Değerli Mü’min kardeşlerim!
İslâm dinî,insana büyük değer vermiş, hayatını kendine yaraşır bir şekilde sürdürebilmesi için ona vazgeçilmez haklar tanımış ve bu hakları dokunulmaz kabul etmiştir. Günümüzde temel insan hakları olarak nitelendirilen bu haklar, insanın emniyetini, huzur ve mutluluğunu hedeflemektedir. Şüphesiz insanlık aradığı bu huzur ve mutluluğu ancak İslam’ın evrensel mesajlarında bulabilecektir. Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Allah ve Resûlü, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, o çağrıya uyun…”[1] buyurumaktadır Kuşkusuz Peygamber onları ancak hayat bahşedecek şeye çağırmaktadır. Her şekliyle ve tüm anlamlarıyla bir hayat çağrısıdır bu.
Peygamber (A.S) onları kalplere ve akıllara can veren, onları cehalet ve hurafenin , asılsız kuruntu ve efsanelerin baskısından, görünen sebeplere ve karşı konulmaz dogmalara boyun eğmenin aşağılayıcılığından, Allah'tan başkasına kul olmaktan, kulların ya da ihtirasların esiri olmaktan kurtaran bir inanç sistemine çağırmaktadır.
Onları Allah tarafından gönderilmiş şeriata çağırmaktadır. Bu şeriat sadece Allah tarafından konulmuş olmasından ötürü "insanın" özgürlüğünü ve saygınlığını ilan etmektedir Şeriat karşısında tüm insanlık eşit bir şekilde tek bir saf oluşturmaktadır. Bu şeriatın egemen olduğu yerde bir fert halka hükmedemez, ümmet içinde bir sınıfın egemenliği sözkonusu değildir. Bir ırkın başka bir ırka, bir ulusun başka bir ulusa hükmetmesi mümkün değildir. Bütün insanlar, kulların Rabbi olan yüce Allah tarafından belirlenmiş şeriatın gölgesinde özgür ve eşit bir şekilde hayatlarını sürdürürler.
Peygamber (A.S.) onları bir hayat sistemine, düşünce ve fikir metoduna çağırmaktadır. Bu sistem, insanların yaratıcısı, yarattıklarını en ince ayrıntısına kadar bilen yüce Allah'ın koyduğu bağlarda somutlaşan fıtri bağların dışında, her türlü kayıttan kurtarır insanları. Bu bağlar, bünyesel enerjiyi dağılıp gitmekten korur. Bu enerjiyi baskı altına almazlar, işlevsiz hale getirmezler,' yok etmezler, yapıcı ve aktif gelişmesine engel olmazlar.
Peygamber(A.S.) onları inançları ve hayat sistemleri sayesinde güç kazanmaya, onurlu ve üstün bir hayat sürdürmeye çağırmaktadır. Dinlerine ve Rabblerine güvenmeye, tüm `yeryüzünde' bütün `insanları' kurtarmaya, insanlığı kullara kul olmaktan kurtarıp, tek başına Allah'a kul ya pmaya ve Allah'ın bahşettiği ancak, tağutların ayaklar altına aldığı üstün insanlığı yaşatmaya çağırmaktadır.
Yeryüzüne ve insanlığın hayatına yüce Allah'ın ilahlığını egemen kılmak, kulların sahte ilahlığını yerle bir etmek, Allah'ın ilahlığını, hakimiyetini ve otoritesini gaspeden bu sahte tanrıları Allah'ın egemenliğini tanıyana kadar kovalamak için Allah yolunda cihad etmeye çağırmaktadır. Çünkü ancak bu durumda din bütünüyle Allah'a özgü kılınmış olur. Öyle ki, bu cihad esnasında ölecek olurlarsa, bu şehitlikte de onlar için hayat vardır.
İşte Peygamber'in (A.S.) - onları çağırdığı inanç sistemi ve hayat biçimi özet olarak bundan ibarettir Bu ise, heranlamda hayat çağrısıdır.
ilahi mesajların insanlar için “hayat” yüklü olduğu dile getirilmiştir. Gerçekten cehalet, zulüm, vahşet ve hayatı anlamsız kılan nice olumsuzluklar içerisinde yüzen insanlık, İslâm’ın gelişiyle adeta yeniden hayat bulmuştur. Zira bu ilahi mesajların merkezinde hep insana saygı ve insanın mutluluğu vardır. Şüphesiz huzur ve mutluluk filizleri, sadece hakların gözetildiği bir ortamda yeşerebilir. Hak ve hukuka riayet, karşılıklı sevgi ve saygı, kulluk bilinci, ahlaki erdemler bu filizlerin hayat bulmasında temel unsurlardır.
