(Şehadetin Mubarek olsun)
Bir Ramazan sabahı.
Bütün canlıların uykuda olduğu, ümmetin Rablerine rucu ettiği, mübarek ayın feyz ve bereketinden istifade etmek istedikleri; lahuti, manevi bir havanın hâkim olduğu bir zaman dilimi… Ramazan ve Sabah ezanı vakti…
Ama kimin aklına mübarek Ramazan ayında, oruçtan çıkmış, üstelik sabah namazı için ezan okuyacak, H.Sait Camisine gelecek, Müslümanların önünde namaz kıldıracak bir İmamı alçakça katledecekler.
İnsan bu kadarmı alçak! Bu kadarmı aşağılık! Bu kadarmı gözü dönmüş ve bu denlimi sefil bir yaratık haline dönüşüveriyor. Ramazan-ı Şerif: oruç, bereket, şefkat, merhamet, af ve mağfiret ayı.
Bir İmam, bir din adamı, gayesi sadece insanlara Hakkı söylemek olan bir insan; sabah namazına giderken, hunharca, kahpece, kalleşçe arkadan vurulup katledilecek! Bu çok müessif hadise, hangi akıl, îzan ve insafla tarif edilebilir.
Bırakınız Müslüman olmayı, kalbinde zerre-i miskal kadar insanlık taşıyan hiç kimse bu insan dışı menfur vahşeti kabullenebilirmi?
Aziz Hocamızı bu mubarek ayda katleden, bu; Pkk, Ergenekon yada başkaları olsun şiddetle, esefle, nefretle kınıyor, telîn ediyor lanetliyoruz. Bu vahşeti kimler işlemişse, insanlıktan nasiplenmemiş, alçak ve sefil yaratıklardır.
Merkez H.Sait Camiî İmam-Hatibi, çok değerli dostumuz merhum Aziz TAN kardeşimiz, Hakkâri’de müstesna bir yeri olan, halkın gönlünde taht kurmuş, üstün ahlaki vasıflara mensup, adeta dert babası, şefkat ve merhamet âbidesi idi.
Çok muhterem Aziz Hoca ile otuz yıllık; sade, mâna dolu çok samimi bir can dostluğumuz, kardeşliğimiz vardı. Memleketin ruhi bunalım içersinde olduğu, kardeşin kardeşi öldürdüğü seksenli yıllarda yatılı okulda beraberdik.
Bu kadar uzun dostluk ve birlikteliğimize rağmen, merhum Hocamızın tek bir öğrenciyi yada insanı üzdüğüne, kalbini kırdığına şahit olmadık. Birine çok sinirlendiği zaman: “Allah seni islah etsin” dediğini hiç unutmam.
İnsanlarla olan sosyal ve ahlaki ilişkileri o kadar güzeldiki, misalen okulda Başta öğretmenler olmak üzere, bütün öğrenciler ona hayrandı. Öğrenci olduğu halde, büyük ve saygın insanlar gibi herkes tarafından saygı ve hürmet gösterilirdi.
Bir gün malum Kenan Evren’in askeri darbesi ya, okulumuza gece yarısı, asker ve polis tarafından baskın yapılır, onlarca öğrenci yaka paça götürülür ve birçoklarının okulla ilişkileri kesilmişti.
Okuldaki bütün öğrenciler çok korkmuş, hiç de alışık olmadıkları bu olay karşısında şoka uğramışlardı. Ama merhum Aziz abimiz o gün, hiç unutamayacağımız bir konuşma yaparak öğrencilere moral vermiş ve şöyle motive etmişti:
“Arkadaşlar!
Sakın korkmayın ve endişeye kapılmayın. Unutmayınki yüzümüz ak davamız Hakk’tır. Hiç birimiz ülkesine ve Milletine düşman değildir. Bu okulda hepimizin gayesi ve ideali, okuyarak ilim irfanla mücehhez olmak ve sonrada bu dini insanlara ulaştırmaktır. Onun için lütfen hiç kimse tedirgin olmasın. Umarım diğer arkadaşlarımızda bir an önce serbest bırakırlar” diyerek gönüllerimize su serpmişti.
