وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ {5} إِلَّا عَلَى
أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
MÜSLÜMAN İFFETLİ OLANDIR
Aziz dostlar
İffet, nefsi her türlü şehevât ve süflî arzulara kapılmaktan muhafaza etmektir. İffet, insana ait bir hususiyettir. İnsanı diğer mahlukattan ayıran en açık vasıftır. Onun kaybedilmesi; insanlık haysiyetini zayi etmek ve diğer mahlukatın durumuna düşmek demektir.
İffet ve namus, bütün ahlâkî faziletlerin can damarıdır. Şeref, haysiyet, izzet gibi hasletler hep iffetli olmaya bağlıdır.
Cenâb-ı Hak, iffet hususunda zirveye çıkmış olan iki şahsı, müminlere numune-i imtisal olarak göstermiş ve onları methetmiştir. Bunlar Yusuf Suresi’nde “kıssaların en güzeli” diye hikâyesi anlatılan Yusuf -aleyhisselâm- ile muhtelif yerlerde kendisinden övgüyle bahsedilen Hazret-i Meryem –a.s-’dır. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
“Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem’i de hatırla!) Biz O’na ruhumuzdan üfledik; O’nu ve oğlunu, cümle âlem için ibret kıldık.” (1)
İffetlerini muhafaza eden erkek ve kadınlar, Allâh Teâlâ’nın engin mağfiretine ve büyük bir ecre nail olacaklardır. Cenâb-ı Hak iffet sâhibi kullarını şöyle medheder:
“O (felâha eren mü’minler), iffetlerini korurlar; ancak eşleri ve malik oldukları (câriyeleri) hâriç. (Bunlarla münasebetlerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu hâlde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.” (2)
Peygamber Efendimiz insanlara iman ve ibadet esaslarını talim ettiği gibi, doğruluk, iffet ve akrabaları koruyup gözetmek gibi ahlâk esaslarını da anlatıyordu. Nitekim Bizans Hükümdarı Herakliyus, “Allah Rasûlü’nün insanlara neleri emrettiğini” sorduğunda Ebû Sübyan; “dürüst ve iffetli olmayı, akrabayı görüp gözetmeyi emrettiğini” söylemiştir. (3)
Allah Rasûlü, iffete o kadar ehemmiyet atfediyordu ki, kadınlardan bilhassa iffetlerini muhafaza hususunda bey’at alıyordu. Bütün müminlere hitaben:
“Kim bana iki çenesi arasındaki(dili) ile iffet ve namusunu koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.” buyuruyordu. (4)
Diğer taraftan, erkeklerle kadınlar arasında hayâ, iffet, ve nezaketin hâkim olması çok mühim bir meseledir. Zira İslâm, bütün fena işleri, hayâsızlık ve iffetsizliği haram kılmıştır.
Erkek ve kadının gayr-i meşrû alâka ve muhabbeti, “bakışla başlar. Bu sebeple Müslüman erkek ve kadınların birbirlerine şehevî nazarlarla bakmamaları, emr etmiştir.
“(Rasûlüm!) Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allâh, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; nâmus ve iffetlerini muhâfaza etsinler. Görünen kısımları müstesnâ, zînetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü’min kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, âilenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbî kimseler, yâhut henüz kadınların gizli kadınlık husûsiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zînetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (dikkatleri üzerlerine çekecek tarzda yürümesinler, dışarı çıkarken câzip kokular sürünmesinler). Ey mü’minler! Hep birden Allâh’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (5)
Değerli kardeşim
Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:
“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle de (bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) dış kıyâfetlerini üzerlerine alsınlar! Bu, onların (iffetli kadınlar olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini te’min eder. Şüphesiz Allâh, çok bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.” (6)
İnsanlar birbirlerinin evlerine izinsiz girmemelidir. Hatta hane halkı da birbirlerinin odalarına girerken izin alarak ve geldiklerini hissettirerek girmelidirler. Zira Cenâb-ı Hak, her hâlükârda iffetli davranmanın daha hayırlı olduğunu bildirmektedir.
Cenâb-ı Hak, kullarının iffetli olmalarına çok ehemmiyet verir ve pek çok âyette de buna işaret eder. Bu sebeple iffetli insanlara iftirâ atmak çok büyük bir günah kabul edilmiş ve iftiracılara (iftira cezası) tatbik edilmiştir.
