Şaka bir yana. Aslında burada BDP'lilerin ve halkın hedefi yüzde seksenlik seçim oranını yüzde yüze çıkartmak. 'Bunu yapacağız, ama yine de boykota katılmayacak küçük bir yüzde kalacak, bunlar da malum, az sayıda korucu ailesiyle, çok sayıda asker ve polis...' Filiz Koçali-Veysi Sarısözen'in izlenimleri
TARİHTE DE ÖZERKLİK
Hakkari'de her şey çok farklı. Orada insan ister istemez BDP'den 'farklı' düşünen birilerini arıyor. Bulması çok zor. İktidar partisi AKP'nin İl Merkezi için 'kiralık' yer bulamadığı Hakkari'de 'farklı' görüş bulmak 'mucize.'
Ama işte biz 'farklı' görüşten insanları sonunda bulduk. Özgür Yaşam Der adlı kuruluşun Başkanı Şanser Kutlu ve yardımcısı Ahmet Kızılkaya ile Hakkari Belediye Başkanlığı'nın Ramazan münasebetiyle 'çay, kahve, gazoz' bulunmayan salonlarından birinde buluştuk.
Dernek, İslami inanışları güçlü Hakkarili Kürt demokratlarının buluştuğu bir yer. Kutlu ve Kızılkaya, kendilerini çok iyi yetiştirmiş insanlar. Her ikisi de eğitimci.

Onlara referandum hakkında soru sormadan önce, AKP'li TBMM Başkanı Şahin'in generallerin huzurunda 'BDP'nin özerklik ve bayrak talebi iyi niyetli değil, devlet, bu yeni talepler karşısında dik durmalı' sözlerini aklımızda tutarak, özerklik konusunda bu inançlı insanların ne düşündüğünü soruyoruz.
Soruyu Kızılkaya net yanıtlıyor; 'özellikle Hakkarili Kürtlerin tarih boyunca her zaman özerk yaşadıklarını' anlatıyor. 'Özerklik Kürt'ün fıtratında var' diye konuşuyor. Her ikisi de cumhuriyet öncesinde Kürtlerin kendi kendilerini yöneten uygar bir halk olduğunu vurguluyorlar.
Ve malum soruya dönüyoruz. Referandumda Özgür Yaşam Der'in tutumu ne?
Dernek Başkanı, 'Biz demokratik bir sivil toplum örgütüyüz, diyor, tabanımızda referandum konusunda farklı farklı görüşler var, o nedenle üyelerimizi bağlayıcı siyasi bir karar almadık' diyor. Kişisel tutumlarını sorunca, (ateşli 'evetçilerden' Hakkarili Muhsin Kızılkaya'nın yakın akrabası olduğunu geçerken hatırlatalım) Ahmet Kızılkaya sözü alıyor: 'Devletin öteden beri dindar insanlara ve Kürtlere karşı tutumunu biliyoruz. Bu demokrasinin en büyük sorunu. Ve şimdi anayasa paketinde yine bu devlet geleneğinin devamını görüyoruz, dindarlar ve Kürtler için hiçbir şey yok.' Araya Başkan Kutlu giriyor: 'Eğer 13 Eylül günü ben yine Hakkari sokaklarında bugün olduğu gibi tedirgin adımlarla yürüyeceksem, bu referandum sonuçlarının benim için ne değeri olabilir?'
Halk yüzde üz boykot diyor
Van'dan Hakkari'ye gitmek üzere hareket ettik. Şakacı bir Vanlı arkadaş, 'Pasaportlarınız var mı?' diye sordu. Hakkari 'ayrı bir cumhuriyet' gibiymiş, Türkiye Cumhuriyeti o nedenle Hakkari 'sınırında' kimlik, ehliyet, ruhsat vs. kontrolü yapıyormuş. Bir de 'nerden gelip, nereye gittiğiniz' hakkında bir tür küçük sorgudan geçiriliyormuşsunuz. Yani bu işlemler olağanüstü bir olay nedeniyle değil, rutin bir şekilde sürekli yapılıyormuş. Öyle de oldu. Kaydımız, kuydumuz tutuldu. Hakkari 'sınırından' geçmemize 'izin' verildi.
Van'ın gösterişli görünüşünden sonra, Hakkari'nin yoksulluğu dikkatimizi çekiyor.
