Kürt araştırmacı-yazar İhsan Colemêrgî, “Kürt siyasetçilerinin, Kürt aydın ve yazarlarına gereken önemi vermediklerini, bunun da cephenin dar tutulmasına neden olduğunu” söyledi.
05/03/2010 - 13:11 |
|
|
| |
Kürtçe yazdığı Cembeli - Kurê Mîrê Hekaryan (Cembeli – Hakkâri Miri'nin Oğlu) isimli romanı ve Kürt tarihine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Hakkâri doğumlu araştırmacı-yazar İhsan Colemêrgî, 12 Eylül başta olmak üzere, Türkiye’de yaşanan siyasi çalkantının mağdurlarından biri.
68 kuşağının devrimci sloganları ile büyüyen, bu nedenle de yaşamının büyük bir bölümünü sürgünde, gözaltında, cezaevinde ve kaçak olarak geçiren Colemêrgî, AKnews’in, yaşam öyküsüne ve Kürt sorununa ilişkin sorularını cevaplandırdı.
Hakkâri tarihi boyunca hep sıkıntılı bir yer oldu, siz de siyasal anlamda sıkıntılı günler yaşadınız, gençliğiniz ve ilk eğitiminiz nasıl bir ortamda geçti?
İlk ve ortaokulu Hakkâri’de okudum. Okul yıllarım çileli geçti. Hem de oldukça çileli. Evimiz okula 2.5 km uzaklıktaydı. Kışlar da çok karlı geçiyordu. Okula yürüyerek giderdik. Toplumsal sürece bağlı olarak hepimizde klan, kabile duyguları egemendi. Türkçe bilmeyen çevreden geldiğim için Türkçeye intibak etmekte çok güçlük çektim. O sıralarda asimilasyonu hedefleyen ve tamamen baskıya dayalı bir eğitim sistemi vardı. Çoğu kez öğretmenin söylediği sözcükleri tekrarlıyorduk. Öğretmen ‘tahtaya kalk’ derdi, biz de aynı şekilde ‘tahtaya kalk’ derdik. Bu da sınıfça sıra dayağından geçmemize neden oluyordu. Ben de en fazla iz bırakan anı, sınıfta yanımda oturan arkadaşla Kürtçe fısıldaşmamızın ardından yediğim dayaktı.
Zaten Türkçe bilmeniz de mümkün değildi, hem evde Türkçe bilen yok, hem de şimdiki gibi iletişim araçları yok..
Evet, 1960’lı yılların başında evimize radyo girdi. Türkçe bilmediğimiz için genelde Erivan, Bağdat ve Kasr-ı Şirin radyolarının Kürtçe yayın bölümlerinde klasik ve yöresel şarkıları dinliyorduk. Gazete ile 1962’de gittiğim Diyarbakır Erkek İlk Öğretmen Okulu’nda tanıştım. Diyarbakır’da gazete satan çocukların “Koçero’yu yazıyooor, Tilki Selim’i yazıyooor” biçimindeki bağırışları gazeteye olan ilgimi artırdı. Daha öğretmen okulundayken iyi bir gazete okuyucusu olmuştum. Tabi öğretmenliğe başladığımda, kendimi 68 kuşağının devrimci sloganlarıyla yankılanan mücadelesinin saflarında buldum. Aktif bir konumdaydım diyebilirim.
Bu aktiflik size pahalıya mal olmuştur herhalde...
1972 yılında Hakkâri Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevindeyken “bölücülük yaptığım” gerekçesiyle Uşak iline bağlı Eşme ilçesinin Gökler Köyü’ne sürgün edildim. Bu sürgün yazısı gelinceye kadar Yüksekova’da yeni açılan yatılı bölge okuluna, güvenlik güçlerinin nezaretinde geçici göreve gönderildim. Yani zorla Hakkâri merkezinin dışına çıkarıldım. Bu antidemokratik uygulama beni etkilemişti. 1970’li yıllarda bölgedeki dernekleşme hareketleri içinde yeniden aktif görev aldım. O süreçte tüm bölgede olduğu gibi Hakkâri’de de bir aydınlanma süreci yaşandı. Bu değişim beni sevindirmişti.
