Özgür-Der Diyarbakır Şubesi'nin düzenlediği Kürt Sorunu Forumu bugün saat 10-13 arasında gerçekleştirilen üçüncü oturumla devam etti. Hasip Yokuş'un başkanlık ettiği "İran, Irak ve Suriye'de Kürt Sorunu/Bugün ve Gelecek" konulu oturumda Ali Bapir, İsmail Rewendî, Dr. Selahaddin Seydo ve Süleyman Kurşun sırasıyla birer tebliğde bulunurken foruma İran Kürdistanı'ndan katılması beklenen Seyyid Ali H. Müezzini'nin ise programa tebliğ metnini göndermesi bekleniyor.
Komala İslami lideri ve Irak Parlamentosu üyesi Ali Bapir Irak Kürdistanı'nın son durumu, bölgedeki İslami faaliyetler ve Kürt sorununun çözümü konularında etraflı bilgi aktarımları ve değerlendirmelerde bulundu. Salonda ilgi ve dikkatle dinlenen Bapir, "Milli Hissiyat ve Nasyonalizm" kitabının da yazarı. Söz konusu kitabından hareketle genel anlamda milliyetçilik, Kürt milliyetçiliği, milliyetçilik-İslam ilişkisi ve İslam'da kavimlerin konumu ve hakları konularında görüşlerini aktardı.
Sorun Kürtlerin Haklarının Tanınmamasından Kaynaklanmakta
Soranice yaptığı konuşmasına "Kürt meselesi en girift sorunlardan birisidir. Bu sorun Kürtlerin haklarının tanınmamasından kaynaklanmıştır." vurgusuyla başlayan Bapir, yanı sıra sorunun uzak tarihe uzanan köklerinin de bulunduğunu kaydetti.
Nasyonalizm İslami Değil, Batı Menşelidir
Nasyonalizm ve İslam ilişkisini teorik düzlemde irdeleyen Bapir, İslam'ın ölçülerinin dışına çıkmaması kaydıyla kavme olan sevginin ya da milli hissiyatın şeriatta mündemiç olduğunu ve bunun doğal karşılanması gerektiğini ancak nasyonalizmin İslam dışı ve seküler Batı felsefesi menşeli olduğunu söyledi. Bapir, İslam'da kavimlerin hakları bağlamında Hucurat Suresi'nden hareketle şu değerlendirme bulundu:
"Hucurat Suresi'nden usuli olarak şu beş esas çıkmaktadır:
1. Eşitlik: Allah herkese seslenerek eşitliği vurgular.
2. Yaratıcı olan Allah bütün toplulukları haklar ve ödevler bazında eşit yaratmıştır. Haklarda ve sorumluluklarda eşitlik esastır.
3. Bütün insanlık Adem ve Havva'dan gelmiştir, tek bir ailedir.
4.Hepimiz şu'b ve kabilelere ayrışmışız. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Bir kavmin varlığı ve hakları tartışma konusu yapılamaz.
5. Ne ferdi ne de kavimsel açıdan hiç kimse ayrıcalıklı/imtiyazlı/mümtaz değildir. Üstünlüğün temel ölçüsü takvadır."
Bapir, Hz. Peygamber'in kavmiyete ilişkin sözlerini anımsatarak kaçınılması gerekenin taassup olduğunu ve özellikle de kişinin kavmi zulüm üzerindeyse kendisine sevgi beslenenemeyeceğini ve desteklenemeyeceğini söyledi.
