Allah’u teala Kur’an-ı Kerim de cumartesi yasağından bahseder, hemen, hemen herkesin vakıf olduğu bir konudur bu. Allah’u teala’dan istenen bir tatil günü karşılığında Allah’ın şartlı olarak vermiş olduğu tatil, bu cumartesi olayının oluşmasına sebebiyet verir. Cumartesi yasağına uymadıkları için helak edilişlerinden bahseder. Şimdi bazımızın bu konuyla ilgili kafasını kurcalayan sorular var. Ve zaman, zaman bizler de bu ve benzeri sorulara tutuluyoruz. Birçok kişiden ve topluluklardan bizlere gelen sorular şunlardır? Cumartesi yasağını çiğneyen bir gurup isyankârdı, peki neden o halkın bütünü cezalandırıldı? Aynı şekilde bu soru günümüz için de soruluyor; neden insanların bir çoğu dinini yaşadığı halde yaşamayan insanların felaketlerinden nasibini alıyor. Örnek olarak ta şunları diyorlar: Biz zina yapmıyoruz ama çocuklarımız tecavüze uğruyor. Biz insan katletmiyoruz ama çocuklarımız suçsuz günahsız oldukları halde katlediliyor. Biz yalandan haram olduğu için sakınıyoruz ama yalan söyleyen insanlar tarafından kandırılıyoruz. Biz Allah’ın emirlerine dikkat etmemize rağmen, Allah’ın gönderdiği felaketlerden etkileniyoruz.
Önce şuna değinmek istiyorum; Allah’u teala cumartesi yasağından bahsederken diyor ki: “Bunu hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlarına ‘ibret verici bir ceza, takva sahipleri için bir öğüt kıldık.” (Bakara-66) şimdi bu konuyu irdeleyelim: Gerek tefsirlerden gerek diğer aydınlatıcı kitaplardan çıkarmış olduğum sonuç şu. Cumartesi yasağını çiğneyen bir gurup insandı, doğrudur ama şunu da dikkate almak gerekir. Allah’u teala’nın bütün mümin leri mükellef tuttuğu bir emri vardır ki, onun yapılmaması Allah’ın rahmetini kesmesine neden olur. Nedir bu emir? Allah Teala Kur’an-ı kerimde şöyle buyuruyor:
“Sizden; hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran/104) Yasağı çiğneyen bir gurup insan olmasına rağmen, bu olayda üç gurup insandan bahsediliyor.
Bunları başlıklar altında inceleyelim.
1-Birinci guruptaki insanlar (Kur’anda İsrailoğulları olarak bahsediliyor ama ben günümüz insanı olarak da düşünüyorum.) Yasağı çiğneyen insanlardır bunlar Allah’a verdikleri sözü çiğnerler. Birincisi ciddiyetsizlik hafife alma, ikincisi menfaat, üçüncüsü isyan ve haddi aşma, dördüncüsü ise kurnazlık, Allah’tan ısrarla istediklerini elde edince doyumsuz olan nefisleri harekete geçer ve daha fazlasını isteme arzusuyla yanan nefislerinin oyununa gelirler. Yasağı delerler. Onlar artık kaybetmişlerdir her ne kadar kendilerini kârda saysalar da kaybettikleri bir gerçektir. Geriye dönebilirlerdi tövbe kapısı açıktı ama onlar yaptıkları şeyde kârda olduklarına inanmışlardı bir kere. Hatalı olduklarını kabullenmiyorlardı. Geri dönmek isteyen insan hatalı olduğuna inanan insandır tıpkı hz. Adem gibi. Yardanın sözünden çıkar çıkmaz hemen hatasını anlamış geri dönmüş idi.
2-İkinci guruptaki insanlara gelince bunlar yasağı çiğnememişlerdi. Hatta çiğneyen insanları da uyarmışlardı. Ama bunda ısrarcı olmamışlardı. Hani zaman, zaman bizim de başımıza gelir ya birisini yanlış yaparken görürüz bunu yapma deriz ama o bunu yapmakta ısrar edince ne halin varsa gör deriz. Mesela namaz kılmayan birine bu annemiz osun, kızımız veya komşumuz vs namaz kılması konusunda uyarırız o kılmaz bir daha uyarırız o yine kılamaz üçüncüsünde deriz ki bizden günah gitti ne hali varsa görsün. Olmuyor işte öyle ne hali varsa görsün demekle, gerekirse on defe gerekirse yüz defa uyaracaksın. İkinci guruptakiler öyle yapmışlardı demişlerdi ki; Kuranın diliyle anlatalım.