Deniz Gezmiş, Musa Anter gibi öne çıkan Kürt - Türk aydın ve devrimci kişiliklerle hiç karşılaştınız mı o dönem?
Deniz Gezmiş ile hiç karşılaşmadım. Musa Anter’i kitapları ve mahkemeleriyle biliyorduk. Ama 1993 yılının ilk aylarında İstanbul Beşiktaş’ta karşılaşma şansım oldu. Arkadaşlar beni tanıtınca, babacan bir tavırla, “İhsan, ben Hakkârililer'in damadıyım” dedi. Ben de İstanbul’a giderken Hakkâri’de kilim desenli birkaç sigaralık yaptırıp götürmüştüm. Onlardan birini kendisini uzatarak, “bu da 70 yaşını geçen Hakkârililer'in damadına hediyem olsun” demiştim.
68 kuşağının Zap suyu üzerine yaptığı "Gençlik Köprüsü"nde çalıştınız mı?
Zap suyu üzerine inşa edilen Gençlik Köprüsü’nün beton ayaklarının dökümünde iki öğün çalıştım. Bu köprü ve girişim, 68 kuşağının Kürt halkına bakışı, halkların kardeşliği temelindeydi. İnşaatta görev alan Kürt - Türk gençlerinde, farklı kültürleri tanıyan bir kardeşlik havası egemendi. Hayatımda hiç silinmeyen, derin ve etkileyici iz bırakan anılardan biridir. Bu köprülere her dönem ihtiyaç var.
O sıralarda gözaltı, asker-polisle kovalamaca, hapis gibi durumlar oldu mu?
Hayır, ama 12 Eylülden sonra 3 kez gözaltına alındım. 4 yıl da kaçak yaşadım. O zorlu, acılarla dolu, birçok Kürt gencinin yaşamını zehir eden ünlü Diyarbakır Cezaevi’nde 4 ay kaldım. Onunla ilgili anılarım çok kabarık ve acıklı. Onlara kitapların sayfaları dahi dar gelir.
Kürt kültür ve tarihine ilişkin araştırmalarınız nasıl başladı?
İlk olarak Kürt şiiri üzerinde çalıştım. “Xemrevîn” adı altında yazdığım 50 şiir ne yazık ki bugüne dek basılmadı. 1990’lı yılların başında Hakkâri Beyi’nin oğlu Cembeli’nin aşk serüvenini Kürtçe romanlaştırdım. 1’inci baskısı İsveç’te, 2’inci baskısı İstanbul’da Avesta yayınları tarafından yayımlandı. Onun dışında “Hakkâri Suretleri (Sümbül Dağı’nda Ayın Doğuşunu İzlerken)” adlı makalelerimi içeren bir kitabım var. En son 2006’da Lis Yayınları tarafından basılan “Mezopotamya Uygarlığında Hakkâri” isimli 506 sayfalık çalışmam var. Bu çalışmanın ilk 100 sayfası Hurri kökenli Zagros boylarının ilkçağ tarihidir. Şu anda da Kürt romanı üzerinde çalışmalarım var.
Hükümetin "açılım" diye adlandırılan çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben Kürtlere yönelik 87 yıldır sürdürülen inkâr politikasını değiştirecek bir açılımı önemsiyorum. Ancak AK Parti hükümeti bu konuda samimi değil bana göre. Açılımla asimilasyona daha ustaca bir kılıf biçmek istiyor gibime geliyor. Baskılar karşısında adını bile değiştirdiği açılımı Kürtler'in kabul etmesi düşünülemez. Hükümet Kürt sorununu çözmek istiyorsa, Kürtleri tatmin eden adımlar atmalı ve bunu ispatlamalıdır.
Türkiye’deki Kürtler'in, kendilerini doğru izah ettiğini düşünüyor musunuz?
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) geleneğinin direncini, yaklaşımlarını övgüye değer buluyorum. Ancak, daha geniş bir demokratik Kürt cephesinin oluşumu için uğraşıları olmalı. Ben bunu içtenlikli bulmuyorum ve söylemden öteye geçmiyor. Kürtler'in geniş cepheli bir ittifaka ihtiyaçları var. Egemenler, zayıf ve dağınık Kürt oluşumlarıyla pazarlığa oturmazlar. Kimse bunu beklememeli.
