Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

23 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
Haftanın Hutbesi: MUSİBETLER KARŞISINDA DURUŞUMUZ
Ayrı bir husus da herkesin, inandığı değerlere ve hayatına ölçü yaptığı kriterlere göre hadiselere bakış açısı da farklı farklı olacağından kimilerine göre musibet ve belâ addedilebilecek hususlar başkalarına göre hiç de öyle olmayabilir.

16/07/2010 - 11:33
1:1 1:1,2 1:1,5
 

 Değerli dostlar

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ

لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعاً

فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

 


O’nun rızasını en büyük hedef olarak önüne koyan ve o en büyük gayeye, varlığı yaratan Zât’ı herkese tanıtmak ve sevdirmek yoluyla ulaşma niyet ve azminde olan Müslümanlar her şeyden önce İslam’ın, imanın ve inananların başına gelen üzücü hadiseleri gerçek musibet sayarlar/saymalıdırlar.

Musibetler, fert, aile, millet ya da bütün bir insanlık çapında başımıza gelen bir kısım üzücü hadiselerdir. Bunlar kimi zaman belli sebeplere bağlı olarak cereyan ederler, kimi zaman da arkalarında zahiren herhangi bir sebep görmek mümkün olmaz. Fakat her hâl ü kârda bir yaprağın, dalından düşmesine varana kadar kainatta cereyan eden küçük-büyük bütün hadiseler gibi musibet, âfet ve belâ nev’inden maruz kaldığımız şeylerin arkasında da Müsebbibü’l-Esbab olan Cenab-ı Allah’ın kudret elinin olduğu aşikardır. Öyledir, zira cüz’î-küllî hiçbir hadise Rabbin izni ve emri dışında meydana gelmez-gelemez.

Ayrı bir husus da herkesin, inandığı değerlere ve hayatına ölçü yaptığı kriterlere göre hadiselere bakış açısı da farklı farklı olacağından kimilerine göre musibet ve belâ addedilebilecek hususlar başkalarına göre hiç de öyle olmayabilir. Allah’a inanan, O’nun rızasını en büyük hedef olarak önüne koyan ve o en büyük gayeye, varlığı yaratan Zât’ı herkese tanıtmak ve sevdirmek yoluyla ulaşma niyet ve azminde olan Müslümanlar her şeyden önce İslam’ın, imanın ve inananların başına gelen üzücü hadiseleri gerçek musibet sayarlar/saymalıdırlar. Canımıza, malımıza, ailemize vs. dokunan zararlar ise diğerlerine nispeten ikinci sırada kalırlar/kalmalıdırlar.

Kardeşlerim

Evet, önemli olan insanlığın hakikati bulması ve dinin yaşanmasıdır. Bunun için de ne yapılsa, ne kadar çok gayret edilse, ızdırap çekilse, canlar feda edilse ve en ağır musibetlere katlanılsa yine yine gereklıdir. “Yaşatmak için yaşama’’nın mânâsı da bu olsa gerek. Çetin Uhud muharebesinde Allah Resûlü’nün hayatta olduğunu öğrendikten sonra ‘’Baban, eşin ve çocukların şehit düştü!’’ diyenlere, “Allah’ın elçisi hayatta olduktan sonra artık bütün musibetler hafif gelir’’ diyebilecek kadar kendini dinine adamış Hazreti Sümeyra ve Kadisiye’de dört oğlunu birden Allah yoluna feda eden ve “Allah’ım, bana dört oğul vermiştin. Dördünü de Habibin’in yolunda kurban ettim; Sana binlerce hamd olsun!” diyecek kadar Efendiler Efendisi’ne ve onun yoluna âşık Hazreti Hansa validelerimiz bu husus ta bizim için ne güzel örnek teşkil ederler! Müslümanlığımız da dahil olmak üzere yeryüzündeki İslam, sebepler açısından bakılacak olursa, işte o ilklerin ortaya koyduğu bu gayret, performans, çile ve ızdırabın semeresidir.

Asrın başında hayatını Müslümanlığın ızdırabını dindirme yoluna vakfeden Bediüzzaman’a ne kadar çok şey borçluyuz! O, şahsî sorunları alâkalı soru soran bir gazeteciye değil sadece kendi hayatı bütün dünya gözünden silinmiş bir edayla şunu söylüyor:
“Bana ıztırap veren yalnız İslâm’ın mâruz kaldığı tehlikelerdir.
Şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!
Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı.

İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim.” (1)


Aziz Kardeşlerim


Bizim düşünce dünyamızda neyin asıl musibet olduğuna bir-iki cümleyle kısaca işaret ettikten sonra şimdi de “Başımıza gelip çatan musibetler karşısında nasıl düşünmeli ve nasıl bir tavır belirlemeliyiz?” sorusunun cevabını aramak istiyoruz. Söylemek istediklerimizi birkaç madde altında toplamaya çalışalım:

1-Yegâne Tasarruf Sahibi’nin Gözettiği Hikmetlere Saygılı Olmak Gerekir


İster fertler, isterse bir yolda, Allah’a, O’nun rızasına beraber yürümeye çalışan cemaat ve guruplar açısından olsun başımıza gelen üzücü hadiseler karşısında düşünmemiz gereken ilk husus, yukarıda da geçtiği gibi, gelip bize musalat olan her hadisenin her şeyi görüp bilen Rabb’in izni ve emriyle gerçekleşmiş olduğudur. Bu önemli noktayı nazara alarak sabretmek gerekir. Efendimiz (a.s) sadece mü’mine müyesser olan bir hususu izah ederken “Mü’minin durumu şâyân-ı takdirdir; niye olmasın ki; onun her işi hayırdır ve bu da mü’minden başkası için müyesser değildir. O, neşe ve sevinç ifade eden bir duruma mazhar olunca şükreder, bu onun için hayır olur; herhangi bir sıkıntıya maruz kaldığında da sabreder, bu da yine onun için hayır olur.”(2) buyurur

2-Müslümanların Yitirdiği Yürek


İkinci önemli husus, başımıza gelen üzücü hadiselerin kendi günahlarımız sebebiyle geldiğini düşünmektirKur’ân-ı Kerim bize sık sık böyle düşünmeyi emr eder ve “Siz kendinize bakın; siz doğru yol üzere olduğunuz sürece hiç kimse size hiçbir zarar veremez’’ (3), “Allah insanlara hiç bir şekilde zerre kadar bile zulmetmez, insanlar kendilerine zulmederler’’ (4), Görüldüğü üzere Allah’ın bu ve benzeri bütün emirleri bizi kendi içimize yönelmeye ve günahlarımızdan, kirlerimizden arınmaya, bunları yaptıktan sonra da Rabb’in ulu dergâhına teveccüh etmeye çağırır.

Evet, bizler başımıza gelen belâların işlediğimiz günahlar sebebiyle geldiğini düşünmeli, onların def ü ref’i için en kısa zamanda hatalarımızdan, kusurlarımızdan, günahlarımızdan, isyan kokan fiillerimizden ve küçük-büyük bütün haddi aşmışlıklarımızdan dolayı tevbe edip uğramış iç dünyamızı kendi fıtrî ve temiz haline getirmeye bakmalıyız.. Hazreti Ömer efendimizin işaret buyurduğu gibi her fert kendini, kendi içini kontrol etmeli ve ‘’Benim başıma gelen bu belâ, acaba hangi günahım sebebiyle geldi?’’ demelidir.


3-Her sıkıntı teveccühümüzü artırmalı

Başımıza gelen musibetler hususunda bakış açımızı belirleyen bir diğer husus da Rabbimize gerektiği ölçüde teveccüh edemediğimiz, bulunduğumuz yer ile bulunmamız gereken yer arasındaki mesafeyi bir an önce kapatıp, Allah’ın bizi koyduğu yerin hakkını veremediğimiz, vazifelerimizi hakkıyla yerine getiremediğimiz, Allah’ın izniyle tamamlamak niyetiyle yola çıktığımız hizmetlerin gerektirdiği ölçüde Ulu Dergâh’a yönelip yana/yakıla, tazarru içerisinde dua edemediğimiz ve işte bütün bu önemli hususlardaki kusurlarımız nedeniyle musibetlerin gelip başımıza çöreklendiği düşüncesidir. İşte böyle bir salim düşünce ile musibetler, belâlar bizde Rabbimize karşı , tevbe ve dua iştiyakını tetikliyor, yeniden bir kere daha kâmil mânâda bir teveccühle kalblerimizi dönülmesi gereken asıl kapıya çeviriyorsa, kaybetmenin olabileceği bir yerde kazançlı çıktığımızı düşünerek o musibetlerden dolayı şekvacı değil aksine Yaratan’a karşı hamd ü minnet duygularıyla dopdolu olmalıyız. Evet, biz küfür ve dalalet dışında ki her şey için Rabbimiz’e hamdederiz. Hamd O’na, minnet O’na!..

