| Said Fırat: Said Nursi manevi kardeşimiz |
 |
Şeyh Said'in torunundan Türkiye'yi sarsacak açıklamalar… Şeyh Said'in torunu Bediüzzaman Said Nursi'nin kendilerine manevi evlat olmak için müracaat ettiğini söyledi.
02/12/2010 - 14:23 |
|
|
| |
Şeyh Said Palevi'nin torunu Şeyh Muhammed Said Fırat, TİMETURK’e özel açıklamalarda bulundu. Fırat, dedesi Şeyh Said ile ilgili olarak mahkeme zabıtlarının açıklanmasını ve mezarının yerinin kendilerine söylenmesini istedi. Fırat, Şeyh Said Olayı ve Said Nursi ile bilinmeyen tarihi gerçekleri ilk defa TİMETURK sitesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. İşte, tarihe ışık tutacak ve ses getirecek röportaj:
Şeyh Said olayı olduğunda Şeyh Said’in Said Nursi’ye bir mektup yazdığı iddiaları var bu konuyu açmanızı rica ediyorum.
Said Fırat: Said Nursi “1950 yılına kadar şuurum yerinde ben düşüncelerimi kaleme almışım, fikrime güvenirdim. 1950 yılından sonra benden habersiz talebelerim bazı hususları söylemiştir. Eğer isterseniz tayin edeceğim bir vekil bu hususları çok güzel anlatır“ demiştir. Çünkü amcam kendilerine demiş ki “bazı hususlarınız aykırıdır, bunu sizin adınıza kabul edemem” o da bunun üzerine, “Altı talebem var. Bunlardan birisini vekil seçmem için kuvvetim yerinde değil. Kolhisara geleceğim hangisini beğenirseniz ben onu vekil tayin edeceğim” dedi. Ne yazık ki bu olmadı kendisi Urfa’ya geliyor orada vefat ediyor. Amcam Şeyh Ali Rıza Efendi de Sivas Kampı’na ailemizden 11 kişi ile sürgün edildi.
Bu sürgün hadisesi üzerine ben de Ankara’da Avni Doğan ile görüştüm. Avni Doğan, Şark Umumi Müfettişliğini yapmıştı. Ben doğudaki durumu iyi bildiği için Milli Birlik Komitesinde girişimde bulunsun diyerek kendisinden randevu talep ettim. Evinde Pazar günü beni kabul etti. Beni götüren Şemse dedi ki “Bu gencin ilmi var mı? Söyleyeceklerimi anlayabilir mi” dedi. O da kendisine medrese mezunudur dedi. "O halde gel evlat, dediklerimi iyi belle" dedi.
Ne anlattı size?
“Bana kin gütme ve kızma” dedi. “Ben senin deden Şeyh Said’in idamına imza atmadım. Hatta iki üyeyi benimle birlikte idama onay vermemeleri için yanıma çektim. Onlar da idam kararını imzalamadı. Hedefimiz ittifak olmasın ki idam kararı çıkmasın. O zaman ki kanuna göre çoğunluk olmadan idam kararı verilemiyordu; ama ne yazık ki verildi. Benim bu olayda vebalim yoktur” diye konuştu. Buradan da anlıyoruz ki bu idam kararı keyfi bir idam kararıdır. Kanuna dayalı değildir. Avni Doğan bana “Siz muhalefet şerhimi ele geçirdiniz mi?” Ben de kendisine her zaman sürgün ve acılarla boğuştuk, devlete yanaşamadık, alamadık” dedim. Sürekli “Ben mesul değilim” diyordu.
Ayrıca o konuşmada şunları anlattı: “Ben sizin ailenizi araştırdım ta İdris-i Bitlisi’den beri sekiz kuşaktır ilim ve irşat faaliyetlerinde bulunuyorsunuz. Soyunuz Hz. Peygambere kadar varıyor. Bunu öğrendikten sonra idam kararını onaylamadığıma binlerce kez şükrettim.”
Sizin bu mahkeme karalarını almak için herhangi bir girişiminiz oldu mu?
