Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

23 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
Kardeşinin ve Oğlunun Dilinden Şehid Prof.Dr.Abdulaziz RANTİSİ
Gazze'deki Hamas liderlerinden ve Şifa hastanesinde doktor olan Muhammed Rantisi, kardeşi Abdulaziz Rantisi'yi anlattı.

17/04/2010 - 16:05
1:1 1:1,2 1:1,5
 

17.04.2004 tarihinde gece saat 03.00 sularında uğradığı füze saldırısında şehid olan Dr. Abdulaziz Rantisi’nin kardeşi Muhammed Rantisi, Rantisi’yi diğerlerinden farklı kılan kişiliğini İsra Haber’e anlattı.

Gazze’deki Hamas liderlerinden ve Şifa hastanesinde doktor olan Muhammed Rantisi, Gazze muhabirimiz Muaz Amur’un sorularını yanıtladı.

Sayın Muhammed, Şehid lider Dr. Abdulaziz Rantisi’yi en yakından tanıyan kardeşisiniz. Şehadetinin yıl dönümünde Rantisi'yi sizin dilinizden dinlemedik istedik. Rantisi'yle ilişkileriniz nasıldı?

Hayatım, kardeşimle geçen anılarla doludur. O bir kardeşten öte bize baba ve arkadaş oldu, cömertliğinin sınırı yoktu. Başından beri benim üniversite eğitim masraflarımı o karşıladı. Tıp eğitimini bitirdikten sonra da evlilik masraflarımı karşılamada ısrar etti. Evlilik fikrini aklıma koyan ilk kişi olduğunu ve düğünün tüm ayrıntılarıyla ilgilendiğini söyleyebilirim.

Rantisi'yi diğer liderlerinden farklı kılan özellikleri nelerdir?

Onun şahsına münhasır büyük bir toplumsal ilişki birikimi vardı. Rantisi fedakâr kişiliğiyle farklılık arz ediyordu. Evlendiği zaman bile ailesinin evinden çıkmayı ve kendisine ait bir ev kiralamayı reddetti ve ailesi, annesi ve kardeşleriyle birlikte kaldı.

Rantisi annesiyle alışılmadık bir ilişki kurmuştu. Kelimenin tam anlamıyla hürmetkâr bir evlattı. Annemle oturmaktan zevk alıyorum derdi. Önceden annesinin yanına oturur ve hayatından, dertlerinden hastalığına varıncaya kadar her şeyi ona anlatırdı.

Kardeşim mütevazı ve cömert birisiydi. Bir ay boyunca çalışırdı. Ama ay sonu geldiğinde hiç parası kalmazdı. Çünkü parasının hepsini ya fakirlere ya harekete ya da başka şeylere dağıtırdı. Doktor bazı hastaları ücretsiz tedavi ederdi. Ücreti ödeyenlerle ödemeyenlerin sayısı birbirine eşitti. Çoğu zaman da muayenehaneden kazandığını getirir ve infak etme işini üstlenen annesine teslim ederdi.

Rantisi çok zeki ve akıllıydı. Hapishanedeyken onu ziyaret edip ona “Mühendisin sana selamı var” dediğimde Dr. Abdülaziz durumu anladı ve “Sen de ona selam söyle ve gözünü üzerinden ayırma” diyerek cevap vermişti. Burada Rantisi Yahya Ayyaş’ı kastediyordu.

Şehit Abdülaziz görünüş olarak şık bir insandı. Dr. Emin al-Ağa’ya nispetle kendisine Dr. Emin deniliyordu.

Şehit Rantisi, Allah’ın ona ezberlemeyi nasip ettiği Kuran kaynaklı büyük bir zenginliğe, keskin bir zekâya, yorumlama, iletişim kurma ve geleceğe bakış gücüne sahipti.

Dr. Abdülaziz’i Abdülaziz yapan kişisel her şeyiyle ilgileniyordu

Rantisi'nin şehadeti çok arzuladığı anlatılmakta. Bununla ilgili yaşadığınız bir anınız var mı?

Rantisi dindarlığıyla biliniyordu. Bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra Allah’ım bana tez elden şehadeti nasip eyle diye dua etmeye başladı. Bunu o kadar tekrar etti ki ona acımaya başladım.

Evine yaptığım ziyaretlerden birinde geceyi evinde geçirdim. Gece namazı kılmak için kalktı bense uyudum. Sabah namazı vakti beni kaldırdı ve cemaatle namaz kıldık. Yaptığı dua esnasında ısrarlı bir şekilde Allah’ım bana tez zamanda şehadeti nasip eyle demeye başladı. Bunu o kadar tekrarladı ki ben de Allah’a bunu ona nasip etmesi için dua ettim.

Rantisi’nin zulüm karşısında duyarsız kalamadığı, hemen müdahil olduğu biliniyor.

Kardeşim, zulmü sevmeyen ve zulme uğrayan her insanı korumaya çalışan bir adamdı. Hatta bir defasında bir adamı döven üç kişiyi dövmüştü. Ayrıca Mısırlıların Gazze’de bulunduğu esnada okul öğrencilerine antrenman yaptıran Mısırlı bir subayın yüzüne tükürmesinden sonra subayı da dövmüştü.

Rantisi’nin sert bir kişiliği mi vardı?

Hayır. Onu yakından tanıyanlar onun içinde, eğlenceyi seven şen bir adam olduğunu görür. İster evinde ister camide olsun çok defa gençlerle masa tenisi oynamıştır. Bütün bunlar mizahın hâkim olduğu bir ortamda olmaktadır. Nükte yapmayı seven, çocuklarla özellikle torunları ve kardeşlerinin çocuklarıyla oynamayı seven biriydi.

Biz, ömrünün çoğunu hapishanede geçirmesine rağmen onun çocuklara karşı çok şefkatli ve sevgi dolu olduğunu biliyoruz. Çocuklarla çok güçlü ilişkiler kurardı hatta çocuklarımız gördükleri sevgi ve şefkatle onu bizden çok öperdi.

Rantisi o derece şefkatli ve merhametliydi ki; Filistin yönetimi hapishanelerindeki gardiyanlar bile yakından tanıyıp, ihlâs ve adanmışlığını görünce onu sevdi. Bazıları hapishaneden çıktıktan sonra da onunla olan ilişkisini kesmedi.