Irak Kürdistanı'ndaki Temel Sorun Sekülerizmdir
Irak Kürdistanı'ndaki durumu da irdeleyen konuşmasında Bapir, Kürt coğrafyasındaki genel durum dikkate alındığında son 20 yıldır Irak Kürtlerinin durumunun daha iyi bir konumda olduğunu, burada Kürtlerin kısmen de olsa kendi kendilerini yönetme, dilleriyle eğitim görme imkanlarını elde ettiklerini ifade etti. Son 19-20 yıldır zayıf da olsa parlamento, mahkeme vb. kurumlarının varlığının Kürt halkı için bir kazanım olduğunu söyledi. Bu kazanımların belirli hiziplere mal edilmesinin yanlışlığını belirten Bapir, bunun bütün Kürdistan halkının çabaları ve özverisiyle gerçekleştiğini ve İslami yapılar olarak halkın lehine gördükleri her türlü politika ve girişimi kendilerinin de desteklediğini kaydetti. Ancak bunun hiçbir sorunun olmadığı anlamına da gelmeyeceğini belirten sekülerizmin temel sorun olduğunu kaydederek şunları söyledi:
"Elbette ki hata ve sorunlarımız yok değildir. Keza 'Kimin işi varsa, sorunu da vardır. Hata yapmayan insan hiç iş yapmıyor demektir.' Irak Kürdistanı'ndaki en temel sorunun sekülerist Kürtler arasında dinin zayıflaması olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, Irak ve Suriye seküler devletlerinden çok çektik. Seküler-laik sistemin uygulanmasıyla halkımızın içinde fikri yozlaşma ve özellikle de giyim-kuşamda dönüşüm, bozulma görülmektedir. Bu sistem ekonomik alanda da zengin-yoksul, ezen-ezilen vb. sınıfları oluşturarak eşitsizlikleri derinleştirmektedir."
Amerika'nın Yaptığı Salt Vaadlerde Bulunmak
Bölgede işgalci Amerikan varlığının İslam coğrafyasının bütününde olduğu gibi bir diğer sorunu oluşturduğunu belirten Bapir, Amerika'nın salt vaadlerde bulunduğunu, özgürlük ve demokrasi götürme vaadinin ise asla pratiğe aktarılmadığının kanıtlarının vakıanın kendisi olduğunu söyledi.
Hizipçilik Irak Kürdistanı'nın Başat Sorunlarındandır
Irak Kürdistanı'nda bir diğer başat sorunu da hizipçilik olarak saptayan Bapir, hizipçiliğin çoğu zaman toplumsal maslahatın önüne geçtiğini ve bunun sıkıntılarını hemen her alanda yaşadıklarını belirterek ancak Komela İslami, İttihadı İslam ve Golan Cephesi gibi oluşumlar olarak kronikleşmiş olan bu duruma bir son vermek için önemli çabalar içerisinde olduklarını kaydetti.
Irak Kürdistanı Eksenli İslami Hareketler Olarak Tüm Bölgeyle İlişkilerimiz Var
Irak Kürditanı'ndaki İslami yapıların faaliyet ve kardeş kuruluşlarla ilişkileri hakkında da bilgi aktarımlarında bulunan Bapir, Komela İslami olarak gerek Irak parlamentosu, gerek Kürditan Bölgesel Yönetimi Parlamentosu'nun ıslah edilmesi ve gerekse de toplumsal-siyasal diğer alanlarda yoğun çalışmalarının olduğunu söyledi. Bu meyanda örnekler veren Bapir, ümmet coğrafyasındaki iktidarlar ve İslami hareketlerle diplomatik ve dayanışma eksenli ilişkilerine de değinerek diğer kuruluşlarla beraber bir kurul oluşturarak Türkiye, İran, Suriye ve diğer komşu ülkelerdeki akımlarla sistemli ilişkiler kurmak istediklerini ve bu projelerini hayata aktarmaya başladıklarını belirtti Bu bağlamda en önemli başarılarının İslami faaliyet grupları arasında birliktelik sağlamak olduğunu belirten Bapir, sözlerine şöyle devam etti:
"Kürdistan'daki İslami franksiyonların birliğini oluşturduk ki bu Bağdat'ta temsil edilmemize yol açtı. Kürdistan'da muhalefette kalmamız, Bağdat'ta temsil edilmemize engel değildir."
Hak Mücadelemizi İslami Kimliğimizle Vermeliyiz
İslami yapılar olarak diyalog, istişare ve dayanışmaya büyük ihtiyaçlarının olduğunu söyleyen Bapir, Özgür-Der'in düzenlediği forumu da deneyimlerimizi paylaşma ve birbirimizi tanıma noktasında çok önemli bir açılım olarak gördüklerini ve bu tür çalışmalarının mutlaka sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. Bapir, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hepimiz akıllı, ferasetli insanlarız. Tecrübelerimizi paylaşmak durumundayız ve bunu burada yapacağız inşaallah. Kürt halkı siyasi olarak tanınmayan, yok sayılan bir halktır. Bu haklarımızı aramalı, mücadelesini vermeliyiz ancak İslami kimliğimizle! Bundan geri kalmamalıyız. Kürtlük ve Müslümanlık birbirinin karşıtı değildir. Dışarıdan, seküler-laik paradigmaya bağlı fikirleri kopyalayarak birliğimizi sağlayamayız. Birlik sağlamamıza şeriat yeterlidir. O varken başka şeyler aramamalıyız."
