Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

08 Şubat 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
Yıldız: Çözümün yolu muhatap ve mutabakat
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Grup Başkanvekili Bengi Yıldız, devletin Kürtleri inkar eden tutumunu değiştirmesi gerektiğini belirterek, “Devlet Kürtleri bu şekilde şiddetle bastırmaya çalıştığı sürece ayrılık tohumları ekiyor demektir. Ölen her insanın Kürtleri ve Türkleri birbirinden kopardığını, aradaki köprüyü dinamitlediğini görüyoruz” dedi.

26/06/2010 - 12:33
1:1 1:1,2 1:1,5
 

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Grup Başkanvekili Bengi Yıldız, devletin Kürtleri inkar eden tutumunu değiştirmesi gerektiğini belirterek, “Devlet Kürtleri bu şekilde şiddetle bastırmaya çalıştığı sürece ayrılık tohumları ekiyor demektir. Ölen her insanın Kürtleri ve Türkleri birbirinden kopardığını, aradaki köprüyü dinamitlediğini görüyoruz” dedi.

Kendilerinin de, PKK’nin de aynı çözüm modelini önerdiğini kaydeden Yıldız, devletin kurumlarının çözüm için mutabakata varması ve herhangi bir Kürt kurumunu muhatap almasının sorunun çözümüne yeteceğini söyledi.

Yıldız, AK Parti’nin, ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından “ılımlı İslam modeli” olarak Ortadoğu’ya sunulduğunu belirterek, Erdoğan’ın İsrail’e yönelik çıkışlarının taktik olduğunu savundu. BDP’li Yıldız, iki ülke arasında ekonomik ve askeri ilişkilerde bir sorun bulunmadığına dikkat çekti.

Bengi Yıldız, AKnews’in son dönemde artan çatışmalar, Kürt sorunu, hükümetin soruna yaklaşımı ve erken seçim konusuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Sayın Yıldız, uzun bir aradan sonra bölgede çatışmalar yeniden yoğunlaştı, sizce bu süreç neden başladı?

Bilindiği gibi 1999 yılından itibaren Sayın Öcalan’ın PKK’nin ideolojik - siyasal çizgisinde, stratejisinde önemli değişikliklere tekabül eden açılımları oldu. Adına demokratik cumhuriyet dediği yeni bir stratejiyi devreye koydu ve bu stratejik değişiklikten sonra da o günden bugüne kadar, yani 10 yıllık süre içerisinde ülkemizde savaş yaşanmadı. Çatışmalar çok lokal, sınırlı, PKK’nin deyimiyle meşru savunma çizgisinde yürüdü.

Bu önemli bir şanstı. Egemenler Kürt sorununu hep bir terör sorunu olarak tanımlamaya çalıştı. “Biz bu sorunu demokratik yöntemlerle çözeceğiz ama PKK şiddete başvurarak buna izin vermiyor, bunun çözüm yeri parlamentodur, demokratik zemindir. Buna bir fırsat tanınsa Türkiye kendi sorunlarını çözer” şeklinde hem hükümet boyutunda, hem aydınlarda, basında değerlendirmeler vardı. 10 yıllık süreçte ne yazık ki, bu söylemlerin samimiyetten uzak olduğu görüldü. Bu dönemdeki demokratik barışçıl çabaları Kürtlerin bir zaafı, güçsüzlüğü olarak yorumlayanlar da oldu.

Bu 10 yıllık dönemin 8 yılında halkın yüzde 40’la 47 arasında değişen desteğiyle, parlamentoda büyük bir milletvekili sayısıyla iktidar olan AKP hükümeti var. AKP bu oy oranına, bu sürecin ruhuna uygun, “biz demokratikleşmeden, sivilleşmeden, AB’den yanayız, militarizme karşıyız, Kürt sorunu vardır, devlet geçmişte Kürt sorununda büyük hatalar yaptı, Dersim’de katliamlar uyguladı” şeklinde değerlendirmelerle Kürt halkında, aydınlarda önemli bir umudun doğmasına neden oldu, kendisine büyük krediler tanındı. Ama AKP’nin ne yazık ki, her seçimden sonra demokratik çözümlerden çok operasyonları, askeri şiddeti devreye soktuğunu gördük, yaşadık. Kürt sorununu daha çok zamana yayarak, Kürtlerin asimilasyonunu daha da hızlandırmak, en çok haklarından bahsettiği dönemde Kürtleri siyaseten tasfiye ederek AKP siyasetini ikame etme arayışları oldu. Diyebiliriz ki, 8 yıllık AKP iktidarı döneminde umutların çokça yeşerdiği ama ilkbaharda açan çiçeklerin don yiyerek kuruması gibi bir durumu yaşadık.