Harekete mensup kişilerle ilişkisi nasıldı?

Harekete mensup olan kişileri aşırı derece sahiplenir ve korur hatta onları kendinden çok severdi. Camide verdiği hutbelerden birinde hareketin gençlerine “Ölürsem bedenimi sakince son yolculuğuna uğurlayın ve geri dönün, benim için ortalığı ayağa kaldırmayın” demişti.

Nafha Hapishanesinde gençlerin Şeyh Ahmet Yasin’in hassas yerlerini temizleme işini yapmasını reddetmesi ve bu işi kendisinin yapması onuruna ne denli düşkün olduğunun delilidir.

Rantisi, Hamas’ın lideri olmasından ötürü İsrail’in tehditlerine maruz kalmıştı. Bu tehditler karşısında siz de onu bir çok kez uyarmıştınız.

Dr. Abdulaziz, Hamas Hareketi’nin liderlerinden birisiydi. Hamas, da işgalcinin Filistin topraklarındaki emellerine karşı güçlü bir engel oluşturmaktaydı. Hamas’ın varlığı, Filistin’in tamamının ele geçirilmesi hedefinin gerçekleşmesini engelledi. Bundan ötürü onlar Hamas’ı, Filistin’deki varlıkları açısından tehdit olarak görmekteydiler. Hiç şüphesiz ki kardeşim Dr. Abdulaziz de bu tehdidin bir parçasıydı.

O hedefteydi ama tabii bir hayat sürmekteydi. Onun bir çok defa uyarmaktaydım. Bana “Allah’ın bana yazdığının dışında başka bir şey olmayacak” derdi. Kardeşim, hiçbir tehdit karşısında yılmadan, vatanına ve halkına karşı görevini yerine getirdi. İşgalciye karşı cesaretle durdu. O, Allah’tan aldığı güç, yardım ve izzetle konuşurdu. Bunun için de ölümden korkmazdı.

Peki, Rantisi’yi şehid eden İsrail hedeflerine ulaşabildi mi?

Hayır. Onlar Filistin’de asla emin ve emanda olamayacaklar. Çünkü Filistin halkı ve Filistin davasını koruyan Allah’tır.

isra haber

-------------------------------------------------------------

Şeyh Ahmet Yasin'den sonra Hamas'ın lideri olan Dr. Abdülaziz Rantisi 17 Nisan 2004'de İsrail uçaklarından atılan bombalar sonucu şehit olmuştu. Dr. Rantisi bir basın mensubunun sorusu üzerine, "Siz bizim ölümden korktuğumuzu mu zannediyorsunuz? Ölüm kanserden ölsen de Apaçi ile vurulsan ya da kalp krizi geçirsen de aynıdır. Ama ben Apaçi helikopterlerinden atılan füzelerle ölmeyi tercih ederim." diyerek şehadete olan özlemini dile getiriyordu. Bir süre önce Suriye'nin başkenti Şam'da bir araya gelme imkanı bulduğumuz Ahmet Rantisi şehidin en küçük oğlu.

 

1983 yılında Gazze'de doğan Ahmet, ilk-orta ve lise eğitimini Gazze'de tamamlamış. Üniversiteyi Gazze Üniversitesi Elektroni ve Teknoloji bölümünde okumaya başlayan Ahmet Rantisi 2003 yılında İsrail uçaklarından atılan füzeler sonucu babası Dr. Abdülaziz Rantisi ile birlikte yaralanmış. Vücuduna aldığı yaralar sonucu topallayarak yürümek zorunda kalan Rantisi, ayrıca sağ kolunu da tam olarak kullanamıyor. Şu an Gazze Üniversitesi İdari Bilimler bölümünde eğitim gören Rantisi, ayrıca evli ve iki çocuk babası. Ahmet Rantisi dört yaşındaki büyük oğluna babası Dr. Abdülaziz Rantisi'nin ismini vermiş. Dr. Abdülaziz Rantisi'nin oğlu Ahmet Rantisi ile babasını, şehit Rantisi'yi konuştuk. (Adem Özköse)

 

 

ŞEHİT OLDUKÇA ÇOĞALIYORUZ

 

Bize babanızı anlatır mısınız? Kimdir Abdülaziz Rantisi?

 

Biz asıl olarak Ramallah yakınlarındaki Rantis köyündeniz. Fakat dedem 1948 sürgününden önce Yafa yakınlarındaki Yebne köyüne yerleşmiş. Babam Dr. Rantisi de 1947 yılında Yebne köyünde dünyaya gelmiş. 1948 sürgünü olunca dedem ailesiyle birlikte Gazze'nin Han Yunus bölgesine göç etmiş. Babamın çocukluğu Han Yunus'taki mülteci kamplarında geçmiş. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Han Yunus'ta okumuş. Babam 15 yaşındayken dedem vefat etmiş. Babam ve amcalarım geçinmek için hem okuyor hem de çalışıyorlarmış.

 

Babanız o zamanlar ne iş yapıyormuş?

 

Geceleri Han Yunus'taki arazi sahiplerinin topraklarında bekçilik yapıyor, gündüzleri de okula gidiyormuş. O zamanlar çektikleri fakirlikle ilgili babamın bir anısını sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Buyurun…

 

Büyük amcam çalışmak için Suud'a gitmeye karar vermiş. Babam, babaannem ve diğer amcalarım büyük amcamı uğurlamak için sınıra gelmişler. Büyük amcamın ayağında fakirlikten dolayı ayakkabı bile yokmuş. Babaannem babama, "Ağabeyin Suud'a yalın ayak gitmesin. Ayakkabını çıkarıp ağabeyine ver." demiş. Babam da ayakkabısını ağabeyine verip eve çıplak ayaklarla dönmüş. Bu denli fakirlermiş. Babam fakirliğin kendisine çok şeyler kazandırdığını, zorluklar karşısında ayakta kalma duygusunu fakir olarak geçirdiği çocukluk günlerinde öğrendiğini söylerdi. Dr. Rantisi ayrıca çok başarılı bir öğrenciymiş. Liseyi bitirince Mısır'daki İskenderiye Üniversitesi'ni kazanmış ve İskenderiye Üniversitesi'nde tıp fakültesini bitirip doktor olmuş. Üniversitede doktora eğitimi alırken Gazze'de yaşayan çocukların acilen çocuk doktoruna ihtiyacı olduğunu düşünerek akademik eğitimini yarıda bırakıp 1975 yılında Gazze'ye kesin dönüş yapmış.