AK Parti, ya da devlet ne yapmaya çalışıyor, Kürtler bu olanları nasıl okumalı?
Cumhuriyeti kuranlarla AK Parti geleneği arasındaki iktidar kavgası, yüzeye vurmuş gibi görünüyor. Bu kavga Sümer’den bu yana Rahip geleneğinden gelenlerle; Lugal, yani savaşan şahinlerin Ortadoğu’da iktidar kavgasının değişmez yasasıdır. Mezopotamya'da bu iki elit grubun dışında, üçüncü bir toplumsal kesimin iktidar olduğunu tarih yazmamıştır. Kürtler bu iki gruptan birini tercihe yanaşmamalıdır. Kendi politikalarını, kendileri belirlemelidirler.
"Kürt devleti" denildiğinde insanlar neden ürküyor, bunun esas nedeni nedir?
Bölge devletleri batılı devletlerle anlaşarak, Kürtleri ve coğrafyalarını paylaştılar. Hatta paylaşım masasında taraf oldular. Kürtler'in tutsak kalmalarının en büyük nedenlerinden biri kapısız, penceresiz ve aynı zamanda yer altı ve yerüstü zenginlikleri bakımından verimli olan coğrafyalarıdır. Yoksa Kürtler İranlı bir Kürt şairinin ifadesi ile “namazı kaçırmışlar, fakat devrimi asla.”
2010 yılı Kürtler açısından nasıl geçecek sizce?
1806’da gerçekleşen milli karakterli "Baban İsyanı"ndan bu yana, 204 yıldır Kürtler özgürleşmek için savaşıyorlar. Dünya siyaset tarihinde özgürlüğü için Kürtler kadar ağır bedeller ödeyen başka bir halk yoktur.
2010 yılındaki gelişmeler biraz da iç ve dış konjöktüre bağlı. Bölgede büyük güçlerin çıkarları söz konusu. Hem bu güçlerin çıkar çatışmaları, hem de Kürtler arasındaki coğrafi, kültürel ve sosyal bölünmüşlük, birlik oluşturma konusunda bana çok da güven vermiyor. Kimi partilerin ailesel ve bölgesel hesaplarının öne çıkması beni endişelendiriyor.
Kürt aydın, yazar, kültür adamı ve siyasetçisine ne tür önerilerde bulunmak istersiniz?
Kürt siyasetçilerinin, Kürt aydın ve yazarlarına gereken önemi verdikleri söylenemez. Siyasi partiler genelde kendilerine çok yakın gördükleri Kürt, Türk yazar ve aydınlarıyla bir araya gelebiliyorlar. Siyasi koltuklarını koruma endişesi cephenin dar tutulmasına neden oluyor. Zaman zaman yanlarına aldıkları yazar ve aydınlarda da siyasi beklentiler ağır basıyor. Önerim, bu darlığı aşıp, demokrasi kültürünü egemen kılacak daha çoğulcu, daha katılımcı bir siyasetin önünü açmaktır.
PORTRE / İHSAN COLEMÊRGÎ
1944 yılında Hakkâri’de doğdu. İlk ve ortaokulu Hakkâri’de, Öğretmen Okulu’nu Diyarbakır’da bitirdi. Birkaç yıl öğretmenlik ve yöneticilik yaptıktan sonra memuriyetten ayrılarak serbest çalıştı. Evli ve 8 çocuk babası olan Colemêrgî, Van’da yaşıyor.
AKnews |
|
|
| http://www.darultevhid.com/ |
|
|
|
|
|
|
|
YORUMLAR |
|
ahmet |
05-03-2010, 13:34:33 |
#FFFFFF">
|
buda mı |
#FFFFFF">
|
Bu adamda kendini aydın sanıyor, her kafasına bir şapka takıp, gözlük takan aydın olsa ortalık fener alayı olurdu. |
 |
|
|
|
|
|