Peki, AK Parti Kürt sorununu çözme konusunda samimi olmadığı halde bu umudu niye yarattı?

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir karakteri var. Siyasi partiler anayasada siyasal demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanıyorsa da, devletin elit bürokratik tabakasının elinde birer araç olarak kullanılıyor. Belli bir kullanım süreleri vardır, o süre dolunca da aşılırlar. Türkiye tarihine bakın, devleti kuran CHP - ki onun da siyasal yaşamı darbelerle kesintiye uğradı- devletin Kemalist ideolojisinin savunucusu olduğu için bugüne kadar ayakta kaldı. Yüzde 30-40’larla iktidar olan partiler vardı, bugün hiçbiri siyaset sahnesinde yok. Türkiye’de devlet, ABD ve AB AKP’ye bir misyon yüklediler.

Nasıl bir misyon yüklediler?

Bir, Türkiye’de radikal İslam’ın ortaya çıkmasını engellemek, iki, bu devletin biçimini biraz değiştirmek, yani CHP geleneğinden daha çok Kürtlerin oyunu alan bir siyasal hareket doğurmak, böylece de kitleleri demokratik sistemden umitvar etmek. Ortadoğu’da da Hizbullah, Hamas gibi radikal örgütlerin benzerlerinin çıkışına karşı ılımlı İslam’ın temsilcisi olması işlevini yüklediler. Ortadoğu’da AKP’nin yükselişi için ABD, AB ve Türkiye’yi yönetenler çok ciddi destek verdiler. Bence şu anda İsrail’le temel çelişki gibi görünen olay da budur. Bu çatışmanın çok stratejik bir çatışma olduğunu düşünmüyorum, taktik bir çatışma gibi gözüküyor.

Neden böyle bir çatışma görüntüsüne ihtiyaç duyuyorlar?

AKP’yi ve Sayın Başbakan’ı Ortadoğu’da bir siyasal aktör haline getirmek, onları ön plana çıkarmak, dolayısıyla Ortadoğu halklarının gözünde bu çizgiyi meşrulaştırma stratejisi var. Atılan her adım da buna hizmet ediyor. Salı günü Filistin’le Dayanışma Dostluk Grubu üyeleri gelmişti, bir dosya getirdiler. AKP hükümeti döneminde ekonomik ve askeri açıdan İsrail’le kurulan ilişkiler, AKP’ye yakın şirketlerin ve işadamlarının onlarla kurdukları stratejik ilişkiler hiçbir zaman olmadığı kadar çok daha güçlü. Ve o stratejik ilişkilerde hiçbir sıkıntı yok, olduğu gibi yürüyor.

AKP kendisine verilen bu misyonu aşıp, ABD ve İsrail için bir tehdit haline gelebilir mi?

Bu ihtimal daima olabilir. HAMAS’ı da ABD ve İsrail ortaya çıkardı ama bir gün geldi onları aştı. AKP bu pozisyona gelebilir mi veya son tartışmalar bunun işareti midir, bu tartışılabilir. Ama AKP modelinin ABD ve İsrail destekli olduğu kesindir. Bu noktada bir tereddüt yoktur. Bugünkü tartışmaların ne kadar yapay olduğunu, İsrail’le olan ekonomik ve askeri ilişkilerden çıkarılabilir. Biz Meclis’te ortak bir metin çıkarmak istedik, en çok efelenen, kabadayılık yapan AKP, “iki ülke arasındaki ekonomik ve askeri ilişkiler” noktasında itiraz etti. Dolayısıyla somut tavır ortaya koymak gerektiğinde AKP’nin ne kadar samimi olup olmadığı ortaya çıkıyor.

