Selahaddin-i Kurdi babası Eyyub ibn Şazi ibn Mervan el Kürdi'nin Tikrit valiliği sırasında Miladi 1138 yılında dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Yusuf’tur, Selahaddin adını sonradan alır. Salah-ad-din "dinin onuru" anlamına gelir.
26/05/2009 - 11:51 |
|
|
| |
Selahaddin-i Eyubi, Azerbaycan'ın Duvin kasabasında yaşayan, Hezbani Kürtlerindendir. Sonradan Irak'a göç eden Ravâdiye Kürt aşireti, Irak'ın Tikrit kasabasına yerleşir. Miladi 12.yy’ın başlarında Selahaddin-i Kürdi’nin dedesi Şazi başkanlığında Irak’ta Selçuklu Emirlerinden Behruz'un hizmetine girerler. Eyyubi ailesi, Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar zamanında Irak'a göç etmişti. Selahaddin-i Kurdi'nin dedesi Şazi ibn Mervan Pers sarayında yüksek rütbeye, Selçuklu prenslerinin özel öğretmenliğine yükselir ve Bağdat şehrinin valiliğine getirilir. Şazi'nin oğlu Necmeddin Eyyub de Tikrit'e vali tayin edilir.
Selahaddin-i Kurdi babası Eyyub ibn Şazi ibn Mervan el Kürdi'nin Tikrit valiliği sırasında Miladi 1138 yılında dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Yusuf’tur, Selahaddin adını sonradan alır. Salah-ad-din "dinin onuru" anlamına gelir.
Bir müddet sonra Selçukluların Musul emiri İmadeddin Zengi, Tikrit'i muhasarası sırasında, Selahaddin'in babası Necmeddin Eyyub ile amcası Şirkuh , zor bir anında Selçuklu emiri İmadeddin Zengi'ye yardımları dokunur. Daha sonra kazaen Selahaddin'in amcası Şirkuh'un Selçuklu emiri Behruz'un bir adamını öldürmesi ve bazı tatsızlıkların çıkmasıyla araları açılır ve Tikrit'ten çıkarlar. Bunun üzerine Necmeddin Eyyub oğlu Selahaddin ve kardeşi Şirkuh ile beraber Musul'a İmadeddin Zengi’nin hizmetine girerler. İmadeddin Zengi de Necmeddin Eyyub'u Baalbek valiliğine atar. Kardeşi Şirkuh'u da onun hizmetine vermiştir.
Selahaddin'i Eyyubi El-Kurdi'nin çocukluğunun en güzel yılları burada geçer. O, bu yıllarını ilim tahsil etmek, ata binmek, silah kullanmak, kılıç sallamak, yönetim usullerini öğrenmekle geçirmiştir.
Eyyub ve Şirkuh, daha sonra Selçuklu emiri Nurettin Mahmut Zenginin hizmetine girip Dımaşk'a yerleşirler. Necmeddin Eyyub kısa zamanda Dımaşk'ın en ileri gelen emirleri arasında yer alır. Selahaddin-i Kurdi de cihad ruhunu ve sorumluluk duygusunu Dımaşk'ta kazanır. Nurettin Mahmut Zenginin giriştiği fetihlerde Eyyubi ailesinin büyük katkıları olmuştur.
Selahaddin-i Kurdi o yıllarda ilimle uğraşıp bundan büyük bir zevk alırdı. Onun için alimlerle bir arada olmak, kitap okumak, ilmi sohbetleri dinlemek kadar güzel bir şey yoktu. Selahaddin’in devlet kademelerindeki ilk hizmeti de Dımaşk Şurta emirliği görevi idi. Bu görevi sırasında şehirdeki her türlü kötülüğü azaltmış ve özellikle hırsızların kökünü kazımıştı. Selahaddin-i Kurdi hangi işe el atmışsa o işi en güzel şekilde hakkını vererek yapmıştır. Bu da onun ileriki yıllarda çok büyük başarılar elde etmesini sağlamıştır.
