• BIST 72.391
  • Altın 591,62
  • Dolar 2,1355
  • Euro 2,9505
  • Diyarbakır 20 °C
  • Van 12 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Hakkari 13 °C
  • Şırnak 19 °C
  • Ağrı 12 °C
  • Şanlıurfa 22 °C
  • Gaziantep 22 °C

Kürtler Hewlêr'de Tarih Yazacak

İbrahim Sediyani

     (Yeni Özgür Politika Gazetesi’nin benimle yaptığı ve gazetenin 25.07.2013 günkü nüshasında yayınlanan röportajı siz sevgili gönüldaşlarımızın ilgi ve değerlendirmesine sunuyorum. – İ. S.)

* * *

 

     Haziran ayında Diyarbakır’da düzenlenen “Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı”nın yankıları sürüyor. Konferansın en çok konuşulan tebliğlerinden birini sunan gazeteci İbrahim Sediyani ile Almanya’ya döner dönmez bir söyleşi gerçekleştirdik.

     “Suriye olayları ve Roboskî Katliamı, İslamî camiâda tarihsel bir ayrışmaya neden oldu” diyen İbrahim Sediyani, “İslamî camiâ içindeki devletçi ve muhafazakâr çürüme ve yozlaşma, sahih çizgide bir İslamî kimliğe sahip olan biz Müslümanlar’ı hakikat dairesine yöneltti” diyor.

     Frankfurt’ta yaşayan Kürt seyyah İbrahim Sediyani, Yeni Özgür Politika gazetesine Kürdistan Konferansı, Şeyh Said’i anma etkinlikleri ve yeni çıkan Kürtçe çocuk kitabı Guldexwîn ile ilgili çok özel açıklamalarda bulundu.

* * *

     - Sayın Sediyani, Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nın davetlisi olarak Kürdistan’a gittiniz, ama konferanstan sonra hemen dönmediniz, bir süre kaldınız. İlk olarak, Kürdistan geziniz nasıl geçti? Memnun kaldınız mı geziden?

     - Teşekkür ederim. Evet, Kürdistan’a konferansın davetlisi olarak gittim ama hemen dönmedim. İki sebepten dolayı üç hafta gibi uzun kaldım: Birincisi, yeni kitabım “Guldexwîn” yeni çıkmıştı; kitap çıktıktan sadece iki hafta sonra gittim Kürdistan’a. Gitmişken, Guldexwîn’le ilgili çeştli temaslarda bulunup etkinlikler yapmak istedim. İkincisi de, Haziran ayının sonunda, 28 – 29 Haziran günlerinde Diyarbakır, Elazığ ve Bingöl illerinde Şeyh Said’i anma etkinlikleri organize ediliyor, biliyorsunuz. Hazır gitmişken, bu etkinliklere katılmadan dönmek olmazdı. Şeyh Said ki, benim için son derece önemli bir şahsiyet. Hakkında en çok araştırma yapıp en çok yazı yazdığım tarihî kişilik. Zaten Şeyh Said’in şehâdet yıldönümü, gelecek seneden itibaren Ramazan ayına tekabül edecek. Bu da demektir ki, 2014’ten itibaren en az 4 – 5 sene bu etkinliği unut! Yani halk yine düzenler, ama Ramazan ayında ve yaz sıcağında Diyarbakır’a ben gidemem, gitmem.

     Gezim oldukça verimli geçti. Daha doğrusu, bazı günleri çok hareketli ama bazı günleri de çok durgundu. İçimde kalan, yapamadan döndüğüm, dolayısıyla burukluk yaşadığım şeyler de oldu ama yine de genel olarak iyi geçti, elhamdülillah.

