephe daha kazandığımızı, kullanmadığımız her kelime ve kavramında kaybedilen bir cephe, kesilen bir can damarımız olduğunu unutmamalıyız.
İslam ümmetine örnek gösterilen Türkiye’nin, bir gecede tüm halkı cahil bırakma tehlikesine rağmen ısrarla ve aceleyle Arap alfabesinden, Latin alfabesine geçirilmesinin hassasiyeti nedir?
Müslüman milletin İslam ile olan can damarlarından birini kesmek değil miydi? Arap alfabesi kalktığında, halkın Arapçayla olan anlam ilişkisi kesilecek, anlamı anlaşılmayan kelime ve kavramlar günlük yaşam dilinden çıkarılacak.
Günlük yaşam dilinde yeni anlamlar yüklenmiş olan kavramlar kullanılacak, böylece yumuşak bir zemin üzerinden, İslam ile toplum arasına güçlü bir set çekilmiş olacak.
Son zamanlarda, ümmet coğrafyasında değer olabilecek insanların yetişmesinde en çok sıkıntı neden Türkiye’de yaşanmaktadır? Çünkü kendimizi ifade ederken kullandığımız dil ve anlamlar bizim değil. Elbette sadece Arapça bilmek yeterli değildir, inanmak ve akletmek temel düsturdur.
Bizim bize ait olan, ana kaynaklarımız ile bağlantı noktalarımız bilinci şekilde ya kesilmiş, ya da manipüle edilmiştir. Günlük yaşam dilimizi kendi inancımız ile terbiye edeceğimiz mekân ve sistemden mahrum bırakılmış durumdayız. Bu mahrumiyetin bilincinde olacak bir düşünce sistematiği ile taleplerimizi ifade etmeliyiz.
Doğru yola yanlış azıkla çıkmamak için, azığımızı iyi belirlemeliyiz. Yolun neresinde olursa olsun, yanlış yükü kenara bırakmayı, doğru olanı almak için çaba sarf etmeyi imanımızın gereği olarak şiar edinmeliyiz.
Sistemimiz belli; Kuran ve sünnet, peki mekânlarımız hangileri, bunları konuşmak ve değerlendirmek gerekir. Bireylerimize Müslüman kişiliği kazandıracak, kullanacağı dili İslamileştirecek mekânlarımız var mı?
Medreseler ne anlam ifade ediyordu, neyi yaşatıyor ve güçlendiriyordu. Kişiliğimizin ve dilimizin İslam ile terbiye edildiği mekân neresiydi?
Bugün gerçek anlamda, İslami olanı halka taşıyacak ve örneklik oluşturacak bireylerin eksikliği nereden kaynaklanmakta?
Zincirin kopan halkası hangisi? Günlük yaşam dilindeki kelimelerin güç ve enerji alacakları, sığınacakları limanları nerede?
Camileri ayakta tutan, toplumsal dayanışmanın ve birlikteliğin mekânları olan vakıf ve dernekler yaşamımızda ne ifade ediyordu?
Bu mekânların yokluğu bizleri sistemli olmaktan alıkoymakta, sistemli olmayan bir değerin güç olması çok zor olan bir durumdur.
Sistemi inşa edecek ve ya ona temel olacak mekânların yokluğu, her bireyin kendi bilgisi dâhilinde günlük bir dil üretmesi anlamına gelmektedir.
Birey kalan her dilde daha kapsamlı ve sistemli olan dilden etkilenmekte, zamanla kaymalar ve kırpmalar yaşanmaya başlanarak kendinden uzaklaşmaktadır.
Dikkatli olunması gereken taraf ise; bu şekilde günlük yaşamdaki dile karşı, bilinçli bir asimile ve kayma hazırlayanlara karşı uyanık olmaktır.
Selam un aleykum yerine iyi günler ve ya merhaba, Allah’a ısmarladık yerine, hoşça kal. Allah acil şifalar versin yerine, geçmiş olsun.
Özellikle biz Kürd’lerde; ulusçuluk adına, yurtseverlik adına, demokratlık ve liberallik adına çıktığını iddia eden birçok kesimin ısrarla saldırdığı cephe günlük yaşamda kullandığımız İslam ile hayat bulan kelimelerdir.
Örneğin: Biz bir çocuk doğduğunda, Kürdçe “ Xude da” yani “Allah verdi” anlamında söz kullanırız. İslamı yaşatmak istemeyenler (yok olmasını isteyenler) ise “dayik bu” yani “anneden oldu” manasına gelen bir söz kullanırlar.
Selam un aleykum yerine “şev baş” derler. Bir yerden ayrılırken “Xuda ava bıket” (Allah daim kılsın) yerine “roj baş” kullanırlar. Vefat eden insan için “emre Xuda kır” ( Allah’ın rahmetine erişti) yerine “jiyane xwe destkır” (Yaşamını kaybetti), cümlesini telaffuz ederler.
Kaza ve ya hastalık geçiren birine İslami olarak bizler; Allah yardımcın olsun ( Xuda harikariye bıket), Allah acil şifalar versin ( Xude şifaye bıdet) temennisinde bulunuruz. Bunu kullanmak istemeyenler; geçmiş olsun (derbazbun bit) kelimesiyle anlam doldurmaya çalışırlar.
Bunlar basit geliyor olabilir, ama biraz etrafımıza ve günlük yaşamda kullanılan kelime ve kavramlara dikkat edip bunların yaşamımıza ve milletimize olan etkilerine Allah rızası için dikkatlice bakalım.
Günlük yaşam dilindeki savaşın ne kadar ince hesaplanarak yürütüldüğünü görelim ve milletimizin yaşam tarzının nerelere, hangi araçlarla sürüklendiğini iyi okumaya çalışalım.
ESSELAM UN ALEYKUM , EMANETE XUDA BIN, ALLAH’A EMANET OLUN.