Her şeye rağmen bazı düşünürler, insanların akıl, irade, duygu, ihtiras gibi temel insani niteliklerde birleştiğini ileri sürmüşlerdir. Fakat meseleye biraz daha derinlemesine göz atacak olursak, bu yetilerin genelleştirilemeyeceğine karar veririz. Bu yetilerin işlev dışı kaldığı bilinç yoksunluğu, irade kötürümlüğü gibi illetlere sahip bireylerin bulunması böyle bir genelleştirmenin adeta imkansızlığını göstermektedir. İnsanı ifade etmedeki zorlukla beraber, daha önemli bir zorluk ise insanın kendini anlamlandırmada yaşadığı sıkıntıdır. Bu anlamlandırma sürecinde çözüm olarak kullanılan araçlar ise; din, felsefe ve sanattır. Bazen bu üçünden biri ön planda olmakla birlikte, bazen de birbirleriyle etkileşim halinde oldukları görülür.
Bu üçünden insanı en çok tatmin edeni ise din’dir; çünkü din eksik ve sınırlı olan bu dünyadan bağımsız, yetkin bir gelecek tasarımına sahiptir. O, insanın doğasında bulunan sonsuzluk idesini karşılayan yegâne alandır. İnsanoğlu daima kendini ve içinde yaşadığı gezegeni eksik görmekte, zamanın ve mekânın kuşatılmışlığı altında çaresiz bir şekilde kafasını yukarıya kaldırıp gözleriyle fizik alemini delip, metafizik alemle bir olma özlemi içinde yanıp tutuşmaktadır. Fiziki âlemde buna gücü yetmeyen insan, dinin kılavuzluğunda bu amacına kavuşur.
Sanat da din gibi bir gelecek tasarımına sahiptir; ama sanattaki cennet sanal bir cennet’tir. İnsan zihninin tasavvuru sonucu şekil almış bir mekandır. Bunun için sanattaki cennet bireyseldir. Bu cennetin mimarı konumunda bulunan sanatçılar ise, dünyada elde edemedikleri tatminlik duygusunu bu hayali cennetlerinde tutku şekline dönüştürerek acılarını dindirmeye çalışırlar.Yani o da varoluşumuza anlamlı sebebler arayıp, yokoluşumuzun kasvetli, tahripkar havasını engellemeye çalışmaktadır.
Felsefe ise, ne dindeki gibi bir tanrısal cennete, ne de sanattaki gibi zihinsel bir cennet tasavvuruna sahiptir.Onun sahip olduğu cennet idesi, yeryüzüyle sınırlandırılmış olup, yeryüzünde yapılacak değişiklikler sonucu kazanılacak bir cennettir.Böyle bir cennete sahip olmanın amacı, dindeki ve sanattaki cennetin amacıyla paralellik arzetmektedir. Yani, o da varoluşumuza anlamlı sebebler arayıp, yokoluşumuzun kasvetli, tahripkar havasını engellemeye çalışmaktadır
Görüldüğü gibi her üçü de var olanla yetinmemekte, var olandan huzursuzluk duymaktadır. Din var olanı mutlak aşkın güzellik ile değiştirmeye, sanat var olandan kaçmaya, felsefe ise var olanın içinde kalarak onu çözümlemeye ve değiştirmeye çaba gösterir.
Bilinç yoksunluğu dışında kalan bireylerin hepsi hayatın varoluş ve yeniden varoluş ya da varoluş yokoluş arasındaki bir berzah alemi olduğunun farkındadır. Akıllı insan bu farkındallığı sürekli hisseden ve bu farkındallığa çözüm olacak arayışların peşinde sürekli koşan kişidir. Aptal insan ise, bu farkındallığın farkında olmasına rağmen hiçbir çaba harcamayan kişidir. Allahın bizleri akıllı bireyler safında tutması dileğiyle...