İsrail, hepimizin bildiği gibi Hz. Yakup(as)’un lakabıdır. İbranice de “İsra” gece yürüyüşü, “il” ilah anlamına gelir. Yani Hz. Yakup(as) gece ibadeti çok yaptığından “Rabbi’ne gece yürüyen” lakabını alır. Bu nedenle Hz. Yakup(as)’dan gelen nesillere İsrail oğulları yani Yakup’un çocukları denilir. O halde, İsrailoğulları çağının Müslümanları idi. Önünde peygamber, ellerinin arasında ilahi kitap Tevrat vardı. Kendilerine teslim edilen ahit “Tevhid” idi.
Bakara Suresi/ 83 “Hani biz İsrailoğullarından “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz” diye söz almıştık…”
Bu Tevrat ile İsrail oğullarından istenen idi. Hz. Musa(as) onlara bunu getirmişti. Hz. İsa(as) da İncil ile bunu teyid etmek istiyordu İsrailoğullarından.
Maide Suresi/72 “… Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız benim de Rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin…”
Kuran’ı Kerim ile Hz. Muhammed(as)’in de getirdiği bu idi. “Tevhid” yani Allah’a kulluk etmek, yalnızca O’na eğilmek ve itaat etmek.
Her kim Allah’ın hâkimiyetinden ve otoritesinden başkasına itaat ederse şirke düşmüş olur. İşte maalesef, tarih içerisinde ilahi terbiyeden kaçanlar Sırat-ı Müstakim’den ayrılmış oldular. Allah’a ve elçilere isyan ve vefasızlık yaptılar. Bu Fatiha Suresinde gazaba uğrayanlar ve sapıtanlar diye ifade edilir. hz. peygamberin bu ayetin açıklamasında gazaba uğrayanlardan kasıtın Yahudiler, sapıtanlardan kasıtın Hıristiyanlar olduğu bildirilir.
Ama olayın en üzücü yanı, yanlış yapmalarına rağmen kendilerini doğru yolda olmalarını sanmalarıdır. Gelen vahyler onların her hastalığına parmak basmasına rağmen, bir türlü bu hatalarını kabul etmezler. Bu yüzden doğru olanı yakalamada en büyük engel, sabit fikirli olup, bir türlü nefis terbiyesini kabul etmemeleridir.
Yahudiler kibirlenerek, asla hatalı olduklarını kabul etmezler. Her ne kadar genelleme yapılmasa da çok azı hariç kör bir taassupla yanlışlıklarını savunmaktalar.
Bakara suresi/82 “(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah'a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da "Biz Hıristiyanlarız" diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.”
Doğru olduklarını savunanlar, Allah ile yüzleşmeye hazırdılar. Doğrusu ölümü gayet rahat bir şekilde karşılamaları gerekir. Çünkü ölüm ile Allah’ın huzuruna gidilir. Yüzü ak olan neden ölümden korksun ki. Ama Yahudiler asla ölümü istemezler.
Cuma Suresi/6 “De ki: "Ey Yahudiler, siz diğer insanların değil de yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, haydi ölümü temenni edin, eğer (davanızda) samimi iseniz!”
Ama görüyoruz ki Yahudiler, çok yaşama ve dünya sevgisine çok hırslılar. Aksi takdirde dikkatlerini bu kadar çok dünya hayatlarına bağlamazlardı. Ahiret inancı zayıf olanlar ancak Allah’a isyan ederler, zulümde ileri gidebilirlerdi. Ama yine ne büyük çelişki ki doğru olduklarını bu kadar savunmalarına rağmen ölümü asla arzulamazlar. Ölmemek için her türlü zulmü bizzat işlerler. Onlardaki tezatlık hem kendilerini Allah’ın velileri olarak görmekte, hem güya Allah’ın isteği üzere hayatlarını yönlendirmekteler, hem de Allah’a giden ölümden kaçmaktalar.