Bu yüzden Peygamber Efendimiz de; “…İffetli bir kadına zinâ isnâd etmeyin!..” buyurmuştur.(7)
Hakikaten bir kadının en belirgin vasfı iffettir Yukarıdaki beyanlar da iffete yapılan iftira cürümünün ağırlığını göstermektedir. Buna göre herhangi bir şahitlik durumunda, insanları iffet ve nâmusları hakkında töhmet altında bırakabilecek tarzda her duyduğunu araştırmadan nakletmek bile en ağır cürümlerdendir.
Aziz dostlar
İmandan bir şube olan hayâ ise, kötü ve çirkin sayılan şeylerden uzak durmak, tavır ve davranışlarda ölçülü olmak, herhangi bir işte haddi aşmamaktır. Hayâ duygusu bütün hayırların temeli, her türlü kötülük ve çirkinliklerin zıddıdır.
Allah’ın sevdiği bir haslet olan hayâ hakkında, Fahr-i Kâinât Efendimiz şöyle buyurur:
“Hayâ imandandır!” (8)
“Hayâ ve iman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!” (9)
“Hayâ ancak hayır kazandırır.” (10)
“Hayânın hepsi hayırdır.” (11)
İnsanı ahlâka aykırı her türlü fenalıktan ve nefsani düşüncelerden ancak hayâ fazileti menedebilir. Mümini çirkinliklerden muhafaza hususunda edep ve hayânın tesiri, yüzlerce kânun ve zabıta kuvvetinden daha ileridir. İffet ve hayâ sahibi bir insana, herhangi bir hususta; “Utanmıyor musun?” demek kafidir.
Hazret-i Osman –r.a-, hayâ duygusu ve utanma hissi itibariyle misal teşkîl edecek, yüksek bir şahsiyete sahipti. Allâh Rasûlü –a.s-, meleklerin bile ondan hayâ ettiğini haber vermiştir.
Kardeşlerim!
Hayâ sahibi olmayan ve hayâsızlığın bulmasını (yaygınlaşmasını) isteyenleri, Cenâb-ı Hak şu şekilde îkâz etmektedir:
“Şüphesiz çirkin söz ve fiillerin inananlar arasında yaygınlaşmasını isteyenler için dünyâda da âhirette de pek elem verici ve can yakıcı bir azap vardır…” (12)
Hayâsızlığın toplumda zuhur bulmasını isteyenler,insanlığa karşı en büyük kötülüğü yapmış olurlar. Böyle davrananlar, kendileri de zararların en büyüğüne uğrarlar. İnsanların hayadan uzaklaştı bu dönemde bizlerin Kuran’a ve Hz peygamberin sünneti saniyesine daha sıkı sarılmamamız lazım ve elzemdir.
Çünkü hayâsızlık, Peygamber Efendimiz’in bildirdiğine göre, helâk sebebidir:
“Hiç şüphesiz Azîz ve Celîl olan Allâh, bir kulu helâk etmek istediği zaman, ondan hayâyı çekip alır. Hayâyı alınca, o kul ancak gazaba uğrayan biri olur. Gazaba uğradığı zaman, kendisinden emânet (güvenilirlik) kaldırılır. Emânet kaldırılınca, o ancak hâin olur. Hâin olduğu zaman, kendisinden rahmet kaldırılır. Rahmet kaldırılınca, o ancak lânete uğrar ve mel’ûn olur. Lânete uğradığı ve mel’ûn olduğu zaman da, kendisinin İslâm ile olan bağı koparılır!” (13)
Bir dua ile hutbeme son veriyorum:
“Allâh’ım! Sen’den hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (14)
DİPNOTLAR:
-
el-Enbiyâ, 91
-
el-Mü’minûn, 5-7
-
Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 6, Salât 1; Müslim, Cihâd 74
-
Buhârî, Rikâk, 23
-
en-Nûr, 30-31
-
el-Ahzâb, 59
-
Tirmizî, İsti’zân, 33/2733
-
Buhârî, Îmân, 3
-
Süyûtî, I, 53
-
Buhârî, Edeb, 77
-
Müslim, Îmân, 61
-
en-Nûr, 19
-
İbn-i Mâce, Fiten, 27
-
Müslim, Zikir, 72
Hazırlayan:Molla M.Fatih ÇİFTÇİ