Meselelerimizi Büyük Devletlere Yaslanarak Çözemeyiz
Ulus-devletten kaynaklı etnik ve mezhebi sorunlarının çözümü için dış güçlere yaslanamamak gerektiğini belirten Bapir, Kürt mücadelesinden hareketle bu tür çabaların açmazlarına değindi. Bu meyanda Bapir, Müslümanlara ve vicdan sahibi diğer kesimlere şu çağrılarda bulundu:
"Ayrıca ne kadar ayrı düşünürsek düşünelim en azından ortak sorunlarımız noktasında ortak paydalkar oluşturmalı, birliktelik sağlayabilmeliyiz. Başarısızlığımızın nedenlerini öncelikle kendimizde aramalıyız. Meselelerimizin çözümünü büyük devletlere yaslanarak çözmeye kalkışmamalıyız. Yardımları geri çevirelim değil, siyasetimizi kendimiz belirleyelim diyorum."
Birlikte Yeniden Bir Gelecek İnşa Etmeye Çabalamalıyız
Bapir Amerikalıların kendileriyle görüşme talebinde bulunduklarını, çeşitli vaatler yaptıklarını ancak buna dair güvensizlik ve çekincelerini kendilerine her düzlemde ifade ettiklerini söyledi. Türkiye-İran-Suriye arasındaki birlik arayışlarının önemsenmesi gerektiğini belirten Bapir, bu meyanda İslami yapıların da olumlu girişimleri desteklemeleri ve Ortadoğu halklarının yeniden birlikte bir gelecek ve yaşam alanı inşa etmeleri için birbirlerine yaslanarak çabalamaları gerektiği ifade ederek konuşmasını tamamladı.
***
Kürt Sorunu Forumu ikinci günün birinci oturumunun ikinci konuşmacısı olarak söz alan Irak Kürdistanı'ndan İsmail Rewendî, Irak Kürdistan'ı özelinde Kürtlerin uğradığı haksızlık, kazanımlar ve genel olarak beraber olmanın önemi üzerinde durdu. Yekgirto diğer adıyla İttihadı İslam hareketinin üyesi olan Rewendî aynı zamanda bu hareketin Politbüro başkanlığını da yapmaktadır.
Bu Coğrafyada Kimsenin Kimseyi Dışlamaya Hakkı Yoktur
Kürtlerin tanınmamasını Allah'ın ayetlerini inkar olarak nitelendiren Rewendi, "Kürtler içinde dinsel farklılıklar olsa da Kürtlerin geneli Müslümandır. Paranın iki yüzü gibi… Biri bu hakları tanımasa Allah'ın ayetlerini tanımamış olur. Mademki aileyiz; bazı konularda farklı düşsek bile birbirimize tahammül etmeliyiz. Düşmanımız çokken daha da sorun çıkarmayalım. Diyarbakırlılar olarak öyle bir şeyler yapın ki bir araya gelebilelim. 'Şu İslamidir', 'şu komünisttir' deyip sorunlarımızı büyütmeyelim.
İslam ve toprak gibi iki temel esas üzerine çalışmalarımızı bina edebiliriz. Toprak bizi bir araya getirip bu salonda toplatabilecek bir alandır. Rabbimizin buyurduğu gibi dilsel farklılıklarımız zenginliğimizdir. Başka ortak bir paydamız da muhatap olduğumuz mazlumiyettir. Tarihe bakarken bu gerçeği görürüz. Saddam bizi sürerken İslam, demokrat, sosyalist ayrımı yapmadı. Bu coğrafyada kimsenin kimseyi dışlamaya hakkı yoktur." şeklinde konuştu.
Ümmetin Tanımı İyi Yapılmalı
Konuşmasına ümmet kavramını irdeleyerek devam eden Rewendî, ümmetçiliğin bizi bir araya getiren önemli bir bağ olduğunu ancak bu kavramın arkasına sığınılarak ırkçılık yapılmaması gerektiğini söyledi. Rewendî sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ümmet algısında problem olmamalı. Ümmetin tanımı iyi yapılmalı. Bunu yaparken de hak ve sorumluluklarda eşitliği sağlamalıyız; bunu başarabiliriz. İslam içerisinde yüzlerce düstur çıkarabilir; bu düsturlar hakkıyla uygulanırsa sorun kalkar. Adaleti İslam emrediyor. Adaleti herkese adil uygulasaydık bu sıkıntılarla karşılaşmazdık. Siyere bakarak içimizde ve gayrimüslimlerle ilişkilerde adalet örneklerini görüp uygulayabiliriz."