     Guldexwîn için kendi çapımızda, karınca kararınca bazı ziyaretlerde ve temaslarda bulunduk. Kürt toplumunun cici kız Guldexwîn’e duyduğu ilginin ve bu çizgi romanımın Kürt camiasında yol açtığı heyecanın tahmin ettiğimin de çok çok üstünde olması, gezide bana en büyük mutluluğu yaşatan duygu oldu. Gezinin son günlerinde ise Şeyh Said’in şehadet yıldönümünü anmak için, 28 Haziran günü Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda, 29 Haziran’da da Elazığ Atapark’ta düzenlenen etkinliğe konuşmacı olarak katıldım. Diyarbakır’dakini DTK, Elazığ’dakini de BDP Elazığ İl Teşkilatı organize etmişti.

     - Amed’deki Kürdistan Konferansı’ndaki sunumunuzda, daha çok Kürdistanî değerlere ağırlık verilmesi gerektiğini, bunun dil, kültür, kimlik ve sınırlar konusu derinliğine incelenerek ele alınması gerektiğini söylediniz. Yine sunumunuzda, ulusal birlik teması vardı. Söyledikleriniz konferansta ve sonrasında nasıl ele alındı?

     - Çok olumlu karşılandı. Ama ben konferansın son gününün akşamı konuştuğum için, benden sonra bunun tartışması yapılmadı orda. Konferansın sonlarıydı artık. Sonraki günler içinde de oldukça olumlu geri dönüşler oldu. Nitekim o konuşmada vurgu yaptığım noktalar, Kürt medyasında halen tartışılıyor. Hatta meselâ o konuşmamda, özellikle “bayrak” ve “sınırlar” konusunda BDP’ye çok ağır eleştiriler yaptığım halde, yine de BDP’nin üst kadrosundan tamamıyla tebrik aldım. Bir kişi bile tenkit etmedi, hepsi de “ağzına sağlık” dedi ve eleştirilerimde haklı olduğumu ifade etti. Bu erdemli bir tavırdır elbette ki. Keşke BDP’nin gösterdiği bu erdemli tavrı, diğer siyasî partiler de gösterebilse.

     Ancak beni asıl şaşırtan ve mutlu eden, konferansın düzenlendiği Liluz Otel’e girer girmez gördüğüm ilgi olmuştu. Bu, sanırım bir insanın yaşayabileceği en büyük mutluluk. Örneğin herkesin yakından tanıdığı çok ünlü simâlar vardı orada. Ben onları hayatımda ilk kez yakından görüyordum ve yüzyüze tanışacaktık. Leyla Zana, İsmail Beşikçi, Altan Tan, Osman Baydemir, Mesut Yeğen gibi. Mesela ben bu simâlarla karşılaştığımda, kendimi tanıtmaya hazırlanıyordum ve içimden de “Acaba ismimi söylediğimde beni tanırlar mı?” diye düşünüyordum. Fakat onlar beni görünce, daha ben ağzımı açmadan, “Sediyani! Seni burada görmek ne güzel!” deyip bana sarılıyorlardı. Oysa hepsi de ilk kez görüyordu beni. İtiraf edeyim; bu durum beni şok etti ama çok da mutlu etti tabiî. Kürt eliti tarafından bu kadar sevilmek, Allâh’a şükürler olsun diyorum, demek ki güzel şeyler yapıyorum ki güzel insanlar tarafından bu kadar seviliyorum. Yazılarımı severek takip ediyorlarmış meğerse. Özellikle Leyla Zana, İsmail Beşikçi ve Altan Tan’ın bana gösterdiği sevgi ve ilgi, beni tarif edemeyeceğim derecede mutlu etmişti. Zaten konferansın ikinci günü bu moralle çıkmıştım kürsüye. Ahmet Türk ve Abdullah Demirbaş gibi simalarla da zaten önceden tanışıyorduk.

     - Konferanstan bu yana iki aylık bir süre geçti, o günden bu yana herhangi bir değişim görebiliyor musunuz? Olumlu bir yansıma var mı sizce? 

     - Elbette ki. O günden bu yana, yani son iki aydır Kürt toplumunun en çok tartıştığı ve üzerinde kafa yorduğu konu birlik, Kürtler’in birliği. Bundan daha büyük kazanım mı olur? Buna vesile olan olay, konferanstır.