 

 

Babanız İslami harekete ne zaman katıldı? Öğrencilik yıllarında da İslami hareketle ilişkileri var mıydı?

 

Babam öğrencilik yıllarında dindar bir öğrenci olmakla birlikte bu yıllarda İslami hareketle herhangi bir ilişkisi yokmuş. Okulunu bitirip Gazze'ye döndükten sonra Filistin'deki İhvan-ı Müslümin hareketine katılarak İslami hareket içinde faaliyet göstermeye başlamış. Bu yıllarda hem İslami hareketin içinde çalışıyormuş hem de Han Yunus'a açtığı muayenehanede doktorluk mesleğini sürdürüyormuş. Babam fakirliğin ne olduğunu çok iyi bilen bir insandı. Bundan dolayı muayenehanesine gelen yoksul insanlara çok iyi davranır ve onlardan para almazdı. Dr. Rantisi Gazze'de "fakirlerin babası" olarak tanınır ve insanlar babama büyük sevgi duyarlardı. Gazze'de İslami hareketin büyümesinde babamın yoksul insanlarla kurduğu güzel ilişkilerin çok payı oldu. Dr. Rantisi'nin İslami hareket içinde yaptığı faaliyetler İsrail'i rahatsız etmeye başlayınca babama yönelik yasaklar da getirildi.

 

Ne tür yasaklar?

 

Babam Filistinli doktorları bir araya toplayıp onlara İsrail'e vergi ödememeyi teklif etti. Doktorların bir kısmı bu teklifi kabul edip İsrail'e vergi ödemeyeceklerini ilan ettiler. İsrail hükümeti vergi ödemeyen doktorların muayenehanelerini kapatacağını açıkladı. Daha sonra babamın muayenehanesi İsrailli askerler tarafından kapatıldı. Muayenehanesi kapatılınca babam bir taraftan Nasır Hastanesi'nde çalışmaya, diğer taraftan da Gazze'deki İslam üniversitesinde tıp üzerine dersler vermeye başladı.

 

Dr. Rantisi Hamas'ın kuruluşunda nasıl bir rol oynadı?

 

Babam Hamas'ın kurucularındandır. Şeyh Ahmet Yasin, Şeyh Salah Şehade, Üstad İsa Neşşar, Üstad Hasan Şema, Dr. İbrahim Yezuri ve babam Dr. Rantisi yayınladıkları ilk bildiriyle Hamas'ın kuruluşunu ilan ettiler. Hamas'ın kuruluşuyla birlikte babama yönelik baskılar da arttı.

 

HAPİSHANELERDE GEÇEN BİR HAYAT

 

Babanız ilk olarak ne zaman tutuklandı?

 

Dr. Rantisi ilk olarak 1989 yılında tutuklandı. O zamanlar ben beş yaşında bir çocuktum. Fakat yaşadıklarımızı hatırlıyorum. İsrail askerleri evimizi ilk defa bastıklarında vakit gece yarısıydı. Babam Yahudi askerleri evden kovmak için onlarla kavga etti. Askerler evden çıkmayı kabul ettiler ve babamı kapının önünde beklemeye başladılar. Babam üzerini giydi ve evden dışarı çıkınca askerler tarafından elleri kelepçelendi. İlk tutuklanışında iki sene cezaevinde kaldı. Cezası bittiği gün babamızı karşılamak için yola düştük. Annem ve kardeşlerimle birlikte karşılama yerine doğru yürürken babamın tekrar tutuklandığı haberini aldık.

 

Serbest bırakıldığı gün tekrar mı tutuklandı?

 

Evet. Dr. Rantisi'yi serbest bırakmak için cezaevi arabasına bindirmişler. Araba biraz yol aldıktan sonra askerler arabayı durdurup, "Sana Rabin'den bir hediye var. Altı ay daha cezaevinde yatacaksın." demişler ve babamı tekrar cezaevine götürmüşler. Altı ay daha cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Babam serbest kaldığı zamanlar evimiz bayram yerine dönerdi ve çok mutlu olurduk. Fakat bu bayramlarımız uzun sürmezdi. Serbest bırakıldıktan üç ay sonra babamı tekrar tutukladılar ve bir sene daha cezaevinde yatırdılar. Bir senelik hapis hayatından sonra eve tekrar döndü. Fakat babamızla yine birlikte olamadık. Çünkü kısa zaman sonra 415 Hamas mensubuyla birlikte tutuklanıp Lübnan'ın güneyindeki Merci Zuhur bölgesine sürüldüler. Bu olay 1992 yılında gerçekleşmişti. İsrailli askerler babam ve arkadaşlarını Merci Zuhur'daki bir dağlık alana bırakmışlar. Bunun üzerine İslami hareket üyeleri Filistin'e geri dönmek için Merci Zuhur direnişini başlattı ve bir sene boyunca yağmurda, karda Merci Zuhur'a kurdukları çadırların içinde kaldılar. Bir sene Merci Zuhur'da direndikten sonra Filistin'e geri dönüşleri İsrail tarafından kabul edildi. Fakat babam eve gelemeden tekrar tutuklandı ve dört sene daha hapis cezasına çarptırıldı ve 1997 yılına kadar cezaevinde kaldı. Bu dönemde Filistin'de Yaser Arafat liderliğinde Filistin Özerk Yönetimi kurulmuştu. Babam 1997 yılında serbest bırakıldıktan bir yıl sonra bu sefer de Yaser Arafat'ın emriyle tutuklandı. İsrailliler ve Amerikalılar Arafat'a babamı tutuklaması için yoğun şekilde baskı yapmışlar. Arafat da bu baskılar nedeniyle babamı tutuklatmış. Hatta şöyle bir olay oldu: Katar Emiri Gazze'ye gelip Şeyh Ahmet Yasin'i ziyaret etmişti. Bu ziyaret esnasında Şeyh Ahmet Yasin Katar Emiri'ne babamın Yaser Arafat tarafından uzun zamandır cezaevinde tutulduğunu söyleyip Katar Emiri'nden babamın serbest bırakılması için yardım istemiş. Katar Emiri Arafat'tan babamın serbest bırakılmasını isteyince Arafat Katar Emiri'ne, "Dr. Rantisi'nin cezaevinde tutulmasını benden Amerikan Yönetimi istiyor. Eğer bu konuda Amerikalıların onayını alırsan ben Dr. Rantisi'yi serbest bırakmaya hazırım." demiş. Babam üç sene de Filistin Özerk Yönetimi'nin cezaevlerinde kaldı.

