Müminler, dünyadaki en hayırlı toplumdur ve iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan en güzel ahlâkla yetişmiş bir toplumdur
21/05/2010 - 19:46 |
|
|
| |
Değerli dostlar
Maruf, şerîatın emrettiği; münker, şerîatın yasakladığı şey demektir Başka bir deyimle Kur'an ve sünnete uygun düşen şeye maruf; Allah'ın râzı olmadığı, inkâr edilmiş, haram ve günah olan şeye de münker denilir (1) Yani marufu emretmek iman ve itaata çağırmak; münkerden nehyetmek de küfür ve Allah'a başkaldırmaya karşı durmaktır .
Kur'an-ı Kerîm'de, ''Sizden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir ümmet bulunsun İşte onlar kurtuluşa erenlerdir" (2) buyrulmaktadır Bu ayetle marufun emredilmesi ve münkerden menedilmesi işi bütün İslâm ümmetine farz kılınmıştır İslâm uleması bu görevi ümmet içinden bir grubun yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun kalkacağını, ancak hiç kimsenin yapmaması halinde bütün Müslümanların sorumlu ve günahkâr olacağını söylemiştir .
Değerli kardeşlrim
Müminler, dünyadaki en hayırlı toplumdur ve iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan en güzel ahlâkla yetişmiş bir toplumdur Bu toplumun korunması için bu ayetlerle dinin en önemli ilkeleri olan iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe, çağırmak emredilmiştir Hz Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin Bu ise imanın en zayıf derecesidir'' (3)
Marufu emretmek, münkerden alıkoymak sorumluluğunun ağır bir yük olduğunu Hz Peygamber (sas)'in şu buyruğu ortaya koymaktadır: "Bana hayat bahşeden Allah'a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez" (4) şu âyet de ibretle düşünmeyi gerektirmektedir:
"onlar, (İsrailoğulları) birbirlerine hiçbir münkeri yasaklamadılar Yemin ederiz ki yapmakta oldukları şey çok kötü idi" (5)
Hz Peygamber'in çeşitli buyruklarında Müslümanların her birinin birer çoban olduğu, elleri altındakilerden sorumlu bulunduğu, mü'minler arasında canlı ve sürekli bir toplumsal birliktelik ve beraberliğin olması, dâima zayıfın hakkının güçlüden alınmasından yana tavır takınılması, cihadın en faziletlisinin zâlim bir devlet başkanına karşı hak bir söz söylemek olduğu belirtilmektedir
Bir toplumda ma'rûfu emreden, kötülükten menedenler olmazsa giderek münker olan işler bírer kural haline, bir yaşama biçimi haline gelirler Şeytanlar hak ile bâtılı karıştırır, doğruyu bozarlar; insanlara Allah'ı unuttururlar Böyle bir toplumda müslümanın tavrını yine âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz Peygamber (sas)'in şu buyruğunda bulmak mümkündür:
"Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça Allah tarafından gelen hak din üzere devam edersiniz: Cehâlet sarhoşluğu ve dünyaya karşı düşkünlük Siz iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah yolunda cihad ederken içinizde dünya sevgisi oluşuverince iyiliği emretmez, kötülüğe engel olmaz ve Allah yolunda cihadı bırakırsınız O gün Kitap ve sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar Ensâr ve Muhâcirlerden İslâm'a ilk giren kimseler gibidirler'' (6); "İyileriniz zalimlerinize yardakçılık eder; Fıkıh kötülerinizin, saltanat da küçüklerinizin eline geçer İşte o zaman fitnenin hücumuna uğrar ve birbirinize düşersiniz" (7); ''(Bu durumda ise) açık günahlar herkese zarar verir, kötüler iyilere musallat olur, iyilerin de kalbi mühürlenir, lânetlenirler Fitne günlerinde ise sabırlı olmak ateşi kor halinde elde tutmak gibidir" (8)
Kardeşlerim
