Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

22 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine
Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e 80 küsur yaşında olduğu halde, Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanarak en yetkili makamlara sunarken, tekrar üniversite düşüncesini dile getiriyor. Eğitim-öğretimi bütün Kürt coğrafyasına yayma düşüncesi bu günkü soruna çözüm için bir referans olabilir.

05/02/2012 - 11:42
1:1 1:1,2 1:1,5
 

Sait Nursi ile ilgili sizinle yapacağımız röportajımıza başlamadan önce bizlere kendinizi kısaca tanıtır mısınız? 

01.01.1965 yılında Diyarbakır Lice’ye bağlı Yeşilburç köyünde doğdum. İlkokulu köyümde okudum. Ortaokul ve lise tahsilini parasız yatılı okul imtihanlarını kazanarak, Diyarbakır merkezdeki Ziya Gökalp Lisesi’nde okuyarak 1981 yılında mezun oldum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari bilimler akademisi iktisat bölümünü okuduğum ikinci yılda buradaki tahsilimi yarıda kestim. Tekrar Üniversite imtihanına girerek, 1984 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğini okumaya başladım.1988 yılında Mezun oldum. Elektrik Mühendisliğini okurken aldığım mecburi hizmet karşılığındaki burs ile PTT İşletmesi Diyarbakır Baş müdürlüğünde, telekomünikasyon mühendisi olarak işe başladım. 1995 yılında T.Telekom’un PTT den ayrılması ile T. Telekom şirketinde çalışma devam ettim. 2009 yılında özelleşme münasebetiyle ayrılmış oldum. Medya ile ilişkim 1994’te özel radyoların açılmasıyla birlikte, Diyarbakır Nur Radyoda Cumartesi ve pazar günleri bilim ve iman konularında sohbet programı yaparak, halkımızla okuduklarımızı paylaşma imkanım oldu. 2011 Haziran ayından itibaren, haberdiyarbakir.com, ufkumuz.com ve risaleakademi.com sitelerinde, kapasitem çapında sosyal yaralarımız ve bilim konuları üzerine imanı ve İslami yazılar yazmaya başladım. Medyada uzun süreden beri Kutbeddin Nurlubaş müstear ismini kullanmaktayım.

 Said Nursi’nin fikir ve mücadele hayatına geçmeden önce nüfusta kayıtlı olan Said Nursi kimdir?

Bitlis iline bağlı Hizan kazasının Nurs Köyünde doğmuştur. Memleketinde Molla Said veya Seyda olarak tanınan Üstad, 1907’den itibaren 1922 yılına kadar yazdıklarında ve kitaplarında Saidi Kürdi veya Bedüzzaman ismini kullanmış.  Daha sonra Bediüzzaman Said Nursi olarak kullanmaya devam etse de, resmi sistem, Nurs köyünün ismini de değiştirip, Kepirli yapmıştır. Kendisine resmi soyadı olarak da “Okur” ismi verilmiştir. Kendi ifadesiyle, Rumi 1293, Hicri 1295,  Miladi olarak da 1878 yılının ilk üç ayının bir gününde dünyaya gözlerini açmıştır. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 28.Lema s:172 ve 179)

 Babasının adı Mirza, annesi Nuriye’dir. Yedi kardeşin dördüncüsüdür. Kardeşlerinin büyükten küçüğe sırası şöyledir: 1-Dürriye Hanım, 1.Mektub’da şehitlerle ilgili konuda geçen üstadın talebesi olup 1. Dünya savaşında şehid olan Ubeyd’in annesi, 2-Alime Hanım, Meyve risalesi 11. Meselede, Kabe’de  tavaf  ederken vefatından bahsedilir. Alim ve bilgili olduğu için, Alime hanım denilmiştir. 3-Molla Abdullah, alim bir zat, Şeyh Ziyyaeddinin müridi idi. Oğlu Aburrahman’ın üstad ile hançerli bir fotoğrafı vardır. 4-Said Nursi, 5-Molla Mehmed, mahkemede cumhuriyet kavramını anlattığı Tillo’da  Kubbeyi Hasiyede iken ona çorba getiren kardeşi,  6-Abdülmecid Nursi (Ünlükul), Üstadın yazdığı Mesnevi-i Nuriye  ve İşaratül İcaz’ı Arapçadan Türkçeye çevirmiştir.  7-Mercan’dır.

Said Nursi dönemin eğitim imkânlarından nasıl faydalanmıştır?

9 yaşında Nursa yakın Tağ Medrese’sine gider. Daha sonra Ağabeyi ve bir âlim olan Molla Abdullah’tan ders alır. Pirmis karyesinin Hizan Şeyhi yaylasında, Nurşin, Şeyhan yaylası, Arvas nahiyesi, Vastan (Gevaş) kasabası, Bayezid (Doğubayazıt) kasabası gibi çeşitli yerleri kısa sürelerle dolaşarak medrese tahsili almaya çalışmıştır. Bitlis ve Siirt medreselerinde ders alır. Şeyh Mehmed Celali efendinin medresesinde kısa zamanda o zaman ki eğitim sistemindeki ilmi tahsil eder.

Yalnız öyle anlaşılıyor ki, Mevcut olan eğitim sistemine tabi olmamış, ayrıntı ve fazla gerekli bilgi yığınına kendini mahkûm etmemiş, her gittiği medrese, sanki zekâsına ve kabiliyetine dar geliyor gibi, yerleşik eğitim sistemine pek uymamıştır. Yani uzun süren tahsil dönemlerini, kısa sürede tamamlamıştır. Bir de o zaman ki sistemde hoca talebe seçmiyor. Talebe medrese seçiyor. O da, bundan yararlanarak bayağı medrese değiştirmiştir. Temel eğitimi değişik medreselerden almış, fakat geliştirmesini ise özel mütalaalarıyla gerçekleştirmiştir. Bitlis ve Siirt gibi illerde, zekası, hafızası ve hareketliliği medrese hocaları dâhil bir takım anlaşmazlıklara ve rekabete de sebep olduğu için, fazla büyük âlimin olmadığı Van’a yerleşmeye başlar. Ve burada modern fenleri de özel gayretleri ile okuyup, toplumda ilmi sorunlara çözüm kaynağı olarak belirince halk, Bediüzzaman unvanını vermeye başlar. Ve bu durum zaman zaman Kürdistan’da dolaşmakla beraber 1907’de İstanbul’a gidene kadar devam eder.

