Yakın bir zamanda Diyarbakır’da düzenlenen, Doğu ve Batıdan bir kısım İslami aktivistin bir araya gelmesine vesile olan Kürt Forumu yukarıda belirttiğim bazı sıkıntıları bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Konuşmalar arasına sıkışmış empati isteklerinden tutun da, açık bir suçlama yapılarak bir coğrafyadaki İslami yapıların Kur-an’a yaklaşımlarını ve bağlarını sorgulayıcı ifadelere kadar çok garipsenecek söylemler ortaya konulmuştur.
Diyarbakır’da düzenlenen forum Kürtleri konu almaktadır. Forum temel başlıklar olarak; Sistem, aktüel ve İslami çözümler şeklinde bölümlere ayrılarak, sözü olanın sözünü beyan etmesine fırsat iddiasıyla yapılmıştır. Konu Kürtlerdir. Konuşmacıların bir kısmı Kürtler ise söyleneceklerin, tartışmaların Kürt halkının sorunlarının çok geniş bir boyutta ele alınarak tartışılmasını gerektirir. Meselenin ayıp sayılacak, tabu görülecek bir boyutu kalmadığı aşikâr olmasına rağmen gerek farklı platform ve enformasyon ağlarıyla gerekse de Diyarbakır’daki forumda, kimi Kürt İslami aktivistin düşüncelerini bugünün koşulları göz ardı edilerek eleştiriye tabi tutmak, bu insanlarla kutsalları arasında ayırım oluştuğu tezini savunmak adilane değildir. Kaldı ki ben bunun bilinç altında, Kürt Müslümanlara yönelik bir rahatsızlığın dışa vurumu olarak görüyorum.
Kürt coğrafyasında İslami birçok yapı olmasına rağmen çok ciddi anlamda Kürtlerle Türkler arasında sınırlar oluşturularak ayrılma tezini savunan ciddi ve ağırlığı hissedilir bir yapı bulunmamaktadır. Diğer birçok konuda olduğu gibi Kürt sorunuyla ilgili de birileri tarafından “şaz” kabul edilebilen fikirler olabilir bu da normaldir.
Kürtlerin, Cumhuriyetin ilanından bu yana kendi topraklarında yaşadıklarını artık dile getirmek abes bir durum olur ki bunu artık devlet adına konuşanlar bile dile getirmektedir. Basın yayının en yandaşçısı bile artık Kürt halkına karşı yapılanları manşetlerine taşımakta, orduda görev yapmış generaller faili meçhullerin bir devlet politikası olarak uygulandığını ifade ve itiraf etmektedirler. Bu şartların oluştuğu bir zeminde herkesin tartıştığı, cesaretlendiği bir ortam oluşmuş ve doğal olarak İslami kesim de fırsatı kaçırmayıp sürece entegre olmaya çalışmaktadır. Ancak devletin bile artık kabul ettiği yüzleşmek istediği Kürt sorunu hakkında hala bir kısım İslami çevrelerde ve onların ileri gelenlerinde meseleyi doğru algılama problemi olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Diyarbakır’da yapılan forum bu düşüncemizi ve endişemizi destekler beyanlara şahitlik etmiştir. Kürt Müslümanlara yönelik forumda birkaç somut eleştiri yapılmıştır:
Birincisi: Kürt Müslümanlarının Müslümanlığı; İslam’ı veya Kur-an’ı kendilerine yük olarak gördükleri eleştirisidir. Böyle bir eleştiri insaf ve eleştiri sınırlarını aşan tekfirci bir yaklaşımdır. Kürtler ve özelde de Kürt Müslümanlar böyle bir tanımı asla kabul etmezler. Kabul etmeyişlerinin de pratik birçok örneği vardır. Bu iddia içerisinde olanların gerek halk bazında gerekse yapı bağlamında tüm Ortadoğu’yu Kürtlerle kıyaslamaları lazımdır. Belli bir ideolojik sapmanın içerisinde ulusalcı Kürt hareketler (PKK ve buna benzer yapılar) hariç hiçbir Kürt, bunun şakasını bile hoş görmez. Bu toplumda yaşanan sorunları ciddi bir tarzda ele almakta neden zorlanıyoruz. Yüzyıllardır Kürtler ile Türkleri bir arada tutan İslami hassasiyetlerdir. Ve ağırlıklı olarak iki taraf açısından kıyas yapılacaksa birlikteliğin İslami felsefi ağırlığı Kürtler lehinedir. Bu gün Kürt Müslümanların, Kürt halkının yok sayılması, asimile edilmesi, kandırılması ve maruz kaldığı birçok ilkel yaklaşım politikaları karşısında, geliştirdiği savunma refleksi eleştirilmektedir. Kürt halkının 21.yüzyılda farklı diğer ulusların sahip olduğu birçok avantajdan yararlanmaları en doğal hakları değil midir? Sayın Rıdvan Kaya forumda kullandığı ifadelerle, Türkiye’de İslami gelişimin en temel motor gücü olan Kürt Müslümanlara karşı Müslümanlığı kendilerine yük kabul etme gibi bir tezle eleştiri yöneltmektedir. Bu durum Kürtlerin İslam’ı kabul etmelerinden bu yana dile getirilen en komik eleştiridir. Evet, buna karşı Müslüman Kürtler olarak vereceğimiz cevap; Kur’an, İslam ve Müslümanlık onurla, büyük bir heyecanla taşıdığımız bir yüktür, sorumluluktur.