Marufu emretmek, münkerden alıkoymak görevini İslâm ümmeti içinden öncelikle âlim olanlar üstlenir; yoksa bu iş câhillere bırakılmaz Çünkü câhiller her şeyi altüst ederler, kavram ve değer kargaşasına yolaçarlar Görevin yerine getirilmesinde ana ilke her müslümanın ahirette hesap vereceğini bilmesi bilincidir Toplumlar genelde ikiye ayrılırlar: Maruf toplumlar, münker toplumlar Münker toplumlar oluşmuş veya oluşmaktâ iken, müslümanların ma'siyete,(gunaha) münkere, tâğuta itaatten kaçınmaları farzdır (9) Yani müslümanların her münker toplumunu maruf toplum, İslam hükümlerinin yaşandığı toplum haline getirmeleri fârz kılınmıştır Çağdaş-demokrâtik-laik toplumlar dini sadece Allah'la kul arasında bir mesele olarak görürler ve İslâm'ın maruf münker ilkesinin sadece ahlâkı bir mesele olduğunu vâzederler Halbuki hayatın bütün yönlerini Allah ve Resulunün emir ve yasakları doğrultusunda yaşamak ve münker toplumları İslâmî toplum haline dönüştürmekle görevli olan müslümanların bu durumuyla demokratik ilkeler birbirine hem karşıt, hem de çelişiktir Bu sebeple müslümanların her zaman marufu emretmeleri, münkerden sakındırmaları mümkün olmaz; karşılarına münker toplumun emir ve yasakları çıkarılır İşte bu noktada müslümanlar için şu buyruk geçerlidir: "Ey iman edenler siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtanlar size zarar veremezler" (10) Çağdâş toplumla müslümanın çelişkisi onun, ancak Allah'a ve Resulune itaat edeceği gerçeğinden dolayı İslâmî bir devleti gerçekleştirmesini zorunlu kılar Bir yandan bu yolda çalışırken öte yandan münkerlerle mücâdele kesintiye uğramaz, marufun emredilmesinden geri kalınmaz Bu nokta şunun için önemlidir: Maruf, ne salt ahlakçılık demektir, ne de İslâm'ın ana ilkelerinin yerine insan haklarının geçirilmesidir Maruf, tek kelimeyle İslâm'ın kendisidir Münker de, aslı itibariyle veya ahlâkı açıdan sadece kötü şeyler değil, tam anlamıyla İslâm'ın yasakladığı her şeydir Yeryüzünün değişik yerlerinde, değişik rejimlerde ve şartlarda yasayan müslümanlar için değişmeyen ölçü budur Bunun tek yöntemi de Rasûlullah'ın sünnetidir "Size peygamber neyi verdiyse onu benimseyiniz" (11)
Gerçek maruf-münker görevi, en başta insanın kendisinden başlayarak yapılır Bazı insanlar her devirde, Resule itaati söylerler, kendileri itaat etmezler; sadakayı emrederler, kendileri vermezler İşte şu ayet-i kerimede onlar uyarılmaktadır: "Kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyiliği emredersiniz? Düşünmez misiniz?" (12)
Aziz dostlar
Sonuçta marufun emredilmesi, münkerin yasaklanması meselesi, sadece bir fetvâ olayı değil; aile, hukuk, siyaset ve ekonominin her zaman içiçe geçmiş bir şekilde şerîatın gerekleri doğrultusunda savunulması ve yaşanması demektir Bu, sistemli bir davet çalışmasını gerektirir İslâm'ın ilk yayılışı da böyle olmuştur İslâm'ın hâkim olmadığı düzenlerde, ehl-i kitab'a karşı veya müşriklere ve diğer gayri İslâmî zümrelere karşı tek geçerli davet metodu Resulullah'ın sünnetidir Bunu ancak Resulullah'ın sünnetiyle açıklayabiliriz O sebeple Allah katında din olarak yalnız İslâm geçerlidir
Sözlerime bir hadisi şerif ve bir ayet meali son vermek istiyorum: Enes b Mâlik'ten rivâyet edilen bir hadiste şöyle bir hüküm bulunmaktadır: "Biz Allah'ın Resulune 'Ey Allah'ın Rasûlü, biz iyiyi tamamen işlemedikçe emredemez miyiz? Kötülükten tamamen sakınmadıkça menedemez miyiz?' diye sorduk Resulullah şöyle buyurdu:
"Siz iyiliğin tamamını işlemezseniz dahi iyiliği emrediniz Siz kötülüğün tamamından sakınmasanız dahi kötülükten sakındırınız" (14)
Hz Lokman'ın oğluna öğüdü her zaman ve mekanda uyarıcının hâlini beyan eder: "Yavrum, namazı gereği üzere kıl; iyiliği emret ve fenâlıktan alıkoy Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan işlerdir" (15)
DİPNOTLAR
-
M Hamdi Y. IV, 2357-2358; V, 3118
-
Alu İmrân, 3/104
-
Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten 1I
-
Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388
-
el-Mâide, 5/78-79
-
Bezzâr, Mecmau'z Zevâid, VII, 271
-
age, VII, 286
-
Kenzü'l-Ummâl, II, 68-78
-
Ahmed b Hanbel, Müsned, II, 144
10-el-Mâide, 5/105
11- Haşr, 59/7
12- el-Bakara, 2/44
13- Taberânî
15- Lokman, 31/17
HAZIRLAYAN :M.FATİH ÇİFTÇİ
(mfatihciftci@hotmail.com) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YORUMLAR |
|
|