Yeniden Kürt sorununa dönersek, çözüm için devlet somut olarak madde madde sıralamak gerekirse, neler yapmalı?


Bu mesele herhangi bir siyasi partinin iktidara gelmesiyle çözülebilecek bir olay değildir. Sorunun çözümsüzlüğü devletin ideolojik yapılanmasından, bütün kurumlarıyla bu işi çözmek istememesinden kaynaklanıyor. Kürt sorunu çözülmek isteniyorsa devletin bütün kurumlarının mutabakat içerisinde olması lazım.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Sorunun çözümü için devlet kurumları mutabakat halindedir” demişti…

Sayın Gül’ün en önemli açıklaması oydu. Zaten o açıklama bize umut vermişti, yoksa ne Sayın Gül’ün, ne de AKP’nin bu sorunu çözemeyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıyan herkes bilir. Evet, AKP’nin de, devletin de çözüm noktasında bir mutabakatı var. Ama onların bu çözüm şekline Kürtler razı olmadılar, çünkü Kürtsüz bir çözümdür. Sorunu zamana yayma, Kürtleri zamanla entegre, asimile etme, yapıyoruz, ediyoruz söylemiyle, belli kırıntılarla idare edebilir miyiz diye düşünüyorlar.  

En azından çatışmaların durması için devlet somut olarak ne yapmalı, hangi adımları atmalı?

Bu cumhuriyeti Türkler ve Kürtler hangi düşünce, hangi felsefe etrafında kurdularsa, iki halkın birliği orada yatıyor. Mustafa Kemal ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı sürecinde emperyalistlere karşı “ey Kürtler gelin birlikte mücadele edelim” derken hangi argümanları kullandılarsa, nasıl “burası ortak vatandır, kuracağımız devlet ortak devlet olacaktır, meclis Kürtlerin ve Türklerin ortak Meclisi olacak, her iki halk kendi kültürüyle, diliyle yaşayacak” söylemleri ve vaatleri varsa, Kürtlere özerklik önerilmişse, bu dönemde de çıkış yolu burasıdır. Yani aradan 90 yıl geçmişse de, çözümün anahtarı bu Cumhuriyetin kuruluş felsefesindedir, Sivas’tadır, Amasya’dadır, Erzurum’dadır. O döneme baktığımızda Mustafa Kemal’in Kürtleri muhatap aldığını, yüzlerce aşiret reisini, milletvekillerini muhatap aldığını, sıkıntıları o şekilde aştığını görüyoruz. Bugün böyle bir yaklaşım var mı, hayır. Devlet bugün Kürtlerin hiçbir temsilcisini muhatap almıyor. Kürtler sanki bu coğrafyaya göçmen olarak gelmiş, kendileri de lütfen kabul edilmişler, verilen her kırıntıyı da lütuf olarak sunan bir devlet anlayışı var. Biz bunu Kürtlere yapılabilecek en büyük hakaret olarak görüyoruz. Kürtlerin bunu kabul etmediği yaşanan 28-29 isyanla da görülüyor zaten.

Devletin bu yaklaşımının değişeceğine inanıyor musunuz?

Devletin bu yaklaşımı değişmek durumundadır. Devlet Kürtleri bu şekilde şiddetle bastırmaya çalıştığı sürece ayrılık tohumları ekiyor demektir. Ölen her insanın Kürtleri ve Türkleri birbirinden kopardığını, aradaki köprüyü dinamitlediğini görüyoruz. Türkiye’de demokratik açılımın tartışıldığı bir yıllık süre içerisinde 30 yıllık çatışmalı dönemden daha fazla bir enerjinin, bir gazın biriktiğini, ciddi bir patlamayla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Bu patlamanın sonucu ne olur?