Gençlik yıllarını kapsayan ve “Eski Said” olarak nitelenen, Said Nursi’nin fikri esasları nelerdi?

Kürt aşiretleri arasında 1910 yazında dolaşarak yazdığı Münazarat kitabında, hürriyetten yani Temmuz 1908’deki II. Meşrutiyetten  16 sene evvel bu da 1893 tarihine tekabül eder ki  16 yaşlarında, bir zattan Müktesid (dengeli) siyaset dersini aldığını anlatır. Bu zatın ya Cemaleddini Efgani veya onun fikirlerini anlatan talebesi olduğu söyleniyor.  (Köprü dergisi Güz 2000) 

İttihadı İslam fikrinde seleflerim yani öncülerim dediklerinin arasında Cemâleddîn-i Efganî’nin de ismini sayar.

“Bu meselede seleflerim, Şeyh Cemâleddîn-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suâvi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâmı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir.”3 (Asar-I Bediiyye İki mektebi Musibetin Şehadetnemesi  s:411,  erisale.com Diavanım Harbi Örfi s:13)

Ve Kemal’in rüyasıyla uyandığını anlatır. Bu da Namık Kemal’in,  Hürriyeti, Özgürlüğü anlatan Rüya adlı kitabıdır. Öyle anlaşılıyor ki, bu muktesit yanı iktisatlı, dengeli siyaset anlayışını hep sürdürmüştür.

İnkılâptan on altı sene evvel, Mardin cihetlerinde, beni hakka irşad eden bir zâta rast geldim. Siyasetteki muktesit mesleği bana gösterdi. Hem, ta o vakitte, meşhur Kemâl’in “Rüyâ”sıyla uyandım.”    (Asar-I Bediiyye Münazar s:348, Münazarat s:73)

Bu cümlelerin devamında ben ne Haydar Ağa derim ne de Haydo. Önceden de sonradan da ben Haydar derim, demektedir. Yani ne aşırı  överim ne de aşırı yererim orta yolu tutarım.

“… bazıları “Haydo, Haydo” derlerdi. Bazıları “Haydar Ağa, Haydar Ağa” derlerdi; ben “Haydar” derdim. Şimdi de “Haydar” diyorum, vesselâm…” 5       ( Asar-I Bediiyye Münazar s:348, Münazarat s:74)

Hayatında önemli dönüm noktası, 1907 sonlarında, Kürtlerin, diğer milletlere göre geri kalışını görerek, çare olarak, din ilimleri ile fen ilimlerinin beraber, iç içe okutulacağı ve Kürtçeyle eğitim yapmayı planladığı, darülfünun (Üniversite) açılması maksadıyla İstanbul’a gelişiyle başlar.

Sultan Abülhamid’e bu maksadını anlattığı dilekçe ile müracaat eder. Dilekçe alınır. Fakat yüz yüze görüşülmesine izin verilmez. Zaptiye nazırı (Emniyet Genel Müdürü) Şefik Paşa, meclisi vükalâda (bakanlar kurulunda) bu müracaatın görüşüldüğünü söyler, fakat netice itibariyle Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet olayları nedeniyle de netice çıkmamıştır. Diyalog şu şekildedir:

“Zaptiye Nazırı( Şefik Paşa, Güvenlik Bakanı): Padişah( Sultan Abülhamid) sana selam etmiş. Bin kuruş da maaş bağlamış. Sonra da yirmi otuz lira yapacak, dedi.

Cevaben: Ben maaş dilencisi değilim. Bin lira olsa da kabul etmem. Kendim için gelmedim. Milletim için geldim. Hem de bana vermek istediğiniz rüşvet ve hakk-ı sükûttur.

Nazır: Senin Kürdistan’da neşr-i maarif(eğitimi yayma) olan maksadın, meclis-i vükalada (bakanlar kurulunda)derdest-i tezekkürdür(görüşülmektedir).

Cevaben: Acaba maarif, te’hir(geciktirme), maaşı ta’cil(öne alma) edersiniz, ne kaide ildir? Menfaatı şehsiyemi(şahsi menfaatimi), menfaati umumiyeyi millete(milletin genel menfaatine) tercih ediyorsunuz. Nazır hiddet etti…

Ben dedim: Ben hür yaşamışım. Hürriyeti mutlakanın meydanı olan Kürdistandağlarında büyümüşüm. Bana hiddet fayda vermez, nafile yorulmayınız.”6.(Asar-ı Bediiyye İki mektebi Musibetin şehadetnemesi  s.431, İçtimaî Dersler s.186)

O zaman ki, devletin hükümet merkezindeki diyaloga bakın. Fıtri, doğal konuşmaya bakın. Güvenlik bakanının, 1908 başlarındaki sıradan Kürdistan söyleşine bakın. Ve şimdiki bu doğallığa düşmanca ve inkârcı bir şekilde ki tavra bakın? Allahım senin yerine ne insan ilahlığa, tanrılığa soyunmuştur. Ama sen, “Limenil mülkül yevm”. Yani, bu gün hükümranlık kimin?  Diyeceksin. Bu batıl mabutlardan hiç kimse cevap veremeyecek. Ve cevabı yine sen kendin vereceksin: “Lillahil Vahidil Kahhar”. Yani kahredici bir tek Allah’tır. (Mü’min,16)

İstanbul’da, hemen kendisini sosyal ve siyasal olayların içinde bulur. Dikkat çekince, İstanbul halkı ve bürokrasisi nereden gelmiş, kimdir vs. meraklarına karşılık, Kürdistan’dan gelmiş, Kürt’tür diye öğrenilince, Said-i Kürdi diye anılmaya başlar, kendisi de bu adı uzun süre kullanır.