 

Babanızın hayatının büyük bir bölümü cezaevinde geçmiş.

 

Şehit babam Dr. Rantisi toplam on seneden fazla cezaevinde yattı. Aslında babamın cezaevi hayatı daha fazla da uzayacaktı. Fakat Gazzeliler bunu engellediler.

 

 

YOKSULLARIN VEFASI

 

Nasıl engellediler?

 

Filistin Özerk Yönetimi'ne bağlı askerler babamı tekrar tutuklamak için eve geldiler. Arafat'a bağlı iki yüzden fazla asker evimizin etrafını sardı ve babamın dışarı çıkmasını istedi. Babam askerlere, "Asla evden çıkıp size teslim olmayacağım. Bu evden ancak tabutum çıkar." dedi. Askerler evimizin kapısını kırmak için uğraşmaya başladıkları an Gazze'deki mescidlerden tekbirler eşliğinde, "Dr. Rantisi'nin evi askerler tarafından sarıldı. Ey Müslümanlar, kardeşiniz Rantisi'yi koruyun." şeklinde çağrılar yapılmaya başlandı. Binlerce Gazzeli evimize girmeye çalışan askerlerin etrafında toplandı. O gün şiddetli şekilde yağmur yağıyordu. Şiddetli yağmura rağmen binlerce insan sokakları doldurup askerleri muhasara altına alarak babamın tutuklanmasını engelledi. Evimizi saran iki yüze yakın asker olay yerinden kaçtı. İnsanların kimisi kapımızın önünde, kimisi evimizin üstünde, kimisi de sokaklarda sessiz bir şekilde nöbet tuttular. Arafat'a bağlı askerler kısa bir zaman sonra kalabalık bir şekilde geri döndüler. Fakat babamı seven Gazzelilerin dik ve kararlı duruşu nedeniyle askerler evimize yaklaşmaya cesaret edemedi. O gün binlerce insan sabah namazına kadar babamı korumak için evimizin önünden ayrılmadı. Babamın tutuklanmasını engellemek için oluşturulan kalabalığın en önünde yoksul Gazzeliler vardı. Babam bu yoksul insanlara yıllarca sevgi ve nezaketle yaklaşmış, onlarına yardımına koşmuştu. Yoksul Gazzeliler de o gün babama sahip çıkarak büyük bir vefa örneği gösterdiler.

 

Babanızın Kuran'ı Kerim'i cezaevinde ezberlediğine dair bir bilgi edinmiştim. Bu bilgi doğru mu?

 

Evet doğru. Babamın hafızlık yapmasının da ilginç bir hikâyesi var. Babam hafız olmayı çok istiyordu. Fakat cezaevinde kaldığı koğuşta diğer İslami hareket üyelerinin başkanlığını yaptığı için hafızlık yapmaya vakit bulamıyordu. Diğer tutukluların sorunlarıyla ilgileniyor, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu. O dönem İsrail cezaevlerinin Şariti El isminde bir sorumlusu vardı. Zalim ve kibirli bir insan olan Şarit El'den mahkûmlar korkardı. Şarit El bir cezaevine geldiği zaman bütün mahkûmlar ayağa kalkıp ona saygı gösterirlermiş. Ayağa kalkmayan mahkûm ise şiddetli bir şekilde cezalandırılırmış. Şarit El bir gün babamın kaldığı cezaevine gelip, cezaevlerindeki Filistinli grupların temsilcileriyle görüşmeye karar vermiş. Cezaevi idaresi her gruptan üç kişiyi toplantı için bir odaya çağırmış. Babam da yanına İslami hareket üyesi iki mahkûmu alarak Hamas adına bu toplantıya gitmiş. İsrailli gardiyanlar toplantıya katılacak herkese Şarit El geldiği zaman ayağa kalkmalarını söylemişler. Babam bunu kabul etmemiş. Şarit El geldiğinde babam ve iki arkadaşının dışında diğer grupların temsilcileri ayağa kalkmış. Şarit El bu duruma çok sinirlenmiş ve babama; "Niçin ayağa kalk mıyorsun?" diye sorunca babam cevap olarak; "Biz Müslümanız, bir Yahudinin karşısında ayağa kalkmayız." demiş. Babamın bu cevabına daha da sinirlenen Şarit El babama ve iki arkadaşına hücre cezası vermiş. Babamın anlattığına göre bu hücre çok az bir ışığın olduğu, dar bir hücreymiş. Babam tek başına kaldığı bu hücrede hafızlığa başlamış. Bir ay hücrede kaldıktan sonra Şarit El babamın yanına bir gardiyan göndermiş. Gardiyan babama, Şarit El'den özür dilediklerine dair bir mektup yazarlarsa affedileceklerini söylemiş. Fakat babam bu teklifi asla kabul etmeyeceklerini belirtmiş. Bir buçuk ay sonra Şarit El yine bir gardiyanı babamın yanına gönderip mektuba gerek olmadığını, sözle özür dilerlerse hücreden çıkarılacaklarını bildirmiş. Babam bu teklifi de reddetmiş. Babam hücrede toplam üç ay kaldı ve bu süre zarfında Kuran'ı Kerim'i ezberledi. Üç ay sonunda babamın asla özür dilemeyeceğini anlayan Şarit El, babam ve iki arkadaşını hücreden çıkarttırdı.

 

 

Babanızın şehadeti nasıl gerçekleşti?