Mısır Fâtımî veziri Şaver ibn Mucîr es-Sa'di rakibi olan diğer vezir Dırgam ibn Âmir el-Lahmî ile aralarındaki anlaşmazlıktan ötürü Selçuklu emiri Nureddin Zengi'den yardım talebinde bulunurlar. Bunun üzerine Nurettin Zengi, Şirkuh'u komutan, Selahaddin'i de Şirkuh'a yardımcı olarak kendisini temsilen Mısır'a gönderir. Selahaddin bu seferde savaş sanatındaki dehasını ve büyük maharetlerini ortaya koymuştur. Şirkuh ve yeğeni Selahaddin Mısır’da çok büyük kahramanlıklar gösterirler. Mısır veziri Şaver'e destek olup rakibi Dırgam'ı mağlup etmesine yardımcı olurlar.
Bu olaydan sonra Mısır veziri Şaver, Şirkuh ve Selahaddin'in Mısır'a hakim olmasından endişelenerek Kudüs Kralı Amaury'dan yardım ister. Gerek Haçlılar, gerekse Nureddin Zengi için Mısır'ı ele geçirmek en büyük istekleriydi. Selahaddin, askerlerin düşmanın çokluğu karşısında çekindiklerini görünce, onlara cihadın ne demek olduğunu şu sözlerle anlattı: "Madem ki ölümden korkuyoruz, neden evlerimizde oturup da eş ve çocuklarımızla zevk ve eğlence içinde rahatça yaşamaya bakmıyoruz. Bizim görevimiz karşımızdaki düşmanın azlığı veya çokluğuna bakmak ve ona göre savaşıp savaşmamaya karar vermek değildir. Bizim görevimiz onlarla Allah'ın adı yüce olsun diye sonuna kadar savaşmaktır". Bu sözler askere büyük etki yaptı. Kahramanca savaştılar ve Haçlıları püskürtüp geri çekilmelerini sağladılar.
Haçlıların geri çekilmesi ile Selahaddin göstermiş olduğu büyük başarılarla halkın üzerinde büyük etki bırakmıştı. Bu durumu kendi aleyhine olarak düşünen Mısır Veziri Şaver, Selahaddin ve Şirkuh' a karşı suikast hazırlattı. Bu durumdan haberdar olan Selahaddin ve Şirkuh Fatımi Halifesini haberdar eder. Fatımi halifesi de vezir Şaver'in daha evvel de yapmış olduğu bir çok hatalardan dolayı onun ölüm emrini vererek Şirkuh'u onun yerine vali tayin eder. Valilik görevinde iki ay gibi kısa bir süre kalan Şirkuh vefat etmiştir. Fatımi hükümdarı el- Adıd kimi vezir edineceği konusunda düşünmeye başlar. Nureddin Mahmut Zengi'nin Mısır daki ileri gelen kumandanları ordunun başına kimi getireceklerini tartışırlar. Bir çok bilgin Fatımi hükümdarı el-Adıd'ı ikna ederek Selahaddin'i bu göreve tayin ettirip, arkasından vezirlik görevine gelmesini sağladılar. Selahaddin bu göreve atandığı vakit henüz 32 yaşındaydı.
Selahaddin-i Kurdi, çocuklarına ve kumandanlarına durmadan Allah korkusunu anlatır; O’nun emirlerine uymalarını, yasaklarından kaçınmalarını, zulümden uzak durmalarını ve adaletle hükmetmelerini tavsiye eder dururdu. Selahaddin’in Allah'la olan bağları çok kuvvetliydi. Yaptığı her işi Allah'ın rızasını gözeterek yapar ve Allah'tan başka hiçbir güçten korkmadığı için savaştan savaşa gitmekten çekinmezdi.