Bu patlamada ne Kürtler, ne Türkler bir yarar kazanır. Böyle bir felaketin sonuçları Kafkaslar’da görüldü, Balkanlar’da görüldü. Yani çoğu zaman “Kürtler ve Türklerin bin yıllık kardeşliği vardır” diye övünüyoruz, 2-3 milyon evlilikler vardır diyoruz. Bunlar gerçektir ve iki halkı kaynaştıran unsurlardır. Ama Balkanlar’daki, Bosna’daki, Yugoslavya’daki evliliklerin en azından Türkiye’deki kadar olduğunu da biliyoruz. Türkiye’yi yönetenler farklılıkları inkar eder, her hak arayışına “ayrılıkçılık, bölücülük” derse o zaman sıradan Türk, komşusu Kürt’e düşman olarak bakar ki bu halka yapılacak en büyük kötülüktür. Bu anlayış çatışmaları daha da derinleştirir. Neticede 100 bin insan öldüğünde sen masaya oturacaksın ama bugünkü duygular olmayacak. Yani milyonların hayatının karardığı, etkilendiği, duygusal kopuşun olduğu bir ortam olacak. Bu anlayış hiç kimseye kazandırmaz, önemli olan bunun önüne geçmektir.

Cumhuriyet tarihi boyunca Kürdistan’ın her tarafını yakıp yıkmışsın, milyonlarca Kürdü göçertmişsin, mecburi iskana tabi tutmuşsun, son 30 yılda 50 bin insan ölmüş, 4 bin köy boşaltılmış, 20 bin faili meçhul cinayet işlenmiş, bundan bir ders çıkarmıyorsun, yüzünü batıya dönüp AB üyesi ülkelere bakıp böyle bir sorun yaşamışlar mı, yaşamışlarsa bu sorunları nasıl çözmüşler, bunun muhasebesini yapmayan bir sistemle karşı karşıyayız. Yani tabiri caizse kanla beslenen bir sistem, kanla beslenen bir elit tabakanın olduğunu görüyoruz. Emekçi çocuklarının, Anadolu çocuklarının ölmesini, ancak “Allah rahmet eylesin, acılarını paylaşıyoruz, baş sağlığı diliyoruz” cümleleriyle geçiştiren bir sorumluluk içindeler. Siyaset kurumu sorumluluk yürütmeli, parlamento çözüm üretmeli. Parlamento sokaktaki insanın duygusuyla hareket edemez.

Ne yapmalı parlamento?

Parlamento, sağcı solcu diye ayırmadan bu ülkenin namuslu aydınlarını, sivil toplum örgütlerini, strateji kurumlarını, üniversiteleri çağırmalı, çözüm önerilerini dinlemeli, kısa, orta, uzun vadeli bir yol haritası çıkarmalı. Kürt sorunu, parlamentonun, siyasete malzeme yapmadan böyle bir arayış içine girerek rahatlıkla çözüm bulabileceği bir sorundur. Neticede bugün Kürtlerin istediği, AB ve uluslar arası sözleşmeler çerçevesinde kültürel hakların tanınmasıdır. Kürtler bağımsız bir devlet istemiyor, federasyon istemiyor, “üniter yapı içerisinde kendimizi kendi bölgemizde yönetmek istiyoruz” diyorlar. Dünyada da bunun örnekleri var, mesela İspanya’da özerklikler var ama üniter bir devlettir, Fransa yerel yönetimlere büyük avantajlar tanıdı ama üniter bir devlettir.

Çatışmaların durması için girişimleriniz olacak mı, örneğin yeni bir çağrıda bulunacak mısınız?

Geçmişte biz de, aydınlar da bazı çağrılar yapmıştı ama bu devlet içerisinde bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmadığı zaman pratikte karşılığını bulmuyor. Siyasetçilerin, aydınların devleti güven verici adımlar atmaya zorlaması lazım. Hatta AB ülkelerinin bunu yapması lazım. Devletin, Kürtlerin haklarını peyderpey alacağına dair bir güvence vermesi gerekir. Bu sözleşmeyle olmaz, bir niyet beyanıdır. Devlet çok rahatlıkla bu niyet beyanını ifade edebilir, Genelkurmay’dan, iktidardan muhalefete kadar, “bu sorunu kabul ediyoruz, evrensel standartlara göre parlamentodan peyderpey çıkacak yasalarla çözülebilir” diyebilir. Kürtler de, BDP de o zaman çok rahatlıkla inisiyatifi ele alabilir. Silahların bir daha çıkarılmamak üzere gömülebileceğine inanıyoruz. Ama buna öncelikle bizim inanmamız gerekir.

