• BIST 78.120
  • Altın 586,41
  • Dolar 2,2204
  • Euro 2,8597
  • Diyarbakır 27 °C
  • Van 17 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Hakkari 19 °C
  • Şırnak 24 °C
  • Ağrı 19 °C
  • Şanlıurfa 28 °C
  • Gaziantep 26 °C

İnsan Neden Sorumluluk Taşımak Zorunda

Yusuf Ziya Döger

 

     Kâinata duyusal, bilimsel ve inançsal algılarımız üzerinden odaklanarak baktığımız da İnsanı bırakalım Dünya bile noktaya tekabül edecek düzeyde bir varlık değildir.  Buna mukabil duyusal, bilimsel ve inançsal verilerimiz hem Dünyanın hem de İnsanın evrende ehemmiyet açısından kategorik sınıflamada öncelikli yere sahip olduklarını belirlemiştir.

     Evrende bu önceliği oluşturan unsurun neden kaynaklandığını kavramadan, kâinat içerisinde İnsan ve Dünyayı kavramanın mümkün olamayacağını bilmek gerekir. Dolayısıyla evrene ait bu türden bir kategorik sınıflamada öncelikli olarak yer alan varlığın, eşyanın hakikati ile ilişkili bir niteliğe sahip olması gerekmektedir.

     Kâinata yer alan her nesnenin belirli bir amaca yönelik veriler taşıdığı ileri sürülebilir. Eşyanın hakikati ise bu amacı belirleyen “ontolojik anlamlılıktır”. Dolayısıyla bir varlığın nesnesel anlamı ise ancak taşıdığı amaçla belirlenebilir. Öyleyse İnsanın hakikatini belirleyen şey de onun ontolojik anlamlılığına dayanan amaçsal durumudur.

     İnsanın ontolojik anlamını belirleyen hakikat; sahip olduğu fıtrattır. Yani insanın hakikati taşıdığı fıtrattan kaynaklanan ve vicdan üzerinden açığa çıkabilen sorumlulukta gizlidir. İnsan kendi fıtratına, vicdanının gereklerine uygun davranırsa yaşamını anlamlı kılar.  Aslında bu durum eylemsel anlamda sorumluluğunu gerçekleştirmesidir.

     İnsanın ontolojik anlamı evrene hükmeden gücün egosunu tatmin etmek için bir nesneye duyduğu ihtiyaçtan kaynaklanmadığı ayan beyan ortadadır. Öyleyse; İnsanın hakikat serüveni, sorumluluk üzerinden yaşamı anlamlandırmaya yönelik olmalıdır. İnsanın da sahip olduğu fıtratın gereklerini yerine getirmek zorunda olan bir varlık olması gerekir.

     Fıtrat, biyolojik varlıkların yapısına konulan işleyiş biçimidir. Ancak hayvanlara ait fıtratın işleyiş biçimi sadece biyolojik ilkelere bağlıdır. İnsan fıtratının işleyişi ise kendi başına değil iradeyle oluşturduğu bütünlük içerisinde anlam kazanır. Çünkü iradenin varlığı eylemsel anlamda insan özgürlüğünün gerekçesidir. İnsan özgür bir varlık olarak seçme gücünü kullanarak yaşamını yönlendirirken fıtratının gereklerini yerine getirmektedir.

     Tıpkı Satre’nin dediği gibi “özü oluşmadan dünyaya bırakılan ve dünya yaşamıyla kendisini var kılan bir varlık” olması onun fıtrat hakikatinin bir başka boyutudur. Bu anlamda insanın özü seçme kabiliyetine sahip olmasıdır. Yani fıtrat ve iradenin ortak belirlenim gücüne sahip olması onun tabi olacağı imtihanı belirler. İnsanın evrendeki imtihanı ise fıtratını akıl ile yoğurup yoğurmadığının denetlenmesidir.

     Ki bunu Kuran-î ifadeyle söylersek; “düşünmezmisiniz, akletmezmisiniz?” hitabının muhatabı olması kendisine verilmiş bu yetilerini kullanmaya davet olduğu açıkça görülür. Dolayısıyla insanın irade yetisini kullanması yaşamı anlamlı kılmanın en önemli göstergesi olarak kabul edilebilir.