Selahaddini-i Kurdi’nin ordudaki başarıları ve askerlerin ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmesi, hepsinin arasında adaletle hükmetmesi, hiçbir ayrım gözetmemesi, askerlerinin de ona karşı son derece bağlı kalmasını sağlıyordu. Selahaddin’in Mısır'ı büyük bir inançla savunması, Fatımilere bağlı ve Şia mezhebine mensup olan halkın Şii-Sünni ayırımını asgariye indirmiş ve iki Müslüman kitle arasında ki düşmanlığın ve dargınlığın yavaş yavaş silinmesine ön ayak olmuştur. Her iki tarafı aynı safta Dimyat ve Gazze savaşında Haçlı-Bizanslılara karşı beraberce omuz omuza savaştırmıştır.
Fatımi Halifesi el-Adıd 13 Eylül 1171 yılında vefat edince onun ölümüyle 272 yıl süren Fatımi Devleti tarihe karışmış oldu. Selahaddin Cuma günü Mısır da Abbasi Halifesi Mustazi 'bi Emrillah adına hutbe okutturdu. Fatımilerin son Halifesinin ölümüyle yıllardır birikmiş olan mal ve paralarla dolu hazineye el koyan Selahaddin, tek bir kuruşuna el sürmeden hepsini halka ve askerlere dağıttı.
Nureddin Zengi’nin de vefatıyla Selahaddin el- Kurdi, İslam Dünyasının önde gelen büyük devlet adamları arasına girer. O günkü İslam Dünyası param parça olmuştu ve Haçlılar bu fırsatı kaçırmak istemiyorlardı. Selahaddin-i Kürdi ise Müslümanları bir arada toplamak için elinden geleni yapıyordu. Mısır, Kuzey Afrika, Yemen, El-Cezire ve Kürt ülkesine sahip olunca onları tek bir sancak ve tek bir otorite altında topladığından dolayı Abbasi Halifesi Selahaddin-i Kürdiye şükranlarını ve memnuniyetlerini bildirmişti.
Selahaddin’i Eyyubi Kürt tarihinde önemli bir yere sahiptir. Üstün zekası, komuta yeteneği, taktik zenginliğiyle Eyyubi devletinin en yetenekli yöneticisidir. Ayrıca imanı ve onuru ile şanlı bir geçmişi bulunmaktadır. Bir Kürt evladı olarak ümmeti bir araya getirme, birlik beraberliği sağlamak için bir yaşam mücadelesi vermiştir. Kendilerine son derece güvenen Haçlılar Selahadin-i Kurdi’ye güç yetirememişlerdir. Selahaddin-i Kurdi, Kudüs Krallığı üzerine arka arkaya 3 saldırı düzenler. Haçlıların Kızıl Denize açılan tek limanı olan Eğle'yi hakimiyeti altına alır.
Selahaddin-i Kurdi, Mısır ve Suriye'nin tek bir yönetim altında toplanmasını sağlamak ve özellikle İslam Birliğini gerçekleştirmek için çalışır. Bu sırada Abbasi Halifesi kendisine Mısır ve Suriye Hükümdarı ünvanını verir. O günden sonra Mısır ve Suriye hükümdarı ile adına para bastırmış, hutbe okutmuş ve bağımsız bir hükümdar olarak bütün bu bölgede yeni bir devlet kurmuştur. Tarihte " Eyyubiler Devleti " olarak bilinen bu devletin en önemli özelliği; Haçlılara karşı giriştiği amansız mücadeleler ve Kudüs'ü Haçlıların işgalinden kurtarması olmuştur.