Hangi adımlar atılırsa güven verilmiş olur?

Mesela şu anda parlamento toplansa, dese ki, derhal bir erken seçime gidelim. Bu parlamento güvenini yitirmiş, seçimden sonra yapacağımız ilk şey sivil, demokratik bir anayasadır. O anayasada Türkiye’deki farklı kimliklerin yaşaması ortamını oluşturacağız, Kürt kimliği, Alevi kimliği gibi tanımlamaktan çok anayasanın bir maddesi Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarının kimliklerini yaşamasının ortamını sağlar, bunu güvence altına alır şeklindeki bir formülasyon bile silahların susması için yeterlidir. Türkiye Cumhuriyeti silahları bırakmanın koşullarını yaratıp, silahların bırakılmasıyla birlikte af ilan edilmesi, herkesin gelip sosyal siyasal yaşama katılmasının sağlanması şeklinde bir stratejiyi önüne koymalı. Bu yaklaşım belirleyicidir, devlet bu samimiyeti göstermeli, kendi vatandaşlarıyla barışmalıdır.

Hükümet yetkilileri sürekli “PKK ile masaya oturamayız, devlet teröristle pazarlık yapmaz” diyorlar. Halkın iradesiyle seçilmiş, meşru temsilcisi olarak BDP muhatap alınarak sorun çözülebilir mi?

Parlamento atacağı adımların yüzde 70-80’inde BDP’yi muhatap alabilir. Hatta eğer “ben BDP’nin söylediklerini kabul ederim” noktasına gelirse sorunun önemli bir oranda aşılabileceğini biliyoruz. Çünkü bizim bu sorunun çözümünde önerdiğimiz model ile PKK’nin önerdiği model arasında fark yoktur. Hepimiz silah bırakmanın koşulları nedir meselesini söylüyoruz. Bu noktada Kürt sivil toplum örgütleriyle PKK’nin söyledikleri arasında fark yoktur. Dolayısıyla önemli olan devletin bu sorunu çözme ve “ben Kürtleri muhatap alacağım” demesidir. Kürtler bu sorunu kendi aralarında çözer. Yani PKK mi muhataptır, PKK mi muhataptır tartışması devletin yarattığı sanal bir tartışmadır. Dolayısıyla silahların bırakılmasından tutun da Anayasaya kadar Kürtlerin aydınları da, sivil toplum örgütleri de, legal partisi de, illegal partisi de aynı şeyi söylüyor. Herhangi biri muhatap alındığında sorun çözülür.

Sayın Ahmet Türk’ün, çatışmaların durması için bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının devreye girmesi, inisiyatif alması önerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sorunu sadece Kürtlerin sorunu olarak görmemek lazım. Tabii sivil toplum örgütlerinin  evreye girmesini, çağrı yapmasını önemsiyoruz. Fakat Türkiye’deki bütün sivil toplum örgütlerinin, bütün aydınların sorumluluk alması gerektiğini düşünüyoruz. Önemli olan sadece Kürtlerin değil, bir bütün olarak tüm sivil toplumun, aydınların sorunun çözümü noktasında irade beyanında bulunmasıdır.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kan kanla yıkanmaz” sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP’nin Kürt sorununa yaklaşımında bir değişim olabilir mi?

Sayın Kılıçdaroğlu günlük değerlendirmeler yapıyor, bu sözü olumluydu ama bir gün sonra söyledikleri bunun tersiydi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunu, Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında kendi stratejisini henüz kurmadığını her gün değişen değerlendirmelerinden anlıyoruz. Umarız bu fazla zamana yayılmaz çünkü ana muhalefet çözüm üretmesi, alternatif sunması gereken bir makamdır.

Anayasa Mahkemesi’nin referandumu iptal etmesi halinde hükümetin sonbaharda seçime gideceği yorumları yapılıyor. Bir erken seçim olasılığı görüyor musunuz?