     - Konferans sonrası Amed’de halk ile konuşma fırsatı bulduysanız, nasıl bir izlenim edindiniz? 

     - Muhteşem. Her kalp Kürdistan için atıyor. Eskiden Kürt siyaseti ve entelijansiyası Kürdistanî hissiyatı dile getirir, seslendirirdi, ama halk buna hazır değildi. Şimdi ise Kürt halkı bu konuda Kürt siyasetinden ve entelijansiyasından daha ileride. Bundan emin olabilirsiniz. Kürt camiasında elit, avamı geriden takip ediyor artık. Bu da “kutlu doğum”un ve “özgürlük şafağı”nın Allâh’ın izniyle çok yakın olduğunu gösteriyor.

     - Konferansta yaptığınız konuşma nedeniyle MHP tarafından bizzat Meclis’ten tehdit edildiniz. MHP Ankara milletvekili Özcan Yeniçeri, TBMM’de yaptığı basın toplantısında sizi hedef gösterdi. Kendisine dava açtınız mı? 

     - Köşe yazarlığı yaptığım Ufkumuz.com sitesinde kendisine bir cevap yazdım. Sanırım cevabını almıştır. Öyle bir partinin vekilini bu kadar muhatap almak bile fazla benim için.

     - Şimdi Hewlêr Konferansı önümüzdeki aylar içinde gündeme gelecek… Bu konferansın Kürtler’in özlemi durumundaki “ulusal birliğe” ne yönde hizmeti olur? Konferansa katılacak mısınız? 

     - Elbette çok büyük hizmeti olacak. Hewlêr Konferansı, Kürt halkının tarih yazacağı gün olacak inşallâh.

     Konferansın bir tertip komitesi var ve kimlerin katılacağına, kimlerin davet edileceğine tertip komitesi karar veriyor. Diyarbakır’daki konferansa herhangi bir camia adına değil, “Kürt aydını” olarak bireysel davet edilmiştim. Orada yaptığım konuşmadan sonra Hewlêr’deki konferansa da büyük bir ihtimalle davet edileceğime inanıyorum. Seve seve gideceğim elbette ki. Hatta çağrılmaz ve gitmezsem, çok üzülürüm gerçekten. Çünkü ilk kez Güney Kürdistan’a gitmiş olacağım; şimdiye dek gidip görmek hiç nasip olmadı. O açıdan da oldukça anlamlı olacak benim için.

     Konferans tertip komitesi geçen hafta Hewlêr’e gidecekti, konferans tarihini ve diğer prosedürleri görüşüp kararlaştırmak için. Fakat ziyaret son anda ertelendi ve bir hafta sonrasına tehir edildi. Bu hafta başında ziyaret gerçekleşti ve tertip komitesi şu anda Hewlêr’de. Tertip komitesi Kürdistan’ın başkenti Hewlêr’de birkaç gün kalıp bununla ilgili çalışma yapacaklar.

     Konferans tertip komitesi, Hewlêr Konferansı’nı bayramdan hemen sonra veya en geç Eylül başında yapmayı istiyordu. Ancak Eylül ayının ortasında Kürdistan’da genel seçimler var. O tarihe kadar da Kürdistan seçim havasında ve tüm enerjileri seçime yönelik.

     Fakat bu arada hiç beklenmedik gelişmeler yaşandı, Rojava’da. Böyle olunca işler değişti. Rojava’da yaşanan hadiseler, bu konferansın ivedi biçimde yapılması gerektiği kanaatini doğurdu. Zaten Kürdistan Federal Devleti Başkanı Mesut Barzanî, bugün (22 Temmuz) Kürdistan’ın dört parçasındaki tüm Kürdistanî örgüt, camiâ, teşkilat, inisiyatif ve sivil toplum kuruluşlarına “Kürdistan Konferansı’na Dâvetiye Mektubu” gönderdi. Ancak tarih, henüz de kararlaştırılmış değil.

