Yaşanmış olan, yaşanan ve yaşanması mümkün olanların kişiliğimizde bir değer ifade edebilmesi için bir mantık zinciri silsilesinin oluşturulması gereklidir.
Mantık düşünmenin ilmi ve tasavvurlarımızda düşüncenin mahsulü olduğuna göre bildiklerimizi mantık ilmi süzgecinden geçirerek değer derecesini belirlemeliyiz. Düşünce dünyamız bilgi kapasitemizin sınırları ile çevrili bir özgürlüğe sahiptir. Bu sınırlar içersinde akledebilir ve olana anlam yükleyebiliriz.
Fikirlerin birleşme ve ayrılmaları, hayatımızdaki kavramlar arası ilişki, nesnelerin özü ile ilgili nazariyelerimiz hep düşünmek ile ilgilidir. Düşünmek bilmenin bir şeklidir, düşünmek için bilmek, bilmek için niçin ve nedenlerimiz canlı ve aktif olmalıdır. Düşünme; kıyaslamak, analiz etmek, birleştirmek ve her şeyden öte her şeyin anlam vereni olan yoktan vareden Yüce Yaradanın kulluk kıstasları ile uyumlu olabilmektir.
Düşünce dünyamızın özgürlük sınırlarının kırmızı çizgilerini çizen kırmızı kalemin yön vereni, mantık işleyişimizin kılavuzu Rabbimiz ile olan muhabbetimiz olmalıdır. Bu muhabbeti mantığımızın ekseni haline getirerek gücümüzün yettiğini en üst derecede ifa ettikten sonra tevekkül ile Kadir olan Rabbimiz ile aramızdaki muhabbete güvenerek sebat ile sürekliliği devam ettirmeliyiz.
İslam mantıkçıları, mantığın konusunu tasavvurat ve tasdikat bölümlerine ayırırken bu bölümlerin esasları ve amaçlarını da belirtmişlerdir. Tasavvuratın esası: Kök, neden, gelişim süreci, yarar ve zarar’dır. Amaçları ise; Tarif, had ve resimdir.
Tasdikatın esası: Önermelerdir. Amaçları ise; Kıyas, burhan, cedel, şiir ve hitabettir.
Tasavvurat ve tasdikatımızı her zaman gelişime ve bilgi ehli olanlar ile mücadelenin içersinde olan tüm birey ve yapıların katkılarına açık tutabilmeliyiz. Tasavvurat ve tasdikatımızı aitlik duygusu ile güçlendirerek bu güç ile genelin birlikteliği hizmetine sunulan bir değer olarak savunabilmeliyiz.
Yaşadıklarımızı düşünme ilmi olan mantık ile değerlendirerek makul bir şekilde meçhul olanı tanım ve kıyas ile tasdik edebilmeliyiz. Tecrübî bilgilerimiz ile şimdiki zamanı kıyas ve tanım çerçevesinde değerlendirerek inandığımız değerler ışığında var etmek istediğimiz geleceğimizin yol işaretlerini koymaya çalışırken İlahi olan asıl işaretleri ıskalamamaya dikkat etmeliyiz.
Haklarımız için mücadele ederken bazen nefsi duygularımız ile asıl olan yol işaretlerini ıskalayabiliyoruz. Burada devreye girecek olan mantığımız bilgi sahibi olan ve bizimle aynı sıkıntıları yaşayan yol arkadaşlarımızın mantığı ile kıyaslama ve tanımlama yapacak olan devrelerimizi sonuna kadar açık tutma bilgisi ile donanımlı olma uyanıklığında olmaktır.
Bir olgu ve ya olaya, bir nesne ve ya canlıya bakışımız düşünce dünyamızın mahsulü olduğundan elbette bizim için değerlidir. Bu değer başkasında da aynı ayarda olacaktır diye bir şey olamaz, bir başkasının bakışı daha geniş ve ya daha sığ olabilir bakışı ile değerlendirilmelidir. Her bilenin bildikleri tanımlanmaya ve kıyaslanmaya değer olarak görülmelidir.
İnsanın diğer canlılardan bir farkı da bir başka kişinin bildiklerini bildiklerine eklemleyebilmesidir. Yaşamın huzur ve refahında, sorun olan kısımlarında çözüm üretmek için birçok kişinin bildiklerinden ortak hareketle çözüm için alternatifler oluşturabilmektir. İnsan; bildiklerine eklemleyebilmek ve bildiklerini bir başkasının bildiklerine eklemleyebilmesi için sunabilme, paylaşabilme yetisine sahip bir canlıdır.
O zaman yaşamımızda mahrum bırakıldığımız ve bize zor gelen tüm sıkıntılar için mantıklarımızı kıyas ve tanımlama ile birbirimize sunma ve paylaşımda ısrarcı olmalıyız.
Kendilerini yaşatmak için başkalarını feda etmeyi hüner sayan ve bunu kendilerinde var olan bir hak olarak görmelerine sebep olan bizim bireysel mantıki duruşlarımızı ortak mantık ile kendi lehimize çevirebilmeliyiz.
İlk olarak da herkesin bir olarak gördüğü ama bir türlü bir olamayan düşünce çizgilerinin bir olma adımlarını atma mantığını konuşalım. Bunun üzerinden bizleri yani halkı feda ederek yaşamlarını mutlu yaşayan mantıklara baldıran zehiri olarak bir cevap olalım. Ezilenlerin ve mazlumların hastalığı için panzehir olacak ortak mantığımız zalimler ve sömürgeciler için bir zehir olacaktır.
Yaşadığımız coğrafyada son zamanlarda yaşananları düşündüğümüz zaman bazı kararlar için geç kalınmadan adımlar atılması gerektiği mantığı hepimizin malumudur. Güç ve kitleler üzerinden dengeler değişiyor, asıl güç ve denge sahibi olanlar ise hala güdük kalan düşünceler üzerinden bir olanları birlememek için rahatlarını bozmamaktadırlar.
Toplumsal ve değersel bir hesaplaşmanın yaşandığı, coğrafyamızda yaşadığımız bir çok gelişmenin bilgilerinin göründüğü gibi olmadığı ve bunun oturmuş olan mantıkları yıkıp yeniden bir mantık oluşturulması gerekliliği ıskalanmaktadır. İçe dönük bir yolculukla kendimiz ile hesaplaşarak, ayrılık ve uzaklık tanımları yerine birliktelik ve güç üzerinden aynı olan değerlerimizi denge unsuru olarak sunmayı konuşabilmek için bir ivedilik öncelemesi değerlendirilmelidir.
Konu eksenin anlaşılması için uzun bir giriş yapmak mecburiyetinde kaldım. İnşallah konuya gelecek yazımızda devam edeceğiz.