AKP’nin bu süreci götürebileceğine inanmıyorum. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir kararını da bir fırsat olarak değerlendireceğini ve seçime gideceğini düşünüyorum. Doğru olan da Türkiye’nin bir an önce seçime gitmesidir. Çünkü ciddi bir gerginlik, bir gaz birikmesi vardır, bunun bir an önce deşarj edilmesi gerekir. AKP bu işi uzattıkça da kan kaybedecektir.

Seçimlere yönelik nasıl bir başarı hedefliyorsunuz?

BDP olarak seçime bağımsız girersek 35-40 milletvekili çıkarma potansiyelimiz olduğunu görüyoruz. Parti olarak girer ve baraj problemini aşarsak 50-60 milletvekiliyle parlamentoya gireriz.

Seçime bağımsız adayla girme dışında parti olarak, ya da başka partilerle ittifak yapma seçeneğini düşünüyor musunuz?

Doğrusu henüz bu meseleleri tartışmıyoruz. Seçim komisyonumuz kuruldu, bu konuda çalışmalarını da yürütüyor. Ama biz en kötü koşullara da hazırlanıyoruz. Parlamentoya daha güçlü bir şekilde geleceğimiz kesindir.

PORTRE / BENGİ YILDIZ

Bengi Yıldız, 15 Kasım 1965'te Batman’ın Kozluk ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Haftalık Yeni Ülke gazetesinde Batman muhabiri olarak gazeteciliğe başladı. Daha sonra Özgür Gündem, Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem gazetelerinde muhabirlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Batman Belediyesi'nde Belediye Başkan Danışmanlığı ve avukatlık görevlerini yürüttü. İHD Batman Şubesi Başkanlığı yaptı. 27 Temmuz 2007 seçimlerinde Batman’da DTP listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 23. Dönem'de AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi oldu. DTP kapatıldıktan sonra diğer milletvekili arkadaşlarıyla birlikte BDP’ye geçti. BDP’de Grup Başkanvekilliği görevini sürdürüyor.

Kemal Avcı / AKnews

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

Kategorideki Diğerleri

Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine
Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e 80 küsur yaşında olduğu halde, Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanarak en yetkili makamlara s
Seydayê Mustafa Naim ile "Seyyid Kutub’a dair"-IV:Akide ve Tevhid
Tabii elbette, Seyyid’in töhmet altında bırakıldığı, hakkında ileri geri konuşulduğu konuların başında akidesi etrafında yapılan tartışmalar gelmekted
Bi Pîreka Seydayê Mele Mansur Lamîa Xanimê Re Hevpeyvin
Mixabin di derheqê Seydayê Mele Mansur de di destê me de pirr malumat tune. Belê hevalê wî pîreka wî dostên wî saxin lê heya îro xebatek li ser nehatî
'Ulus devlet zulmünün en acı faturasını Kürtler ödemiştir'
Gün geldi Sarıkamış’ta iliklerimize soğuğu işledi, gün geldi kutsalımıza kara çizgi çekti, gün geldi tahtını kıyımların üzerine dikti, gün geldi sırtı
İkbal Der Başkanı Akbaş: "Kürt sorunu, başörtüsü kadar haktır "
Gençlik bize göre debisi yüksek bir ırmaktır. Doğru kanallara aktı mı faydası tahminlerin üzerindedir. Yanlış kanallara yönlendirilince zararı tahmin
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 8 (ÖZEL BÖLÜM)
Bu sekizinci buluşmamızda, masanın diğer tarafında Yeni Akit Gazetesi Yazarı ve Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Ahmet Varol, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin
Mustafa Naim ile "Seyyid Kutub Siyasal İslam ve İslam Devleti’ne" dair (III)
Şehadetinin 45. Yılında, yazarımız Seydayê Mustafa Naim ile Seyyid Kutub üzerine yaptığımız söyleşinin üçüncü kısmını “Siyasal İslam ve İslam Devlet
Seydayê Mustafa Naim ile "Seyyid Kutub’a dair"- II (Söyleşi)
Şehadetinin 45. Yılında, Yazarımız Seydayê Mustafa Naim ile Seyyid Kutub üzerine yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü sunuyoruz.
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 7
Masa-yı Esma Sohbetlerinin yedinci buluşmasında yazarımız İbrahim Sediyani; Başkent Kadın Platformu (BKP) Başkanı Nesrin Semiz, ABD Kuzey Karolina Fay
  Mustafa Naim ile Şehadetinin 45. Yılında:  'Seyyid Kutub'
Ufkumuz. Com olarak bir döneme düşünceleri ve aksiyoner kimliği ile derin izler bırakan ve şu an bile eserleri İslam Dünyasında büyük beğeni ile okun
Mazlumun dini sorulmaz
Necmi Kaya İle Şeriatiye Dair - II (Söyleşi)
Necmi KAYA:"Bugünün Müslümanları için Şeriati çağdaş bir İbrahim’dir."
"Özerk yerler vergi vermeyecek, devletten yardım alacak"
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 6
Ekinci: DTK özerklik ilan etse ne olacak?
Laçiner: BDP, Tıpkı Doğu’nun CHP’si Gibi
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 5
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri-4
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri - 3
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 2
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 1
Adnan FIRAT ile “Demokratik Özerklik” üzerine
Raşid Gannuşi ile Söyleşi
Miroğlu: Kürtler Türklere güvence versin
"Birlikte yaşam paktını kurmalıyız"
 Ayrılırsak iki faşist devlet oluruz
Ensarioğlu: Özerklik Kürtler'in asıl talebi değil
Cumhuriyet’in kuruluşunda katiller var
Said Fırat: Said Nursi manevi kardeşimiz

