İslam barış ve kardeşlik dinidir. Bu doğrudur fakat İslam barış ve kardeşlik adına insanların vicdanlarına paranga vuran bir din değildir. Onları din adına kullara kul yapmaz. İslam Allahtan başka kimseye boyun eğmememizi, insanları Allah ile aldatmamamızı da emir eder.
Fakat maalesef bugün İslam beli bazı cemaat ve partilerin elinde bir sömürü aracı haline getirilmiştir. Bu sömürü düzenî sözüm ona kardeşlik ve ümmetçilik adına yapılmaktadır.
Bugün Türkiye’deki birçok İslamî cemaat ve onların denetlediği medya organlarına baktığımızda menfi bir yayın yaptıklarını ve İslamî olanı bir tarafa bırakıp, yanlışa çanak tuttuklarını bariz bir şekilde müşahede etmekteyiz.
“Türkîye’de ortaya çıkan bir çok İslami cemaat ve hareketlerin çoğu dini oldukları kadar aynı zamanda milli yapılanmalardır da. İslam’ı hakim kılmaya aday oldukları kadar milli birlik ve beraberliklerini güçlendirmeye de soyunmuşlar, üyesi oldukları toplumun dilini, kültürünü, edebiyatını, sanatını… vd. geliştirmeyi, zenginleştirmeyi kendileri için önemli bir gaye edinmişler ve İslam’ı kendi renkleri ve zevkleriyle yaşamak için uğraş vermişlerdir. Gülen cemaatının her yıl Türk dil olimpiyatları düzenlemesi buna güzel bir örnektir. Türk kökenli cemaatlerde milli yön daha çok ön plandadır. Milli yönün ağır bastığı hareketlerde din, milli birlik ve beraberliği sağladığı için önemsenir ve bu gayeye matuf olacak şekilde yorumlanır. Bu zihniyete göre iyi ve kötünün ölçüsü devlet ve milli bütünlüktür. Eğer adalet, hak, hukuk, özgürlük; milli birlik ve beraberliği zedelerse hemen dini yedeklerine alarak bütün bu talepleri terör, anarşizm, dış güçlerin bir oyunu ve bölücülüğe indirgeyerek ırki ve milli kardeşliği desteklemeye başlarlar. Kendilerinden olanın her türlü haksızlığını, zulmünü ve hakaretini sırf milli birliğin bozulmaması için sineye çekerler de hak taleplerini görmezden gelir açlıkla korkutup sadakayla avuturlar. Bu da olmazsa kendi ırklarını, kardeşlerini desteklemekten, arkalamaktan asla çekinmezler. Kendilerine uygun buldukları milli hakların hepsini Kürtler için sırf milli egemenliklerinin ortadan kalkmaması için istemezler ama bunu dini kılıkla süslerler, birlik ve beraberliğe atıfta bulunan bütün ayetleri bir anda sıralarlar.”(1)
Kürtler İttihat Terakî’den beridir “Türkleştirme politikalarına ” direnmektedir. Fakat bugün tamamıyla sömürü amaçlı ulusal kimliğin ve ulusal hakların inkarı üzerinden inşaa edilen sahte bir “din kardeşliği ve bir din birliğini esas alan bir politik çizginin tehdidi altındadır
Türk İslamcılarının Kürdistan politikasını Osmanlı dönemine kadar derinleştire biliriz. Kürtlerin Yavuz dönemin de Türklerle olan mezhep temelindeki yakınlaşması ve işbirliği sonraları tek taraflı bir sömürü ve talan düzenine dönüşmüştür. Osmanlı Kürdistan topraklarında siyasal planda bir kez girdikten sonra “merkezle” ilişkiler düzenlemiş, Başlangıçta “basit” ve “gevşek” tutulan bu ilişkiler giderek “merkezi” ve sistemli bir karakter almıştır.. Önce Diyarbakır, Van, Erzurum merkezi eyaletler oluşturuldu. Bu merkez eyaletler sistem içinde “entegre” edildi. Kürt Halkının, Dindar, Köklü bir Kültüre sahip olmaları, Aşiret yapısı, beylikler. Bir kısmının feodal oluşu, mezhebinin Şafii olması, Tasavvuf karakterine sahip olunması gibi bir çok yönü Osmanlının siyasal tavrında belirleyici oluyordu. Güçlü Aşiretlerin ve beyliklerin bulunduğu yerlerde küçük hükümetler oluşturuldu ve “Kürtler Merkezileştirildi.(2) Daha sonraları İslam kardeşliği adına Kürtler Osmanlıdakî gayri-müslim azınlığın taleplerini bastırmak için bir baskı aracı olarak kullanıldı. İkinci Abdulhamit döneminde kurulan Hamidiye alayları bunun tipik bir örneğidir. Kürt aşiretlerinden oluşturulan bu ordu hem imparatorluktaki Ermeni, Süryani ve Asurîlerin özgürlük taleplerini bastırmak amacıyla kulanılmış hem de kürt beylerinin çocukları rehin alınarak olası bir isyan hareketlerine karşı kendilerini emniyete almışlardır.