Efendimizin sadık yârenlerinden Abdullah ibn-i Abbas hazretleri şöyle bir hadis-i şerif nakleder: “Her kim bir musibete uğradığında ‘istirca’da bulunur yani ‘İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn’ demek suretiyle Rabbine yönelir ve sığınırsa Allah, o musibetten kaynaklanan yarayı sarıp sarmalar.. o kişiye güzel bir akıbet hazırlar.. o musibeti izale buyurup onun yerine çok uygun ve kulunun da hoşnut olacağı şartlar yaratır.” (5)

4-başımıza gelenler Yürüdüğümüz yolun kaderi


Dördüncü husus şudur: Zulüm, fıtratının bir yanı haline gelmiş yahut kininin, nefretinin, hasedinin esiri olmuş bazı insanlar eliyle başımıza gelebilecek musibetlere daha doğrusu onların yapabilecekleri kötülüklere, komplolara, hilelere her zaman hazır olmalıyız. Çünkü bu sadece günümüze yahut tarihin herhangi bir zaman dilimine münhasır bir hal değildir. Hazreti Âdem’in iki erkek çocuğundan birisinin diğerinin kanına girmesiyle başlamış bu, zulmetin nura tasallutu, karanlığın gelip aydınlığın üzerine çökmesi, haksızlığın hakka saldırısı ve düşmanlığın sevgiye taarruzu dünden bugüne devam ettiği gibi bundan sonra kıyamete kadar da devam edecektir. Bu, bir manada “insan’’ ile şeytanın, doğru ile yalanın, hak ile batılın mücadelesidir. İşte biz, Allah yolunun yolcuları olarak insî şeytanlardan gelebilecek bu kabil kötülüklere her zaman hazır olmalı ve asla korku, endişe ve yılgınlığa düşmemeliyiz. Kendi aleyhimize cereyan eden hadiselere ve maruz kaldığımız sıkıntılara takılmadan, yolda dökülüp kalmayı ve geri dönmeyi aklımızın ucuna dahi getirmeden yolumuza devam etmeli ve bütün kapıları zorlamalıyız. Yılgınlığa düşmemeliyiz, zira yaptığımız iş bizim, tamamlamaya çalışmakla memur bulunduğumuz vazifemiz, o işi tamamlamayı uhdesine alarak mü’min kullarına müjdelerin en büyüğünü veren de gücü her şeye yeten Rabbimiz’dir.

Evet, hakkı, hukuku, adaleti istemeyenler, onları isteyenleri ve onları ikâme etmek için gayret edenleri de istemezler. Bir aksiyon adamının ifadesiyle “Eğer insanlar bugün bizim üzerimize geliyorlarsa biz bundan endişe etmemeli ve bunu ahiret hayatımız adına bir kredi kabul etmeliyiz.” Ne diyelim; “Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var / Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.’’

Hiç şüphe yok ki, Rabbimiz söz verdiği gibi vâdettiği nurunu mutlaka tamamlayacak, zalimler de biz onlara beddua etmesek, tel’in okumasak bile er ya da geç Allah’ın masum kullarına yaptıkları eza, cefâ ve işkencelerin cezasını, müstehak oldukları şekliyle mutlaka göreceklerdir. Bu da Âdil-i Mutlak olan Rabbimizin adaletinin bir tecellisi olacaktır. O’nun merhametinden fazla merhamet düşünmek, O merhamet sahibine saygısızlık olabileceği gibi aynı zamanda bir nevî zulümdür.


5-Sıkıntı ve belalar birer arınma vesilesidir

Bu konuda zikredilebilecek beşinci esas şudur: Cenab-ı Hak değişik vesilelerle kullarını günahlardan ve kirlerden arındırmayı murad eder. Musibetler, felaketler, belâlar da bir çeşit arınma vesileleridir; tabiî arınmasını bilenler için. Bunda şüphe edilemez, zira Allah Resûlü bir müminin ayağına batan bir dikenle bile Cenab-ı Hakk’ın o kulunun günahlarını sildiğini, derecesini yükselttiğini ve kendi indindeki makbuliyetini artırdığını ifade buyurur. Hadis-i şerifin tamamı şöyle: “Müslüman bir kişiye isabet eden herhangi bir yorgunluk, hastalık, sıkıntı, hüzün, gam ya da eziyet; hatta vücudunun bir yerine batan bir diken bile olsa mutlaka Allah (celle celâlühû) onu o kulunun günahlarına kefaret yapar.” Eğer vücudumuzun bir yerine batan küçücük bir dikenle bile merhameti sonsuz olan Rabbimiz bizi kirlerden, paslardan arındırıyor, temizliyorsa, yaşadığımız daha büyük musibetlerle bizi tertemiz hale getireceği, nezd-i ulûhiyetindeki kıymetimizi yükselteceği açıktır. Dolayısıyla bu zaviyeden bakıldığında da asla şikayet etmeye hakkımız yoktur. Yoktur, zira bu vesileyle Rabbimizin huzuruna giderken günahlardan, kusurlardan, ayıplardan ve kirlerden arınmış ve tertemiz olarak gitme imkanına ermiş olacağız. Rabbin karşısına günahlarla, hatalarla çıkmak her şeyden evvel Allah’a karşı bir ayıp olduğu gibi, bunlardan temizlenmiş ve arınmış olarak varabilmek de en büyük bahtiyarlık olsa gerektir.