24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilir. Meşrutiyet’in nasıl olması gerektiği ile ilgili nutuklar verir. Selanik Hürriyet Meydanı’nda ve gazetelerde, Kürtleri de ilgilendiren yayınladığı makaleler, daha sonra “Nutuk” adıyla kitap olarak basılır. 13 Nisan 1909’da patlak veren ve Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilişiyle sonlanan 31 Mart Hadisesi’nden dolayı, Divanı Harb-i Örfi’ye (Sıkı Yönetim Mahkemesi’ne) verilir. Buradaki müdafaasını da kitaplaştırır.

Şeriat dairesinde kabul ettiği meşrutiyeti, Kürtler’e anlatmak üzere 1910 yılında, kendi ifadesiyle, yaz yolculuğunda, Kürt coğrafyasını dolaşır. Sorulu-cevaplı, Ekrad Reçetesi (Kürtlerin Reçetesi) dediği “Münazarat” kitabını yazar. Yine kendi ifadesiyle, kış yolculuğunda da, Reçetetül Havas (Âlimlerin Reçetesi) dediği ve Kuran’ın nasıl anlaşılmasıyla ilgili çok önemli bir usul kitabı olan “Muhekemat”ı kaleme alır. Bu kitaplarını hem Türkçe, hem de Arapça olarak yazar. Bu dört eseri hakkında Münazarat kitabının başında şöyle der:

“İşte, iki inkılâp (II. Meşrutiyet ve 31 Mart olayı) beni iki telif-i müşevveşe (anlaşılması zor esere, Nutuk ve Divanı harbi Örfi) mecbur etti;  iki rıhlet (yolculuk) dahi, iki kitabı(Münazarat ve Muhakemat) ilhâm ettirdi. Şu eserlerden her birisi Kürt olduğu gibi, aynı halde Türk, aynı vakitte Araptır. Güya her bir eser Arap abasını(cubbesini) iktisâ(giymiş) ve Türk pantolonu giymiş külahlı bir Kürttür.”

 …

“Sâbian: Şu “Saykâl-ı İslâmiyet (İslam cilası,Muhakemat” ve “Ekrad Reçetesi (Kürtlerin Reçetesi, Münazarat)” olan iki eser, o dehşetli dağ ve dere ve sahrâların kuvve-i münbitesi(verimli gücü) fevkalâde neşvünemâ(gelişmişlik) vererek, kırk elli gün zarfında hem yeşillendi, hem cesim bir şecere(ağaç) oldu, hem meyve verdi.” (Asar-ı Bediiye Münazarat s:289,290  erisale.com Münazarat  s:4,5)

II. Meşrutiyetin  onu etkildiğini ve Kitab yazmaya başlattığını, ve ona öğretmenlik yaptığını şu şekilde anlatır:

“Sâniyen(ikincisi): Meşrutiyetin fecr-i sâdıkına(sabah aydınlığına) kadar inşâ(yazma) ve kitâbette tamamen hem ümmî(bilgisiz) , hem acemi idim. Her ne ki inşâ ettimse, üstâdımız(öğretmenimiz) olan meşrutiyetten öğrendim.”

“Hâmisen(beşincisi): Ben, Kürtçe düşünürüm, Türkçe ve Arapça yazıyorum. Matbaa-i hayaldeki mütercim acemi; ya kalbin sözünü iyi anlamıyor veya lisânın diline âşinâ(alışık) değildir.” ( Asar-ı Bediiye Münazarat s:290 erisale.com Münazarat  s:7)

Nihayet seyahati Şam’da noktalanır. Burada da İslam Âlemi’nin sıkıntılarını ve çözüm yollarını anlattığı, Arapça “Hutbeyi Şamiye”yi verir.

Bundan sonra, deniz yoluyla tekrar İstanbul’a gider. Baştaki Sultan Reşat’tan, artık Münazarat adlı kitabında, Kürt dilinde eğitim dâhil, sistemleştirdiği Kürdistan’da üniversite müracaatını tekrarlar. Müracaatı kabul edilir. 19 bin altın tahsisatla, 1913’te geldiği Van’da, Edremit civarında, üniversitesinin temelini atar.

Eski Said olarak bahsettiğiniz yıllar bir imparatorluğun çöküş yılları ile yeni bir devletin kuruluş yıllarına denk gelmektedir. Said Nursi bu yıllarda neler yaptı?

Van’da iken, 1914’te çıkan I. Dünya Savaşı’nda, Kürt Gönüllü Alay Komutanı olarak, memleketini ve Alem-i İslami, Ruslara ve Ruslarla İttifak kuran Ermenilere karşı müdafaa eder. Bu arada “İşaratül İcaz Tefsiri”ni yazar. 1916’da yaralı olarak Bitlis Deresi’nde esir edilerek, diğer esir düşmüş Osmanlı subaylarıyla birlikte Rusya’nın kuzey bölgesindeki Sibirya’ya götürülür.

İşte, Üstad Said-i Nursi’de dönüşümün sinyalleri, 26. Lema 9. Rica’da, “Geri kalan ömrümü mağaralarda geçireceğim, artık insanların sosyal hayatına karışmak yeter” diye anlattığı gibi, bu esarette bulunduğu sırada görülür. 17 Haziran 1918’de, Bolşevik İhtilali karışıklıklarından yararlanarak, Almanya üzerinden tekrar İstanbul’a gelir. Devrin sultanından, âlimlerden, öğrencilerden, ordu komutanları dâhil, herkesten çok ilgi gördüğünü, 26. Lema 8. Rica’da söyler. Osmanlı’nın akademik kurumu olan Darül Hikmetül İsalamiye’ye  Ağustos 1918’de aza olur. Yorgunluk ve rahatsızlığından dolayı altı aydan fazla izne ayrılır. 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilir. 10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşması imzalanır. İngilizlerin hilelerini anlattığı, “Hutvatı Sitte; Altı hile” eserini matbaa, tarih ve ismini vermeden yayınlatır. Ankara’daki dostları olan milletvekilleri vasıtasıyla davet edildiği halde ben cephede çalışmak istiyorum diye İstanbul’da kalmaya devam eder. Helaket ve Felaket Asrı’nın mebusu olarak manevi âlemde sorguya tabi tutulur. (Bakınız, “Sunuhat” kitabına.)