”Kısacası bugünkü milliyetçi muhafazakar cemaat ve partilerin siyaseti ile Qsmanlının talan ve sömürü siyaseti arasında ciddi bir bağlantı vardır. Fethullah Gülen hoca da bu politikanın devamı niteliğindedir.
AKP’nin iktidara gelmesi ile beraber kürt sorunu farklı bir boyut kazanmıştır. Kemalistlerin geleneksel ret ve inkar politikalarının tersine AKP kürtlerin varlığını kabul etmektedir. Fakat bu kabul çözüme dayalı bir kabul değil tamamıyla teslimiyete kendini inkara, celadıyla özdezleşip bütünleşmeye dayalı bir bir çözümdür. AKP sık sık mecliste 75 kürd kökenli milletvekili olduğunu söyleyip, kürtlerin gerçek temsilcisi olduğunu idea etmektedir. Fakat bu milletvekilleri bir gün dahi bölgede olup bitenleri gündeme getirmemiş ihale ve iş takibinden başka bir işle uğraşmamışlardır. Örneğin bu milletvekilleri Irak kurdistan’ına yönelik tezkereye mhp ve chp gibi olumlu oy kulanmıştır. Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri konusunda Mhp den farklı tezlere sahip değildir. Onlara göre olay bir terör ve asayiş sorunudur. Biraz kömür, ramazanda dağıtılacak bir kaç kilo gıda ürünüyle sorunun hal olacağına inanmaktadır.
Din temelinde sistemle ciddi sorunu olan AKP bölgede din temelinde politikalarda kemalistlerle parelel bir çizgide yol almaktadır. AKP bugün “Ne Mutlu Türküm diyenin” yerine “Ne mutlu Müslümanım diyeni” ikame etme uğraşı içerisindedir. Normalde böyle bir politika partinin kapatılıp siyaset sahnesinden silinmesine sebep iken bölgede bu söylem laikliği bir din gibi algılayan Kemalist sistem bekçilerinin dikkatini bile celp etmemektedir. Tabi AKP bu politikalarını tek başına yapacak kadro ve birikime sahip değildir. Bu emelerini gerçekleştirmek için bazı islami cemaatlarla berabar tatbik etmektedir. Bu cematlerden bazısı kürt kökenli olmasına rağmen PKK’nin marksist Leninist olmasından dolayı bir tepki olarak AKP’ye destek verirken Gülen cemaatı planlı ve projeli bir şekilde bu konuya el atmıştır.
Cemaatin Kürt sorununa yönelik geliştirdiği ilginin, gün geçtikçe arttığını rahatça söyleyebiliriz. Üstelik bu ilgi, Kuzey Irak’a açılan çok sayıda Türk okuluyla birlikte sınırın ötesine geçmiş durumda.