Değerli Kardeşlerim

Öteden beri peygamberân-ı izam başta olmak üzere bütün Allah dostları değişik düşmanlık, ezâ, cefâ ve zulümlere maruz bırakılmışlardır. Belâların en şiddetli olanlarına başta peygamberler sonra da onların ümmetlerinden derecesine göre Allah’a yakın duranlar maruz kalmışlardır. Bunlar içinde işkence görenler, sürgün yaşayanlar, baskı altında tutulanlar, hatta işkence altında öldürülenler bile olmuştur ve sayıları da az değildir. Bu hususa işaret eden bir hadis-i şerifin sonunda Efendimiz “Herkes dininin (imanının) kuvvetine göre belalara maruz kalır. Yaşantısında sağlam ise ona gelen belalar şedîd olur; zayıfsa onlar da daha hafif olur.” buyurur. Allah Resûlü (a.s) bir başka ifadesi ‘Müminin başından hiç bela eksik olmaz” diyerek işaret buyurmaktadır.

Dolayısıyla eğer dün, o Allah dostlarına yapılan ezâ, cefâ kabilinden değişik haksızlıklar bugün bizlere yapılıyorsa biz bunu onlarla aramızdaki irtibata bir delil ve işaret sayabiliriz/saymalıyız. Zalimlerin eliyle başımıza gelen musibetlerin peygamberlerin yolunda yürüdüğümüz için başımıza geldiğini düşünmek de mahzurlu olmasa gerek. Çünkü gerek insî, gerekse cinnî şeytanlar boş duranlarla değil de bir salih amel ortaya koyan yahut koymaya çalışanlarla uğraşırlar. Allah’ın sadık kullarının maruz bırakıldıkları musibetlere düçar olmak, Allah’ın inayetiyle ötede onlarla beraber olacağımıza da delalet eder ki, bu bizim için en büyük bir lütuf ve müjde sayılır. Evet, ötede Allah dostlarıyla beraber olmak istiyorsak başımıza gelen sıkıntı ve musibetlere katlanmalı, onları sabır ve hamd ile karşılamalıyız Hedefin büyüklüğü yanında çekilen meşakkatler çok küçük kalıyor

Rabbimizin, bir kısım bela ve musibetlerle bizi imtihan ettiğini, dayanma gücümüzü bize göstermeyi dilediğini ve bizi ileride karşılaşılması muhtemel daha büyük hadiselere hazırlamak istediğini düşünebiliriz. Musibet, bela ve afetler, inanan kullar için günahlardan ve bunların hasıl ettiği kirlerden arınmak bakımından birer banyo vazifesi de görürler.

Burada, “Bize düşen İnsanlığın Efendisi’nin yoluna ittiba edip en yaman hadiseler karşısında dahi asla pes etmemek, musibetlerin yüzüne gülmek ve belaları iyi okuyup onlardan kitaplar dolusu ibretler çıkarmasını bilmeye çalışmak olmalıdır.” deyip bu konuyu iki iktibasla tamamlamak istiyoruz.

Üstad Bediüzzaman’dan: “Ey nefis! Kaderden sana atılan bir musibet taşına maruz kaldığın zaman ‘innâ lillah ve innâ ileyhi râciûn’ söyle ve merci-i hakikiye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha iyi düşünür.” (6)

Cenab-ı Hak bizi endişe ettiğimiz bela ve musibetlerden muhafaza buyursun!

