(21 Ocak 1994)
Şehid Gıyaseddin bir volkandı, ateş püsküren değil, iman püsküren bir volkandı, cesaret fışkıran. O’na öldürüleceği söylendiği zaman hep aynı cevabı verirdi … “Benim yolum bu…!”
Doruğa ulaşan cesaretiyle kafirlerin ve zalimlerin gözünde çok daha büyüktü. Davasını iyi bilen ve bildiğini anlatabilen yapısı ve bununda ötesinde davasının hakk ve doğru olduğuna sonuna kadar güvenen bir kişiliği vardı.
Kendisi için Hayatın hedefini şöyle dile getiriyordu:
"Allah’ın rızası arzumuz
Muhammed mürşidimiz
Kur’an’î hayat davamız
Şehidlerin kabristanı mekanımız..."
O kadar çok iftiraya ve manevi işkenceye uğratıldı ki o, tüm bunlara karşı cevap vermek yerine, kendinden eminliğiyle alnı açık bir şekilde yılmadan durdu ve bu yalnızlığı onu keskin bir kılıç gibi biledi…
Ve hayatı baştan başa direnişti…
Ve Garzan şimdi mahzun, tasa kederden sisler kaplamış Garzan’ı…
Garzan toprağı vefalıdır.
Bize geri verecek binlerce, hayat dolu binlerce lâleyle…
Şehid Gıyaseddin, Orhan hocanın (kulp) da, şehid edilmesinden sonra şunu diyordu, bize kalan yadigarda;
“Gözün arkada kalmasın
Biz arkandayız
Davanı sürdüreceğiz!
Senin yolundan ve izinden geliyoruz…”
Orhan hocaya verdiği sözü tuttu ve şimdi dostlarına kavuştu…
Ey şehid Gıyaseddin. Senin öpülesi alnın ve mübarek yüzün, zalimlerin hafızasına nakşoldu… Bir daha unutmayacaklar… Kime el kaldırdıklarını er- geç anlayacaklar…
Sen ki bir karıncayı dahi incitmedin.
Sen ki sana yıllar yılı zulmeden katillerin bir tevbesiyle onları bağrına basacak kadar merhametle doluydun…
Sen ki, yumuşaklığın cesaretin, izzettin, bilincin, merhametin, dostluğun zirvesinde taht kurmuştun.
Sana şahidiz.
Senin sıdkına şahidiz.
Senin şahidliğine şahidiz…
(Şehitler Albümü 2 / Bünyamin DOĞRUER)