Cami ile Gelen / MEHMET PALA
Cami cemaati dini duygularla bilgiyi içselleştirir ve kendini kurgular. Kutsal bir bağdır cami cemaati ile cami arasındaki bağ. Camide cemaat sınıfsızdır. Köylü, şehirli, amir, memur, zengin, fakir, alim, cahil, erkek, kadın, yaşlı, genç, çocuk gibi bir ayrım yapılmadan camide cemaat saf tutar. Omuzlarını yanaştırır. Aynı yöne/kıbleye yönelir. Cami, cemaatinin ve fertlerinin sosyal reflekslerini oluşturacak siyasal, kültürel, itikadi rezervler oluşturur. düşman, dost algısını inşaa eder.
Hz. Peygamberin camisinde bilginin kaynağı ilahi idi. Vahiy yoluyla gelen bilgiyle Peygamber cami cemaatini bilgilendirir, bilinçlendirirdi. Cami cemaati Allah'tan gelen bilgiyle şekillendiğinden Allah'ın boyasına boyanmış olurdu. Allah'ı razı edecek işlerde bulunurlardı. Düşünce ve inançta birlik(Tevhid), gayede ve gayeye ulaşmada toplumsal birlik(Vahdet), Peygamberin önderliğinde yeni bir dünya inşaa etmeyi hedeflemede birlik(Ümmet) olmayı gerçekleştiriyorlardı.
Hz. Peygamberin camisi topluma yön veren bir meclis, düşman saldırılarına karşı halkı ayaklandıran bir karargah, eğitim ve öğretim için bir okul, çocukların oyun oynayacağı emin bir alan, şehri etrafında toplayan bir merkez rolüne sahipti. Cami, insanlık için yeni bir dünyanın, yeni bir medeniyetin oluşum umudunun doğduğu mekandı.
İslam tarihi Peygamber camisini nasıl siyasal iktidarların, sultanların camisine dönüştürüldüğünün tarihidir. Allah'ın boyasına boyanan cami cemaatinden siyasal iktidarların, sultanların, şahların, padişahların renklerine boyanmış bir cemaate dönüştürülmüşlüğün tanığıdır İslam tarihi. Camilerinde ırkçılığın, mezhepçiliğin, nevi şahsına münhasır putçulukların bir elbise olarak giydirilmesine ve Allah'ın boyasının silinmesine tanıktır İslam Tarihi.
Siyasal iktidarların camilerde şekillendirdiği cemaatlerin refleksleri "Allah" kaygılı refleksler değil iktidar kaygılı refleksler olmuştur. Peygamber misyonunu taşımış olan Hz. Hüseyin'in ve arkadaşlarının Kerbela’da katledilmesi karşısında Ümeyye Oğulları'nın iktidarının yön verdiği
cami cemaatleri ne kadar itiraz edebilmişlerdir? Yıllarca cami minberinden Ehl-i Beyt’e yapılan hakarete cami cemaatinden nasıl bir refleks oluşmuştur? Ciddi okumalara ihtiyaç duyan bir alandır bu dönüşüm.
Müslümanlar sultanların, şahların, padişahların camilerinden rahatsızlık duyduklarından alternatif sivil cemaatler oluşturmuşlardır. Bu sivil cemaatler; tarikatlar, mezhepler ve ihya hareketleri olarak kendilerine ait izafi özgürlük alanları oluşturmaya çalışmışlardır. Siyasal iktidarlardan bağımsız cami inşaa edebilen bu sivil cemaatlere Şia Mezhebi, Senusi Tarikatı ve cumhuriyet dönemi öncesi Nakşibendi Tarikatı örnek olarak verilebilir. Sünni İslam geleneğinde mezhep imamlarının döneminde dinin özgürlüğünü sağlamak ve siyasal iktidarların din üzerinde yıkıcı etkisini engellemek kaygısıyla imamlar siyasal iktidarlarla aralarına mesafe koymuşlardır. İşkenceye maruz kalmalarına rağmen İmam Ebu Hanife, İmam Şafii ve diğer imamlar siyasal iktidarla arasına mesafe koymuşlar ve siyasal iktidarı meşrulaştırıcı görevleri kabullenmemişlerdir. Dinin sivil bir alanda özüne uygun kendini yaşatma imkanlarını sağlamanın mücadelesini vermişlerdir.
Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapatılması, medreselerin Tevhidi Tedrisat Kanunu ile faaliyet dışına bırakılması siyasal rejimin dini tekeline alıp "diyanet işleri" çatısı altında birleştirilmesi dini anlayışları modern ulusçu bir yönde şekillendirmiştir. Cumhuriyet tarihi camilerinin merkeze bağlı bir şekilde konumlandırılması cami cemaatinin siyasal, kültürel, itikadi reflekslerini de modern ulus devletinin icapları yönünde tekamül etmesini sağlamıştır.
Cumhuriyet dönemi camilerinin dini fonksiyonunu dinin özüne uygun icra edilmediğini düşünen Müslümanlar, cami dışında kurumlar oluşturmaya başladılar. Vakıf, dernek, medrese, dershane, tekke, dergah vs. kurumlarla dini aktivitelerini, sohbetlerini, eğitim ve öğretimlerini icra ettiler. Cumhuriyetin camilerini terk etmeden bu cami dışındaki kurumlara devam eden cemaatin rezervleri ve refleksleri de dönüşmeye başladı. Farklı dernek, medrese, vakıf, dershane, tekke ve dergah ve kurumlarda birbirinden farklı dini anlayışlar, yaşantılar, kültürler ve siyasal tavırlar oluşmaya başladı. dinin insan için öngördüğü hedefler ve bu hedeflere ulaşma yöntemleri, gayeler ve bu gayelere ulaşma metotları farklılaştı. Fakat cumhuriyet camilerine devam etme noktasında bütün Müslümanlar aynı tavrı göstererek camiye de müdavim oldular. Risale-i Nur şakirdi, Nakşibendi ve Kadiri sofuları, Selefi Müslümanlar vs. dindarlar camiyi terk etme gibi bir tutum içinde olmadılar.
Cami dışında dini kurumların tesisi edilmesi cemaatin ya da cemaatlerin ittifak ve itilaf ettiği alanların doğmasına neden oldu.
Dinin temel meselelerinde "Kur'an'a yaklaşım, Kur'an'ı anlama, sünnete yaklaşım, sünneti anlama, İslami gaye ve hedeflerde, gaye ve hedeflere ulaşma yöntemlerinde " ihtilaf etmekten çekinmedi müslümanlar. Peygamber camisindeki Tevhid, Vahdet ve Ümmet ihtilaflarla belirsizleşerek oluşma imkanını yitirdi. Her cemaat, tarikat, örgüt kendi din anlayışlarını, çıkarsamalarını mutlaklaştırıp diğerlerini ötekileştirdi. Yüreklerini, beyinlerini, kapılarını diğerlerine kapatarak "dini getto" haline geldiler.
Cumhuriyet camilerine devam eden Müslümanların ittifak ettikleri noktalar ise camide şekillenen dinin sağladığı ortaklıklardır. Bunlar aynı zamanda ulus devletinin kutsallarıdır. "Misak-ı Milli sınırlarının muhafazası, bayrağın kutsanması, askeri militarizmin meşrulaştırılması, devletin kutsanması" gibi ulus devletinin şiarları cami cemaatinin de mukaddes şiarları haline geldi. Siyasal rejimin maslahatları dolaylı olarak cami cemaatinin de maslahatları haline geldi. Siyasal iktidarın yerel, ulusal ve uluslar arası tavır ve tutumları dolaylı olarak cami cemaatinin de tavır ve tutumları haline geldi.
Cami ve cemaatinin yönünü tekrar Allah'a döndürmenin ve Allah'ın boyasıyla boyamanın yollarını aramak İslami bir vazifedir. Bu konu, üzerinde tefekkür edilmesi elzem olan bir konudur. Siyasal alandan azade bir sivil İslami alanın oluşumu Müslümanların üzerinde zorunlu olarak durması gereken bir mevzudur. Ehliyet ve liyakat sahibi insanlarımızın öz kaynaklarımızdan yola çıkarak Müslüman halkı harekete geçirmesi ve yönlendirmesi gerekmektedir.
İpekyolhaber.com