لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ
عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ
رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ {128} فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَـهَ
إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)(2)
Aziz Müslümanlar;
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) henüz dünyaya gelmeden önce, insanlar yollarını şaşırmışlardı . Küfür , şirk, haksızlık ve zülüm hayatın bütün alanlarını kuşatmıştı.insanlar putlara tapar, Sosyal hayat bozulmuş, ahlâkî değerler yok olmuştu ,kızları diri diri gömerlerdi.Kadınlara insanî muamele yapılmıyordu, zalimler mazlumları eziyor, emeğin hakkı verilmiyordu.. İnsanlık karanlık içerisinde yüzüyordu.Böyle bir dönemde Allah (c.c.)insanların kurtuluşu için içlerinden yetim ve ümmi olan bir peygamberi rahmet olarak gönderdi.
İşte Sevgili Peygamberimiz, insanlığı yalnızca, Allah'a kulluk etmeye çağırıyordu. Bu çağrıya kulak verenlere, doğru söylemeyi, emanete riâyet etmeyi, akrabalık bağlarını korumayı, komşularla iyi geçinmeyi ve kan dökmemeyi öğütlüyordu. Zina yapmaktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, haksız kazanç sağlamaktan, namuslu insanlara iftira etmekten uzak durmayı emrediyor; insanları namaz kılmaya, oruç tutmaya, zekât vermeye, iyilik yapmaya, bireysel ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyordu. Çünkü O, Kur’ân’ın ifadesiyle ‘ben insanlara rahmet olarak gönderdim’ buyurmaktadır.(1)
Aziz kardeşlerim!
İslam tarihinde rahmet oluşunu gösteren birkaç örnek verecegim:
Uhud muharebesinde bunun en çarpıcı misallerini bulmak mümkündür. Düşünün ki, orada Allah Rasûlü’nün canı kadar sevdiği amcası ve sütkardeşi Hz. Hamza şehid edilmiş.. Şehid edilmenin de ötesinde vücudu paramparça ve lime lime edilmiştir. Yine orada, halasının oğlu Abdullah b. Cahş kütükte doğranan et gibi doğranmıştır. Hatta bu arada kendi mübârek başı yarılmış, dişleri kırılmış, vücudu kan revan içinde kalmıştır. Düşmanlarının, öfkeyle üzerine çullandığı ve bütün gayretleriyle O’nu öldürmek istedikleri bu hengâmede, o Yüceler Yücesi insan kanı yere akarsa Allah onları mahveder endişesiyle tir tir titremekte ve: “Allahım kavmimi bağışla; çünkü onlar (beni) bilmiyorlar!” demektedir Bu ne müthiş bir şefkat anlayışıdır ki, O’nu öldürmek isteyenlere O, dua dua yalvarmakta, tel’in ve bedduaya kapalı kalmaktadır.