DUYURULAR

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zeynep IŞIK

Ey Hüseyin!

RÖPORTAJ

 
En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1 İbrahim Sediyani Yazdı: Bülent ARINÇ
2 Kürdistan Topraklarında Mazlum Bir Şehid
3 Suriye muhalefetinde kim kimdir?
4 Kozinoğlu'ndan MİT'e 2 sır mektup
5 Makarna Soğuk Diye Askerin Dizini Kırdı 
6 Altan Tan:  Arınç 'Haddimi Aştım' demelidir
7 MİT'e ifade davetine hükümetten ilk tepki
8 'Afet yaşıyoruz. Bizim gücümüz kar temizlemeye yetmiyor'
9 Erdoğan'dan Arınç'a ve hükümete sert tepki
10 Demirtaş Roboski'deydi: 'Halkına zulmediyorsun'

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Kürtler ve Lütuf

En Çok Yorumlananlar

 Bugün  Dün  Bu Hafta Bu Ay  
1 Kürdistan Topraklarında Mazlum Bir Şehid
2 İbrahim Sediyani Yazdı: Bülent ARINÇ
3 Kozinoğlu'ndan MİT'e 2 sır mektup
4 KCK'den 12 kişi daha tutuklandı
5 Makarna Soğuk Diye Askerin Dizini Kırdı 
6 KPSS’de kopya skandalı sonrası 8 kişinin cezaları verildi
7 Dışişleri Arşivleri Açılıyor
8 Erdoğan'dan Arınç'a ve hükümete sert tepki
9 Suriye muhalefetinde kim kimdir?
10 Kakeyî; “Türkiye, Roboski kurbanlarının ailelerinden özür dilemelidir”
Yorum Hattı
süper bir değerlendirme, tebrik ediyorum......
Hawar
Bülent Arınç >>
düşünen beynine, kalem tutan eline ve yazan kalemine sağlık. inşaallah zatı muhterem okur yazınızı....
idris fidan
Bülent Arınç >>
Corba!
Dun sabah corba icerken, ansizin bir vizilti duydum. Bir sinek icgudusune engel olamayip dalmis beni...
Bako
Linç güruhuna gevap Yüzü kara olanın eli kara çalar >>
Ölüm denizinde iman kabul değilse, bedeni de gelecek nesillere ibret kalabilir
Yavuz ağabeyin bu değerlendirmesinden sonra British Müzesinde bedeni bütün dünyaya bir ibreti alem ...
kutbeddin nurlubaş
Ölüm Denizinde İman! >>
Sayın yazar emeğinizden dolayı allah sizden razı olsun. ...Kürt millileşmesi tek parçalı, tek boyutl...
yasir kaya
Millileşmede Ulusal Hareketlerin Rolü >>
molla ubeydullah dalar
hocam yazınızdan çok etkilendim ubeydullah hoca akrabam olur onun şehit edilmesi beni çok sarstı.ken...
mehmet nuri
Fidan Güngör Hayatı, Mücadelesi, Fikirleri (3) >>
Selamun Aleykum
Allah'ın rahmeti ve bereketi onun yolundan gidenlerin üzerine oldun.. Günümüz mevcut şartlarını dü...
Eşref Güler
Fıtri Özelliklerin Kaybedilmesi >>
Lütfunuz(!) başınızı yiyecek!Aynen Katılıyorum!
Akp ye oy verdiğim halde sayın ünsalın eski akp milletvekili oluşu bile gözüme batar oldu... Neden d...
Hüseyin Can
Kürtler ve Lütuf >>
selamlar