Yapılan Yasaların İslam'a Göre Olmasına Özen Gösteriyoruz
Kürtlerin bu topraklarda yaşama hakkının insani bir hak olduğunu kaydeden konuşmacı, bu hakkı komşularımıza iyi anlatmamız gerektiğini; Doğu, Batı, Kuzey ve Güney bütün Kürdistanlıların haklarına kavuşmaları gerektiğini söyledi.
Konuşmasının bu bölümünde Irak Kürdistan'daki durumla ilgili bilgiler de veren Rewendî, Kürdistan'da çalışmalarını İslami olarak sürdürdüklerini, Türkiye'de bunun yasak olduğunun farkında olduklarını ancak Kürdistan'da böylesine bir yasağın olmadığını dile getirdi. Bulundukları coğrafyada çıkan yasaların İslam'a göre olmasına dikkat edildiğini ifade eden konuşmacı, bunun Müslümanlar olarak kazançları olduğunu, İslami parti olarak tüm demokratik yolları kullandıklarını, kimseye rezervlerinin olmadığını, birbirimize tahammül etme ahlakının geliştiğini ve Türkiye'deki kardeşlerinden isteklerinin de Kürtlerin aleyhine olan şeylerle mücadele etmeleri olduğunu sözlerine ekledi.
***
Üçüncü oturumun üçüncü konuşmacısı olarak Dr. Selahaddin Seydo söz aldı. Dr. Selahaddin Suriye Kürdistanı kökenli Müslüman bir akademisyen olmakla birlikte 24 yıldan bu yana Avrupa'da sürgünde yaşamaktadır. Oryantalizm ve kadim diller alanında doktora yapan Seydo tebliğinde Suriye rejimi ve bu rejim içerisinde Kürtlerin konumuna ilişkin etraflı bilgi aktarımlarında bulundu.
Suriye Kürtlerini Üç Bölgeye Böldüler
Suriye Kürtlerinin kısmen rejimin uyguladığı OHAL ve kısmen de bölgenin küçük olmasından dolayı pek fazla bilinmediğini belirten Seydo, Baas rejiminin Kürtleri üçe böldüğünü söyledi. Suriye sınırlarının ümmet coğrafyasının genelinde olduğu gibi emperyalistler tarafından cetvelle çizildiğini ve ulusal işbirlikçi rejimlerin de bunların muhafazasına soyunduğunu kaydeden Seydo, Suriye'de yaklaşık 2-3 milyon kadar Kürdün olduğunu söyledi. Bölünen bölgelere ilişkin Seydo şunları söyledi:
"1.Kaza Efahin (Çiyayê Kurd): Ben oralıyım. Antep ve Kilis'e yakındır. 365 köy bu bölgeye bağlıdır.
2.Kubanî: Şuan Suruç ilçesiyle ayrılşmış bir bölgedir. Türkçe ismi Arappınar olarak değiştirilmiştir. Kendisine bağlı yüzlerce köy bulunmakta. Baas rejimi adını değiştirip Aynu'l-Ereb yaptı.
3.Qamişlo: Kürt bölgesi olduğu için beşinci büyük yerleşim yeridir. Buna rağmen Hasekî'nin ilçesi konumundadır. Suriye'de 2-3 milyon kadar Kürt var ve bunların %65'i Qamişlo'da yaşıyor.
Suriye Eksenli Sol Partiler İhvan'ı Esad'a Jurnallediler
Suriye Kürdistanı'nın siyasal yapısı üzerinde de duran Seydo, bölgede birçok Kürt menşeli siyasi parti bulunduğunu, bunlar arasında en kadim olanın da KDP (Kürdistan Demokratik Partisi-Suriye) olduğunu söyledi. Bu partinin de Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP)'nin uzantısı olarak kurulduğunu belirten Seydo'ya göre parti sadece Suriye ile sınırlı bir faaliyet içerisinde olmuştur. Suriye Kürdistanı'nda daha birçok siyasi partinin bulunduğunu belirten Seydo, bu partilerin Sol partiler olduğunu, Suriye Kürdistanı'nda bağımsız bir İslami partinin kurulamadığını ifade etti. Sö konusu Sol menşeli partilerin hemen tümünün Sosyalist Baas rejimiyle örtüştüklerini ve ittifak halinde olduklarını kaydetti.