Selahaddin-i Kurdi Şam bölgesinde ki Dımaşk, Halep, Hama, Humus, Baalbek, Menbiç, Azzaz şehirlerini tamamen hakimiyetine aldığı gibi Mısır, Libya, Sudan'ın kuzeyi ve Yemen'i de devletinin sınırları içine almıştı. Selahaddin-i Kurdi her türlü engellemelere rağmen 1183'te kardeşi el-Adid'i görevlendirerek Dımaşk'ta oluşacak bir İslam birliği konferansına İslam Emirlerini davet eder.Çünkü Selahaddin-i Kurdi Haçlıların birleşerek İslam ülkelerine yapmış oldukları saldırılarda Kudüs'ü ele geçirmiş olduklarını görmüştü. Bu durumda İslam ülkelerini de ancak birleşip iman gücüyle hareket ederek başarılı olacaklarını biliyordu.
2 Ekim 1187 de Selahaddin-i Kurdi Kudüs'ü haçlıların elinden kurtarmak için İslam birliğinde yer alan ülkeleri de çağırarak büyük bir ordu ile Haçlılarla amansız bir mücadeleye girişir. Sonunda Kudüs özgürlüğüne kavuşur ve Selahaddin-i Kurdi Haçlıları mağlup eder. Bu yenilgiyi bir türlü kabul edemeyen Haçlılar bu defa ikinci kez Kudüs'e saldırı düzenlemişlerdir. Avrupa'nın en büyük devletleri olan İngiltere, Almanya ve Fransa kralı bu sefere katılmış ve büyük ordular hazırlayıp İslam Diyarını yeniden işgal etmek ve Kudüs'ü yeniden müslümanların elinden almak için adeta Avrupa'yı ayağa kaldırmışlardır. Diğer taraftan Müslümanlar da mübarek belde olan Kudüs'ü Haçlılara bırakmaya hiçte niyetli değillerdi. Bunda da Selahaddin-i Kurdi'nin büyük emeği olmuştur. Özellikle Cuma günlerinde hutbeler okuyarak halkın coşkusunu taze tutmuştur. Allah'a daha çok yakınlaşmak için bu savaşın yapılması gerektiğini söylemiştir. Müslümanların sert ve çetin direnişiyle karşılaşan haçlı orduları geri püskürtülmüştür. Bir türlü Selahaddin-i Kurdi'yle başa çıkamayan Avrupa ülkeleri, 2 Eylül 1192 günü İngiliz Kralıyla 5 yıllık Remle barış anlaşmasını imzalamışlardır.
Selahaddin-i Kurdi sonraki yıllarda Kudüs'ün imar işleriyle uğraşmıştır. Onun döneminde Şam ve Kâhire olmak üzere çeşitli kentlerde bir çok medrese, cami, vakıf ve diğer bayındırlık eserleri yapılmıştı. Ayrıca onun döneminde pek çok Kürt yazar, şair, bilim adamı ve aydın yetişmiştir. Sina yarım adasında bir kale inşa ettirmişti. Kaleye bitişik olarak iki mescit ve bir su sarnıçı yaptırıp, kapısına takvasını gösteren güzel bir hitabe yazdırmıştır. İskenderiye, Kahire Dımaşk Halep, Meyafarqin, Musul ve Elcezire de sayısız cami ve mescid imar ettirmiştir.
Remle barış anlaşmasından sonra 4 Kasım 1192 de Dımaşk'a gitmiş, bir yıl sonra malarya veya menenjit hastalığına yakalanıp 4 Mart 1193 yılında sabaha karşı Allah'ın rahmetine kavuşur. Öldüğünde 57 yaşında idi, 17 erkek ve bir kız çocuğu vardı. Selahaddin-i Kurdi ana dili Kürtçe'nin dışında Arapça, Farsça,ve Türkçe biliyordu.Savaştan savaşa koşmasına rağmen asla namazı geciktirmemiş, vakit girdiği anda at sırtında yolda gidiyorken bile hemen iner ve namazını kılardı. Sünnetleri bile asla ihmal etmezdi. Gece namazına kalkmazsa sabah namazından evvel nafile namaz kılardı. Kuran'ı hıfz etmiş bir hafızdı. Tarih bilgisinde de kendisini geliştirmeyi ihmal etmemiştir. Zamanının en güçlü alimlerinden İslam hukukunu okumuştu. Spor yapmayı ve çevgan oynamayı çok severdi.