Onun bu güzel konuşması, gece yarısı baskınıyla şoke olmuş bütün öğrenciler için gerçektende sadra şifa olmuş ve teskin olmuşlardı.
Muhterem Aziz hocamız gibi çok az insan gördüm. Düşünün. O yılların şartlarında, beraber yatılı okul okuduğumuz hemen her öğrencinin maddi imkânları çok kısıtlı, parasızlık yüzünden çoğu zaman okulda kalır dışarı çıkmazdık.
Merhum hocamızında durumu bizlerden farklı değildi. Çünkü yatılı okula gelenler, genelde aileleri fakir olan öğrencilerdi. Ama buna rağmen abimiz can yoldaşımız, vefakar ve cefakar Aziz hoca, çok cüz’i miktarda harçlığı olduğu halde, defalarca kitapçılardan ucuz kitap alır ve bizlere dağıtırdı. Bazende okulun mescidinde halka oluşturup, aramızda oturur kitap okur ve akabinde de bize okuturdu.
Onca yıl beraber olduğumuz halde, hiçbir lâubarli hareketini görmedik. Kesinlikle bir gün olsun sinirlendiği halde, bağırıp çağırdığını, Müslüman’a yakışmayacak her hangi bir argo kelime kullandığına da şahit olmadık.
Yine bir tatil günü Aziz hoca ve arkadaşlarla beraber gece okula dönerken, bizleri yolda gören bir polis devriyesi: “Fazla kişi berabersiniz! Diyerek hepimizi Toplu eylemden” içeri tıktılar. (Hâlbuki on kişi ya vardık ya yoktuk) Tabi sözcümüz yine abimiz merhum Aziz hoca idi. Bir polis: “Bu saatte ne arıyordunuz? Neyin peşindesiniz?” deyince, Aziz hocamız hemen söz aldı: “Sayın amirim! Bizler İmam-Hatip öğrencileriyiz. Hafta sonu hasebiyle arkadaşlarla çarşıya çıktık. Zaten öğrencilere haftada iki gün, saat 10’a kadar dışarı çıkmak serbesttir. Gördüğünüz gibi saat on olmadan mütaâlaya yetişmek için acele ile okulumuza gidiyorduk.” Dedi.
Subhanellah! Ortada hiçbir neden yok iken herif, Aziz hocaya bir tokat atmazmı: “Konuşmak sanamı düştü!” Aziz Hoca ise; Amirim kimseden ses çıkmayınca, sözü ben aldım. Amir: “”Fazla konuşma, yoksa bir hafta boyunca içerde yatarsınız. Zaten hepiniz devlet düşmanlarısınız!.
Hocamız o sert tokatla güzel yanağında iz kaldığı halde, sanki hiçbir şey olmamış gibi, tokatın acısını hissettirmeden amire gülümseyerek şöyle cevap vermişti: “Canınız sağ olsun amirim. Suçumuz varsa çekeriz.”
Ya Rabbimiz! Sen şehidimize, şüheda makamını nasip eyle. Hakikaten Aziz Hoca feraset sahibi, samimi ve halim-selim bir insandı. Hangi insanla azda olsa münakaşaya tutuştu ise, çok kısa süre sonra hemen ondan helallik diler ve “hakkını helal et” derdi.
Samimiyetle söylüyorum ki Hakkâri’de Aziz Hoca gibi çok az insan var. Çünkü o yufka yürekli, yıllarca okuyup araştırarak bilgi ile mücehhez olmuş, arif, cana yakın, cesur, görevinde müdavim, eskiden beri her lahza zalime karşı mazlumdan yana tavır koyan, Asla Hakk’ı haykırmaktan çekinmeyen bir Müslümandı..