Aziz dostlar!
İnsanın hayatını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi öncelikle din, can, mal akıl ve namus güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür. Bunlar aynı zamanda insanın temel haklarıdır ve dokunulmazdır. Sevgili Peygamberimiz, veda hutbesinde;
“Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba üstünlüğü olmadığı gibi; beyazın siyaha, siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” sözleriyle insanların haklar konusunda eşitliğini ifade etmiştir.
Temel haklar, insanı insan yapan, hayatımıza ayrı bir anlam katan değerler bütünüdür. Bu yüzden insanlık âlemi, tarih boyunca bu değerleri muhafaza etmek için gözlerini kırpmadan canlarını dahi feda edebilmiş nice kahramanlarla doludur. Onurlu bir hayat için insanlık hakikaten ağır bedeller ödemiştir, ödemeye de devam etmektedir.
Muhterem Müslümanlar!
Kur’an’a ve Sevgili Peygamberimize (s.a.s.) gönül vermiş kimseler olarak hiçbir ayırım gözetmeksizin insan haklarına saygı gösterelim. Kime ait olursa olsun, ihlal ettiğimiz her haktan Allah katında mutlaka hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Allah’ın Peygamberi; “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir hak varsa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.”[2] buyurmaktadır. Hal ve hareketlerimizi bu doğrultuda yeniden gözden geçirelim. İnsan haklarına saygı göstermenin dini bir görev olduğunun bilincinde olalım.
Başka bir ayeti celilede “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[3]
Hutbeme Hz Ali (r.a)nin dualarından bir bölümle son veriyorum: Ey benim yaratıcım, ey o yaratıcı ki davranışlarımı elinde tutan ve zor, çaresiz durumlarımda Alim olan ALLAH'ım.
أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ
وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ
تُحْشَرُونَ
Ey ALLAH'ım sen benim fakirliğimden ve güçlüklerimden haberdarsın. Ya Rabbim, Ya Rabbim, Ya Rabbim hakkın ve kutsiyetin adına senden dilerim.
Sıfatını ve isminin, temizliğinin büyüklüğü adına, gece ve gündüz seni anmama yardım et.
Senin hizmetinde olayım ki bütün amellerim huzurunda kabul olunsun.
Dua ve amellerimin kabul olması senin için. Ve kulluğum kapında süreklidir.
Ey seyyidim, güvendiğim O ALLAH'tır, şikayetimde ve her halimde O'na koşarım.
Ya Rabbim, ya Rabbim, ya Rabbim organlarımın sana hizmeti için kuvvet ver, el ve ayaklarımla kapına gel-diğimde kuvvet ver.
Yüce makamından korkarken uğrunda sürekli çalışmama yardım et. Huzurunda değişmez olayım.
Ve senin efendiliğinin huzurunda önde saf bağlayanlardan.
Dileyenlerle birlikte hızla geleyim senin yanına ve kapında isteyenlerle beraber olayım.
İhlaslı insanların etrafında sana yakın olayım inanların korktuğu gibi korkayım senden…..
Mü'minlerle toplanayım etrafına. ALLAHım bana kötülük edene kötülük tuzak hazırlayana tuzak ver.
Kısacası günahlarımı affet, Değil mi ki kullarına bu hükmü verdin.
Seni çağırmalarını buyurdun, duaları kabul edeceğine güvence verdin. Ey Rabbim senin yönüne yüzümü çevirdim.
Ve senin tarafına uzattım yardım için elimi. İzzetine yemin ederim duamı kabul etmen ve dileklerime ulaş-tırman için beni.
Ve fazlınla ümidimi kesme! Ve beni cinlerden, insanlardan düşmanlarımdan koru.
Ey çabuk razı olan ALLAH, duadan başka yardımcım yoktur affet. Sen her dilediğini yapabilirsin.
Ey ismi her derde derman olan, ey ismi hastaya şifa olan. Yalnız sana kul olmak yeterlidir. Silahı ağlamak ve sermayesi ümid olanlara rahmet et.
Ey nimetleri tamamlayan ey zahmetleri defeden, ey korkanların ışığı, ey öğretmensiz alim.
Muhammede ve onun pak evladına selam gönder ve sana yakışanı yap bana. ALLAH'ın rahmeti peygambere ve onun pak evladından olan İmamlara ve onlara selam olsun, çok selam olsun...
[1] Enfâl, 8/24
[2]Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48, Tirmizî, Kıyamet 2
[3] Maide, 5/8
M.MUHAMMED FATİH ÇİFTÇİ
E -POSTA:fatih-ciftci@hotmail.com