Rıdvan Kaya’nın ikinci eleştirisi kavramların kirletildiği iddiasıdır. Bu kavramlardan biri Ümmet fikridir. Bu fikir Türklerin icat ettiği bir fikir değil ki Kürtler inkâr etsin. İslami literatürde “ümmet” neyse biz onu kabul ediyoruz ve her hangi bir eklemeye ihtiyaç duyan bir kavram olmadığı kanısındayız. Ancak bugün açısından reel geçerliliğin ve durumun ne olduğu konuşulmalıdır. Kürtler ne zaman bir şeyler konuşsa hemen “siz ümmete, ümmet fikrine zarar veriyorsunuz” gibi çiğ bazı eleştiriler yapılmaktadır. Şunları sormak lazım, Ümmeti bugün kim temsil etmektedir? Türkiye mi? Araplar mı? Farslar mı? Kimdir şu zamanda Ümmeti temsil eden? Gerek toplum olarak gerekse devlet olarak ümmetin birliğini sağlayan ve temsilini yapan kimdir? Bugünün şartlarında şu veya bu şekilde onlarca devlete bölünmüş (bu ayrılığın doğal olmadığını da kabul ediyorum) çok farklı yönetim tarzlarına sahip bir İslam dünyasını görmezden gelebilir miyiz? Söz konusu Kürtler olunca mı ümmet bölünür?
İslami niteliği ve uygulamalardaki arka planlar irdelendiğinde geçmişi bir gözden geçirmek lazımdır. Son 25 yılda kime ne yakıştırmalar yaptık? Kimi destekledik? Kimi eleştirdik? Bunları gözden geçirirsek taraf olmalarımızın bazen çok da isabet etmediği veya hak ettiğinden ya fazla ya da daha az ilgi ve yergiyi yaptığımız görülecektir. Ayrıca benzerlik gösteren durumlarla ilgili çifte standartlar da ortaya çıkacaktır.
Afganistan’da yıllarca süren bir savaş vardı. Müntesiplerinin bir kısmının uyuşturucu müptelası olduğu ve ABD’nin finanse ettiği bir dönemi “Cihad yılları” olarak tanımlayan kimdi?
Irakta camilerin, pazarların, sivil - asker ayırımı yapmadan bombalanmasına, ortalığın kan gölüne çevrilmesine “İslami direniş” diyen kimdir? İnsanları belirsiz bir girdaba sürükleyecek duygusal atmosferler oluşturarak cihad adına buralara kim kimi ya da kimleri yöneltti? Irakta bu şiddetten uzak duran ve yüz binlerce kıyıma uğramış Kürtlerin zalim de olsa ülkeyi işgal edenlerin yarattığı süreci, bir ulusun geleceğinin kurtarılması için fırsata dönüştürme çabası içine girenleri ve özerkliğe kavuşmalarından sonra Kürt liderleri Yahudilikle itham eden kimdir? Aile fertlerinin büyük bir kısmı İslami duyarlılığa ve renge sahip, İslami medreselerden ilim tahsil etmiş ulema olmasına rağmen Batıdaki Müslümanlar Barzanileri Yahudi olmakla itham etmemiş midir? Iraktaki durum bir zalimin başka bir zalim tarafından def edilmesi değil midir? Enfal Operasyonları’na Halepçe’ye kim “dur” dedi? Kaçınız gece yattığınızda kalkıp üç bin kusur yok edilmiş köye empatiyle yaklaşımda bulundunuz? Türkiye Cumhuriyetinde Kürtler yok sayılmaya devam edildiğinde ümmet bilinci tekâmüle mi erecek?