Onlardan bir topluluk: “Allah’ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?”(A’raf/164) buradan iyice anlıyoruz ki ikinci gurup yasağı çiğnememişti ama Allah’ın rahmetinden ümidini kesmişti. Burada onlardan bir topluluk diye bahsedilen yasağı çiğnemeyen çiğneyenleri uyaran ama uyarılarına uymayınca da ümitlerini kesip diğer uyaran toplulukları da bu işten vazgeçirmeğe çalışanlardı. Bu durumda lanetlenme ve helak edilme sebebidir. İşte şimdi bize sorulan soruya geliyorum günümüzde İsrail oğullarının çiğnediği gibi bir balık avlanma yasağıyla karşı karşıya değiliz ama bizim de başka yasaklarımız var. Ve bu yasakları çiğneyen bir sürü Müslüman’ımız; bizler de bu yasakları çiğneyen Müslümanlardan sorumluyuz onlara iyiliği emretmek zorundayız yukarda da zikrettiğimiz gibi bu bizim üzerimize farzdır yapmakla yükümlüyüz. Bizim içimizde de kalkıp işte efendim bana ne ondan bundan bana değmeyen yılan bin yaşasın diyen Müslümanlar çıkıyor. Yaşasın, yaşasın da bu yılan sana değmez ama senin kızına değer, oğluna değer, annene, kardeşine değer bunların senin için önemi yok mu? İşte toplumumuzda bu zihniyeti taşıyan insanlar yüzünden Allah’ın en büyük emri olan tebliğ görevi iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevi yerine getirilmiyor dolayısıyla Allah teala da bizden rahmetini kesiyor ve felaketlerden biz de nasibimizi alıyoruz. Zannediyoruz ki namaz kılınca, oruç tutunca, zekât verince, hırsızlık yapmayınca, içki içmeyince Allah’a olan kulluk görevimizi yerine getirdik başkalarının yapmadığı çiğnediği yasaklar bizi sarsmaz bize dokunmaz. Onlar da öyle sanmışlardı; kendileri yasağı çiğnememişlerdi ki niye Allah onları helak etsin. Ama öyle olmadı Allah (c. c) onları da sorumlu tuttu. Ve ayette de bahsettiği gibi hem kendilerine hem de kendilerinden sonra gelecek olan ümmetlere ibret eyledi. Şimdi tekrar başa dönelim sorulan soru şu idi niye yasağı çiğneyenlerle beraber diğer guruplar da felaketten nasibini aldı. işte sanırım yapmış olduğum bu açıklama nedenleri anlamamız için yeterlidir yasağı çiğnemeyenler çiğneyenleri uyarmaktan vazgeçtikleri içindi. Tekrar etmekte fayda gördüğüm için diyorum ki ne olursa olsun, nasıl karşılarlarsa karşılasınlar bir mü’min asla yanlışta olanları uyarmaktan vazgeçmeyecek. Çünkü vazgeçmesi demek hem Allah‘tan ümidini kesmesi demek, hem de davasına karşı gevşemiş olması demektir. Bu da Allah’ın rahmetini kesmesine nedendir. Allah’ın şu ayetini hiçbir zaman unutmamamız gerek. “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. ”(Al-i imran/103) Bizim hayattaki amacımız Allah teala ya iyi bir kul olmaktır. Bu da Allah için Allah’ın istediği şekilde çalışmaktan geçer.
3-Üçüncü guruba gelince onlar Allah’ın emrine hem uydular hem de uymayanları uyardılar. Kötülükten sakındırma görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Zaten bu mü’minler felakete uğramamışlardı onlar aşağılık maymunlar olun emrinin dışında kaldılar. Çünkü onlar Allah’ın rızasını gözetmiş geçici olan dünya menfaatlerine aldanmamışlardı. Ama onlarda yaşanan bu felaketten çok etkilenmişlerdi. Ve bu olayın günümüze kadar taşınmasına sebep olmuşlardı. Zaten Allah teala kuranda diyor. “Onlar için bir ceza takva sahipleri için ise bir öğüt kıldık.” Üçüncü guruptakiler takva sahipleri olduklar için, onlara ve ta bizlere ulaştırdıkları bir öğüt oldu bu olay. Onların tutumları kuranın ifadesiyle şöyle olmuştu. “Onlardan bir topluluk: “Allah’ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz? “dediğinde “Rabbimize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakına bilirler, diye” dediler. (A’raf/164. ) işte örnek alınması gereken bir davranış biçimi. Allah’ın da övdüğü bir tavır…
Sanırım şimdi iyice anlamış olduk felaketlerden neden biz de nasibimizi aldığımızı. Biz zina etmiyoruz ama zina edenlere karşı ise duyarsız davranıyoruz. Biz adam öldürmüyoruz ama haksız yere adam öldürenleri eğitmiyoruz. Biz yalan söylemiyoruz ama yalan söylenmemesi için seferber olmuyoruz. Toplumumuzun çok bozulmuş olduğunu söyleyip duruyoruz. Güven olayının kalmadığından şikâyetçiyiz, ama ortada bütün bunlara karşı üç beş kişinin dışında mücadele veren yok biz hep mücadeleyi başkasından bekliyoruz. Yaptığımız şey hep şikâyet etmek. Artık gözümüzü açma zamanı gelmedi mi? Şöyle bir silkelenelim ve mademki biz de bu felaketlerden etkileniyoruz o halde korunma yöntemine başvuralım. Nedir korunma yöntemi? İyiliği emredip kötülükten sakındırma.
Selam ve dua ile...