İzlenim alacağımızı söylüyoruz. 'Neyin izlenimi' diye soruyorlar; 'Boykot mu kazanacak, evet mi' deyince, gülüyorlar. Birisi matematik bilimi imkan verse, burada boykot yüzde bin olur diyor. Şaka bir yana. Aslında burada BDP'lilerin ve halkın hedefi yüzde seksenlik seçim oranını yüzde yüze çıkartmak. 'Bunu yapacağız, ama yine de boykota katılmayacak küçük bir yüzde kalacak, bunlar da malum, az sayıda korucu ailesiyle, çok sayıda asker ve polis...'
AKP'liler ne yapıyor, derseniz, yanıtımız sizi biraz sıkıntıya sokacak: Onlar, kum torbalarından yapılmış ve silahlı özel harekatçıların beklediği siperlerin gerisinde duruyorlar. AKP burada halkla 'savaş hali'nde. İl için kiralayacak bina bulamamışlar. Özel İdare Binası'nın bir odasına sığınmışlar. Referandumun nasıl sonuç vereceğini buradan anlayabilirsiniz. Ama en ilginci şu. AKP'nin 'meçhul' üyeleri, her şeye rağmen Kürt. Silahlı adamların korumasında, siperlerin gerisinde korkuyla yaşamaktan utanç duyuyorlar. Ve bu 'kum torbalı siper ayıbını' tutup, 'pimapenle' çevreleyip gözlerden gizliyorlar. Şimdi savaş halinin simgesi siper pimapenle gizlenmiş. Dışı 'sivil', içi 'militarist' bir AKP var Hakkari'de.
İL BAŞKANI HAPİSTE, HALK ÖRGÜTLÜ
Hakkari'de belediye de, BDP de hükümetin ağır saldırısı altında. Belediye yöneticileri sık sık gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. BDP'nin ise İl Başkanı Mehmet Sıddık Atış şu anda tutuklu. Yani halkın neredeyse yüzde yüzünü temsil eden bir belediyeye ve partiye hükümet 'savaş açmış.' Son ayda gözaltılar hariç, 18 BDP'li tutuklandı. Tutuklu İl Başkanı'yla konuşamadık ama, BDP İl Yöneticisi Mehmet Demir'le görüştük. Bütün bu baskıların parti çalışmasını önleyip önleyemediğini sorduk.
'Hakkari'de hiçbir tutuklama parti çalışmalarını zayıflatamaz. Çünkü aslında biz parti yöneticileri değil, örgütlü halk kendi kendini yönetiyor. Bizim demokratik özerklik konseptimiz hayallere değil, işte bu gerçeklere dayanıyor. 15 mahallemiz, üç ilçemiz ve üç beldemiz var. Mahallelerin hepsinde Mahalle Komisyonları kuruldu. Kadın Meclisimiz, Gençlik Meclisimiz var. Bizim yüzde seksenleri aşan bir seçmenimiz var.'
BÜYÜK AYDINLANMA
Kürt toplumundaki büyük aydınlanma, değişim ve dönüşüm süreci, Türk aydınlanmasının alternatifi. Bu gelişme Kemalist yukardan aşağıya aydınlanmanın tersine, aşağıdan yukarıya doğru. O nedenle örneğin değişim 'kadınları özgürleştirmiyor', kadın, Kürt özgürlük hareketinin saflarında mücadele içinde özgürleşiyor ve toplumu da o değiştiriyor. Bu din adamları için de geçerli. Onlar değişime direnen tutuculuğun taşıyıcıları değil. Tam tersine, onlar da büyük mücadele içinde kendilerini yeniden varetmişler ve şimdi Kürt uyanışının özneleri arasında kendi önemli rollerini oynuyorlar.
İşte halkın yüzde sekseni aşkın oyuyla seçilen Hakkari Belediye Başkanı Dr. Fazıl Bedirhanoğlu böyle bir kişilik. Onun Dr. unvanı ilahiyat bilimine yaptığı katkının karşılığı. Bedirhanoğlu önce Medrese'de okumuş, sonra üniversitede Temel İslam Bilimleri bölümünde 'Tefsir' dalında yüksek lisans ve doktora yapmış. Bedirhanoğlu, bütün dini kesimleri, farklı tarikatların insanlarını, geçmişte birbiriyle çekişen cemaatleri tek bir hareket halinde birleştirmekte önemli bir rol oynamış.