1990 yılında askeriyeye başvurdum. Kadın bir görevli vardı. Ne istiyorsun dedi bana: "Şeyh Said torunuyum mahkeme kararının fotokopisini istiyorum ve albayla görüşmek istiyorum" dedim. Albaya gittiler albay demiş ki “Ben kendisini kabul edip görüşemem ve bu kararların fotokopilerini de veremem. Benim yetkimi aşar çünkü bunlar halka açık değil” dedi. Bende çıktım geldim.
Şimdi yetkililerden ricada bulunuyorum, "lütfen üzerinden uzun zaman geçen bu mahkeme kararlarını artık açıklayın. Dedemin mezarının nerede olduğunu açıklayın. Bunca zamandır ailemize yapılan baskıların kaldırın." Vefatımdan önce bunları görürsem çok mutlu olacağım...
Peki, tekrar Şeyh Said ve Said Nursi arasındaki mektuba dönersek...
Said Nursi amcama devamla şunları söyledi “Ben Van’da iken Şeyh Said’in mektubu bana ulaştı. Beni de bu hizmete davet etti. Ben de mektubuna cevaben dedim ki bana görev ver ki ben de bu hizmete buradan katılayım. Mektubun ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Sonra Şeyh Said tutuklandı. Benim mektubumdan dolayı beni de götürürler dedim ama beni götürmediler. Bunun üzerine ağladım sızladım. Sonra istedim ki, Şeyh Said oğullarını göreyim. Bugün bana nasip oldu beni kardeş kabul etsinler. Ben bu manevi üzüntüden kurtulayım. Beni manevi evlat kabul etsinler. Ben de manevi kardeşiniz olarak huzura çıkayım. Kolhisar’a gelip kalacağım. Altı talebem içinde hangisi uygun görülürse onu vekil tayin edeceğim."
Said Nursi bir şey yapmıyor mu hadise üzerine...
Bediüzzaman Said Nursi hadise sonrası yaşadıklarını amcama şöyle anlatıyor; “40 gün mağarada feryat figan ettim. Sonra bana ilham geldi dendi ki “Ben küfrü mutlakla mücadele ettim, sen de cehli mutlakla mücadele et. Ben bunun üzerine kalemimle cihat ettim.” Selahattin Efendi de kendisini ailemizin manevi evladı olarak kabul etti. Said Nursi, “Siz beni kabul ettiniz, ben de rahat ettim” diyor.
Bu konuşmalar nerede ve ne zaman geçiyor?
Şeyh Ali Rıza Efendi 1959 yılında Ankara’da ameliyat oldu. 60 darbesinden bir kaç ay önceydi. Bir gün sabah namazında Abdülmelik Fırat’ın evinin kapısı çalıyor, çünkü bizimkiler ona misafir. Gelen kişi üstadın talebelerinden biri, Abdülmelik Fırat'a diyor ki “Üstad ben çok yaşlıyım ve hastayım gelemem. Şeyh Said’in oğulları otele gelsin görüşelim.” Bunun üzerine babam ve amcam otele gidiyorlar. Talebeler bekletiyor ve konuyu ona iletmiyorlar. Bunun üzerine Şeyh Ali Rıza Efendi “Ben hastayım bekleyemem, neden haber vermiyorsunuz. Kendisi beni çağırmış” deyince o anda üstad Said Nursi kapıyı açıyor ve bizimkilerle görüşüyor. Şeyh Selahattin ve Şeyh Ali Rıza Efendi ikisi de görüşüyor Said Nursi ile. Ancak bu görüşmeyi Nurcular yazmadı. Bunun olduğunu onlar da çok iyi biliyor.
Sivas Kampı’na aile ferlerinizden 12 kişi gitti siz nasıl kurtuldunuz?
Beni de yolda tuttular annemle beraber Hasankale’de askeriye götürdüler. Komutan beni görünce sert bir şekilde “anneni de al defol git” dedi. Sonradan babama demiş ki, “Listede hepinizin ismi var. Bu nedenle senin oğlunu öyle kötü kovdum ki size yardımcı olsun. Söyle kendisine kusura bakmasın.” Ben dışarıda serbest kaldım. İhbarlar vardı üzerimde dedim getirin ispat etsinler sonuçta hepsinden kurtuldum. Mecburi iskânda bizimkileri nezarete koydular. Ben de sürgüne giden aile fertleriyle ilgilendim. Daha sonra Devlet Bakanı Cahit Bilgehan ve Müsteşar Muhlis Babaoğlu imzasıyla telgrafla bildirildi ve bizimkiler nezarethaneden çıkarılarak Balıkesir içinde serbestçe gezebildiler.
