İslam inancının ilk temel kuralı, Yüce Allah’a güvenmektir. Allah’a iman, yerli yerine oturmamışsa kitaplara iman, peygamberlere iman, ahirete iman vs söz konusu olamaz. Çünkü Allah’a güven olmayınca diğer esaslara nasıl inanılabilir? Her şey Allah’ın bildirdiği gibi değil mi? İşte Allah’a iman zaafta ise, diğer tüm esaslarda da bozulmaya gidilmiştir.
Allah’a iman tam ise, yani Allah’a güvenmek tam ise bildirdiklerine, emrettiklerine, gösterdiklerine güvenilir. İşte bu noktayı merkez edinen, her durumda bu merkezden hareket eder. Örneğin; darlıkta ve bollukta, korkuda ve güvende, hastalıkta ve sağlıkta, savaşta ve barışta… ne pozisyonda olursa olsun Allah’a imanı olan Allahu Teala’nın iradesine göre düşünür, yaşar, evlenir, eğlenir, iş yapar, çalışır, sever, güvenir… Böylece hiçbir yerde Allah’ın emirlerini suistimal etmez. Tek başına da olsa, kamusal alanda da olsa Allah’a göre davranır. İç dünyasını da, dış dünyasını da Allah’ a göre dizayn eder. Kendisi yaşadığı gibi ailesini de, akrabasını da, halkını da bu yola davet eder. Çünkü doğru olduğuna inandığı hedefe herkesi çağırır. Herkesinde bu aydınlığı yakalamasını ister. Düşündüğü gibi yaşar, yaşadığı gibi düşünür, için dışa, dışın içe muhalefeti yoktur, kendisi ile çelişkiye düşmez. Hayalleri, yolu ve hedefi ile barışıktır. Kişisel istekleri değildir, gerçekten istedikleri. Bu yüzden nefis terbiyesi vardır. Dikkat ederseniz nefis terbiyesi sadece İslam Düşüncesine özgüdür. Önemli olan menfaatleri değildir, önemli olan İlahi Rıza’dır. Onlar için en büyük ödül, Allah’ın onlardan razı olmalarıdır. Bu yüzden Rablerinin istekleri, kendi isteklerinden önceliklidir. Tüm gözler ve gönüller, Allah’ın isteklerine kilitlenir. İşte bu tablo tam inananların tablosudur.
Ama gerçekten inanmayanlar yani küfürde olanlar, iki şekilde kendilerini gösteririler. Birincisi; aşikâr olarak inanmadıklarını söylerler. Ve bu sözlerini tasdikler biçimde yaşam tarzlarını kurarlar. İkinci grup ise; güya inandıklarını söylerler, ama bunun üzerine yaşamazlar. Aynen ayeti kerimede Allah’ımızın hatırlattığı gibi.(Bakara Suresi /14).İnançları söylemden öteye geçmez. Daha bu yetmezmiş gibi inananları da beğenmezler. Dinin esaslarını, kendi menfaatlerine göre kullanırlar. Allah’ın kendilerine bir ilke olarak verdiği esasları, kendi kendilerine göre yorumlayıp, piyasaya sürüklerler. Kendileri dine göre değişeceklerine, dini kendilerine göre uyarlarlar.
İşte tam burada, cırtlak bir ses yükselir. “din istismar ediliyorrr!” Din istismar ediliyorsa, din kullanılıyorsa, din çıkarlar yolunda yönlendiriliyorsa bu inananlar tarafından değil,dikkatinizi çekiyorum bu,inananlar tarafından değil, inanmayanlar tarafından yapılıyor. Şimdi din istismar ediliyorsa bu dinin mi suçu, gerçekten inananların mı suçu, yoksa dine inanmadıkları halde kendi menfaatleri uğruna dinin kurallarını kullananların mı suçu?
Din suistimal ediliyorsa dini ortadan mı kaldıralım, kadında suistimal ediliyor, kadını da mı ortadan kaldıralım? Çocuk suistimal ediliyor, iyilikler suistimal ediliyor, sevgiler suistimal ediliyor bunlarıda mı ortadan kaldıralım? Vs. Demek çözüm dinin ortadan kaldırılması değil. İnananlar mı suçlu, dine samimi olarak inandıkları için mi suçlular? Burada en masum olanlar onlar yani gerçekten inananlar. Çünkü onlar ikili davranmıyorlar. Kişisel isteklerinin arkasından gitmiyorlar. Her yaratılan gibi kendileri, Yaratanına boyun eğmiş. Bu durum nasıl dini suistimal edebilir?
Sırada tek seçenek kalıyor. İnanmadıkları halde inanmış gibi gözükenler. Bu inanmayanların sorunu… İnanmayanlar bir aile olarak, inanmayan kardeşlerinin din üzerinden rol almaya karşı durmalılar. Şimdi kalkıp kendi yaptıklarının faturasını başkalarına çıkarmamalılar.
Din istismarlığı varsa, bunu yapan inanmayanlardır. İnanmadıkları halde inanıyor gibi davrananlar, din üzerinden pazarlık yaparlar. Dini çarpıtırlar, İlahi Rıza onlar için önemli değildir. Kendilerine göre yorumlarlar. Menfaatlerini ön plana çıkarırlar.
Bu sorun, inananlarında problemidir elbette. Ama inanmayanlar, İslam düşmanlığı yaparak “Din, suistimal ediliyor.”diyorlar. Amaçları dini korumak değil, dinin hayata gelmesine engel olmak. Bu yüzden bu çığırtkanlıklara karınlar tok. Artık kimse bu çığırtkanlıklara prim vermiyor. Olsa olsa kendisi gibi aşikâr küfredenler prim verir.O yüzden tekerrür eden bu söylemleri inandırıcı olmuyor.Artık bunları Allah’a havale ediyoruz.