Görüldüğü gibi büyük ümitlerle müdahil olduğu gelişmeler, karşı karşıya geldiği sosyal ve siyasal olaylar zinciri ve bunun yanında Marifetullah’ta (Allah’ı tanımada) geçireceği,  kalbi yolculuk, fikri seyahat ve ruhi inkişaf sebebiyle, Mayıs 1921’de, Ramazan ayında, Lemeat Kitabı’nı yazarken, önemli dönüşüm gerçekleşir. Eski Said, Yeni Said olur.  Mesnevi Nuriye’nin Arapça kitapçıklarını artık “Yeni Said” olarak yazar. Eski Said zannedilip, 1922 sonbaharında Ankara’ya davet edilir. 01 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmıştır. Kürdistan’da üniversite fikrini Ankara Hükümeti’ne de sunar. 150 bin banknot tahsisat için, 163 Mebus lehinde imza da verirler. Fakat medreseler kapanır onlarla uyuşmaz. (Kastamonu Lahikası 49.mektup, S: 101)  Ankara’daki havayı kendi hissiyatına uygun bulmaz. Ama bu büyük İnkılâbın temel taşları sağlam olsun diye de on maddelik hutbesiyle uyarılarını yapar. Buradan da ümidi kesilmiş olarak 17 Nisan 1923’te tren yoluyla Van’a gider. Erek Dağı’na mağaraya çekilir. 03 Mart 1924’te Hilafet kaldırılır. Tespihin ipi kopar ve Şubat 1925’te Şeyh Said Hadisesi patlak verir. 1926’da kış ayında, diğer Kürt nüfuzlu reis, alim ve şeyhlerin sürgün edildikleri gibi, o da Van’da bulunduğu Erek Dağı’nda iken askerler tarafından alınıp, Erzurum ve Trabzon üzerinden İstanbul’a götürülmüştür. Orada Şeyh Said Hadisesi ile ilgili soruşturmaya tabi tutulur. Daha sonra Antalya, Burdur ve Isparta üzerinden, Isparta’ya bağlı, ulaşımı Eğridir Gölü üzerinde kayıklarla yapılan Barla’ya ikamete mecbur edilir.

Eski Said siyaset yönünde İslam’a hizmet etmeyi düşünmüş, fakat daha sonra bunu bırakmış. Siyaset ile İslam’a hizmet etmeyi düşündüğü fikirleri nasıldı?

Bediüzzaman Kürdi’nin “Fihriste-i Makasıdı ve Efkarının Programıdır" adlı 24 Mart 1909 Tarihli Volkan Gazetesi’ndeki makalesinde, ifade ettiği maksadının özeti ve fikirlerinin programını;  İslamiyet, İslami Marifet, Ulema, Talebenin ve Medresenin Durumu, Hilafet, Osmanlılık, Vaizlik yazısının ayrıntısında (5. Madde) ve Kürtlük gibi iç içe ve kesişen dairelerde bağlarının olduğunu, her bir dairenin sorunları olduğunu ve her birine karşı fikrinin bulunduğunu anlatır:

“ Ben ki, İslamiyete, maarif-I İslamiyeye, Ülemaya, Talebeliğe ve Osmanlılığa ve Hilafete ve İttıhad- I Muammediyeye ve Kürtlüğe intisabım cihetiyle şu sıfatlardan neşet eden devair-I mütekatia(kesişen daireler) gibi cemiyetlerin mültekesı(birleşme yeri) olduğundan ve her bir hey’et-i içtimaiyenin(toplumsal grupların) cism-i nami(gelişen cisim) gibi, tenbihe(uyarıya) muhtaç olan ukdetül hayatiyesinde(hayat düğümünde)  mündemiç istidadatı(saklı olan kabiliyetleri) fiile(eyleme,fiziğe) çıkarmasının muharriki(hareket ettirici) ve mukızı(ikaz edici) meylütteraki (ilerleme meyli) olduğundan, o ukdeyi hayatı (hayat düğümünü) mütenebbih(uyanık) etmek ve meylüterekkiyi faaliyete sevk etmek için her bir heyete(gruba) mahsus birer fikrim vardır.”

(Âsâr-I Bediiyye,2004 s.483 Eski Said Dönemi Kitap ve makaleleri içerir, Abdülkadir Badıllı toplamıştır. Ayrıca, İçtimai Dersler s. 537

Said Nursi çok ilginç bir şahsiyettir, kendisinin yanlış anlaşılmasına meydan vermeyecek şekilde her konuda bütün düşüncelerini detaylarıyla anlatmıştır. Mesela düşünebiliyor musunuz, maksadının özeti ve Fikirlerinin programı diye gazete diliyle makale neşr ediyor. Sekiz dokuz hakikat sayar. İşte Said Nursi’nin fikir bütünlüğü buradadır. Onun bir yanını veya bir fikrini alıp diğerlerini göstermezseniz eksiklik ve yanlışlık çıkar. “Fihrist” ve “Program” ne demektir? Yani şu anda öz ve plan olarak ifade ediyorsam da bunlar üzerine fikirler açılacak, gelişecek ve inkişaf edecektir. Gerçekten ömrünün sonuna kadar, bu fihrist ve program olarak belirtiklerini önem sırasına göre gerçekleştirmeye çalışmıştır.