     Hewlêr Konferansı’nın Kürdistan seçimlerinden sonra yapılacağını tahmin ediyordum ki bence olması gereken de buydu. Federal Kürdistan Hükûmeti de konferansın seçimden sonra yapılmasını istiyordu zaten. Bu da demektir ki, Eylül sonu veya Ekim başında gerçekleşeceğini tahmin ediyordum. Ancak dediğim gibi, Rojava’da yaşanan hadiseler nedeniyle bu konferans çok daha erken bir tarihte yapılacak. Öyle görünüyor.

     Her ne olursa olsun, şu inancı taşıyorum ve açıkyüreklilikle ifade etmek istiyorum ki, bu konferans Kürt halkı için hayatî önemdedir, Kürtler’in yakın tarihinde bir “dönüm noktası” olacaktır ve Allâh’ın izniyle Hewlêr Konferansı, Kürt halkının tarih yazacağı gün olacaktır.

     - Sizi daha çok dindar Kürt kimliğinizle tanıyoruz. Ancak şöyle birşey de var: Müslüman kimliğini kullanıp da, bu kimliği şu anki AKP iktidarına eklemleyenler, yine Kürtlüğü için herhangi birşey yapmayan insanlar var. Kendine Müslümanım deyip, bugün Mısır’daki sorunu, Suriye’deki sorunu değerlendirip de, Kürtlüğünden kaçan bu kesimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

     - O tip insanlarla ilgili değerlendirmelerimi yazılarımda ve konuşmalarımda sıklıkla işliyorum zaten. Şu kadarını söyleyeyim; İslamî Kürt camiası o barikatı çoktan aştı. Geçen 2 – 3 yıl zarfında, Türkiye’deki İslamî camiada iki büyük kırılma yaşandı: Birincisi Suriye Olayları, ikincisi de Roboski Katliamı. Bu iki hadise, İslamî camiada tarihsel bir ayrışmaya vesile oldu. Daha doğrusu, “çürükler” ile “samimîler” biribirinden ayrıştılar. İslamî camia içindeki devletçi ve muhafazakâr çürüme ve yozlaşma, sahih çizgide bir İslamî kimliğe sahip olan biz Müslümanlar’ı hakikat dairesine yöneltti. Su artık kendi mecrasında akıyor, nehirler gibi arı, duru ve berrak. Kirli sularda iktidarın attığı yemlerle beslenen tatlı su balıkları da havuz yaşantısına devam ediyorlar. Haritadaki yerlerini bile bilmedikleri, vizesiz ve pasaportsuz gidemeyecekleri coğrafyalardaki zulümleri ortadan kaldırmaya çalışarak mücadele tiyatrosunu oynuyorlar hâlâ. Komşu ülkelerde “devrimci”, kendi ülkesinde “devletçi”. Onlar için Gazze, Hama, Saraybosna, Grozni gibi yerler sadece iki sokak ötede, fakat Roboski, Zilan gibi yerler dünyanın tâ öbür ucunda. Allâh ıslah etsin, ne diyeyim?

     - Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla Amed’de kanaat önderleri, belediye başkanı ve milletvekilleri Guldexwîn kitabına değer verdi. Peki, bu kitabın gerek çizgi film olarak gösterilmesi, gerek ileride daha farklı eğitim kurumlarında bir kitap olarak değerlendirileceği konusunda olumlu bir izlenim edindiniz mi? 

     - “Guldexwîn”, daha şimdiden Kürtçe Çocuk Edebiyatı içinde güzide bir yer aldı bile, elhamdülillâh. “Kürt tarihinin ilk çizgi kahramanı” olarak Kürtçe Edebiyât tarihine geçti, “Guldexwîn”.

     “Guldexwîn” bir çocuk öyküsü olduğu için, çocuklara yönelik kaleme aldım ve çocukların okuyup anlayabileceği bir dille yazdım.