Sahip olduğumuz yanlış adalet düşüncesinden hareketle sakın başkalarının ümmet fikrini yargılamayalım. Eğer ümmet birliğini kurmuşsa, eğer sınırlar kalkmışsa ve bunun karşısında sadece Kürtler duruyor ise eyvallah eleştirenler haklıdır. Ama farklı birçok yerde ulusal taleplere hak verip de sıra Kürtlere gelince buna, “ümmet mefkûresine zıt bir söylem” diye karşı çıkmak doğru değildir. Ümmetin selametini düşünenler bunun nasıl mümkün olacağı üzerine iyice düşünmelidirler. Ümmet; sosyal, siyasal ayakları olan büyük bir projedir. Böylesi bir proje ancak adalet öğretilerinin egemenliğiyle hayata geçer. Adalet yoksunluğu ümmet için bir çıban hükmündedir. Eğer ümmet tarihten algıladığımız misyon ve içeriğe sahip ise, herkesin üzerine düşen, kendi mahallesinde adaleti tesistir. Burada hemen; ‘ gücümüz bugün için yetmez’ söylemi devreye girecektir. Doğrudur güç yetmeyebilir bu da ayıp değildir. Ancak ayıp olan gücümüzün yettiği beyanlardan, hak vermelerden, destek çığlıklarından kendimizi uzak tutmamızdır. Kürtler İslam ümmetinin savunucusu ve katkı sağlayıcısı olmuş ve olmaya da Allah’ın izniyle devam edecektir.
Üçüncü eleştiri kardeşlik kavramına yöneliktir. Aslında kardeşliğimizin içeriğinin tartışılması lazım gelir. Kardeşliğimizin pratik yansımaları nelerdir? Kürtler bu kardeşliğin ihlalinde ne yapmıştır? Türkler ne yapmıştır? Bunu söylerken içe, mahalleye dönük soruyorum. Kardeşliğimizin hukukunda Kürt olan iki Müslüman’ın kendi aralarında Kürtçe konuşmalarını bile hoşnutsuzlukla karşılamak var mıdır? Bunun ciddi isimlerle kanıtı da mevcuttur. Kürtlerle ilgili sorular sorulunca ağabeylerin “bu bizim meselemiz değildir biz ümmet diyoruz” (ülkede devlet Kürt meselesini konuşana kadar durum bu değil miydi. Ne zaman sistem bu meseleyi tartışılır bir noktaya getirdi o zaman Türk Müslümanlar bunu konuşmaya başlamadılar mı?) söylemleri kardeşlik hukukuna ne kadar uygun düşmektedir? Batıda tebaaları önemli ölçüde Kürt olmasına rağmen birileri, doğuda yaşananları ‘bırakın Kürtler birbirlerine ne yapıyorsa yapsın’ şeklinde bir değerlendirme yapmadılar mı? Dar alan sohbetlerinizin niteliği bu kardeşlik açısından çok mu iç açıcıdır? Kürtler kardeşliğin hangi kuralını ihlal ediyor? Yoksa Mavi Marmara’da direnmek yerine saklandılar mı? Şehit olan ve yaralılar arasında olan Kürtler saklandıkları için mi vuruldular? Yüzlerce örnek verilir, söz söylenir ama tüm bunlar aslında gereksizdir. Kürtler bu dine gönül vermiş herkesi kardeş kabul etmiş ender bir toplumdur.
Kürtler kendilerini Filistin ile de başka bir toplumla da kıyas etmiyorlar. Oralara yapılan yardımı ve duyarlılığı da garipsemiyorlar. Türkiye’nin Doğusunda da Batısında da Kürtler herkesten çok bu yardım organizasyonlarının içinde olmuşlardır. Yardımlarını esirgememişlerdir. Ancak, yanı başlarındaki yaşanan zulmün karşısında birilerinin sessizliğine isyan ediyorlar. Yanı başında aç olan birini bırakıp uzaklara el uzatmayı, eksik kalan bir yardım ve eksik kalan bir samimiyet olarak görmektedirler. Mesele, Kürtlerin de diğer sıraladığımız toplumlar kadar bir ilgiye ve desteğe ihtiyaç duyduğudur. Filistin’den Bosna’dan Afganistan’dan Somali’ den daha az Müslüman veya takvalı değiliz. Yaptığı yanlışları bile İslam bildiği için yapan bir toplumdur Kürtler. Bizler kardeşliği inancımızın en temel yansıması olarak kabul ederiz. Kardeşlikten kaynaklanan sorumluluğun ifasına elimizden gelen her türlü fedakârlığı yaparak katkı sunuyoruz. Batıda varlığını sürdüren birçok yapının içerisinde bir hayli Kürt olmasına rağmen Kürtler bu yapılar içerisinde yükselememektedir. Bu duruma rağmen Kürtler batıda siz Türk kardeşlerimizle beraber olmakta, kader birliği yapmaktadır.