“Ey paşalar, zabitler! Bütün kuvvetimle derim ki:

Ceridelerde(gazetelerde) neşrettiğim(yayınladığım) umum makalâtımdaki (bütün makalelerimdeki) umum hakaikte nihayet derecede musırım(ısrarcıyım). Şayet zaman-ı mâzi cânibinden(geçmiş zaman yönünden), Asr-ı Saadet mahkemesinden adaletnâme-i şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim(sunacağım). Olsa olsa, o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim.

Şayet müstakbel(gelecek) tarafından üç yüz sene sonraki tenkidât-ı ukalâ(akıllılar eleştirisi) mahkemesinden tarih celp namesiyle celp olunsam, yine bu hakikatleri, tevessü ve inbisat(açıp yayarak) ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. Demek hakikat tahavvül etmez(değişmez): hakikat haktır. HAŞİYE-1: Şimdi Üstad Bediüzzaman bu kırk beş senedeki dehşetli mahkemelerinde, aynen bu on bir buçuk cinayetlerini ve on bir buçuk suallerini o divan-ı harb-i örfîdeki gibi tekrar etmiştir ve etmektedir. Nur talebeleri namına  Hüsrev” (Asar- Bediyye  İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi s:422, erisale.com  Divanı Harbi Örfi  s:26,27)

Üstad Said Nursi, Divanı Harbi Örfi mahkemesinde Askeri hâkim olan, paşa ve subaylara; Geçmişteki Asr-ı Saadet mahkemesi beni çağırsa, aynen fikirlerimi söyleyeceğim, sadece zamanın modasına göre bir elbise giydireceğini söylüyor. Gelecek zaman Akıllıların eleştiri mahkemesi beni celb etse, yine genişleme ve açılmayla, çatlayan bazı yerleri yamalamakla aynı gerçekleri söyleyeceğim diyor. Ve en önemli talebesi Hüsrev Abi de, bunu tasdik ediyor. Bize ne düşüyor peki. O halde bunları eskide söylenmiş demek abes olmuş oluyor.

Özellikle II. Meşrutiyetin ilanıyla şeriat dairesinde bir hürriyet ve özgürlük ortamının sağlanması, insanı insan yapan ve diğer varlıklardan ayıran özgür iradesini hem yönetime yansımasını hem de her meşru alanda kullanılmasını istemiştir. Özellikle ilmi platformlarda söyleneni olduğu gibi kabul etme ister baskı, ister farklı nedenlerle araştırma süzgecinden geçirilmesi gerektiğini, hatta İslam Tarihinde Cebriye, Mutezile ve Murcie gibi mezheplerin  yayılıp gelişmesinde ilmi istibdadının olduğunu söyler. Kürtlerin de milliyet düşüncesine sahip olarak aralarındaki ihtilafı kaldırmalarını, Ermenilerin az olmasına rağmen, himmetlerinin milletleri olmasından her bir fertlerinin bir millet gibi yüksek ideal sahip olduğunu kıyasını yapar. Ortaya çıkan kuvvetin bir İslam Milletleri Federasyonu olarak düşündüğü Osmanlı içinde bu kuvvetin dışarıya karşı kullanılması lazım geldiğini hatırlatır. Asıl çarpıcı olan, hiç soru sormayı başkasına sormayı düşünmeyen Said Nursi, Münazarat’ta Kürtlere, hayal aleminde, kendilerini yüksek gördükleri alanlardan ayaklarını yere indirecek iki soru sorar. Ve bu soru ve cevap bu günde geçerliliğini korumaktadır.

S- Ermeni milleti sizden cesur olabilir mi?

C- Hayır. Asla! Âlem şahittir; olmamış ve olamaz.

S- Neden onların bir fedaisini yandırıp parça parça ederlerdi, esrarını(sırlarını) ve arkadaşını izhar etmezdi (açıklamazdı). Hâlbuki sizin bir yiğidinize bir bıçak vurulsa, bütün esrarını (sırlarını) kanıyla beraber fışkırtarak döker. Şecaatçe (kahramanlıkta) bu büyük bir tefavüttür (çelişkidir). Sebebi nedir?

C- Biz asıl sebebini teşhis edemiyoruz. Fakat biliriz ki; zerreyi dağ gibi ve aslanı tilkiye bende (esir, bağlı) ettirir bir nokta vardır. Senin vazifeni kaldıramıyoruz. Vücudunu bildik, mahiyetini (içeriğini) sen şerhet (izahet)…

Cevap: Öyleyse dinleyiniz ve kulaklarınızı beş açınız. İşte fikr-i milliyetle uyanmış bir Ermeni’nin himmeti (gayreti hedefi), mecmu-u milletidir (bütün milletidir). Güya onun milleti küçülmüş, o olmuş. Veya onun kalbinde yerleşmiş. Onun ruhu ne kadar tatlı ve kıymettar olsa da, milletini daha ziyade tatlı ve büyük bilir. Bin ruhu da olsa feda etmeye iftihar eder. Çünkü kendince yüksek düşünür. Hâlbuki şimdikilere demiyorum, lâkin sizin eskiden bir yiğidiniz uyanmamış, nura girmemiş, İslâmiyet milletinin namusunu bilmemiş, yalnız bir menfaat veya bir garaz veya bir adamın veya bir aşiretin namusunu mülâhaza eder, kısa düşünürdü. Elbette tatlı hayatını öyle küçük şeylere herkes feda etmez. Faraza,  fikr-i milliyetle (HAŞİYE-1: Milliyet bir vücuttur. Ruhu İslamiyet, aklı Osmaniyet, cismi sizde Türklük ve Kürtlüktür) onlar gibi temâşâ etseydiniz, kahramanlığınızı âleme tasdik ettirip yüksek tabakalara çıkacaktınız. Eğer Ermeniler sizin gibi sathî ve kısa düşünseydiler nihayette korkak ve sefil olacaklardı. Hakikaten sizde harikulade şecaate istidadınız vardır…

İşte, en iyi haslet ki, dinimizin muktezasıdır (gereğidir): Biz ruhumuzla, canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: “Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebet bâkîdir. Milletim sağ olsun. Sevâb-ı uhrevî bana kâfidir. Milletin hayatındaki hayat-ı mâneviyem beni yaşattırır; âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder.(Asar-I Bediyye Münazarat s,335,336)

Eski Said’in yaşadığı dönemde değişik siyasi hareketler vardı. Bunlardan hangisiyle daha çok hareket ediyordu?