Mekke’nin fethine kadar, düşmanlarının O’na yapmadığı tek kötülük kalmamış gibidir. Düşünün bir kere; size karşı boykot yapacak, sizi evinizden, yuvanızdan edecek, bir çöl ortasına bırakacak, sonra da zehir zemberek bir ahidnâmeyi Kâbe’nin duvarına asacak ve diyecekler ki: “Kovduğumuz bu insanlarla çarşı-pazarda alış veriş etmek, onlardan kız alıp vermek yasaktır...” Ve sizi bu ağır şartlar altında üç sene o çölde tutacaklar.. Yakınlarınız bile yardım edemeyecek ve siz orada ağaç-ot yiyerek hayatınızı sürdürmeye çalışacaksınız.. Çocuklar, yaşlılar açlıktan ölecekler.. Hqiç mi hiç insanlık ve merhamet görmeyeceksiniz.. Bunlar yetmiyormuş gibi, sonra öz vatanınızdan çıkarılacak ve başka yerlere sürüleceksiniz.. Hatta orada da rahat bırakılmayıp çeşitli hile ve desiselerle her gün ayrı bir tehdît altında bulundurulacaksınız.. Sonra Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te defaatla onlarla yaka-paça olacak ve hep işkence göreceksiniz.. Hatta, Kâbe’yi ziyaret gibi en tabiî haklarınızdan mahrum bırakılacaksınız.. Bundan da öte, aleyhinizde zahiren en ağır şartları kabul ederek geriye döneceksiniz ve ardından Cenab-ı Hakk, lütufta bulunacak, büyük bir ordunun başında Mekke’yi fethedip; oraya hâkim olacaksınız, acaba onlara karşı muâmeleniz nasıl olurdu? “Gidin, hepiniz hürsünüz, bugün size kınama yoktur” , diyebilir miydiniz? Kendi hesabıma, eğer O’ndan bu dersi almış olmasaydım, kat’iyen onlara bu şekilde davranamazdım. Tahmin ediyorum ki, hemen hepiniz benimle bu düşünceyi paylaşıyorsunuzdur. Ama, O, sırtında zırhı, başında miğferi, elinde kılıcı, terkisinde okları atını mahmuzlamış Kâbe’ye girerken aynı zamanda bir şefkat kahramanıydı. Mekkelilere sordu: “Benden nasıl bir muamele bekliyorsunuz?” Hepsi birden cevap verdi: “Sen kerimoğlu kerimsin? Senden ancak kerem beklenir!”
O da, Hz. Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi dedi: “Bugün size kınama yoktur. Allah sizi bağışlasın, O Erhamürrâhimin’dir.” (1)
Değerli kardeşlerim
Hz. Peygamberimiz bütün insanlara özellikle ümmetine karşı çok düşkündür. Onlara bır sıkıntı, eza ve felaket gelmesi O’nu çok üzer. Müminlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir. Bu husus tevbe Süresi 128. ayette şöyle ifade edilmektedir. “ Andolsun size, kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.(2)
Sevgi, şefkat ve rahmet peygamberi olan Sevgili Peygamberimiz, yaratılan her bir kulun dünyada ve ahrette mutlu olmasını ister, sıkıntıya maruz kalmalarını istemezdi. Nitekim “Ey Allah’ın elçesi müşriklere beddua etsen” diye kendisine gelindiğinde, “Ben lanetçi olarak gönderilmedim, ben rahmet peygamberi olarak gönderildim.(3)buyurmuştur.
Ey Allahın resulünü seven müminler!
Biliniz ki asırlar geçse bile yine insanlık bundan sonra bu rahmet peygamberine muhtaçtır.Çünkü onun getirdiği İslam nizamı yine tazeliğini korumaktadır.Bu gün mevcut dünyada intiharların savaşların ,kan dökmenin .kardeş kavgalarının temelinde bu rahmet peygamberinin getirdiği mesajının yeteri kadar okuyup yaşamadığındandır.Bunun içindir bu gün bütün dünyada onun düşüncelerine doğru bir koşuş vardır.Bütün güzelliğiyle ona ve düşüncelerine sahip çıkmaya çalışmaktadır.
Yüce Rabbimize inanan her mümin O’nun yüce peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize inanmak, sevmek ve O’nun hayatını kendi hayatına aktarmakla mükelleftir. Ümmet olarak bizlere düşen görev ise; Resulullah’ın sünnetine sımsıkı bağlanmak olmalıdır. Nitekim Veda Hutbesinde şöyle buyurmaktadır. “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe yolunuzu şaşırmazsınız, biri Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim diğeri ise benim Sünnetimdir(4)
Selam resulullaha ve onun sünnetine ciddiyetle sarılanlara selat o nebiler nebisi(s.a.v.)
1-Enbiya 7
2-Tevbe 128
3-Müslim, Birr, 87
4-buhari tecrit 1654
Hazırlayan: Molla M.Fatih ÇİFTÇİ