Şu ilginç. Bu dini toplulukların da katılımıyla, Hakkari'deki bütün sivil toplum örgütleri, muhtarlar, kanaat önderleri, kadınların temsilcileri, bizim görüşümüze göre, bir tür Meclis'te toplanmış ve oybirliğiyle toplumsal yaşama ait bir dizi kararlar almışlar. Bu Meclis hangi temel sorunu çözmüş? Batıda kimsenin aklına gelmeyecek bir sorunu çözmüş. Zincirleme soruna yol açan bir sorun bu. Düğün sorunu.
ADALET REFORMU
Hakkari'de düğünler giderek, tüketim toplumuna has bir rekabet alanına dönüşmüş. Sonuçta düğünler masallardaki gibi üç gün üç gece sürer olmuş. Takıların, çeyizlerin miktarı olağanüstü artmış. Konvoylar, sokağa atılan harcamalar yıkıcı bir karakter kazanmış. Bunların ise ağır toplumsal sonuçları var. Gücünü aşan harcamalar yapmak zorundaki düğün sahipleri borç altına girince, tefecilik bir de bu nedenle yayılmış. Bu düğün rekabetine dayanamayan yoksul insanlar, giderek mahcubiyetten düğünlere gelemez olmuş.

Belediye bu olguyu analiz etmiş ve sözünü ettiğimiz toplantıda alınan kararlarla, 'xelat' (hediye) artık göstererek verilecek; konvoylar sınırlanacak; gelinin kuaföre gidişindeki kalabalık azaltılacak; düğünler bir gün sürecek, kurumlara davet gönderilmeyecek, aşırı kalabalık düğünler yapılmayacak...
Söz konusu Halk Toplantısı'nda 'taziyeleri bile yük haline getiren' uygulamalara da müdahale edilmiş. Halk Toplantısı'nda iki toplum dışı olguya karşı büyük bir hassasiyet yaratılmış: Tefecilikten ve fuhuştan para kazanananlara karşı. Bunların toplumdan dışlanması kararları alınmış.
Daha pek çok benzer kararlar alınmış. Bunların anlamı derin. Kararların her biri, bir tür Meclis gibi olan bu Halk Toplantısı'nın ilan ettiği 'yasalara' benziyor. Bu yasalar 'resmi gazetede' olmasa bile, belediyenin ve camilerin hoparlörleriyle halka ilan ediliyor. Cuma günleri hutbelerde kararlar imamlar tarafından halka anlatılıyor.
'Buna demokratik özerkliğe doğru bir adım atma süreci diyebilir miyiz' sorumuza, 'evet' yanıtı veriliyor. Bu uygulama, 'Akil İnsanlar Heyeti' ile yeni bir uygulama alanında derinleşecek. Bu heyet 'acil toplumsal olaylara' müdahale edecek. Toplumsal anlaşmazlıklar, kavgalar, toplumu rahatsız eden suçlar bu heyetin müdahale alanına girecek.
'Merkezi adalet kurumlarının' rolü bu yolla fiilen sınırlanıyor. Bir tür Adalet Reformu Hakkari'de yürürlüğe giriyor. Adalet Bakanları'nın şikayet ettiği 'mahkemelerin ağır yüklerini' Kürtler, kendi adaletlerini kendileri yerine getirerek, 'hafifletecekler.'
Halk Toplantısı'nda alınan kararların bayramdan sonra uygulanması düşünülmüş. Ama halk kararların yüzde seksenini şimdiden uygulamaya sokmuş.
ÇOCUKLARDAN EYLEMSİZLİK KARARI
Belediye Başkanı Bedirhanoğlu'na 'taş atan çocukları' soruyoruz. 'Şimdi taş atmıyorlar' diye yanıtlıyor: 'Çünkü, çocuklar da 'eylemsizlik' kararı aldılar.' Biz latife ediyor sanırken, Başkan burada 12 yaşındaki çocuğun batıda yirmi yaşındaki gence muadil olduğunu ekliyor: 'Onlar bilinçli çocuklar, her şeyin farkındalar.' Birçok örnek veriyor.