Yukarıda arz ettiğimiz gibi bir fikir bütünlüğüne sahiptir. Kürtlük meselesinden tutun, vaizlik kurumu yani İslamiyet’i anlatma usul ve disiplini, medrese mektep, ittihadı İslam ve dünya barışı dahil olmak üzere iç içe ve kesişen daireler halinde birini terk edip diğerine yönelme yerine hepsini bütünün parçası olarak görür. Mesela, 1910 yazında Münazarat’ı, aynı yılın sonunda bir tefsir başlangıcı olan Muhekemat’ı yazar. 1911 de Şam’da bütün İslam dünyasının geri kalış hastalıklarını belirtip, tedavi çarelerini Kur’an eczanesinden sunar. Üye olma yerine 1908 de kurulan Kürt Teavün ve Terakki cemiyeti, (1918 de kurulan Kürt Teali cemiyeti değil), İttihadı Muhammedi cemiyeti gibi cemiyetlerle bir Kürt ve Müslüman olarak ilgilidir. Resmi üyelikten ziyade yapısı gereği ilgili ve irtibatlıdır. Fakat “Nutuk” adlı eserinin sonunda, aldatmak, aldanmak, başkasını kullanmak, ağalık meyli ve dalkavukluk etme özelliklerini içinde barındıran sun’i yanı yapmacık Kürtlüğü bıraktığını, istifasını verdiğini,  diyanet, cesaret ve sadakati içinde barındıran Fıtri (doğal, yaradılıştan) Kürtlük için tımarhaneyi kabul ettiğini söyler:

“...Eğer daiye-i teferrüd (ferdçilik iddiası), ihtilaf (ayrılık), hodfüruşluk (kendini beğenmeklik), meylü'l-ağalık, milleti istihdam (kullanma), aldanmak ve aldatmak suni(yapmacık) Kürtlük muktezasında (gereği) gösterilse; şahid olunuz, o Kürtlükten istifamı veriyorum. Ve cesaret, sadakat, diyanetin unvanı (adı) olan tabii (doğal) Kürtlükle iftihar ediyorum (övünüyorum). Nasıl ki, zaman-ı istibdatta(baskı zamanında, Abülhamit dönemi) bu tabii Kürtlük için tımarhaneye düştüm. … Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul ettim. Ve Kürtlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahı ve maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim.” (Asar-I Bediyye Nutuklar s:462,  İçtimai Dersler  (nutuk) s.35)

Dikkat edildiyse Allah’ın yarattığı fıtri özellikleri kast ediyor ki “Sizi milletlere ve kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız.”(Hucurat surasi 13) ve “Dillerinizin ve renklerinizin farklılığı Allah’ın ayetlerindendir.”(Rum,22) Ayetlerinin gereğidir. Bu fıtrilik (doğallık) bütün İslam ümmeti ve milletleri için geçerlidir. Irkçılık ve menfi milliyetçilik bu fıtriliği asimile etmede, inkar ve düşmanlık etmektedir. Kürtleri de devamlı diğer İslam milletleri ile birlikte “İttihadı İslam” hedefini düşünür. Bu fıtri Kürtlüğü bütün Osmanlı resmi ricali de tanımakta, yani, hem millet hem de dil kullanımı bakımından bu fıtrilik kabul görmektedir. O zaman kurulan bütün Kürt Dernekleri ki, daha sonra cumhuriyet döneminde, “zararlı cemiyetler” olarak tanıtılan cemiyetlerin hepsi resmi olarak Osmanlı Devletine müracaat edilerek ve resmi makamların izni ile kurulmuşlardır. Bu tarihi bir hakikattir. Fakat 1925 ten sonra “Fıtri Kürtlük” te inkar edilmiştir. Bu inkarın, pratiğe yansıması da yasaklar, katliamlar, sürgünler ve Kürdistan’ın nüfus yapısını bozmak için dışarıdan gelen ve getirilen göçmenlerin yerleştirilmesidir. İşte bütün problem bundan çıkmıştır.

O dönemde kurulan ve Kürdistan illerinde şubeleri bulunan Kürt Teali Cemiyeti ve ona benzer Kürt Ulusal Gençlik Hareketleri ile Said Nursi’nin ilişkileri nasıldı. Onlara bakış açısı neydi?

1918 de kurulan Kürt Teali cemiyeti yukarıda işaret ettiğimiz gibi, daha yeni Rusya’dan esaretten geldiği için,  yıpranmış ve hasta olmuştur. Ve siyasetle artık fazla ilgilenmemektedir. Hatta 1919 da yazılan Sunuhat kitabında şöyle bir soru var:

“Neden geldin geleli siyasete karışmıyorsun? ”

Dedim:  Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım. Evet, İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır (saçmalılaştırır). Biz müteharrik-i bizzat (bizaat hareket edici) değiliz, bilvasıta müteharrikiz(başkasının vasıtasıyla hareket ediyoruz). Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim(uyutma) ile telkin eder(aşılar), biz kendimizden hayal edip, asammâne(sağırcasına) tahribimizde(bozmamızda) eser-i telkini(aşılama etkisini) icra ederiz.

Dediler: “Dinsizliği görmüyor musun, meydan alıyor. Din namına meydana çıkmak lâzım.”

Dedim: “Evet, lâzımdır. Fakat kat’î(kesin) bir şart ile ki, muharrik(hareket ettirici), aşk-ı İslâmiyet ve hamiyet-i diniye olmalı. Eğer muharrik veya müreccih(tercih edilen), siyasetçilik veya tarafgirlik (partizanlık) ise, tehlikedir. Birincisi hatâ da etse, belki ma’fuvdur(af edilir). İkincisi isabet de etse, mes’uldür (sorumludur).”

