Star Gazetesi, Cumhuriyet’in 87. Yıldönümü nedeniyle ”Yeni Türkiye” başlığı altında birçok akademisyen, aydın ve sanat adamından görüşler aldı ve yayınladı. Bunlardan biri de arkadaşımız Kemal Burkay ’dı. Burkay, Star Gazetesi’nden Erdinç Akkoyunlu ’nun buna ilişkin sorularını cevaplandırdı. Bu cevap 2 Kasım tarihli Star’da, ”Kürtler ile Türkler, Aleviler ile Sünniler eşit olmadıkça demokratik olamayız” başlığı altında yayımlandı. Soruları ve cevaplarını aşağıda sunuyoruz:
Yeni bir Türkiye perspektifi gelişiyor. Türkiye bu noktaya nasıl geldi?
Demokratik gelişmeyi, temel hak ve özgürlükler sürecindeki değişimi nasıl yorumluyorsunuz? Sizce bütün siyasal, ekonomik ve sosyal üniteleriyle birlikte yeni bir Türkiye silüeti şekillenmekte midir?
1980’li yılların sonunda Berlin Duvarı’nın yıkılması ile dünya çapında büyük değişikliklere yol açan, soğuk savaşı sona erdiren, globalleşmeyi hızlandıran değişim dalgasının, biraz gecikmeyle de olsa Türkiye’yi de etkilemesi kaçınılmazdı. AB’ye tam üyelik yolunun açılması, demokratik standartların yükselmesi için uygun bir ortam oluşturdu ve bu yöndeki çabalara ivme kazandırdı. AK Parti döneminde bu, askeri vesayetin ve militarizmin geriletilmesi, kitlelerin yıllar yılı bastırılmış özgürlük taleplerinin yükselmesi ve statükoyu zorlaması biçiminde yüze vuruyor. Türkiye önemli bir değişim sürecinin içinde. Ekonomik gelişme belirgin. Siyasal ve kültürel alanlarda ise süreç çok çekişmeli geçiyor ve statüko direniyor. Türkiye’nin geleceği, uygar dünya ile bütünleşmesi bu direncin kırılmasına bağlı.
Din-devlet ilişkileri, laiklik tanımı, rejim bekçiliği gibi kavramlarla Kürt sorunu, Alevilerin hakları, başörtüsü konusu ve sizce diğer öncelikle sorunlar bu manzarada nasıl bir yere oturmaktadır?
Din-devlet ilişkileri, Kürt sorunu, Alevi sorunu… Bunların üçü de geçmişten kalma. Bazılarının kökleri Cumhuriyet’in ilk dönemlerine dayanıyor, bazısı daha da eski.
Cumhuriyet döneminde tüm laiklik iddialarına rağmen, din-devlet ilişkileri sağlam bir temele oturmadı. Devlet, dini özgürlükleri herkes için, tüm gruplar için tanıyıp onlara eşit mesafede durcağına, bazı inanç gruplarını -örneğin Alevilik, Yezidilik- yasakladı ve onlarla birlikte Hıristiyan azınlıklara da baskı yaptı. Devlet, Sünni Müslümanlığı da kendi istediği biçime sokmaya çalıştı. Bugün karşımızda duran Türban sorunu bunlardan biridir.
Türkiye’nin lafta değil, gerçek bir laikliğe ihtiyacı var. Devlet kimsenin dini inançlarına baskı yapmamalı ve eşit mesafede durmalı. Nerdeyse Milli Eğitim bakanlığı kadar bir bütçeye ve personele sahip olan Diyanet İşleri Teşkilatı Sünni mezhebe dayalıdır. Laik bir ülkede böyle teşkilat olmaz. Alevileri veya başka inançları bu örgüte almak, onlara da sus payı dağıtmak, sorunu çözmez. Bu teşkilat süreç içinde kaldırılmalıdır. Her inancın mensupları dini kurumlarını kendileri örgütlemeliler, devlet ise kamu düzeni bakımından sadece gerekli denetim işlevini yapmalıdır.
Günümüzdeki zorunlu din dersi uygulaması tek başına, diğer din ve inanç mensuplarını asimilasyona yönelik, anti demokratik, anti laik bir uygulamadır. Alevilerin ve diğer grupların bu konudaki talebi yerden göğe haklıdır, din dersi bir an önce zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır.
Kürt sorunu ülkenin ta Osmanlı döneminden gelen eski ve en büyük sorunudur. Bu sorunun yarattığı gerilim ve çatışma ortamı ülkede barışı ve demokrasiyi engelledi, her iki halkın da büyük acılar yaşamasına ve gelişmeye gidebilecek kaynakların yok yere bu çatışmada heba olmasına yol açtı. Türkiye bu sorunu çözmedikçe bir ayağı hep topal olacak, gelişme ve uygarlık yarışında geride kalacaktır. Çözüm ise eşitlik temelinde olur.
Bundan 10-15 yıl sonra, sözgelimi, cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutlayacağımız 2023’te nasıl bir Türkiye bekliyorsunuz?
Cumhuriyet tek etnik gruba (Türk), tek dile (Türkçe) , tek inanca (Sünni müslümanlık), tek ideolojiye (Kemalizm) dayalı bir oluşumdu; ülkenin çok renkli yapısına uygun değildi, bu nedenle ülke gerçeğine ters düştü ve demokratik olamadı. Rejim farklı olanı yok etmeye çalıştı; bu da ancak zorla, baskıyla olabilirdi.
Şimdi ülke bir dönüşüm aşamasına gelmiştir. Cumhuriyet ya demokratikleşecek, herkesin devleti olacak, ya da böyle devam edemiyecek; en azından kavga dövüş sürecek. Devletin demokratikleşmesi, Alevilerin Sünnilerle, Kürtlerin Türklerle eşit olması, diğer tüm azınlık dil ve kültürlerin, küçük inanç gruplarının da baskıdan kurtulmasıyla olacaktır. Bu toplumun özgürleşmesidir. Devlet yapısı da bu çok renkli ve özgür topluma uygun düşecek biçimde yeniden yapılanmalıdır; bu federal bir yapıdır. Belçika’da, İsviçre’de, Kanada’da ve daha pek çok ülkede olduğu gibi. Irak da, daha işin başında olsa ve sular durulmasa bile, bize komşu ve yakın bir örnektir.
kurdistan.nu