Daha sonra bizim malları açık artırmayla satışa çıkardılar. Ben de Erzurum Valisi’ne gittim. Kendisi de geçmişte çok eziyet çekmiş biriydi. Boynuma sarılıp ağladı. Size her türlü yardıma hazırım dedi. Sonra mallarımızı bize iade etti.
Bu Sivas Kampı’nın emrini sizce kim verdi?
27 Mayıs olur olmaz Şeyh Ali Rıza efendi’nin evini ablukaya aldılar. Milli Birlik Komitesi önceden bu konuda bir hazırlık yapmış. Nasıl darbe olduysa herkesi tek-tek topladılar.
Röportajın yarınki devamında şunlar yer alacak: Şeyh Said olayı nasıl başladı, Şeyh Said idama giderken neler söyledi. Neden Başbakan Erdoğan’la görüşmek istiyor. Şeyh Said Olayı neden sürekli İngilizler bağlantılı gösteriliyor. Menderes’le görüşmede Fırat ailesine neler söyledi.
İKİNCİ BÖLÜM
Şeyh Said Palevi'nin torunu Şeyh Muhammed Said Fırat, TİMETURK’e özel açıklamalarının bugün ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Fırat, dedesi Şeyh Said ile ilgili olarak mahkeme zabıtlarının açıklanmasını ve mezarının yerinin kendilerine söylenmesini birinci bölümde ifade ederken, bu bölümde Menderes'in ailesinin malını iade etmediğini ve Şeyh Said'i yakalatan bacanağı Kasım'a Atatürk'ün Silifke'de tarihi bir ders verdiğini ifade etti. Kürt açılımı noktasında özgürlüklerin genişletilmesi gerektiğini söyleyen Fırat,"İlim erbabı desteklensin ve medreseler açılsın" dedi.
Şeyh Said hadisesinde İngilizlerin rolü var mı?
Bu iddiayı halkın gözünden düşürmek için sürekli dile getirdiler. Şeyh Said köyünden çıkıp Piran'a gidiyor. Olay Piran'da patlak veriyor. Başını kaşıyamıyor zaten vesayit yok, bir şey yok. Olayın İngilizlerle hiç ilgisi alakası yok... Tamamen bir düzmece. İçeride olayın İngilizlerle bağlantısı kuruluyor dışarıda ise bir irtica hareketi diye pazarlanıyor… Bu bile bunun bir uydurma olduğunu gösteriyor.
Peki, Şeyh Said hadisesi nasıl oldu. Bunu birde sizden dinleyelim…
Şeyh Said, Piran'a kardeşi Abdürrahim'in yanına gidiyor. Onun evinde misafir olarak kalıyorlar. O zaman askeri bir üsteğmen ya da yüzbaşı diyor ki; içinizde iki mahkûmumuz var bunu bize verin. Şeyh Abdürrahim de cevaben diyor ki; şimdi misafirimiz vardır bunları şimdi veremeyiz, onlar gitsin bilahare bunları alıp gidersiniz. Asker orada silahını kullanıp Abdürrahim efendiyi vurunca olay patlak veriyor ve Şeyh Said orada isyanı patlatıyor. Ama ondan sonra devletin kiralık adamları Diyarbakır'da dükkânlara saldırdılar, "Şeyh Said askeri halkı soyuyor" diye etrafa yaydılar ve bu sebeple halkı Şeyh Said'den soğutmaya çalıştılar. Olaydan sonra Muş tarafına doğru geliyor orada bir köprü var, bacanağı olan binbaşı Kasım askere yardımı ve ihbarı ile yakalanıyor. Zaten her şey bir kaç gün içinde gerçekleşiyor. Kasımı daha sonra Silifke'ye sürgüne gönderdiler. Atatürk bir Silifke’ye gittiğinde Kasım ona gidip diyor ki; "Beni taktir ederken buraya layık gördünüz." deyince Atatürk de cevaben demiş ki "Sen Şeyh Said'e yaranamadın. Bana nasıl dost olursun sana nasıl güvenirim. Senin yerin iyidir" demiş. Kasımın ailesi de olay sonrası pişman oldu.