“Meselâ, iki adam dövüşürler. Biri, zayıf düşeceğini hissederken, elindeki Kur’ân’ı kavîye(kuvvetliye) uzatmakla himayesini(korumasını) davet edip, kavî(kuvvetli) bir ele vermek lâzımdır. Ta beraber çamura düşmesin, Kur’ân’a muhabbetini, hürmetini göstersin, Kur’ân’ı, Kur’ân olduğu için sevsin. Eğer kavînin karşısına siper(kalkan) etse, himayet(koruma) damarını tahrik etmeye bedel, hiddetini celb eder(çeker). Kur’ân’ı kavî(kuvvetli) bir hâdimden(hizmetkardan) mahrum bırakmakla, zayıf bir elde beraber yere düşerse, o Kur’ân’ı kendi nefsi için sever demektir.” Asar-ı Bediyye s: 143,4,5   erisale.com Sunuhat s:39,40)

Amacımız Kur’anı, hakikatı ve milleti mı müdafaa etmek mi? Yoksa kendimizi ve bağlı olduğumuz cemaat ve organizasyonu mu? Yani amacı, araçsallaştırdık mı sonuç ne oluyor?  Amacı kaybediyoruz.

O dönemde İslam dünyasında aktif çalışan Cemalettin Afgani, İslamcılık fikirlerini yaymaya çalışıyordu. Hayatının son yıllarını II. Abdülhamit’in daveti üzerine geldiği İstanbul’da tamamladı.   O dönem Said-i Nursi Afgani ile herhangi bir bağlantıda bulundu mu veya fikirlerinden etkilendi mi?

Daha önce geçtiği gibi Mardin’de iken bir zattan etkilenme vardır. Köprü dergisi Güz 2000’deki Cemaleddin Efgani’nin hayatı ve fikirlerinin anlatıldığı makalede bu zatın Cemaleddin Efgani olduğunu söyler. Fakat bunun delile ihtiyacı vardır. İstanbul’da görüşme imkânı olamaz. Çünkü Üstad 1907’de İstanbul’a gitmiştir. Cemaleddin Efagani 1897 de İstanbul’da vefat etmiştir. O olmasa bile fikirlerinden dolaylı olarak etkilenmiştir. Özellikle yukarıda geçtiği gibi “İttihadı İslam” konusunda bizzat kendisi itiraf eder.

Said Nursi’nin İslamiyet ve İttihadı Muhammedi (İslam) tarifi. Çünkü Münazarat’ta :

S- Daima İttihadı İslam’dan bahs edersin bize tarif et?

C- İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi” olan eserimde tarif etmişim.”Asar-ı Bediiyye s:342

Bu eserdeki İttihadı İslam tarifi şu şekildedir. 1909’da gerçekleşen 31 Mart olayından sonra Sıkı Yönetim mahkemesi müdafaasından:

“YEDİNCİ CİNAYET: İşittim: İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) namıyla bir cemiyet teşekkül etmiş. Nihayet derecede korktum ki, bu ism-i mübarekin altında bazılarının bir yanlış hareketi meydana gelsin. … dedim: Bu isim umumun(herkesin) hakkıdır, tahsis ve tahdit(sınırlama) kabul etmez. Ben nasıl ki dindar müteaddit(değişik) cemiyete bir cihetle mensubum. Zira maksatlarını bir gördüm. Kezâlik, o ism-i mübareke intisap ettim. Lâkin tarif ettiğim ve dahil olduğum ittihad-ı Muhammedînin (a.s.m.) tarifi budur ki:

Şarktan garba, cenuptan şimale(doğudan batıya, güneyden kuzeye) uzanan bir silsile-i nuranî ile merbut bir dairedir. Dahil olanlar da bu zamanda üç yüz milyondan ziyadedir. Bu ittihadın cihetü’l-vahdeti(birlik yönü) ve irtibatı, tevhid-i İlâhîdir. Peyman ve yemini, imandır. Müntesipleri(bağlıları), kàlû belâdan dahil olan umum(bütün) mü’minlerdir. Defter-i esmâları(isim listesi) da Levh-i Mahfuzdur. Bu ittihadın nâşir-i efkârı(fikir yayıcıları), umum kütüb-ü İslâmiyedir. Günlük gazeteleri de, i’lâ-i kelimetullahı hedef-i maksat eden umum dinî gazetelerdir. Kulüp ve encümenleri, câmi ve mescidler ve dinî medreseler ve zikirhanelerdir. Merkezi de Haremeyn-i Şerifeyndir(Mekke ve Medine). Böyle cemiyetin reisi, Fahr-i Âlemdir(Hz Peygamber). Ve mesleği, herkes kendi nefsiyle mücahede, yani ahlâk-ı Ahmediye (a.s.m.) ile tahallûk(ahlaklanma) ve sünnet-i Nebeviyeyi ihyâ(diriltme) ve başkalara da muhabbet(sevgi) ve—eğer zarar etmezse—nasihat etmektir. Bu ittihadın nizamnâmesi(tüzüğü) sünnet-i Nebeviye ve kanunnamesi evamir ve nevâhî-i şer’iyedir(Şeriatın emir ve yasaklarıdır). Ve kılıçları da berâhin-i katıadır(kesin ispatler, delillerdir). Zira, medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar(zorlama) ile değildir. Taharrî-i hakikat(gerçeği araştırma), muhabbet(sevgi) iledir. Husumet(düşmanlık) ise, vahşet ve taassuba karşı idi. Hedef ve maksatları da, ilâ-yı kelimetullahtır(Allahın ismini yüceltmedir). Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir(ilgilidir); onu da ulü’l-emirlerimiz(idarecilerimiz) düşünsünler.

Şimdiki maksadımız, o silsile-i nurânîyi ihtizaza(silkelemeye) getirmekle, herkesi bir şevk ve hâhiş-i vicdaniye(vicdani arzu) ile tarik-i terakkîde kâbe-i kemâlâta (ilerleme yolunda mükemmellik kıblesine) sevk etmektir. Zira, ilâ-yı kelimetullahın bu zamanda bir büyük sebebi, maddeten terakki etmektir(ilerlemektir).