Bölgedeki Sol menşeli Kürt partilerin İslamcılarla ilişkilerine dair olarak da Seydo şu çarpıcı tespitte bulundu:
"Kürdistan'da İhvan oluştuğunda ve yaygınlaştığında Sol partiler Esad'a mektup yazarak rahatsızlıklarını ileterek İhvan'a karşı Baas rejimiyle müttefik olduklarını ve işbirliğine hazır olduklarını bildirerek İhvan'ı Esad'a adeta jurnallediler."
Suriye Kürtleri Arap Birliği Fikrine Kurban Edildi
Suriye'de Baas rejiminin kuruluş süreci ve bunun başta İslami hareketler olmak üzere Kürtlere yansıyış biçimleriyle ilgili olarak da Seydo şu bilgi aktarımlarında bulundu:
"İhvan-ı Müslimin hareketi Suriye'de kurulduğunda Kürdistan'da da Said Havva bunun temsilciliğini üstlendi. Said Havva Kürt kökenli öncü bir Müslümandı. 1951-1961 yıllarında Arap Birliği düşüncesiyle Kürtlere yönelik baskılar arttı. 1963'te ise Baas rejimi iktidara geldiksen sonra durumumuz kötüleşti. Baasçılar Araplardan başka ırk tanımıyorlardı. Suriye Cumhuriyeti adına Arap kelimesini eklediler. 250 bini aşkın Kürdün kimliklerini alarak vatandaşlıklarına son verdiler. Nihayetinde Kürtler mektum ilan edildiler."
Baas Rejimi Kürtlere Yönelik "İsrailvari" Asimilasyon Politikaları İzliyor
Baas rejiminin Kürtlere yönelik Araplaştırma politikası izlediğini kaydeden Seydo, bunu İsrail'in Filistin politikasıyla karşılaştırarak şunları söyledi:
"Baasçılar Arap ulusu oluşturmaya ve bunun için de etnik arındırmaya giriştiler. Arapları Kürt bölgelerine kaydırdılar. Nasıl ki İsrail Filistin topraklarında devşirdiği Siyonistler için yerleşim birimleri oluşturduysa Baasçılar da Kürt bölgelerinde aynı politikayı izlediler."
Suriyeli Kürtler İhvan Bünyesinde Kürt İslami Hareketi Talebinde Bulundular
Suriyeli Müslüman Kürtlerle İhvan arasındaki ilişkilere de değinen konuşmasında Seydo konuya dair şunları söyledi:
"İhvan içerisinde 5 kişilik Yönetim Konseyi'nde Kürtler de vardı. Bunlardan Muhammed Salih Bin Ali Mustafa Konsey'e Suriye Kürdistanı'nda İhvan çatısı altında bir Kürt İslami hareketinin kurulması talebinde bulundu ancak bu teklif çeşitli nedenlerle kabul göremedi. Kürt sorunu konusunda maalesef Suriye kökenli Arap Müslümanlar da genel olarak salt uzak kardeşlik söylemiyle yetindiler. Aynı şekilde Avrupa'da Necmettin Erbakan'la görüştüğümüzde kendisine de Kürt sorunu hakkında soru sormuştuk ve o da şu cevabı vermişti: 'İslam gelecek, sorun bitecek!'"
***
Kürdistan'da Yaşanan Vahşete Duyarsız Kalınıyor
İkinci günün birinci oturumunun dördüncü ve son konuşmacısı olarak söz alan Türkiye Kürdistanı ulemasından Süleyman Kurşun, Kürdistan'ın tarihi hakkında bilgi vererek tarih boyunca Kürtlerin maruz kaldıkları zulümler üzerinde durdu.
İddiaların aksine İngiliz ve Fransızların kesinlikle Kürt devleti istemediklerini söyleyen Kurşun, bu durumun 1938'e kadar sürdüğünü, 2. dünya savaşında ortadan kalktığını söyledi.