 

Hamas askeri alanda her geçen gün güçleniyordu. Hamas'a olan halk desteği de artmaya başlayınca İsrail Hamas'ı etkisiz hale getirmeye karar verdi. Bunun için de Hamas'ın önderlerine yönelik suikastlar başladı. Babama yönelik ilk suikast girişimi 2003 yılında oldu. Babam, korumaları ve ben, babamın bir arkadaşını ziyaret etmek için hastaneye gidiyorduk. Arabayı da ben sürüyordum. Birden bir İsrail uçağı üzerimizde uçmaya başladı. İsrail uçağını görünce arabanın hızını arttırdım. Uçaktan ilk füze atıldı; fakat arabaya isabet etmedi. Uçak peşimizi bırakmıyordu. İkinci füze atılınca bu sefer arabanın motoru isabet aldı ve araba zikzak çizerek gitmeye başladı. Arabanın kontrolünü de tamamen kaybettim ve bir direğe vurarak arabayı durdurdum. Önce babama baktım. Babam bacağından yaralanmıştı. Babamın korumaları da çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı. Çevredeki insanlar koşup babamı ve yaralı iki korumasını arabadan çıkardılar. Ben de arabadan çıkmaya çalıştım; fakat arabanın kapısını açamadım. Bu sefer arabanın camından çıkmayı denedim. Tam bu sırada arabaya üst üste füzeler atılmaya başlandı. Füzelerden arabaya isabet edenler oldu ve ben kendimi kaybettim. Beş gün komada kalmışım. İki ay boyunca da felçli bir şekilde yaşadım. Daha sonra yavaş yavaş iyileştim. Babamın korumalarından Mustafa Salih bu saldırıda şehit düştü. Babam ve diğer koruması ise kısa bir süre tedavi gördükten sonra hastaneden çıktılar. Babamın yarası da ağırdı. Fakat ikinci bir suikast ihtimaline karşı hastaneden çıkarılıp gizli bir yerde tedavi edildi.

 

"ŞEHİTLERİ ÖZLEDİM"

 

Babanız iyileştikten sonra ne yaptı?

 

Mücadelesini sürdürdü. Fakat artık eve gelmiyordu. Hamas, İsmail Ebu Şeneb'in şehadetinden sonra hareketin liderlerinin yeraltına inmeleri yönünde bir karar aldı. Babam basına demeç verip ortadan kayboluyordu. Bütün faaliyetlerini yeraltından sürdürüyordu. Babamın nerede saklandığını biz bile bilmiyorduk. 2004 yılında Şeyh Ahmet Yasin şehit olunca Hamas'ın liderliğine babam getirildi. Biz yine onu fazla göremiyorduk. Arkadaşlarından biri babam gizlendiği sıralarda onu ziyaret etme imkânı bulmuş. Babam kaldığı odada elinde Kuran ağlıyormuş. Arkadaşı babama, "Niçin ağlıyorsun?" diye sorunca babam, "Salah Şehade'yi, Şeyh Ahmet Yasin'i ve şehit olan diğer arkadaşlarımı çok özledim. Şehadete ve şehitlere olan özlemimden dolayı ağlıyorum." demiş. Şeyh Ahmet Yasin şehit olduktan yirmi bir gün sonra bize gece babamın eve geleceğine dair bir haber aldık. Hepimiz çok sevindik. Sabah namazından iki saat önce babam gizlice eve geldi. Bir saat bizimle konuştu. Benden evlenmemi istedi ve evlenmem için bana para verdi. Daha sonra banyosunu yaptı ve en güzel elbiselerini giydi. Hatta kız kardeşim babama, "Baba tıpkı damatlar gibi süslenmişsin." deyince babam gülümsedi. Babamın o gülümsemesini hiç unutamıyorum. Daha sonra biz babamla birlikte evden çıktık. Ben belli bir yere kadar babamı arabayla götürüp onu başka bir arabaya teslim ettim. Emniyeti için böyle yapıyor, bir yerden başka bir yere gideceği zaman devamlı olarak araba değiştiriyorduk. Babamı başka bir arabaya teslim edip eve döndükten kısa bir süre sonra onun bulunduğu arabaya saldırı olduğu yönünde bir haber aldık. Önce yaralı olduğunu söylediler daha sonra da babamın şehit olduğunu öğrendik. Babamın şehadetini öğrenince ailecek secdeye kapanıp şükür secdesi yaptık.

 

Babası İsrail tarafından şehit edilen önemli bir liderin oğlusun. İçinden neler geçiyor? Duygularını öğrenebilir miyim?

 

Babam şehit olarak çok istediği şehadet makamına ve şehit arkadaşlarına ulaştı. İnşallah biz de babalarımızın, yolunu sürdürüp dinimiz ve özgürlüğümüz için canlarımızı Allah'a adayacağız. Kudüs'e tekrar dönene kadar Filistinli gençlerin kanları Allah yolunda akmaya devam edecek. Bu yolda şehit oldukça daha da çoğalıyoruz ve çoğalmaya da devam edeceğiz.

 

(Röportaj: Adem Özköse / Gerçek Hayat)

--------------------------------------------------------------

Şehit Abdulaziz Rantisi

Şeyh Ahmed Yasin'in şehit edilmesinden sonra Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)'nin Gazze bölgesi genel sorumlusu olarak seçilen ve son dönemde ismi bayağı öne çıkan Prof. Abdülaziz Rantisi de direnişin, mücadelenin içinde yoğrulmuş biridir. Hicretten sürgüne, zindandan füze saldırısına kadar, Siyonist vahşetin yansıması olan bütün zulümlere muhatap olmasına rağmen verdiği mücadeleden bir adım geri adım atmamıştır.

Abdülaziz Ali er-Rantisi 23 Ekim 1947'de bugün İsrail olarak gösterilen, ama gerçekte bütün halindeki Filistin'in gasp edilmiş bir parçası olan bölgedeki Yafa ile Uşdud arasında kalan Yebna Köyü'nde dünyaya geldi. Ailesi köyün en zenginlerindendi ve geniş araziye sahipti. Ama o daha altı aylıkken ailesi işgalci Siyonistlerin köylerini gasp etmeleri sebebiyle hicrete zorlandı ve böylece daha bebeklik çağında hicreti yaşadı. Ailesi hicretten sonra Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kasabasına kurulan bir mülteci kampına yerleşti. Artık BM Mültecilere Yardım Yüksek Komiserliği (UNRWA)'nin yardımlarına el uzatan oldukça yoksul bir aile haline gelmişti.

Siyonist saldırganların köylerini işgal etmeleri sebebiyle ailesinin bütün mal varlığını kaybederek UNRWA'nın yardımlarına el uzatan son derece yoksul aile haline gelmesi Rantisi'yi de küçük yaştan itibaren çalışmaya zorladı. Çünkü 11 fertten oluşan ailesinin geçimine bir katkıda bulunması gerekiyordu. Bu yüzden yaşıtlarıyla oynamaya fırsat bulamadan altı yaşından itibaren okulundan artan zamanlarda iş bulup çalışmaya başladı.