Ve Başkan yüzünü pencereden dağlara doğru çeviriyor: 'Bakınız diyor, Hakkari'yi çevreleyen şu dağların her bir tepesinde bir mevzi var, oralardan evlerimiz bile dürbünle izleniyor, daha yakın geçmişte bu tepelerden megafonlarla halkımıza hakaretler yağdırılıyordu. Belli ki, bunlar halkın güvenliğini sağlamıyor, halka karşı bu tepelerde kendi güvenliklerini alıyor. Eğer siz Hakkari'de kendi kendinizin güvenliğini sağlayacaksanız, burada işiniz ne? Gidiniz. Güvenliğinizi sağlayabileceğiniz yerlerde yaşayınız...'
Halk kanmaz

On beş dakika önce haber verilmesine karşın, Hakkari'deki KESK'e bağlı sendikaların hemen hemen tümünün temsilcileri Hakkari Belediye Başkanı'nın makam odasında bizimle buluştu. Onlara bir de Sanayi Sitesi Başkanı Necmettin Açar katıldı. Canlı bir görüşme oldu. Ama büyük bir eksiklikle. Yirmiyi aşkın temsilci arasında, tek bir kadın yoktu. Sorduk. Önce savunmaya geçtiler. Ama sonra hepsi birden bu durumda kendi paylarını samimiyetle kabul ettiler.
KESK temsilcileri, anayasa paketinde emekçileri ilgilendiren hiçbir ciddi dönüşüm olmadığını, oysa bu yönde adım atmanın önünde AKP dışında bir engel de olmadığını açıkladılar. AKP'nin 'bu eksik olsa da seçimden sonra daha iyisini yapacağız' aldatmacasına halkın kanmayacağını vurguladılar.
Öldürülen imam Halk Toplantısı'nda

Hakkari halkı, İmam Aziz Tan'ın öldürülmesiyle ilgili medyada yürütülen kampanyanın iç yüzünü biliyor. Hiç kimse 'İmam PKK'ye düşmandı, o nedenle infaz edildi' iddialarına aldırmıyor. Çünkü onlar hem imamı tanıyorlar, hem de onun Kürt yurtseverleriyle aynı toplantılara katıldığını biliyorlar. Kısaca halk bize, 'PKK'nin böyle infazlar yaptığı iddiası yalan olduğu gibi, imamı infaz etmek için de PKK açısından hiçbir neden yok' diyorlar.
Gerçekten de, Hakkari Belediye Başkanı Bedirhanoğlu'nun girişimiyle yapılan ve bu sayfada üzerinde uzun boylu durduğumuz Halk Toplantısı'nda rahmetli İmam Aziz Tan da katıldı. Yukardaki resimde Aziz Tan Halk Toplantısı'na katılanlar arasında görülüyor.
Aziz Tan'ın öldürülmesinin hemen arkasından AKP'nin emrindeki polisin, hiçbir araştırma yapmadan ve delil toplamadan, cinayet suçunu masum belediye yöneticilerine ve yine imam olan Lokman Özdemir'in üzerine yıkma çabaları da, bu cinayette karanlık güçlerin parmağı olduğu iddialarına güç kazandırıyor. Tan'ın ailesi, kendilerini ziyaret eden Belediye Başkanı'na 'Hiçbir ifademizi almadılar, arayıp soran olmadı, bilgimize başvuran olmadı' demiş...
AKP babamdan intikam alıyor

Biz Hakkari'ye gelmeden birkaç gün önce, 3 belediye meclis üyesi ile DİVES Başkanı ve Esnaf Sanayi Odası Başkanı gözaltına alınmış. Bunlardan bir belediye meclisi üyesi ile DİVES Başkanı tutuklanmış. Biz ancak DİVES (Diyanet Vakfı Emekçileri Sendikası) Başkanı Lokman Özdemir'in ailesini ziyaret edebildik. AKP imam olan Özdemir'i görevinden almış, mahkeme kararıyla geri dönmüş, şimdi ise cezaevinde. Kızı, AKP'nin babasından intikam aldığını söylüyor ve ekliyor: 'Polis evimizi sardı, yirmi özel harekatçı; birkaçı da eve girdi, babamın Kur'an'ı Kerimlerinin, Hadis kitaplarının bulunduğu dolabı da arayacakları sırada, babam, onları dikkatli alın, Kur'an'dırlar, deyince ona 'Konuşma' dediler ve şu mübarek günde Kur'an kitaplarını ağızlarından 'Bismillah' sözü çıkmadan hoyratça karıştırdılar.'
Hazırlayan: Filiz Koçali / Veysi Sarısözen