Müslümanları Kürdistan'da yaşanan vahşete duyarsız olmakla suçlayan Kurşun, Müslümanların maalesef "Kürdistan" ifadesini dahi kullanamadığını söyledi. Kürtler olarak Müslüman olmaktan ve İslam'a hizmet etmekten onur duyduklarını dile getiren konuşmacı, İslam'a girmekten pişmen olmadıklarını, İslam kardeşliğini de kabul ettiklerini ancak Kur'ani kavramların içinin boşaltılmasını doğru bulmadıklarını dile getirdi.
"Bir Kavmin Kendini Yönetme Hakkı Dinimde Vardır"
Aç olanın yemek istediği ve susuz olanın su istediği gibi Kürtlerin de adalet isteğini ifade eden Kurşun, "Ümmet kavimlerden oluşur. Kürtler 'Ben Kürdüm.' deyince neden milliyetçiliğe yoruluyor? Neden bütün cehennem ayetleri Kürtlere okunuyor? Bir kavmin kendini yönetme hakkı dinimde var. Bir insan aç ise ekmek ister, susuz ise su ister; Kürtler de adalet istiyor. Dolayısıyla Kürt özgürlük mücadelesi meşru bir mücadeledir." şeklinde konuştu.
Kurşun, konuşmasını "Ya Rabbi Müslümanlara nasıl bir ümmet olması gerektiğini göster!" temennisiyle noktaladı.
KÜRT SORUNU FORUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
Özgür-Der Diyarbakır Şubesi'nin 24–25 Temmuz 2010 tarihlerinde Diyarbakır'da gerçekleştirdiği Kürt Sorunu Forumu sonuç bildirgesi şu şekildedir:
TESPİTLER
1- Kürt Sorunu, Kemalist kadrolar tarafından tepeden inmeci, jakoben bir anlayışla dayatılan, inkâr ve uluslaştırma politikalarının bir sonucudur
2- Milliyetçi-Militarist bir paradigma üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana, homojen laik bir ulus toplum hedefiyle, farklı gördüğü ve dönüştüremediği tüm unsurlara yönelik asimilasyon ve imha amaçlı şiddet politikalarına başvurmuştur.
3- Devletin Kürt sorununa güvenlik merkezli yaklaşması, sorunu; sosyo-ekonomik geri kalmışlık, bölücülük, eğitim eksikliği gibi dar bir perspektifle değerlendirmesi, sorunun en temelde bir kimlik sorunu olduğu gerçeğinin üstünü örtmek için başvurulan söylemlerdir.
4- Kürt sorunu bağlamında yürütülen inkâr ve imha amaçlı tüm faaliyetlerin, akıtılan kanların, yaşanan göçlerin, faili meçhullerin ve dayatılan her türlü acının birincil sorumlusu devlettir.
5- PKK, Kürt sorununun bir parçası olmakla birlikte, esasında Kürt sorununun doğurduğu bir sonuçtur. PKK, şiddetin çözümü noktasında muhataptır; Kürt sorununun çözümü noktasında ise muhatap bütün kesimleriyle Kürt halkıdır.
6- Hükümetin çözüm çabası olarak deklare ettiği "açılım" süreci olumluluklar arz etmesiyle birlikte; AK Parti zihniyetinin resmi ideolojiyi aşamaması ve sistemi sorgulayamaması gibi handikaplar nedeniyle oldukça cılız ve zaaflı kalmıştır. Yükselen milliyetçi söylem karşısında oy kaybetme, tabanını yitirme gibi endişelerle, güvenlik merkezli söyleme geri dönülmüştür.
7- Son dönemde yoğunlaşan çatışmalar ve derinleşen şiddet sarmalı, sorunu salt güvenlik zafiyeti olarak gören ve akan kandan nemalanan milliyetçi-militarist odakların söylemini güçlendirmektedir. Çatışmaların tırmandırılması, sorunun çözümüne yönelik geliştirilen sivil çabaları ve özgürlükçü yaklaşımları boğmaktadır.
8- Birinci Dünya Savaşı sırasında tüm Ortadoğu emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş, savaş sonrasında bu bölge sömürgeci devletler eliyle yeniden dizayn edilmiştir. Emperyalist güçler çekildiklerinde, geriye işbirlikçi iktidarlar ve ulus devletler bırakmışlardı. Bölgedeki Kürt sorunu, sınırları sömürgeci güçler tarafından tayin edilen İran, Türkiye, Suriye ve Irak devletlerinin, Kürt halkını yok saymaları ve inkâr etmeleri üzerine şekillendirdikleri politikaların bir sonucudur.