Devletin yeni bir dönem ve konuşma üslubu belirlediği bir dönemde bile hala bariyerlerle gezmek Kürt Müslümanların sorunu değildir. Asıl eleştiriye tabi tutulması gereken, Türk milli reflekslerin hâkim olduğu bir akımın Kürtlerle ilgili daha sağlıklı düşünmeye başlayamamış olmaları sorunudur.
Ayrılma fikri; Kürtlerin ayrı bir devlet olmalarını savunan bir fikrimiz yok. Bunun reel bir durum olduğunu da düşünmüyorum. Kısa ve orta vadede zarar verecek bir durum olduğunu da savunuyorum. Ancak teorik olarak şunu soruyorum bazı entelektüel Müslümanlara ve ağabeylere; İki kişi ticaret ortağı olur anlaşamaz ayrılırlar, biri veya ikisi hatalı olur ayrılık oluşur. Karı koca vardır birbirleriyle anlaşamaz ve bazı sorunlar yaşarlar hoş görülmese de boşanabilirler. Kürtlerle Türklerin ayrılığı Türklerin başka ne yapmasından sonra meşru olur? Bir kardeş başka bir kardeşi sabahtan akşama kadar dövecek, babasından kalan malını gasp edecek ve biz haksızlığa uğrayan kardeşe sabret diyeceğiz. Bekleyin diyeceğiz biz eğer güç olursak bir gün, ipleri ellerimize aldığımız gün size hakkınızı vereceğiz. Bunu mu söylüyoruz? Bence söz buysa gerçekçi ve dini bir çözüm ortada yoktur. İslam böyle bir üslubu içermemektedir. Hak sahibine haklılığı ve hakkı teslim edilir. Varsayalım ki içimizden birileri ayrı bir devlet olmayı hedeflesin bunun altında yatan dünya kadar duyguyu, yalnızlığı, ıstırabı, itilmişliği, gururunun kırılmışlığını hesaba katmadan hemen eleştirmeyelim. Ve en önemlisi tüm bu durum Kürt halkının içinden çıkmış yapıların müntesiplerinin de maruz kaldığı bir psikolojidir. Kimse can sıkıntısından konuşmuyor.
Tarihi okumaları iyi yapmalıyız. Kürtler onlarca defa baş kaldırdı. Baş kaldıranlar iftiharla andığımız âlimlerimiz idi. Kürtlerin bir kısmı son dönem bizim çeşitli sebeplerle susmamızın bir neticesi olarak yanlış yerlerdeler. Bunun vebalinin bir kısmı da etkisine aldığı tüm ülke Müslümanlarını bu konuda kısırlaştıran çözümden ve konuşmaktan uzak tutan batıdaki Müslümanlar olmamış mıdır?
Diyarbakır’da düzenlenen forum olumlu olmuştur. İslami kesimin Kürt meselesini enine boyuna her fırsatta tartışması ve çözüm yolları üretmesi açısından bir zemin oluşturma adına olumludur. Ancak şahsen değer verdiğim fakat forumda dile getirdiği bazı eleştirileri ve kullandığı dil ile Sayın Rıdvan Kaya, beni ve inanıyorum ki benim gibi birçok Kürt Müslüman’ı yaralamıştır. Sayın Kaya’nın yaklaşım tarzı, beni böyle bir yazı yazmaya sevk etmiştir. Kendisinin doğruları bizim açımızdan takdir görmüş ve görecektir.
Fakat katılmadığımız noktalarda da eleştiriyi bir hak bilmekteyiz.
yhaskanli@hotmail.com
M.Yasin HASKANLI/fitrat.com
Uzun bir süreden bu yana sessiz devam eden bir iç çatışma yaşanmaktadır İslami kesim içerisinde. Farklı coğrafyalardaki yapılar arasında, yapıların usul ve esaslara yönelik bakışlarında farklılıklar hep olmuştur. Bu türden farklılıkları doğal, anlaşılır görmek toplumsal mücadele ve siyaset geleneği açısından da normaldir. Tekfir veya dışlama makul sayılabilecek bir davranış tarzı değildir ve böyle bir algı tarzı da Türkiye’deki İslami çevreler için yavaş yavaş geride kalan bir davranış tarzıdır. Ancak İslami kesim için çeyrek asırlık hareket dönemi, bu hareketin evrimi, temel meselelere yaklaşımının ne kadar sağlıklı olduğu çok ciddi anlamda tartışılmalıdır.