     Bu öykünün kitabından çizgi filmine kadar her şeyi yapılacak, tiyatro oyunu hazırlanıp Türkiye’nin 81 vilayetinde oynanacak, hatta okullara kadar girecek; bütün bu hedefleri belirleyerek projeyi başlattım.

     “Guldexwîn”i yazmakta üç amacım vardır: Bir; bu öyküde mümkün mertebe çocuklara doğa sevgisi ve çevre bilinci aşılamayı hedefliyorum. İki; Kürtçe Çocuk Edebiyatı’na ölümsüz bir eser kazandırmayı amaçlıyorum. Üç; anavatanı Hakkari, Zağros Dağları olan ve dünyada sadece bizim topraklarımızda açan bu çiçeği, Guldexwîn çiçeğini dışarıya tanıtmak, bu bitkiyi meşhur etmek istiyorum. Kısacası kendi topraklarıma, kendi doğal güzelliklerime, kendi halkıma, kendi çocuklarıma ve kendi dilime hizmet etmek istiyorum.

     - Çeşitli ülkeleri de ziyaret ederek seyahatnameler yazdınız… Kürt seyyah olarak da tanınıyorsunuz. Gezdiğiniz ülkelerde Kürdistan’ı arıyor musunuz? Örneğin, bu ülkenin işte bu yönü Kürdistan’a benziyor dediğiniz anlar oldu mu? 

     - Dünya ülkelerini zaten tamamen bu duygularla geziyorum ve kaleme alırken de bu hissiyatla yazıyorum.

     Köklü bir tarih ve medeniyet geçmişine sahip olan, ancak ne hazindir ki son 200 küsûr yıldır talihinin ters dönmesi sonucu sürekli baskı, zûlüm, asimilasyon ve katliâmlar yaşayan, bugün itibariyle dilleri yasaklanıp varlıkları dahi inkâr edilen mazlum Kürt halkının, Kürdistan halkının, yeryüzünün “Kürdistan dışında kalan yerlerinde” bıraktığı tarih, kültür ve medeniyet mirasını bulup ortaya çıkarmak, Seyahatname’nin temel amacı. Yani; “Kürdistan dışındaki Kürt izlerini” arayıp bulmak, onları ortaya çıkarmak, kaleme almak ve Kürdistan anavatanında bulunan Kürtler’i bu hususta bilgilendirmek.

     Kürtler’in Kürdistan’daki tarihi, zaten bilinen bir konu ve bu hususta Kürt yazar ve araştırmacılar tarafından, hatta Kürt olmayan yazar ve araştırmacılar tarafından da yüzlerce kitap, eser, binlerce yazı, makale kaleme alınıyor. Benim gezi yazılarımın amacı ise, Kürtler’in Kürdistan dışındaki tarihini kaleme almak. İşte bu, Kürtler açısından, Kürt tarih yazılımı açısından bir İLK. Yanılmıyorsam, bunu ilk kez ben yapıyorum.

     Sonuçta, hani okyanus üzerindeki uzak ada ülkelerinde yaşayan halklar hariç tutulursa, dünyada hiçbir millet, tarih boyunca sadece kendi topraklarında kalmamış. Kürtler de öyle. Kürtler tarih boyunca hiç mi çıkmadılar yani Mezopotamya dışına? Çıktılar, defalarca. Hem İslam’dan önce, hem de İslam’dan sonra. İşte meselâ, İranlı düşünür Dr. Ali Şeriatî anlatıyor, “Yunan Medeniyeti’ni Kürdistan’dan Yunanistan’a göç eden Kürtler kurmuştur” diyor. Sadece o değil; işte Kudüs’ü Haçlılar’dan kurtaranlar Kürtler, Mısır’ın başkenti Kahire’yi kuranlar Kürtler, Arakan’da Rohingya ülkesini kuranlar Kürtler, Afganistan’da Zend İmparatorluğu’nu, İran’da Med İmparatorluğu’nu vs. Bugün dahi, Kürdistan dışında kaç milyon Kürt yaşıyor, değil mi? İstanbul’da, Tahran’da, Bağdad’da, Pakistan’da, Mısır’da, Avrupa ülkelerinde, Amerika’da, Avustralya’da. Bulundukları yerlerde Kürtçe dergi ve gazeteler yayınlıyorlar, Kürt enstitüleri kuruyorlar, okullar, kütüphaneler, camiler açıyorlar.