dikkate alınırmı bilmiyorum ama bir öneride bulunmak istiyorum.örgütlenmelerde bu bir web sitesi,bir...
f.pala
Öze Dönüş Platformu ve Kadın >>
ALLAHIN selamı magfiret ve bereketi üzerine üzerimizde olsun.hocam bende gecen bu tarz bir eleştirir...
sabahattin
Eleştiri Hastalığı >>
Çok mu önemli?
Mustazaf Amedi kim şehid etti diye sormuş. Kimin şehid ettiğinden çok şehidin kim olduğu daha önemli...
Sadece Amedi
Kürdistan Topraklarında Mazlum Bir Şehid >>
bassagligi
degerli insan senin olumune cok uzuldum sizin gibidegerli insanlari kaybetmek derinden insani etkili...
zelal serhat
Abdullah Varlı Vefat Etti >>
En iyi kürt ölü kürt kardestir.müslüman türk kardeslerin sözü!!!
yorum baslikta... wesselam...
özgür ebuzer
İbrahim Sediyani Yazdı: Bülent ARINÇ >>
kim şehid etti?
Peki kimler şehid etti bunu da yazın bi öğrenelim....
Mustazaf_Amedi
Kürdistan Topraklarında Mazlum Bir Şehid >>
Seni Rahmetle Yad ediyoruz ey şehid. Ebuzerin yoldaşı. Mustazafların mazlumların yol arkadaşı. Se...
Nezan
Kürdistan Topraklarında Mazlum Bir Şehid >>
Öncelikle Allah sizden razı olsun, bu güzel çalışmanızdan dolayı. Allah emeği gecen herkesten razı o...
Zaza Kemal
Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine >>
Ayrıca
Ayrıca söyleşinin ikincibölümü İle BENAV arkadasın sonradan yapacağı yorumu merakla bekliyorum:)))...
yasir kaya
Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine >>
Allah razı olsun sizden
Üstatı bütün yönleriyle, sorularla cevapladığınız için Allah sizden razı olsun, özellikle dönemim y...
yasir kaya
Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine >>
ayna bakmak
___________________________ EDİTÖR: Bizim misyonumuzda hakkı ve hukuku savunmak,zulme ve haksızlığa...
mehmet
O görkemli 'İnqılab'dan böyle bir hayıflanma kalmalı mıydı? >>
Ölüden diri, diriden ölü çıkarılır
“Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor.” Rum Sûresi, 30:19. Sunuhatta, Bu aye...
Kutbeddin Nurlubaş
O görkemli 'İnqılab'dan böyle bir hayıflanma kalmalı mıydı? >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
İbrahim SEDİYANİ

Bülent Arınç

Ahmet ALTAN

Ortadoğu

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Felekê Yeman!
Roboski Katliamı +18 Görüntüleri
33 Kurşun Şiiri - Ahmed Arif
Dersim 38 Belgeseli 7. Bölüm
Dersim 38 Belgeseli 6. Bölüm
Dersim 38 Belgeseli 5. Bölüm
Dersim 38 Belgeseli 4. Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
MİLYONLARCA MÜSLÜMAN ARAFAT'TA
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com