Bütün zorluklara ve ailesinin yoksulluğuna rağmen öğrenimini sürdüren ve üstün zekâsıyla öne çıkan Abdülaziz Rantisi 1965'te liseyi bitirerek üniversite tahsili için Mısır'ın İskenderiye şehrine gitti. 1970'te Kahire Tıp Fakültesi'nden üstün başarıyla mezun oldu. Daha sonra Gazze'ye döndü ve hem doktor olarak çalışmaya başladı hem de üniversitede yüksek lisans ve doktora tahsili yaptı. Yine Mısır'da çocuk sağlığı alanında yüksek lisans ve doktora yaptı. İhtisaslarını tamamladıktan sonra da 1976'dan itibaren Gazze'deki Han Yunus Nasır Hastanesi'nde çalışmaya başladı.

Sağlık alanında muhtelif sosyal kuruluşlarda çalışmalar yaptı. Bunlardan bazıları: İslâmi Külliye Yönetim Kurulu üyeliği, Gazze Arap Tıp Cemiyeti üyeliği, Filistin Kızılayı üyeliği.

1978'de Gazze İslâm Üniversitesi'nin açılmasından sonra bu üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Bu üniversitede ırsi yollardan geçen hastalıklar ve çocuk sağlığı üzerine önce doçent sonra da profesör olarak dersler verdi.

Rantisi, 1987'de HAMAS'ı kuran yedi kişiden biridir. Ancak HAMAS'ın birden ortaya çıkmış bir örgüt olmadığını, daha önce zaten var olan Filistin Müslüman Kardeşler cemaatinin işgale karşı fiili direniş amacıyla kurulan bir örgütlenmesi olduğunu hatırlatalım. Rantisi de HAMAS'ın şekillenmesinden önce Gazze'de Müslüman Kardeşler cemaatinin lider kadrosu içinde yer alıyordu.

Gazze'de Müslüman Kardeşler Cemaati'nin HAMAS adıyla bir örgütlenmeye gitmesinin amacı işgal devletine karşı fiili bir mücadele ve halk ayaklanması başlatmaktı. Bunda da 7 Aralık 1987'de bir Siyonistin kamyonetiyle Filistinli işçileri taşıyan araca arkadan kasıtlı olarak çarpması ve dört işçinin ölümüne, dokuz işçinin de yaralanmasına sebep olması alevi çakan gelişme oldu. İşte bu olaydan sonra bir araya gelen yedi önder, işgal güçlerine karşı kitlesel hareket başlatma kararı aldı. Bu yedi önderden biri de Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi'ydi. Aynı zamanda 1987 intifadasının başlangıcını teşkil eden bu gelişmede halkı örgütleme faaliyetleri de Rantisi'nin öğretim görevlisi olarak çalıştığı Gazze İslâm Üniversitesi'nden başlatıldı.

HAMAS'ın kuruluşu resmi olarak 9 Aralık 1987 tarihinde ilan edildi. Ondan bir gün önce de Gazze İslâm Üniversitesi Öğrenci Meclisi halkla irtibatı sağlamak amacıyla bir toplantı düzenlemişti. Bu mecliste bulunan öğrencilerin tümü de HAMAS'ın birer fertleriydiler. 10 Aralık 1987 tarihi ise HAMAS'ın ilk bildirisinin yayınlandığı tarihtir. Bu bildiriyle aynı zamanda işgale karşı Filistin halkının en kapsamlı cihadını başlattığı ilan ediliyordu.

1987 intifadasının başlamasından 37 gün sonra yani 15 Ocak 1988 tarihinde gece yarısından sonra kalabalık bir işgalci asker birliği Prof. Rantisi'nin evini kuşatmaya aldı. Evin kapısını büyük gürültülerle kırarak içeri giren askerler Rantisi'yi tutukladılar. Böylece onun için zindanlar dönemi başlamış oldu. Aynı zamanda o HAMAS'ın resmen kuruluşunun ilan edilmesinden sonra lider kadrosundan tutuklanan ilk kişi oluyordu. Bir ay zindanda tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Ama çok geçmeden 4 Mart 1988 tarihinde tekrar tutuklandı. Bu ikinci tutuklanışından sonra 2.5 yıl zindanda tutuldu. Bu ikinci tutuklamayla birlikte aynı zamanda onun için yargı işkencesi başlamış oluyordu. Çünkü işgal devleti onu mahkeme önüne çıkarıp hakkında herhangi bir hüküm vermeden davasını erteliyordu. 4 Eylül 1990 tarihinde serbest bırakıldı. Ama aradan sadece 100 gün geçtikten sonra tekrar tutuklandı ve bir yıl idari davadan zindanda tutuldu. (İdari dava olağanüstü hal uygulaması gibi bir yargılama sistemidir.) Rantisi bütün bu ve benzeri tutuklamalarla, toplam yedi yıl süreyle işgal devleti zindanlarında kaldı.

Onun mücadele hayatının en önemli merhalelerinden birini de Güney Lübnan'ın Mercu'z-Zuhr bölgesine 415 arkadaşıyla birlikte sürgün edilmesi olayı oluşturmaktadır. Bir yıla yakın devam eden bu sürgünde sürgün edilenlerin sözcülüklerini yaptı.

İntifadanın ilk yıllarında sürgünler genellikle tek tek veya birkaç kişilik gruplar halinde yapılıyordu. Fakat 1992'nin sonunda, daha sonra sözde "barış kahramanı" ilan edilen İzak Rabin'in başbakanlığı döneminde 415 Filistinli, gecenin geç saatlerinde evlerinden alınarak toplu bir şekilde ve gözleri ve elleri bağlı halde Güney Lübnan'ın Mercu'z-Zuhr bölgesine bırakıldılar. İsrail hükümetinin, çoğunlukla tahsilli kesimden ve birçoğu üniversite hocası olan bu 415 kişiyi sürgün etmekteki amacı onların dünyanın değişik ülkelerine dağılmalarını sağlamaktı. Böylece tamamı İslâmi anlayış sahibi olan bu insanların tasfiye edilmeleriyle intifada önemli bir manevi gücünü kaybetmiş olacaktı. İsrail'in zor durumda kalmamasını isteyen bazı ülkeler de sözde iyilik yapıyormuş gibi görünerek Güney Lübnan sürgünlerini kabul edebilecekleri yolunda açıklamalarda bulundular. Ancak o insanlar kendi vatanlarına dönmekten başka hiçbir öneriyi kabul etmeyeceklerini bildirdiler ve kışın soğuğuna yazın sıcağına dayanarak vatanlarına dönebilmek için direndiler. Bir ara İsrail hükümeti sürgünlerden bazılarını kabul edebileceğini söyledi. Ancak geri dönmelerine izin verilen kişiler diğer sürgünlere de kapılar açılmadıkça böyle bir teklifi kabul etmeyeceklerini açıklayarak büyük bir fedakârlık ve dayanışma örneği sergilediler.