Ayrıca yanlış savunmalar bu kadar değil. Allah’a bu kadar sadık iseler, neden O’nun ahidine vefa göstermiyorlar. Tevrat’ta geçen on bir emri dinlemiyorlar.
Bakara Suresi/83 “Ve bir vakit İsrailoğullarından şöyle söz almıştık: "Allah'tan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya, yakınlığı olanlara, öksüzlere ve biçarelere de iyilik yapacaksınız. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin." Sonra pek azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hala da dönüyorsunuz!”
Bu ilahi emirleri duymalarına rağmen, “duyduk ve isyan ettik” derler.
Allah’ın emirlerinden bir kısmını, hoşlarına gidenleri kabul edip, hoşlarına gitmeyenleri kabul etmemekteler. Daha bu yetmiyormuş gibi kendilerine tebliğ eden peygamberleri öldürmeye çalışırlar. Onların davetlerine savaş açarlar. Sanki peygamberler kendilerine örnek diye gelmemiş gibi...
Maide Suresi/70 “Andolsun ki, Biz İsrailoğullarından teminat aldık ve kendilerine peygamberler gönderdik. Canlarının istemediği bir hükümle bir peygamber geldikçe, bir takımına yalancı dediler, bir takımını da öldürüyorlardı.”
Tabi ki dünya hayatı önemsenince değerli olanlar değersiz olanlar ile yer değiştirdi. Hz. Musa(as) onları hakka, hakikata davet ederken, onlar dünya menfaatlerini dileyerek basit, geçici ve değersiz olanları istediler. Şimdi de öyle değil mi?
Allah’ın ilkeleri çiğnenerek dünya hırsı kaplamamış mı tüm yüreklerini? Öylesine ki Allahu Teala bir emir verdiğinde o kelimeyi hemen yerinden oynatırlar. Nisa Suresi/ 46 “O Yahudi olanlardan kimileri kelimelerin yerlerini değiştirip, dillerini eğip bükerek, dine dokunarak "Dinledik, isyan ettik." , "Dinle dinlenilmez olsaydın." ve "Bizi güt." diyorlar. Böyle diyeceklerine "Dinledik, itaat ettik.", "Dinle ve bizi gözet." deselerdi elbette haklarında daha hayırlı ve daha dürüst olurdu. Fakat inkârları yüzünden Allah kendilerini lanetlemiştir. Onun için pek azı dışında imana gelmezler.”
Ya da o emri eğip bükerler. Tevilini değiştirirler. Başka anlamlara çekerler. Ya da o emri sallarlar. İnek kesme emri ile ilgili ayetleri hatırlayalım. Allahu Teala onlardan inek boğazlamalarını istiyor. Onlar hemen emire amade olacaklarına, “inek sarı mı olsun, alaca mı olsun, kullanılmış mı olsun…” diye o emri, hikmetinden uzaklaştırırlar.
Bazen de emri dinlememek için mazeret sunarlar. “kafamız almıyor, eskilerin masalları, biz mustazaf kimseleriz, emirleri başkaları yerine getirsin…” Ama Allahu Teala onların bu mazeretlerini geçerli kabul etmez.
Bazen de emri dinlemede Allahu Teala’ya şart koşarlar. “Yok, melek gelmeli, ya gökten bir şey inmeli, ya Allah ile konuşmalı vs.” sanki iman pazarlığı yapılıyor. Allah’a iman etmek için şart koşuyorlar.
Tüm bu hastalıklar Hz. Davut ve Hz. İsa’yı bile çileden çıkarır. Ve sonunda beddua ederler Yahudileşen bu kavimlere. Rahmet olsun diye gelen elçiler İsrailoğullarının azgınlık ve taşkınlıklarından bu bedduayı yapmak zorunda kalırlar. Allahu Teala’nın da nezdinde gazaba uğrayanlar ve sapıtanlar olarak damgalanırlar. Üstelik yeryüzünde zillet ve meskenet damgası ile lanetlenmeleri de cabası…
İşte lanetlenen bu zihniyet hala devam ediyor. Sadece bildiğimiz İsrail toplumunda değil, bu zihniyet bulaşıcı bir hastalık gibi diğer toplumlara da yayılmış. Bugün aramızdaki bu hastalıkların belirtileri, saplantılı bu zihniyetin ürünleri değil mi? Makaleyi başa alırsak onlarda görülen bu olumsuzluklar, diğer toplumlara da bulaşmamış mı? Elbette ki...