Şeyh Said ile birlikte tutuklanan muritleri...
Ailenizdekilere daha sonra ne oldu?
Daha sonra Şeyh Bahattin, Şeyh Abdürrahim, Küçük efendi Ali Rıza, Şeyh Şerif ve diğer şeyhlerimiz öldürüldü. Yetki verdiler kimi öldürürlerse sorumluluk yoktu. Müdahalede bulunmadılar. Cumhuriyetin manevi mimarları belge verdiler, Atatürk onlara karışmadı. Talebelerine nüfuzlarına dokunmadılar. Bunlar on iki kişi. Cemal Kutay bunlarla ilgili bir kitap yazdı. Ama Şeyh Said'in talabelerini, sevenlerini ve ailesine çok zulüm yaptılar. Şeyh Said mahkemede ben bu işin ortasındayım diyor. Şeyh Said hiç bir şeye fırsat bulmadı.
Şeyh Said ailesi Sivas kampında...
Hadiseden bir müddet sonra aile Sivas kampı olmak üzere Ege'de belirli şehirlere sürgün edildi.
Sizin aile nüfuzlu bir aile. Siyasilerle bir temasınız oldu mu?
Şeyh Ali Rıza, Başbakan Adnan Menderes ile görüştü. Menderes ona hürmet etti ve saygı gösterdi. Hazinenin malların iadesini istedi amcam ama Menderes bunu yapamadı. Devlet bugün bile hâlâ mallarımızı iade etmedi. Hangi hükümet geldi ise biz rahat etmedik. Milletvekili oluyor dokunulmazlığı var, ama aile yine rahat etmiyor. Şimdi üç aydır kendimi tebliğe adadım. Anadolu’da il il dolaşıp vaaz ve irşatlarda bulunuyorum. Diyarbakır'da vaaz verirken kapıdaki polisler diyor ki "Bu adam Kuran-ı Kerim okuyor ve mana veriyor" durmaya gerek yok, gidelim diyor...
Hükümet bir Kürt açılımı yapmak istiyor. Tayyip Bey’e bu anlamda bir öneriniz olur mu?
Hükümetin bu anlamda bizden bir talebinin olacağını düşünmüyorum. Eğer olsaydı bu konuda doğudaki melelere ve medrese hocalarına ilk başvurulurdu. Bu ateşi sürdürmek için serbestlik lazım. Allah huzur ve refah istiyor. Bize medreselerimizi canlandırmak için izin vermiyorlar. Ama diğer insanlara bu izni veriyorlar. Biz medrese kurduk Palu yüzbaşısı engel oldu. Allah’ın emrini takip ediyoruz. Bize bu imkânları sağlasınlar izin versinler. İlim erbabını desteklesinler nüfus ıslah edilir o zaman. Konuştuklarım bana artık engel olmamalı bu konuda. Kurtuluş Allah'ın ipine sarılmakla mümkündür. Bir de açılımı bize mallarımızı iade ederek başlayabilirler.
Şeyh Said Cezaevinde idam öncesi Müritleri ile...
Şeyh Said, idama giderken ne dedi?
Said efendi idama giderken diyorlar ki son bir sözün var mı; o da bana kağıt ve kalem verin diyor. Eli titremeden şunları yazıyor; "Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu Basit ağaç dallarına asmanıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Muhakkak ki yolum, Allah ve din yoludur.” Şeyh Said efendi kendine hep Hz. Hüseyin (ra)’ı örnek edinirdi ve sonu da onun gibi oldu…
Nevzat Çiçek / TİMETURK |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YORUMLAR |
|
|
 |
|
Kategorideki Diğerleri |
 |
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
En çok Okunanlar |
Bugün
|
Dün
|
Bu
Hafta |
Bu
Ay |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|