ÖNERİLER
Bizler Müslümanlar olarak Kürt sorununa yol açan zihinlerin, adaletsizliklerin öncelikle İslami kimlik İslami hukuk ve ümmet bilincinin reddedilmesinin, tehdit ve düşman ilan edilip dışlanması sonucunda Türk ulus kimliğinin ve laik sistemin dayatılması olduğuna ve mevcut laik Kemalist sistemle topyekûn hesaplaşmadan hiçbir sorunun kalıcı manada çözülebilmesinin mümkün olmadığına inanıyoruz.
Bununla birlikte mevcut sistem içinde dahi görece daha özgürlükçü bir vasatın tesis edilebilmesi ve Kürt halkına yönelik zulmü azaltmak üzere aşağıdaki önerilerde bulunuyoruz.
- TSK, yürüttüğü operasyonları durdurmalıdır. PKK, eylemsizlik kararı almalıdır. Bununla birlikte PKK'nin silahı bırakması için gerekli şartlar sağlanmalı, ayrım gözetilmeden tüm siyasi tutuklular serbest bırakılmalıdır.
- Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtlere yapılan tüm zulüm ve haksızlıklar için resmi düzeyde özür dilenmelidir.
- Şüphesiz ki tüm diller, Allah'ın ayetlerindendirler. Bu nedenle Kürtçe üzerinde devam etmekte olan resmi, gayrı resmi tüm yasaklar, sınırlandırmalar kaldırılmalıdır. Anadilde eğitim başta olmak üzere Kürtçe, her alanda koşulsuz biçimde serbest bırakılmalıdır.
- İlköğretim öğrencilerine okutulan "Andımız" kaldırılmalıdır. Muhtelif yerlerde yazılan "Ne Mutlu Türküm Diyene" gibi yazılar silinmelidir.
- Başta vatandaşlık tanımı olmak üzere, anayasa ve sistemin bütün resmi literatürüne hâkim olan Türklük esaslı dışlayıcı ve ayrımcı söylem terk edilmelidir.
- İsimleri değiştirilen yerleşim yerlerinin eski adları tümden iade edilmelidir.
- Bölgede çok yönlü sorunlara yol açan koruculuk sistemi derhal lağvedilmelidir.
- Binlerce kayıp ve faili meçhulün akıbeti açıklanmalı, soruşturmalar ciddiyetle yürütülmeli ve sorumlular bulunup cezalandırılmalıdır. Köy yakma v.b olayların hesabı sorulmalıdır. Ergenekon yapılanmasının bölgede yaptığı hukuksuzluklar derinlemesine soruşturulmalıdır.
- Yapılan operasyonlarda, seçilmiş Kürt siyasetçilerinin soyut suçlamalarla tutuklanmaları, halkın siyasi tercihine ipotek koymak anlamına gelmektedir. Kürt siyasetçilerin maruz kaldığı bu hukuksuzluğa son verilmeli ve tutuklular bir an önce serbest bırakılmalıdır
- Tüm siyasi mahkumların cezaevi şartları iyileştirilmeli, bu bağlamda Öcalan'ın cezaevi şartları da düzeltilmeli ve normal bir cezaevine nakli sağlanmalıdır. PKK da, Öcalan'ın yaşam koşullarını şiddete başvurmak için bahane kılmaktan vazgeçmelidir.
- AK Parti Hükümeti BDP'yi görmezden gelen tavrından vazgeçmeli, BDP ile diyaloga geçmelidir. BDP ise çözüme yönelik çaba sarf eden sivil siyasetin elini güçlendirici adımlar atmalıdır.
- Bir bütünlük arz etmesi nedeniyle; Irak, İran, Suriye ve Türkiye'deki tüm Kürtlerin sorunlarının çözümü için çaba gösterilmelidir.
- Başta Şeyh Said olmak üzere Kürdistan'da kıyam hareketlerine katılan önderlerin ve Saidi Nursi'nin mezarları tespit edilmeli, Şeyh Said kıyamının Diyarbakır ve Elazığ arşivlerinin açılması gerekir.
- JİTEM'i hatırlatan özel ordu fikrinden kesinlikle vazgeçilmelidir.
Islah-Haber




