Bu konunun konferansın konusu olarak seçilmesinin sebebini açıklayarak konuşmasına başlayan Doski, günümüzde birçok Kürt aydın ve çevrenin, Kürt âlimlerinin Kürt dili ve edebiyatı üzerinde hiçbir etkisinin olmadığı iddiasında olduklarını, bunun ise gerçeğe aykırı olduğunu söyledi. Yüzyıllardan beri Kürdistan’da eğitim ve öğretimin yalnızca cami ve medreselerde yapıldığını söyleyen Doski, Kürt dili ve edebiyatının cami ve medreselerde yetişen âlimler tarafından meydana getirilip geliştirildiğini dile getirdi. Doski; eğer cami ve medreseler olmasaydı bu gün bir Kürt edebiyatından bahsetmek mümkün olmayacaktı, cami ve medreseler Kürt Edebiyatının oluşumunda merkezi bir yer teşkil etmektedirler dedi.
Süreç içinde Kürt dili ve edebiyatının bazı aşamalardan geçtiğini söyleyen Doski ; ‘birinci aşamanın Kürt Edebiyatının oluşum aşaması olduğunu’ söyledi.
Doski :
“Daha önceki Müslüman Kürt âlimler Arapça veya farsça yazmışlardır. Hadis ilminin banisi İbn-u Salah, İbn-ül Esir El-Ceziri vb. İslam tarihine mal olmuş pek çok Kürt âlim kaleme aldıkları eserleri Arapça ve/veya Farsça yazmışlardır. Miladi 16. asrın sonlarında Kürt âlimleri, niçin Kürtçe yazmadıklarını kamuoyunda bir sorgulamaya başladılar. Kürt edebiyatının oluşum aşamasını oluşturan bu dönemde ilk Kürtçe yazı şiirle başladı.
Bu aşamanın önde gelen en güçlü iki kalemin Mellâ Ahmedê Cizirî ve Feqiyê Teyran’dır. Mellâ’yê Cizîrî Kürt Edebiyatının en parlak yıldızıdır. Mellâ, yazdığı Diwan’ı ile gösterdi ki; Kürtçe yazmak mümkündür ve Kürtçe, edebiyat dili olabilecek zenginlikte bir dildir” dedi.
Daha sonraki dönemlerde pozitif yönlü bir milliyetçiliğin Kürt âlimleri arasında tebarüz etmesiyle Kürt edebiyatına katkılar artarak devam etmiştir. Mem-u Zin’in yazarı Ahmed-i Hane’nin; bu eseri Arapça veya Farsça yazması halinde çok daha büyük bir şöhrete kavuşacağını bildiği halde, bunu Kürtçe yazarak Kürtçenin sadece çarşı, köylü vb. kesim ve yerlerin değil, aynı zamanda mükemmel eserlerin yazılabildiği bir edebiyat ve sanat dili olduğunu ispatlamak istediğini dile getirmiştir.
Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalmalarına rağmen Kürtler, Osmanlıca-Türkçe yerine daha çok, Kuran ve sünnet dili olan Arapça ile Edebiyat ve sanat dili olarak daha çok tercih edilen Farsçadan etkilenmişlerdir. Binaenaleyh; Kürt edebiyatındaki kadim eserlerin bu iki dilden ne derece etkilendiğini görmek mümkündür.
Bu minval üzere devam eden konferansın son bölümünde Doski; seküler bir anlayışla Kürt âlimleri devre dışı bırakılırsa Kürt tarih ve edebiyatının içinin boşalacağını söyledi. “çünkü Kürt aydın ve bilginlerinin yüzde doksan dokuzunun Müslüman Kürt âlimleridir. Geri kalan yüzde birinin de yolu medreselerden geçmiştir. Buna örnek olarak Cigerxun verebiliriz. Yakın tarihin en meşhur Kürt edebiyatçılarından olan Cigerxun’un bile bu medreselerin ürünü olduğunu, bu medreselerde aldığı eğitimin katkısı olmasaydı, köyündeki herhangi bir çobandan farkı olmayacaktı dedi.
Soru –cevap faslı da büyük bir ilgiyle izlendi. Kürtlerin birbirini anlayamayacak kadar farklı lehçeri konuştuğunu, bunun üstesinden nasıl gelinebileceği ile ilgili olarak dinleyicilerden gelen bir soruya cevaben şöyle dedi: Bunu sağlamanın iki yolu var. Biri din, diğeri ise merkezi bir otorite, yani devlet. Farklı lehçeleri konuşan Araplar nasıl ki zamanla Kuran Arapçasında birleştilerse, Kürtlerin de dindarlaşmasıyla bunu sağlayabilmeleri mümkün olacaktır. Diğer taraftan, resmi ortak dili olan halkların merkezi bir otoriteleri vardır. Kürtlerde de bunun hâsıl olmasıyla ortak bir resmi dile kavuşmaları mümkün olabilecektir. Bu iki unsur birlikte veya ayrı ayrı oluşmadığı sürece böyle bir sorunun üstesinden gelinemeyecektir.
Son dönemde Kürt âlimlerinin Kürtçe yazmak konusunda gevşeklik gösterdikleri yönünde sitemini dile getiren Doski, Müslüman Kürt âlimlerinin yazım ve edebiyat konusunda tekrar canlanmaları, geçmişte olduğu gibi şimdi ve daha sonraki dönemlerde de siyasi ve edebi öncülüklerini elden bırakmamaları gerektiğini söyledi.