Bölgede açılan bir çok okul, dershane, yurt, pansiyon, okuma salonu, ve cemaat evleri ile çok köklü bir çalışma içerisine girmişlerdir. Kimse yok mu derneği aracılığyla devlet eliyle yoksul bırakılan köyünden sürülen fakir fukaraya sadaka dağıtarak halkı kazanma yoluna girmişlerdir. Yurtlarında yoğun şekilde Türkçülük ve devletçilik programı uygulanarak kürt ve kürtçe inkarı işlenmektedir.
Fetullah Hoca Kendi ifadesiyle “ Güney doğuyu Paris gibi yapmalıyız aksi takdirde güneydoğu halkı Kuzey Irak a ilgi gösterirler” başka bir ifadesi “ Güney doğu halkını kazanmalıyız” diyerek bölge özerindeki emellerini açıkça ifade etmektedir. Kürt halkını kazanmalıyız derken Hoca Efendî! Burada kazanmayı ahlaki islami bir yaşam biçimini hakim kılalam anlamında değil, onları kültürel ve ekonomik olarak devlete entegere edelim anlamında kulanmaktadır.
Kürt sorununu sırf “Ekonomik” bir sorun olarak gören Hoca efendî! Kurduğu kimse yok mu derneği vasıtasıyla sistemin aç bıraktığı yığınları bir kaç parça gıda ürünü ile minnet altında bırakarak kazanma yoluna gitmektedir
“Güney doğu halkını kazanmalıyız” ne demek kazanmak ? Kürtler Kafirmi ki müslümanlaştırıp kazanacak yoksa kazanmaktan maksadı “Kürtlerin Dindar ve Milliyetçi bir çizgiye kaymasını engelleyip Türklere entegre etmek mi ?
Zaman Gazetesinde Ümit Kardaş’ın Kürt sorunu makalesinde şu ifadeler yer aldı” Kürtleri “asimile” de başarılı olamadık sorun sadece askeri değildir sivil hareketlerinde bu sorunda yer alması gerekir” Mahir Kaynak ise bu konuyu daha da netleştirmiştir “Devlet Güneydoğu ayağını Fethullah Gülen cemaatine havale etmiştir”
Hoca bir çok konuşma ve ifadelerinde mezhepçilik yaparken, iran için pars, yıldızının en son barışacağı devlet, selefi guruplar için sapık ve liderleri için dünyada en nefret etiği kişi olduğunu söylerken kürtler söz konusu olunca neden ümmetçi olduğunu anlamak için arif olmak gerekmemektedir.
Bir çok konuda devletin tezlerini savunan Gülen cemaatı mesela Filistin, Afganistan, Çeçenistan v.b islam dünyası ile ilgili konularda Tc. nin resmi tezlerini ve israil Amerikan parelelinde bir politika izlemektedir. Ama aynı cemaat kürtler sözkonusu olunca sömürü amaçlı islam kardeşliği eksenli! Ümmetçi politikaları izlemektedir.
Böylece Hoca Efendi cemaatı bu politikalarıyla , silahlı değil ama Kürtleri kültürel yozlaştırmanın ayağını oluşturacaktır. Yani “asimilasyon” ve “entegre” etme ve bunu “Din’i” bir “Davet” ile yapacaktır. Yavuz sultanın yaptığı “Davetin” aynısı yapacaktır
Bir taraftan İslam kardeşliği, ümmetin birliğinden bahs eden cemaat diğer taraftan kendi yayın organlarında ve yayına soktukları bazı dizilerde PKK’nin şahsında kürtler katil, köy yakan, patavatsız, insanlık dişi hareketler sergiliyen yamyamlar olarak göstermektedir.