Bu arada BM olayın dışında kalmadığını göstermek amacıyla Güney Lübnan sürgünlerinin vatanlarına dönmelerine imkân sağlanmasını isteyen 799 sayılı bir karar çıkardı. Ancak bu kararın peşine düşmediği gibi İsrail hükümetine de bu kararı uygulaması için hiçbir baskı yapmadı. Fakat BM'in bu ilgisizliğine rağmen Mercu'z-Zuhr sürgünleri direnmeye devam ettiler. Bu direniş bir yıla yakın bir süre yani 17 Aralık 1993 tarihine kadar devam etti. Bu süre içinde sürgündeki o 415 kişinin sözcülüğünü Prof. Abdülaziz Rantisi yaptı.

17 Aralık 1993 tarihinde İsrail hükümeti, o insanların yeniden yurtlarına dönmelerine izin vermek zorunda kaldı. Ancak dönüş gerçekleşir gerçekleşmez Prof. Abdulaziz Rantisi'yi tutukladı. Siyonist rejimin, haksız yere yurtlarından çıkarılan insanların sözcülüğünü yapmak dışında Rantisi'ye nispet edebileceği hiçbir suç yoktu. Bu yüzden onu tutukladıktan sonra uzun süre mahkeme önüne çıkarmadı ve duruşmasını oldukça basit gerekçeler ileri sürerek sürekli erteledi. Kendisini de Bi'ru's-Sebu Hapishanesi'nde tek kişilik bir hücrede elleri ve ayakları bağlı bir şekilde tuttu. Ellerinin ve ayaklarının bağlı tutulmasına cezaevi yönetimi karar vermişti. Günde sadece bir saat, o da zincirlere bağlanmış bir şekilde hücre dışına çıkmasına fırsat veriliyordu. İşgal yönetimi bununla da yetinmeyerek ailesinin kendisiyle görüşmesine engel oldu ve ailesine sürekli baskı yaptı.

Prof. Rantisi, Eylül 1994'te şeker hastası olduğu için tedavi edilmek üzere hastaneye yatırılmasını istemiş ancak bu isteği dikkate alınmamıştı. Avukatı da müvekkilinin sağlık durumunun gittikçe kötüleştiğini açıklamıştı.

Rantisi aradan uzun bir süre geçtikten sonra mahkeme önüne çıkarıldı. Bu kez karar işkencesi başladı. Siyonist mahkeme onu tekrar tekrar mahkeme önüne çıkararak hakkında herhangi bir karar vermedi.

Haksız yere mağdur edilen insanların sözcülüğünü yaptığından dolayı zindana atılan Prof. Rantisi, 1997 ortalarına kadar yani dört yıla yakın bir süre zindanda tutuldu. Şeker hastası olduğu ve sık sık tıbbi kontrolden geçirilmesi gerektiği halde işgal yönetimi onu bu kadar süre zindanda işkenceye tabi tuttu. Siyonist rejimin onu zindanda tutmasını haklı gösterecek hiçbir gerekçesi olmadığı halde uluslararası hukuk kuruluşları Prof. Rantisi'nin serbest bırakılması için ciddi bir girişimde bulunmadılar.

Rantisi, dışarıda bir yılını doldurmadan, 9 Nisan 1998 tarihinde, HAMAS'ın askeri kanadının liderlerinden Muhyiddin eş-Şerif'in şehit edilmesi olayında özerk yönetimin İsrail'le işbirliği yaptığını söylemesi sebebiyle özerk yönetimin zindanına atıldı. Burada da hücre işkencesine maruz kaldı. İki yıla yakın bir süre de özerk yönetim zindanında kaldıktan sonra 14 Şubat 2000 tarihinde serbest bırakıldı. Ancak ilginçtir ki o daha ailesiyle görüşemeden Siyonist işgal güçleri oğlu Muhammed'i tutukladılar.

Rantisi daha sonra da özerk yönetim tarafından tutuklanıp zindana atıldı. En son 2002'de Filistin halkını harekete geçirecek bir açıklama yapmaması şartıyla serbest bırakıldı. Ancak o özellikle Yol Haritası planının gündeme gelmesi üzerine bu plana karşı olduğunu ve işgal devletiyle masa üstünde bir anlaşmayı kabul etmediğini açıklama ihtiyacı duydu.

Rantisi, 10 Haziran 2003 sabahı işgal devleti uçaklarının füze saldırılarına maruz kaldı, ama yaralı olarak kurtuldu.

Bazıları bu suikast girişiminin başarılı olamaması üzerine hemen kendilerine göre komplo teorileri üretmeye başladılar. Güya Rantisi, uzlaşmacıymış da, İsrail onun öne çıkmasını istemiş de böyle bir oyun çevirmişmiş!!! Oysa Rantisi zaten önde olan, HAMAS'ın Gazze'de resmi sözcülüğünü yapan, hareketin en önde gelen elemanlarından biriydi ve öne çıkarılmaya da ihtiyacı yoktu. İkinci olarak Prof. Rantisi, birçok baskıya, sürgüne maruz kalmasına, birçok kez zindana atılmasına rağmen işgalci siyonistler karşısında bir adım bile geri atmış değildi. Üçüncü olarak söz konusu girişim, İsrail işgal devletinin başarısız kalan ilk suikast girişimi değildi. Ondan önce de yine aynı yolla, havadan nokta atışı yapmak suretiyle gerçekleştirdiği birçok suikast girişimi başarısız oldu. 10 Haziran 2003 tarihli girişiminde de Rantisi'nin aracına doğru ABD'nin verdiği helikopteri kullanarak ABD'nin ikram ettiği füzelerden yedi adet fırlattı. Ancak Allah'ın izniyle Rantisi yaralı olarak kurtuldu. Ama iki Filistinli olay yerinde, Rantisi'nin bir koruma görevlisi de hastanede hayatını kaybetti. Rantisi ve oğlu dahil 25 kişi de yaralandı. Olayın komplo teorileriyle izah edilir bir yanı yoktu, yapılan saldırının tamamen cinayet amacı taşıdığı apaçık ortadaydı.