Çünkü gerçekten Aziz Hocamız, ikiyüzlü, kaypak, renkten renge giren bir insan değildi. Sebep ne olursa olsun, hiçbir zaman batıldan, küfürden yana tavır koymaz. Rüşvetçi, munafık, Allah, Peygamber ve İslam düşmanlarından çekinmez, onlara îma yolu ile bile olsa evet demezdi.
Aziz Hoca o kadar yufka yürekli bir insandı ki, dertli, müzdarip, çaresiz bir insanı gördüğü zaman dayanamaz, en acil işlerini bile bırakır yardıma koşardı. O karıncayı bile incitmez, özellikle gençlerin sevda güvercini, dertlerin otağıydı.
Bir gün okulda top oynarken ayağımı burkmuş, akşam olunca da acılar içinde kıvranmıştım. Hem Hakkâri ve hemde Yüksekovalı arkadaşlar başucuma gelir: “üzülme merak etme iyileşeceksin, yakında geçer” diye güye teselli veriyorlardı. Hâlbuki merhum Aziz Hoca, Cenab-ı Mevla mekânını cennet kılsın, ayağımı burktuğumu ve acı içinde kıvrandığımı görünce, Hakkari’li hiçbir arkadaş bana yardımcı olmadığı halde, o beni sırtına alarak evet sırtlayarak kırıkçıya kadar götürüp getirmişti.
Aziz Hoca’nın bu büyük iyiliği ve samimiyeti, bende hayatım boyunca çok derin etki bırakmış, akidemde istikamet belirlememe vesile olmuştu.
Merhum Hocamla bir gün Piroda’ya Seydaya derse gidiyorduk. Giderken kısa yolu seçerek dere yatağından gitmeye karar verdik. Birde ne görelim! Hakkari’nin meşhur alkolcüsi, herkesin tanıdığı o malum sima çeşmenin başında tek başına içki sefası yapıyor. Aziz Hoca ve beni görünce hemen ayağa kalkıyor, utancından eli ayağı hatta ağzı-dili birbirine dolanıyor ve ikimize heyecandan şöyle iltifatta bulunuyor:
“Seyda (keremken) buyurun beraber içelim.” Deyince merhum Aziz abi o kadar gülüyor ki, ayakta duramayıp yere çömelmek zorunda kalıyor. Buna rağmen kalkıp giderken yine gülümseyerek: “Ş… amca hadi afiyet olsun” deyip gönlünü almıştı.
İşte sevdamız, can dostumuz Aziz Hocamız; asla hak etmediği çok alçakça bir saldırı ile bizleri büyük acı ve kederlere boğarak Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.
Buradan özellikle bütün kardeşlerimizden, bu çok muhterem ve gerçekten dava ehli, Allah ve Peygamber sevdalısı merhum Aziz Hocamıza çokça duada bulunmalarını istirham ediyorum.
Dareynin dostu ve kardeşi olan Hocamıza, Cenab-ı Mevla’yı Müteal’den ğani ğani rahmet etmesini niyaz ediyor, Kabir azabından beri kılınmasını, Alem-i Ukba’da amel defterinin sağından verilen, sırat köprüsünü salimen geçen Mü’min, muvahhid ve mücahit kullarından eylemesini temenni ediyoruz. Âmin.
Son olarak, masum Hocamızın kanına girerek, eli kanlı katillere Rabbımız’ın şu fermanını hatırlatırız:
“Kim, bir cana kıymamış veya Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa (bir insan öldürürse), bütün insanları öldürmüş gibi olur. Cezası ebediyyen kalacağı cehennemdir. Allah ona (o katile) gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Maide:32 / Nisa:93)
Hz.Fahri kainat efendimiz ise:“Mü’minin öldürülmesi, Dünyanın yıkılmasından daha büyük (bir hadise) dir” diye buyurmuşlardır.
YAŞASIN ZALİMLER İÇİN CEHENNEM….