Kaynakça:
Selahaddin-i Eyyubi ve Kudüs'ün Yeniden Fethi Prof. Dr. Ahmed Ağırakça
Kürt Sultanı Selahaddin ve Eyyubi Hanedanı Tori
sedder.com
kurdî
Selahadînê Eyûbî (Selahedîn, Selaheddî, Selahedîn Eyûbî, Simko) serleşkerê misilmanan bû dijî fileyan (mesîhiyan, xrîstiyanan) di bidestxistina bajarê Orşelînê (Qudsê) de û qewirandina ewropiyan ji Rojhilata Navîn.
Piştî ku Selahadînê Eyûbî di 4 adara sala 1193an de li Şamê wefat kir, Împaratoriya Eyûbî ya Kurd di heman salê de hilweşiya. Împaratoriya Eyûbî, ji aliyê Selehadînê Eyûbî ve di gulana sala 1175an de hate damezirandin.
-------------------------------------------------------------------------------- Sultan Selahaddîn, sala 1138 li bajarê Tikrît hatîye dinê. Navê bavê wî Necmeddin el-Eyyubî bîn Şadî bin Mervanî ye. Malbata wî ji eşîreta Revadî ye û Revadî jî digihîjin Hîzbanîya. Derheqê piçuktîya wî da zêde tişt nayê zanîn. Gorî lêkolîna Dr.Ahmet el-Bilî, bavê Selahaddin Necmeddîn Eyyubî û Esededdîn Şerko ji Tikrîtê diçin Musilê. Li wir tekilî ordîya Imadeddîn el-Zengî dibin û ji wî ra gelek xizmetê dikin. Sala 1140’î da wexta ku Imadeddin el-Zengi Baalbekê zeft dike, bavê Selahaddin dibe hukumdarê Baalbekê. Piştî mirina El-Zengî, dibe qumandarê ordîya Şamê. Wê demê birê wî, Şerko jî qumandarê ordîya Sultan Mahmut Nureddîn bin Imadeddin el-Zengî ye.
Zarokatîya Sultan Selahaddîn li Baalbekê derbas dibe. Xwendina xwe li wir diqedîne. Piştra bi bavê xwe ra diçe Şamê, li wir warê çekdarîyê da perwerde dibe. Piştî xwendina xwe gorî lîyaqata xwe dibe xwedî maqam û di demek kurt da jî dibe walîyê Şamê. Sala 1164’an da bi apê xwe Şerko ra diçe Misrê. Li wir têkilî şerê Bilbîsê dibe. Sala 1168’â da li dijî hukumdarê Filistîn Amorî ra şer dike û bajarê Iskenderîyê digre. Dijî êrişên ordîya Frenkan berxwe dide. Piştî lihevhatînê, bi apê xwe Şerko ra vedigere Şamê.
Piştî vegera wîya Şamê, ordîya Filistînê dikeve Misrê. Li ser ricaya Xelîfe El-Adid el-Fatimî û Wezîrê wî Savar Sultan Nureddin, carek din Serko û Sultan Selahaddîn berê xwe didin Filistînê. Serko ordîya Frenk teslim digre, Savar dikuje û dibe wezîrê Adidi el-Fatim. Duh meh şunda piştî mirina Serko, Sultan Selahaddin 22 salîya xwe da cîyê apê xwe digre û dibe wezîrê El Fatimî. 25’ê Adarê sala 1169’an da Xelîfe El-Fatimî navê El Melîk el-Nasir Ebu el-Muzaffer Selah el-Dunya û El-Dîn lê dike û ordîya Surîyê dikê bin qumqndarîya wî. Sultan Selahaddîn berê êrîşa Sudanî ya ku li ser welatê wi da hatibu, berteref dike. Bi alîkarîya birayê xwe Turanşah bajarê el-Nobe digre û berê xwe dide bajarê El-Quddus’l Şerîf û Filistînê.