Bakara Suresi/83 “Ve bir vakit İsrailoğullarından şöyle söz almıştık: "Allah'tan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya, yakınlığı olanlara, öksüzlere ve biçarelere de iyilik yapacaksınız. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin." Sonra pek azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hala da dönüyorsunuz!”
O halde Yahudilerden değil, Yahudileşmekten korkmak gerekir. Bu nedenle Yahudileşme ve Hıristiyanlaşma temayüllerine karşı uyanık olmak zorundayız. Kabataslak sıralarsak hangi durumlar bu yola sürüklemektedir bizleri?
Kısaca sıralayalım.
1- ilahi emirleri dinlemekten kasıt itaat etme kararlılığı olmalıdır. Duyduk ve itaat etme yerine duyduk ve isyan ettik denildiği takdirde Yahudileşme yoluna girilmiş olur.
2-hayatımızdaki en önemli seçenek ilahi rıza olmalıdır. İsteklerimiz arasında ilahi rızayı arka sıralamalara attık mı, maalesef yine o yola girmiş oluruz. Değerli ve baki değerler, basit ve fani olan değerler ile yer değiştirilmemelidir.
3-ruhun bulaşıcı hastalığı taklittir. Taklit ile kötülükler yayılır. Bu yüzden yüce Allah sıkı bir şekilde taklit hastalığına karşı uyarıyor bizleri.
4-asabiyet düşüncesi de bu yolun temayüllerindendir. Asabiyetin her çeşidi men edilmiştir Rabbimiz tarafından.
5-dinin emirlerini, peygamberleri, melekleri, âlimleri ve müminleri parçalamak, ayırmak Yahudileşme temayüllerindendir.
6-pazarlıklı ve şart koyarak iman etmek sıratı müstakimden ayrılmaktır.
7-dünya sevgisi ve bu hayata hiç kopmayacakmış gibi bağlanmak ta Yahudileşmeye götürür.
Tabii ki temayüller bu kadar değildir. Ama burada şuna dikkat edebiliriz. Yüce Allah’ın israiloğulları ile ilgili ayeti kerimeleri dikkatle okuyalım ve bu uyarıları ciddiye alalım. Bu ayeti kerimelerde çok uyarılara rastlanılacaktır.
Bakara süresi/ 82–83 “Hani, biz İsrail oğulları’ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.”
Allah, bizleri Yahudileşme ve Hıristiyanlaşma belirtilerinden uzak tutmak istiyor. Bizler kendimizi Yahudilerden ayırdık ama Yahudileşmekten kurtarmaz isek yine büyük tuzaklara düşmüş oluruz. Böylece Allah’ımızın rızasından çıkarız. Çünkü kalpler onları benimsemiş ve izlemiş olur. Allah muhafaza etsin.
Hz. İbrahim (as) de, Hz, Yakup(as) ta, Hz. İsa(as) da, Hz. Muhammed(as) te hanifti. Onlar müşriklerden uzaktı. Bizlerde onların takipçisi olarak hanif, muvahhid olmak zorundayız.
Al-i İmran süresi/ 67–68 “İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi.
Şüphesiz, insanların İbrahim'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur.”
Rabbimiz bizleri gazaba uğrayanlardan ve sapıtanlardan ayırsın, nimet verdiklerinin Sırat-ı Müstakim’ine iletsin. Yahudileşme ve Hıristiyanlaşma temayüllerinden, Müslümanlaşma temayüllerinin zirvesine ulaştırsın. Âmin.