     Hayvan için içgüdüsel eylemlerinin akılla denetlenmeksizin potansiyelinin kullanılmasıdır. Ama insan için fıtrat, eylemlerinin akıl terazisiyle denetlenmesidir. Yani fıtratına yüklenilen potansiyelinin içselleştirilmesidir. İnsan açısından İçselleştirme ancak aklın kullanılmasıyla mümkün olabilir.

     Bu nedenle hayvanların bir eylemi içselleştirmesinden söz edemiyoruz. Ama insan için bu mümkündür. İnsanın içselleştirme eylemini beğeni denilen durumu üzerinden ifade ediyoruz. Dolayısıyla insan eylemlerinde seçme ve özgürlükle beğenilerde bulunur. Beğenileri ise onun ontolojik nitelikteki sorumluluğunu şekillendirir.

     O halde;İnsanın evrendeki ontolojik yaşantısı sorumluluk üzerine bina edilmiştir. İnsan, ancak mayasına katılmış fıtratı ile bu anlamda sorumluluğu yakalayabilir. İnsanın sorumluluk duyması ve sorumluluk yüklenmesi gerektiğine göre, net soru şudur. İnsan neye karşı ve niye sorumluluk duyması gereken bir varlıktır.

     Sorumluluk eylemsel durum üzerinden ele alınırsa sorulara açıklık getirilebilir. Bir annenin doğurduğu evladına karşı hiçbir beklenti içinde olmadan, fıtraten çocuğuna karşı ihtimamla yerine getirdiği eylemler onun sorumluluğu şeklinde düşünülmelidir. Annenin duymuş olduğu bu sorumluluk biçimi hiçbir pragmatik değeri önemsemeden fıtraten özgürce gerçekleşen bir eylemdir. Bu durum sorumluluğun çıkara dayalı gerçekleşmemesi gerektiğini belirlemektedir. Eğer belli beklentilere göre sorumluluk tanımlanırsa akıl ve fıtratın insan tarafından içselleştirilemediği ortaya çıkar.

     Öyleyse insan sorumluluğu Kadir-i mutlak güce karşı duymalıdır. Çünkü kudret ve azametiyle o buna müstahaktır. Yani çıkarı korumayı hedefleyen bir sorumluluk insani olamaz. Akıl insanı zorunlu olarak belirleyerek seçmeye götürdüğüne göre kâinat denilen yapıda “mutlak güç”  de akılla belirlenebilir. Yani irade bunun gerekliliğini ifade eder.

     İrade, insana sorumluluk yükleyen asıl unsur olduğuna göre, ki fıkhi mezheplerin “akıldan yoksun olanın sorumluluğu yoktur” yargısını dillendirmiş olmaları doğrudan aklı kullanma becerisinin önemine atfedilmelidir. Yani akıl sorumluluğun oluşması için temel şarttır.

     O halde evrende insan, hem yaşama anlam katan bir varlık hem de yaşamın anlamını anlamsızlaştıran varlıktır. Yaşamı anlamlı kılmak insana bağlı ise dinsel ritüellerin yapılması ve dini öğütlere göre bir yaşam biçimi oluşturmak sorumluğun gereği mi?

     Eğer bu ritüeller bir karşılık beklenmeksizin mutlak güç karşısındaki acziyetini belirlemeye yönelik ise bence anlamlıdır. Eğer bir karşılık için yapılıyorsa bu ancak menfaat ilişkisi olarak tanımlanır ki sorumluluk içerisinde değerlendirilemez.

     Sorumluluk sonuçta bir içselleştirme ise bundan kasıt insanın kendi kendisini terbiye etmesidir. İnsan belli bir fıtrata sahip olduğu için, fıtratı nazara alınarak terbiye edilmelidir. Çünkü terbiye olgunlaşmak ve eğitilmektir. Eğitim ve olgunluk ise haddini bilmek ve onu aşmamaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Ufkumuz | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Sistemi: CM Bilişim