Qumandar û Emirê Sultan Nureddîn gelek caran jê ra gilîyê Sultan Selahhadin dikin. Lê tucarî nikarin navbera wî û Sultan Nureddîn xirabikin. Sultan Selahaddîn bi zanayîya xwe û bi cesareta xwe tim li ba Sultan Nureddîn cîyekî girîng digre.
Sultan Selahaddîn, piştî mirina El Xelîfe el-Adid, sala 1172’an da dibe hukumdarê Misrê. Du sal şunda, sala 1174 da Sultan Nureddîn wefat dike. Rêya hukumdarîyê ji Sultan Selahaddîn re ve dibe, lê ew xwe grêdayî hukumdar El-Melik el-Salih Ismaîl bîn Nuerddîn dihesibîne.
Sultan Nureddin li ser erişên birê xwe yê bi navê El-Emîr Seyfeddîn el-Melik el-Salih alîkarî ji Sultan Selahaddin dixwaze. Sala 1175’an da Sultan Selahaddîn bi ordîya xwe êrişî Şamê dike, Şam, Humus û Hamayê digre û davê ser Halebê. Ser vê yekê El_Emîr Seyfeddîn bi Frenkîya ra itiifakê çêdike û Sultan Selahaddîn tehdît dike. Lê Sultan Selahaddîn li nêzikî Hamayê berî ordîya wan dide. Hemû bajarê ku di destê El Emîr Seyfeddîn da hene, digre û vedigere Şamê. El Xelîfe el-Bagdadî, sala 1175’an da liyaqata Sultanîye li Selahaddîn dike. Bi navê wî pere derdikeve û li ser navê wî wek El_Melîk el-Nasir Yusuf ibn Eyub, xutbe dide xwendin.
Bi alîkarîya birê wî Turanşah Yemen û Aden jî dikeve bin hukumdarîya Sultan Selahaddîn. Sala 1178’an da bi Frenkîyan ra dikeve şerekî giran û bi zaîyatek mezin şer winda dike. Lê di zemanekî kurt da ji bo heyfa xwe carek din berê xwe dide Filistînê. Li Mecr el-Uyunê berî Frenkîya dide û gelek prensê wan êsîr digre. Piştî wî şerî sunda berê xwe dide Ermenîstanê û wê derê jî li hukumdarîya xwe girêdide. Vedigere Misrê û ji bo îmara welatê xwe dixebite. Lê tu car Filistîn ji bîra wî dernakeve. Carek din dîsa berê xwe dide Filistînê û Berûdê digre. Cara yekemîn davê ser Musulê, Sîncar û Diyarbekrê bi welatê xwe va girêdide. Digihîje Enteb û Halebê. Sala 1185’an da cara duduya êrişî Musulê dike. Piranîya Mezopotamyayê û Kudistanê dike bin hukumdarîya xwe. Nav hukumdarê misilman da dibe xwedî cîyê herî bilind. Lê dilê wî da daxwazek wîyê girîng dimîne, ew jî girtina hemû axa Filistînê ye.
Sultan Selahaddin li Filistîn e
Hukumdarê El-Kerk, peymana ku navbera wî û Sultan ve çêbibu, dide alikî û sala 1186 da erişê hecîya dike. Ser vê yekê Sultan jî bi hazirîyek mezin, carek din berê xwe dide Filistînê. Salek şunda, sala 1187 da li Hutînê ordîya Frenk ji hev bela dike û Kralê Qudus û Prensê El-Kerk êsîr digre. Ala xwe xêncî Qudus û Surê li hemû Filistînê dardixe. Meha Recebê sala 1187 Qudusê jî bi hukumdarîya xwe girê dide û digihîjê miradê xwe.
