Rabbimizin inananlara imanın gereği kulluk sorumluluğu olarak yüklediği direniş kültürü, inananların bilinçsizliği veya sorumluluklarını yerine getirmemesiyle hayatımızdaki anlamını yitirmektedir.
Yitirdiğimiz bu değer bizleri zalimlerin elinde mazlum ve bölük pörçük bırakmaktadır. Nitelik ve nicelik olarak yaşamamız gereken huzur, sükûnet ve güven ortamını yaşayabilme gücüne sahip iken, basiretsizliğimiz ve güçlerimizi dar kalıplara sıkıştırmamız nedeniyle yaşanmaması gereken acıları yaşamak zorunda kalmaktayız.
İnsan geçmişindeki yaşananlardan ders almadığı için aynı acıları yaşanan zamanda yine yaşamakta ve bu acıları bir daha yaşatılabilirlik nedensellikleri ile bir sonraki nesle sorumsuzca bırakmaktadır. İslam tarihinde Müslümanların yaşadığı tüm acıların ana nedeni teferruatlarda boğularak, olması gereken güç birlikteliklerinin sağlanmaması ve ortak maslahatları öncelememe basiretsizliğimiz değil midir?
Acıların ve cefanın bizlere kazandırmış olduğu ortak bir direniş kültürünün kazanımlarının hayati değerde, varolup-olmama ayarında pratiğimize anlam verme zamanı gelmedi mi?
Ümmet-i Muhammed olarak yaşadığımız bu kadar acı ve zulümlerden ders çıkararak, dar kalıplarımızı, bizim olmayan sınırları yok edip biz biriz ve birimize dokunulduğunda birden feryat ve kıyam ederiz deme zamanının çoktandır kapı zilimizi ısrarla çaldığını hepimiz bilmekteyiz.
Hepimiz kapı zilimizi çalan bu feryadın uzağımızda olmadığını, her gün çok kapılı olan evimizin farklı bir kapısının çalındığını ama ne yazık ki hepimizin aman daha bana ve odama dokunmadığı için duymazlıktan gelmek maslahat gereğidir zulmünü işlediğimizi bilmekteyiz.
“Zulme karşı sessiz kalmayın, yoksa size ataş dokunur” “Ancak müminler kardeştir” “Müminler birbirlerinin velileridir” “Bir binanın tuğlaları gibi saf saf dizilirler.” Mealindeki birçok ayet acaba kime hitap etmektedir, ayetlerin hitabını kendimizden çok başkaları için mi düşünmekteyiz.
Ayetlerin muhatabı tüm insanlıktır ama ayetlerin yüklemiş olduğu sorumlulukları ifa etme memuriyeti de Müslümanlara aittir. Nefsi ve dünyevi maslahatlarımız asla kulluk sorumluluğumuzun önüne geçmemeli, Allah korusun bu dünyada yaptıkları boşa gidenlerden oluruz.
Müslüman zillet ve zulüm coğrafyasının maslahat gereği sessiz kalanı değil, kıyam ve direniş kültürünün öncüsü olandır. Direniş kültürünü tüm maslahatlarının değişmez ilkesi kılarak kulluğunu ifa eden yürüyen Kur-an’dır Müslüman.
“Yaşamım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” şiarını bayraklaştıran ve onun gölgesinde zalime ve zulme karşı yüreğini ümmetin maslahatına sunandır.
Filistin’de Siyonist zalimlerin kalbimize vurduğu hançer tüm ümmet bedenini acı ile feryat ettirmiştir. Bu gün Müslümanlar olarak yüreğimizi Filistin’deki kardeşlerimize sunma anıdır. Bu kahpe hançerin acısı ile kıyam etme vaktidir, bu feryadı tek ses ve yürek olarak ümmetleştirme zamanıdır.
Yakınma ve zavallılar gibi yerlerde dövünüp kıvranma vakti değil, intikam ve kıyam için ümmet olma bilincini varetme, Siyonist ve işbirlikçi zalimlere dünyayı dar etme vaktidir. Direniş kültürünü yaşamımızın her alanına yayıp; sosyal, ekonomik, politik, kültürel, eğitim olarak her alana hâkim kılmalıyız.
“Allahın ipine toptan sarılın” şiarı ile yek vücud olup Siyonistlere ve işbirlikçi tüm insanlık düşmanlarına karşı köşe başlarını tutup onlardan intikam alma güç birlikteliğini varetme halidir.
İnleyen ve acı çeken bizim bedenimiz, şehit edilen ve zulüm gören bizim yüreğimiz, hançerlenen bizim kalbimiz, sömürülen bizim haritamız, işgal altında olan ümmetimiz, gün direnme günü, gün cihat ve şehadet günüdür. Tüm tedbirler ve maslahatlar anlamını yitirmiş, anlamlı olan Filistin ve ümmet coğrafyasında yaşanan bu zulme karşı direnme kültürünü tüm yönleriyle pratize ve disiplinize edip ortak paydalarda varolmadır.
Feryadım kendimedir, ümmetedir, daha ne kadar acı yaşanması gerekir ki bir olalım. Ümmetin kaç tane bireyi daha kurban sunulmalı ki acizliğimizin gerçek nedenlerini tespit edelim. Kaç katliam ve şehadet daha yaşayalım ki gaflet karanlığından iman şafağına çıkalım.
Ey Filistin! Ey ümmet coğrafyası! Ey Kur-an! Ey Peygamberi miras! Ey mustazaf halklar! Size karşı yüzü karayız. Ya Rabbi! Bizlere bu günahımızdan tövbe etme ferasetini ve basiretini nasip eyle, bizlere direniş ve bir olup zalimlere karşı mücadele etme kültürünü bahş eyle.
Bizlere zillete sessiz kalma hastalığından, Kur-an gölgesinde mümin olarak varolma şifasını kazandıracak hekimler (âlimler) nasip eyle. Bizleri, onları canları ve mallarıyla koruyup izleyecek müminler topluluğu olarak önder olacak ümmet kıl ya Rabbim… Âlimlerimizi ve direnen ümmet topluluklarını sahiplenmeyi ve Akabe biatlarında ki söz sahiplerinin sözlerine bağlılığı değerinde bir kardeşlik hukukunu inşa edecek birliktelikler ile şereflendir ya Rabbim…
Bu birliktelikler ile Filistin ve tüm mustazafların acılarına derman olacak yüreklere sahip müminlerden eyle bizi…
“Ya Rabbi! nefsim ile yalnız kalmaktan sana sığınırım” duasını bizlerden de bu duayı edenin hürmetine kabul eyle…
Şehadet mertebesine yükselen Filistinli kardeşlerimizin şehadetlerini kabul, yaralılarına şifa, Siyonist küffarına karşı direnenlere güç ve zafer eyle ya Rabbim… Ya Rabbim! Siyonistler ve işbirlikçi zalimler için Kahhar sıfatının yeryüzünde tecelli etmesini Filistinli direnişçiler ve biz Müslümanlar ile gerçekleştir.
Bizler Selahattin Eyyubi’nin mirasçıları, mirasımızın miras yedileri olarak değil, Allah’ın izni ile mirası gerçek değeri ile sahiplenenler olarak direniş kültürünü Filistin şehitleri için sath-ı cihana yayma savaşçıları olacağız.
Diren Filistin’im diren ki ümmet uyansın, diren ki ümmet dirensin, diren ki insanlık onuru zalimlere karşı direniş ateşini tutuşturacak bir kıvılcıma sahip olsun…