Prof. Rantisi, Şeyh Ahmed Yasin'in şehit edilmesinden sonra HAMAS'ın Gazze'deki genel sorumluluğuna seçildi. İşgalci siyonistlerin sözcülüğünü yapar gibi konuşan ve onun temennilerini dile getiren birtakım uzaktan kumandalı yorumcular bu olay üzerine de hemen komplo teorileri geliştirmeye başladılar. HAMAS'ta liderlik kavgasının ve bölünmenin ortaya çıkacağını iddia ettiler. Oysa HAMAS'ta lider konumunu kabullenmek bir nimete konmak değil büyük bir fedakârlığı göze almaktır. Dolayısıyla böyle bir fedakârlığı göze alarak kelle koltukta yaşamaya razı olanların dünyevi çıkarlar, koltuk hesapları için birbirlerine düşecekleri yorumunu yapanlar sadece ve sadece kendilerine yön veren Siyonistlerin ve "büyük baba"ları emperyalist ABD'nin temennilerini yorum diye piyasaya sürmektedirler.

HAKSÖZ-HABER Ahmet Varol

Dr. Rantisi, Şeyh Ahmed Yasin'in şehadetinin hemen sonrasında yapılan anma töreninde konuşuyor... Birkaç gün sonra kendisi de şehit düşüyor.

http://www.darultevhid.com/

YORUMLAR

bahoz 18-04-2010, 15:05:02
rabbim onun ve şeyh ahmet yasin'in şahitliğini kabul etsin... Bize de onların sahip olduğu bilinç ve şuurla donatsın...

Kategorideki Diğerleri

Aliya'nın dublörü 15 sene sonra ortaya çıktı
Aliya İzzetbegoviç'e benzerliği dolayısıyla savaş yıllarında dublörlüğünü yapan Habib İdrizoviç "Onun yerine tehlikelere göğüs germekten asla korkmadı
Hasan El Benna ve İhvan Sempozyumu
5 ve 6 Mayıs'ta Ankara'da Uluslararası Hasan El Benna Sempozyumu düzenleniyor
28 Şubat mağduru bir adam: Mirzabeyoğlu [ VİDEO ]
28 Şubat sürecinde alınan yargı kararları yeniden tartışmaya açıldı. Mağdur olanlar, o dönemin mercek altına alınmasını ve sorumlularının yakalanmasın
Rachel Corrie'yi unutmamak
Daha 10 yaşında okulda yaptığı konuşmada şöyle anlatıyor kendini…Hani ‘insan yedisinde neyse yetmişinde de odur’der sözünü doğrular gibi
Vefatının 52. Yıldönümünde Bediüzzaman Said-î Kürdî
Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapish
Bir Başkaldırı Abidesi : Malcolm X
İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim, ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir kardeştik. Ben art
Şehadetinin Yıldönümünde Hasan el-Benna ve Düşünceleri
Bugün 12 Şubat… İhvan’ın kurucu lideri Hasan el-Benna’nın şehadetinin 63. yıldönümü...
Hemzeyê Miksî
Mükslü Hamza’nın ilk gençliğinde eğitim ve öğrenimine en fazla katkısı olan, kendisini yetiştiren yönlendiren kişi Said-i Nursi’dir. Van’da başlayan t
Şehid Yahya Ayyaş: Kahramanlık ve Şehadet Destanı
Burada okuyacağınız "kahramanlık ve Şehadet Destanı" İslami Direniş Hareketi Hamas’ın mühendis Yahya Ayyaş’ın 5 Ocak 1996’da şehadetininı yıldönümünde
‘Esed 20. yüzyıl Müslüman düşüncesinin farklı versiyonudur’
Asım Öz, 'Muhammed Esed ve Düşünce Dünyası' kitabının yazarı İsmail Çalışkan'la Esed'in düşünce sini ve İslam Düşüncesine katkılarını konuştu
Başeğmeyen Özgürlük Savaşçısı: "Seyid Rıza"
Öğretmen Dr. Fethi Şikaki'nin Şehadetinin 17.Yıldönümü
Ardından Güzel Bir Örneklik Bırakan "Güzel İnsan"
Bilge Kral anılıyor
Onu unuttunuz mu?
MALCOLM X
Portre: Bugün Ahmet Kaya'nın doğum günü
Yakup ASLAN Yazdı:İSLAMİ MÜCADELENİN YİĞİT EVLADI ABULHAMİT TURGUT’UN ARDINDAN…
SEYYİD KUTUP (1906-1967 m.)
Devrimci bir âlim, mücadeleci bir fakih:Muhammed Hüseyin Fadlullah 
Şehit Dr. Mustafa ÇAMRAN
ROGER GARAUDY
Şehit Orhan Korkmaz’ı Anlamak!
Kardeşinin ve Oğlunun Dilinden Şehid Prof.Dr.Abdulaziz RANTİSİ
Bediüzzaman Said-i Kurdî'nin Yaşamı Ve Mücadelesi
Özgürlük Kartalı: Aslan Mashadov
Malcolm X kimdir?
  ŞEHİD METİN YÜKSEL -Mücadeleyle dolu kısa bir ömür
Suikastle Şehid Edilen Kassam Komutanı Mabhoh Kimdir?
İZZETTİN YILDIRIM HAYATI VE KİŞİLİĞİ

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Sayın Savaş'ın önceki yazılarından ''mekkeden bakarak medineyi anlamak ne kadar mümkün'' paylaşımınd...
fatme
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
BEN BU KARDEŞİ SEVİYORUM GÜZEL ÇALIŞMALAR YAPIYOR....
MURAT
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>
tam cumhuriyete yakışan bir başlık ancak cumhuriyet gazetesi gibi zihniyetler böyle düşünüyorlar yaw...
peki naşat
Namaz kılan öğrenci hala haber olabiliyor!!! >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com