Di bin hukumdariya wî da cihuyên ku di Filistînê da dijîyan, bê tade û bê ezîyet jîyana xwe didomînin. Ji bo wê yekê hemû dirokvanên Frenkan jî, derheqê Sultan Selahaddîn da gelek tiştên baş dinivîsînin.
Ser girtina Qudusê Imparatorê Alman, Kralê Ingilîz û yê Fransayê bi kîn û nefretek mezin ordîyek mezin amade dikin û berê wî didin Filistînê. Ordîya wan wexta ku êrişî Filistînê dike, ne Xelîfe ne jî sultanek misilman ji bo alîkarîya Sultan Selahaddîn tu tiştek nakin.
Ordîya Frenk, serîda tê Akkayê û wir işgal dike. Ordîya Sultan jî, alîkîda dijî wan berwe dide, aliyê din jî hêdî hêdî şunda dikişe. Dawîya şer da Akka dikeve destê Frenkan. Frenkan li wir bi tade û zilma xwe gelek mirovên sivîl qetildikin. Ser vê yekê hemu dinê da ferqa Sultan û ya Frenka jî eşkere tê xuyakirin.
Şerê nevbera Ordîya Sultan û Frenkan da derdikeve, pênc sal berdewamdike. Sultan, bi planek mezin wan ji Qudusê durdixe. 2 Ilonê sala 1192 an da navbera wan da peyman çêbdibe, gorî wê peymanê Sultan Selahaddîn ji şer muzzafer derdikeve û vedigere Şamê. Ser hatina Hacac ya Şamê, Sultan diçe pêşîya wî, lê di rê da nexweş dikeve. 4 Adarê sala 1195 an de, di 57 salîya xwe da wefat dike. Sultan Selahaddîn li Camîya Ummeyê de tê definkirin.
Sultan Selahaddîn, bavê 18 zarokan bu, ji van 17ê wan kur yek jî qîz bû.
Kirinên wî Şerê dijî ordîya Frenk qezenckir û yekitîya emirên misilmanan çêkir. Suriyê û Misirê kir bin hukumdarîya xwe. (Her du dewlet alî meshebê da bi hev ra dijminatî dikirin.) Sînorê hukumdarîya xwe ji Kudistanê heta Tunusê, ji Sudanê heya Yemen û Adenê freh kir. Hukumdarîya xwe bi rewşek baş domand. Ew, sultanek adîl bu, ji zulumkaran heznedikir. Qimetek mezin dida fikrê mirovên derdora xwe. Tu ferq nedikir navbera gelê xwe. Zengîn û feqîr, esnaf û arîstokrat wek mina hev didît. Derê wî ji hemû kesan ra vekirî bu. Di hemû jîyana xwe da tu qîmetek ne dida dewlemendîyê. Wexta ku walîyê Şamê jê ra qonaxek çêdike û Sultan qonaxê dibîne, weha dibêje; „Ez nikarim di vê qonaxê da bijîm. Ev qonax layiqî mirovê ku mirina wî nêzik buye, nine. Alîyê din gere armanca me ji bo xizmeta Xwedê be, ne ji bo jîyana koşk û sera be.“ Wî ji mal û milkê dinê heznedikir. Tim wiha digot; „mal, milk û xwelî wek mîna hev in.“ Prens Muhammed Ali dibêje; „Piştî mirina wî, di berîka wî da 47 Dirhemê wî tenê hebû. Ev ji, ji serweta ku mirovek feqîr dihêle, gelek kêmtir e.“
Mirovên di bin hukumdarîya wî da dijîyan, wî wek mirovek bi şewqet, kiralek bi merhamet û sultanek adîl dizanibun. Ew ji bo refah û emnîyeta gelê xwe xebitî. Pistî mirina wî hemû kesên di bin hukumdarîya wî da, şînek mezin kirin.