Öncelikle ben Bir müslüman olarak T.C ile PKK arasındaki savaşta ölen insanların kirli savaşın bir kurbanı olduğuna inanmaktayım. Son Ergenekon operasyonlarında da deşifre olduğu gibi PKK gibi bölgedeki bir çok silahlı örgütün böyle veya şöyle devletle organik bağları olduğu deşifre olmuştur. Dolayısı ile her iki taraftan ölen insanların kirli bir savaşın kurbanı olduğunu bu kirli savaşın her iki tarafta da bazıları için bir rant kapısı olduğuna inanmaktayım. Fakat bütün bu karanlık ve kirli emellere rağmen bu,kürd sorunu olmadığı anlamına gelmez. Bilakis Kürtlerin mazlum ve mağdur olduğu yüzyıldan fazladır faşist ve ırkçı politikalardan dolayı büyük bir trajediyle karşı karşıya olduğunu, hak ve özgürlük temelinde bu sorunun çözülmesi gerektiğininin sonucuna götürür bizi.
STV’nin son bir yıldır yayına soktuğu, “Tek Türkîye ve Ölümsüz Kahramanlar” adlı diziler cemaatın zihniyetini ve kürtlere bakış açısını açıkça belirtmektedir. Kışkırtıcı ve aşağılayıcı bir üslupla, köhne bir sağcılığın tezlerini ekrana taşıyan bu dizinin, hangi amaca hizmet ettiğini açıkça gözler önüne sermektedir.
Bu dizilerde başlarına kefi geçirilen bir kaç bozuk Türkçe konuşan tip sağa sola saldırarak şehir merkezlerinde ve dağlarda terör estirmektedir. Bu dizilere göre bütün faili meçhul cinayetleri asker elbisesi giymiş bu eşkiya guruhu yapmaktadır! Adam kaçırma sorgulama köy yakma, uyuşturucu, dışkı yedirme, faili meçhul cinayetlerin tümünü ABD ve İsrailin çıkarlarına hizmet eden bu satılık kişiler yapmaktadır!
Türk askerleri ise Bedrin Aslanları kadar temiz ve pak bir kişiliğe sahiptir. Kendi aralarında ki davranışları ise mükemmel ve kusursuzdur. Ağızlarından en ufak bir hakaret ve kötülük duyulmamaktadır. Dağlıca baskınındaki Mardinli askerin rolüne parelel olarak Fırat adlı kürt kökenli bir hayin aralarında vardır. Ve öldürülen askerlen şehadetinden bu hayın sorumludur. Aslında daha önce annesi, babası ve kardeşleri asker kılğına girmiş hayınlar tarafından öldürülen ailesinin intikamının peşinde olan Fırat kime hizmet etiğini bilmemektedir.
Konjüktüre uygun olarak oluşturulan bu uyduruk diziler ne yazık ki milyonlar tarafından seyir edilerek toplum Kürtlere karşı ajite edilmektedir. Öldürülen masum askerler özerinde yapılan yapılan kahramanlık ve savaş çığırtkanlığı da beraberinde büyük bir vebal dır. Çünkü burada olan bu kirli savaş siyasi dir. Dini hiç bir temeli yoktur. Tamamıyla iktidar ve rant amacıyla bilinçli bir şekilde sürdürülen bir savaşa dini bir kılıf bulmak, bu savaşta öldürenleri Bedir, Uhut ve Kerbela şehitleriyle mukayese etmek en azından İslama yapılan en büyük iftira dır.
Kısacası bu gün kürdler için en büyük tehlike inkar ve ret üzeri bir politika izleyen Kemalist tehlike değil, daha çok kürtlerden görünüp kürtleri kökünden imha etmeyi amaçlayan planlı ve projeli bir hareket olan AKP ve Gülen hareketi tehlikelidir. Açık düşmanlıklara karşı refleks geliştirmek kolaydır. Fakat düşmanın senden görünüp seni içten fetih etmeye çalışırsa risk büyüktür. Kürtlerin bu konuda çok dikkatli olması gerekmektedir. Aldatıcılar bîz Allahın adıyla aldatmasın.
Selam ve dua ile.
FİKRİ AMEDİ/ Ufkumuz Net
1-(Dılşad HAŞİMİ Müslüman Halkların Kürt Karşıtlığı
2- (Hüseyin Siyabend'in Tiroj dergisine verdiği röportaj),