     “Sediyani Seyahatnamesi”, işte bu Kürtler’in Kürdistan dışındaki, dünyanın farklı coğrafyalarındaki “Kürt izlerini” arıyor, onları bulup ortaya çıkarmaya çalışıyor. İsviçre’de Kürtler’le ilgili ne var? İtalya’da ne var? Pakistan’da, Bangladeş’te ne var? İran’da, Mısır’da ne var? Afrika’da Kürt izleri var mı, bulabilir miyim? Bunun peşine düşmüşüm işte.

     - Güney Kürdistan ve Rojava’ya gidip izlenimlerinizi Seyahatname’ye aldınız mı?

     - Dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın şimdiye dek sadece doğduğum parçasını gördüm, ne yazık ki. Kürdistan Seyahatnamesi, en çok yazmak istediğim seyahatnamedir. İnşallah bir gün nasip olur.

     Rojava veya Kürdistan Federe Devleti, öyle bir imkân, davet ya da fırsat olursa, seve seve gider ve izlenimlerimi bölüm bölüm kaleme alırım. Bundan büyük mutluluk duyarım.  

     - Kürt coğrafyasının yanısıra Karadeniz ve farklı bölgelerde yer isimleri konusunda girişiminiz oldu. “Adını Arayan Coğrafya” kitabından sonra “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” adında bir girişim kurdunuz. Bu inisiyatif olumlu bir etki yarattı mı? 

     - Çok olumlu bir etki yarattı. Konuyu gündemleştirdi. Hem gazetelerde ve çeşitli yayın organlarında haberler yapıldı, hem de hakkında köşe yazıları yazıldı. İmza kampanyasına destek veren kuruluşlar da bir hayli fazla.

     Ancak ne gariptir ki, kampanyaya atılan imza sayısı çok az. Ve az bir sayıda kaldı. Bu kadar gündem olmasına rağmen bu kadar az imza, doğrusu bana da garip geldi ama herşeyi dışarıdan, Frankfurt’tan organize ettiğim için, sebebini ben de tam çözemedim.

     İmza kampanyasının linkini vereyim de belki duymayan kardeşlerimiz imzalarıyla destek verirler: http://www.ufkumuz.com/imza/

     - Son soru: Gerek sunumlarınızda gerekse değişik yazılarınızda Malcolm X, önemli bir şahsiyet olarak karşımıza çıkıyor. Malcolm X daha çok hangi yönleriyle sizi etkiliyor? 

     - Malcolm X, bana göre bu yaşlı gezegenimiz üzerinde yaşamış en güzel insandır. Dünya tarihi ve insanlık ailesi, öyle güzel bir insanı bir daha çok zor görecek.

     O’na o kadar hayranım ki, oğlumun ismi bile Malcolm’dur. Kendi çocuğuma Malcolm adını koymuş bir babayım.

     Malcolm’un devrimciliği ve mücadele anlayışı, hiçbir devrimci liderin karakterine benzemez, hiçbir mücadele metoduyla benzerlik göstermez. Tamamen özgün bir bilinç, orijinal bir harekettir. Malcolm X’in geliştirdiği özgürlükçü ve bağımsızlıkçı “Siyâh Devrim” anlayışı, tüm ezilen halklara örnek olmalıdır.

     Başta da Kürt halkı olmak üzere.

     Söyleşi: Sidar Dersim

     YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Ufkumuz | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Sistemi: CM Bilişim