Jiyana wî di şer da derbas bu. Di saxî û nexweşîya xwe da tim li ser pişta hespê xwe bû. Wexta ku jê ra digotin hinek peya be û bîhna xwe bide, wî bersiva wan wuha dida; „Wexta ku pîyê min dighêjin erdê, ez xwe nexweş dihesibînim.“
Wesîyetê wî Sultan Selahaddîn ji kurê xwe Melik el-Zahir re wesîyetê xwe dike û jê ra weha dibêje: „Ji rêça Xwedê dernekeve. Ez serfîrazîya xwe deyndarê Xwedê me, ji bo vê yekê ez emrê Xwedayê alemîn ji te ra emir dikim. Xwînê nerijîne û xwin rijandinê ji xwe ra neke edet. Xwîn rijandin, xwîn rijandinê bi xwe re tîne. Zilma xelqê xwe neke, ji bo emnîyeta mal û milkê wan bixebite. Nebe kîndarê kesî. Dilê mezina neşkîne, dilê mirovên ku dibin destê te da ji bo îdarekirina dewletê dixebitin, qezençke. Em hemu mahkumê mirinê ne. Tu hata ku riza gel qezenç nekî, ya Xwedê nikarî qezenç bikî. Ser vê yekê têkilîya xwe bi gelê xwe re baş çêbike. Tobedarê Xwedê be, lewra Ew Kerim û Qadir e“
Berî cîhata xwe ji derdora xwe ra digot; „Min bi şûrê min ve defin bikin ku bila roja mahşerê tevî min rabe û li hizura Xwedê ji min re şahidîyê bike.“
Gotinên ji bo wî Imparatorê Alman, piştî hatina xwe ya Surîyê diçe qebra wî zîyaret dike û wuha dibê je; „Ez ji bo hatina xweya vir gelek kêfxweşim, ku Sultan Selahaddîn li vir jîyana xwe domandîye. Ew Sultanek bê hempa û kahramanek mezin bû.“
Berî şerê navbera wî û Xaçlîya, Qumandarê ordîya Xaç Perest Richard (Richardê dil Şêr), ji eskerê xwe ra dibêje; „Di cîyê xwe da bisekinin. Dilê vî şêrî ji dilê şêrê we mezintir e.“ Dîrokvan Dr. Stanley; „Hinek kes wesfê wî zatê mezin nizanin. Bê şuphe ew, mirovek xwedî şeref û bê tirs bu. Dilê wî tijî merhamet bû. Ew mirovek misilman û di bin emrê Xwedê da bû.“ Tarîh el Muherrîrîn de gelek wesfê wîyê baş tên rêzkirin.
Dîrokvan Stivatsîn derheqê Sultan de wuha dibêje; „Sultan Selahaddîn quweta dijminên xwe baş texmîn dikir û gorî wan planên şer çêdikir. Bi sebrek mezin hareket dikir û şixulê kû dest pê kiriba, heya dawîyê dikudand. Serfîrazîya wi girêdayîya sebr û temûla wî bû“.
Jiyana Selahaddîn Eyubî di şer da debas bu. Lê wî gelek eserên dîrokî jî dane avakirinê.
El Medrese el-Nasir: Li Kahîrê, li mihla El Firafe kêleka tirba Imam Şafii hatîye avakirin. El Medrese el-Kamhîye û El Medrese el-Hanefi Hanaka el-Salahîyye: Li Taxa Said el- Suade ji bo perwerdekirina dînî hatîye avakirin. Dîvan el-Istul: Temelê wî teref Sultan Selahaddîn hatîye avêtin. Sur a Iskenderîye: Ev Sur jî li Kahîrê bi emrê wî hatîye inşakirin. Kasr-i Yusuf: Ev Sur jî li başurê Kahirê li ser bilindayîyek mezin wî daye çêkirin.
|
|
|
| http://www.darultevhid.com/ |
|
|
|
|
|
|
|
YORUMLAR |
|
|