Millet nedir diyorsun; ümmetin kavimleri sayılıyor, ulus tanımlanıyor millet değil, ama yine içinde sayılmıyor ismi. Vatan diyorsun; sınırları belli olan kara parçası, aynı tarihe sahip, aynı kültürü ve dili kullanan insanların yaşadığı yer diyorlar.
Peki, ben diyorum, sen de saydıklarımızdan birine kendini ait gör diyorlar. Benimde adım var, benimde insanlık ailesinde yerim var, benim de kendime ait (İLAHİ HAKLAR) rengim, sevgim, kinim, hüznüm, kültürüm, tarihim, dilim ve coğrafyam var diyorum.
Sen misin bunu söyleyen ümmet düşmanı, tefrikacı, bölücü, ırkçı ve İslam düşmanlarının oyunlarına gelen kendini bilmez. İslam’ı hâkim kıldığımız zaman bu sorunda kendiliğinden çözülecektir, bu yaramızın farkındayız, siz kıvranmaya devam etmek zorundasınız, sizin yok sayılmanızla zulüm altın olmanızla şu an ilgilenemiyoruz.
Sakın ha sizlerde, başkalarının oyununa gelip hak aramaya girmeyiniz, zaten biz bu sorunu şu an gayri İslami düşüncelere ihale etmişiz. İhale hala sonuçlanmadığı için, sizleri Müslümanlar olarak değerlendirmeye tabi tutacak değerde görmüyoruz, biz o ihale ile ilgilenmiyoruz.
Hepinizin de anladığı gibi, sorunumuz yine KÜRD sorunu. Biz Müslümanlar bu soruna karşı ne yapacağız, bunun için bir kıstas, bir proje, bir çıkış yolu bulmaya çalışmayacak mıyız?
Sorun sırf birileri tarafından gündemleştirilmiş, birileri sahiplenmiş diye onlara ihale edilmiş sayılıp sorumluluktan kaçacak mıyız? Yoksa ben dile getirirsem yanlış anlaşılacak, birilerine taraf edileceğim korkusuyla beri mi duracağız.
Sorunun çözümü büyük bedeller istiyor, bunun için çok güçlü olmamız gerekir, güçlü bir potansiyel (maddi, manevi) sahibi olmamız gerekir diyerek yükü çaktırmadan omuzlarımızdan atmaya mı çalışacağız.
Ayetleri ve hadisleri dizmeye çalışmayacağım, çünkü benim sorunu kendimce paylaşmak istediklerim, müminlik sıfatını taşıyanlardır. Dikkat ettiyseniz ben hâkim olan siyasal iktidarlara ve ya diğer beşeri düşünce eksenli insanlara seslenmedim.
Ben, benden olanlara, benimde kendimi onlardan gördüklerime seslendim. Sesimi ulaştırabildiğim her mümin kardeşim, bu sorumluluktan dünyevi olarak kaçabiliriz, Mahkeme-i Kübra’ da nasıl bir kaçış planımız var, bunu paylaşırsanız sevinirim.
Hıristiyan’ın, Yahudi’nin, Komünistin, Liberalin, Kemalistin, Demokratın bir yaklaşımı ve tezi var da neden bizim yok. Neden sorun yokmuş davranışına giriyoruz, ya da sorun bizim ama çözümü bizde mevcut değil aczi yetine giriyoruz.
Hemen çözüm gelmeli diye diretmiyorum, bu sorunu gündemleştirme ve tartışmaya açma değerinde görerek, kendi düşüncelerimizi ortaya koyma erdemliliğini gösterelim.
Halk olarak temsili yetimizi iyi organize olmuş ve ya iyi organize edilmiş gayri İslami yapılara bırakmayalım. Halkının kültürü, değeri ve inancıyla yaşayan, geleneklerine sahip çıkan, onlarla aynı dili konuşan bizlerin umut olması ufuk açması müminlik sıfatımızın farzıdır.
Sloganik kavramlarla değil, ayakları yere basan ve gerek konjektör, gerek realiteye uygun olan kıstaslarla ufuk açmak için meşguliyet içersinde olalım.
Gündelik dilimizde hem Kürdçeyi hem de İslami kavramları kullanmaya özen gösterelim. Yapabileceklerimizi pratike edip, yapmak istediklerimiz için zemin ve basamak hazırlayalım.
İnsani olan haklarımızı, halkımızın ve herkesin anlayabileceği dilde İslami kimliğimize uygun şekil ve çerçevede sunmaya özen gösterelim. Bu sunmanın en etkili ve güzel şekli kişiliğimizde göstereceğimiz söylem ve amellerimizdir.
Müslüman kimliğimiz, müminlik sıfatımız hayatımızdaki bakış açımızı belirleyen duruş yerimizi belirlemelidir. Çünkü insanların durduğu yer onların doğrularını belirler, diğer insanlar tarafından da durdukları yerden değerlendirilir, takdir ve ya tekfir edilir.
Duruş kimlikse, bu duruş için seçilen yer iyi araştırılmalı, kullanılan dil duruşa layık ve uygun olmalıdır.
İfrat ve tefrit ten uzak bir şekilde Kürd sorununu sahiplenip kendi duruşumuzu ortaya koymak ve insanlara sunmak için zaman kaybetmeyelim.
Kendimizi başkalarına mahkûm bırakmayalım, kurtarıcı bekleyen zavallı olmak yerine kurtulmak ve kurtarmak için umut olalım.