  1. Tarihçe-i Hayat/Tahliller

  2. Müslüm.zühd 64

  3. Mâide, 5/105

  4. Yunus, 10/44

  5. Taberânî, Mu’cemü’l Kebir, 12/255

  6. Mesnevî-i. Nûriye/Habbe


M.Fatih çitçi

mfatihciftci@hotmail.com

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

Kategorideki Diğerleri

Müstekbir Zalimlerin Akibeti ve Son Halleri
Çağımızın zalimlerinden Saddam ipe gitmeden biraz önce açmış Kur'an ve ayetlerini okumuştu. Yıllarca başta kürt halkına olmak üzere tüm ırak halkına k
  Zalimler için yaşasın cehennem    
Bugün; her türlü nimete sahip olup ta zulüm işleyenler, hayatlarını kendilerince hoşça(!) geçirmiş olabilirler, güçleri dayanakları olabilir Ancak zal
EMR-İ Bİ'L-MA'RUF NEHY-İ ANİ'L-MÜNKER
Müminler, dünyadaki en hayırlı toplumdur ve iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan en güzel ahlâkla yetişmiş bir toplumdur. Bu toplumun korunması için b
Haftanın Hutbesi : "EMANET"
İnsanlığın huzur ve selâmeti için, emanetlerin ehline verilmesi gerekirken; günümüzün sözde çağdaş dünyası, emaneti ehlinden alarak; kurdu kuzuya çoba
Sabır ve Namaz
Ölümlü, zayıf ve gücü sınırlı olan insanın en büyük güç kaynağı ile, yani yüce Allah ile ilişki kurması, karşılaştığı zorluklar sınırlı gücünün kapasi
"Ölüme bir yıl daha yaklaşırken"
Ey ömründen az bir şey kalan ve ebedi yolculuğa ne zaman çıkacağını bilmeyen kişi! Ölüm anını unuttun mu!? Dilin ağırlaşacağı ve ellerin gevşeyeceği,
'Dua, Müslümanın Silahıdır'
“Ey Hayy-u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ediyorum ve benim her halimi ıslah etmeni istiyorum. Göz açıp kapanıncaya kadar da olsa beni kendime
Haftanın Hutbesi:'HAKSIZ YERE CANA KIYMAK'
Hayatı ve canı veren Allah’tır. O canı almakta yine Allah’ın emriyle, çizdiği hudutlar dâhilinde, ancak Allah’a aittir. İnsan öldürmek affedilmeyen, ş
Haftanın Hutbesi:RAMAZAN BAYRAMININ ANLAM VE ÖNEMİ
Bayram, yalnızca güzel elbiseler giymek, nefis yemekler yemek, eğlenmek, eğlençeler yapmak değildir. Bayram esasında ibadet ve taatin kabul olduğunun
Haftanın Hutbesi:MUBAREK KADİR GECESİNİN ÖNEMİ
Kur'an-ı Kerim, her şeyden evvel Allah'ın varlığını, birliğini, O'nun yüksek ve eksiksiz sıfatlarını, yaratılmışlara olan rahmet ve mağfiretinin geniş
Haftanın Hutbesi:ÂLİMİN ÖLÜMÜ ÂLEMİN ÖLÜMÜ GİBİDİR
Haftanın Hutbesi : KUR’AN AYI RAMAZAN
Haftanın Hutbesi:MUBARAK RAMAZAN AYINA GİRERKEN
Haftanın Hutbesi:'ALLAH’A GÜVEN VE TESLİMİYETİN ÖNEMİ'
Haftanın Hutbesi: MUSİBETLER KARŞISINDA DURUŞUMUZ
Haftanın Hutbesi: ÜÇ AYLAR VE MÜMİN HAYATI
Haftanın Hutbesi:'İnsan Olmak ve İnsan Yetiştirmek'
Haftanın Hutbesi:MÜSLÜMAN MAZLUMDAN YANA OLANDIR
Haftanın Hutbesi:MÜSLÜMAN İFFETLİ OLANDIR
Haftanın Hutbesi: MÜSLÜMAN EMR-İ Bİ'L-MA'RUF NEHY-İ ANİ'L-MÜNKER YERİNE GETİRENDİR.
Haftanın Hutbesi : 'RESULULLAHIN AHLAKI KUR’AN'DI'
Haftanın Hutbesi: 'Müslüman Dürüst Olandır.'
Haftanın Hutbesi:Allah'a Teslim Olmak
Haftanın Hutbesi: RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)(3)
Haftanın Hutbesi: RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)(2)
Haftanın Hutbesi: "RAHMET PEYGAMBERİ (1)"
Haftanın Hutbesi : 'İSLAMİN İNSANA VERDİĞİ DEĞER'
İzzet ve Şeref Müminlerindir.
HUTBE

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Sayın Savaş'ın önceki yazılarından ''mekkeden bakarak medineyi anlamak ne kadar mümkün'' paylaşımınd...
fatme
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
BEN BU KARDEŞİ SEVİYORUM GÜZEL ÇALIŞMALAR YAPIYOR....
MURAT
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>
tam cumhuriyete yakışan bir başlık ancak cumhuriyet gazetesi gibi zihniyetler böyle düşünüyorlar yaw...
peki naşat
Namaz kılan öğrenci hala haber olabiliyor!!! >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com