İşte ben bu ittihadın (birliğin) efradındanım. Ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebeb-i iftirak(ayrılık sebebi) olan fırkalardan, partilerden değilim.”Asar-i Bediyye  s:410,411  erisale.com İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi s:12,13)

İttihadı Muhammedi’nin kurucularından olmadığını yukarıdaki paragrafta geçtiği gibi “İşittim: İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) namıyla bir cemiyet teşekkül etmiş.” demekle kurulduktan sonra, daha sonra işittiğini söylüyor.

Yeni Said’e geçmeden önce Eski Said’in en çok üzerinde durduğu Medresetüz - Zehra projesinden biraz bahseder misiniz?

Said Nursi, (1878-1960) Kürdistan'da fen ve din İlimlerinin iç içe okutulacağı ve Arapça, Türkçe ve Kürtçe anadilde eğitim yapılacağı okul açma gayretinde bulunmuştur. Bütün ömrü boyunca büyük ideali olduğunu ifade ediyor. 1907’de İstanbul'a gidip Sultan Abdulhamid'e verdiği dilekçeyi önemi gereği aynısını aşağıya alacağız. Bu dilekçeyi aynı zamanda Şark ve Kürdistan Gazetesi’nin 2 Aralık 1908 Tarihli nüshasında da yayınlatmıştır:

“Kürdler Yine Muhtaçtır.

Millet-i Osmaniye meyanında (Osmanlı milletleri arasında) mühim bir unsur (millet) teşkil eden Kürdistan ahalisinin ahvali (Kürdistan halkının durumu) hükümetçe malum(biliniyor) ise de, hizmet-i mukaddese-i ilmiyeye (kutsal ilim hizmetine) dair bazı metalibatı (istekleri) arz etmeye müsaade dilerim.

Şu cihan-ı medeniyette (uygarlık dünyasında) ve şu asr-ı terakki ve müsabakatta (ilerleme asrı ve rekabette), sair ihvan (diğer kardeşler) gibi yekâheng-i terakki (ilerlemeye ayak uydurma) olmak için himmet-i hükûmetle (hükümetin gayreti ile) Kürdistan'ın kasaba ve kurasında (köylerinde) mekâtib (okullar) tesis ve inşa buyrulmuş olduğu ayn-ı şükranla meşhud (teşekküre layık şekilde görünüyor) ise de, bundan yalnız lisan-ı Türkîye aşina etfal (Türkçeyi bilen çocuklar) istifade ediyor. Lisana aşina olmayan evlâd-ı ekrad (Türkçeye alışık olmayan Kürt çocukları) yalnız medaris-i ilmiyeyi maden-i kemalât (ilim medreselerini fazilet merkezleri) bilmeleri ve mekâtib muallimlerinin lisan-ı mahallîye adem-i vukufları cihetiyle(okul öğretmenlerinin yöresel dili bilmemeleri yönüyle) maariften(gerekli bilgiden) mahrum kalmaktadır. Bu ise vahşeti, keşmekeşi (ilkelliği, karışıklığı); dolayısıyla garbın şematetini(batının kargaşasını) davet ediyor. Hem de ahalinin vahşet ve taklit hâl-i iptidasında (halkın ilkel ve ilk durum taklidinde) kalmaları cihetleriyle evham ve şükûkun tesiratına (kuruntu ve şüphelerin etkisine) hedef oluyor.

Eskiden beri her bir vecihle ekrad'ın madûnunda (her bir yönle Kürtlerin gerisinde ) bulunanlar, bugün onların hâl-i tevakkufta (durgunluk durumunda) kalmalarından istifade ediliyor. Bu ise ehl-i hamiyeti (gayretli, vatansever kimseleri) düşündürüyor. Ve bu üç nokta, Kürdler için müstakbelde (gelecekte) bir darbe-i müthişe(korkunç darbe) hazırlıyor gibi ehli-i basireti (öngörü sahiplerini) dağdar etmiştir(yaralamıştır).

Bunun çaresi: numune-i imtisal (güzel örnek) ve sebebi-i teşvik ve terğib (şevk ve istek sebebi) olmak için, Kürdistan'ın nikat-ı muhtelifesinden(kürdistanın farklı merkezlerinde),

Biri Artuş aşairi (Artuş Aşiretleri) merkezi olan Beytüşşebab cihetinde (yönünde);

Diğeri Mutkan, Belkan, Sason vasatında (ortasında);

Biri de Sipkan ve Haydaran vasatında(ortasında) olan nefs-i van'da (Van merkezde),

Medrese nâm melufuyla (medrese alışık ismi ile) ulûm-u diniye ve fünun-u lâzıme(Din ilimleri ve gerekli Fen Bilimleri) ile beraber, hiç olmazsa ellişer talebe(öğrenci) bulunmak ve oraca medar-ı maişetleri hükûmet-i seniyyece tesvid edilmek (geçim kaynakları değerli hükümetçe ödenmek) üzere üç dârü't-tâlim (üç öğretim yeri) tesis edilmelidir. Bazı medarisin dahi ihyası (medreselerinin dirilmesi) maddî ve manevî Kürdistan'ın hayat-ı istikbaliyesini (Kürdistan'ın gelecek hayatını) temin eden esbabı-ı mühimesindendir (önemli sebeplerindendir). Bununla maarifin temeli teessüs eder (Eğitim öğretimin temeli kurulur). Ve bu mebde-i teessüsten ittihat takarrür edecek, (bu ilk kuruluştan birlik çıkacak) ihtilâf-ı dâhilîden(iç karışıklıktan) dolayı mahıv olan(tükenen) kuvve-i cesimeyi (büyük kuvveti) hükümetin eline vermekle harice sarf ettirmek(dışarıya harcamak) için hakkıyla müstahak-ı adalet ve kabil-i medeniyet (gerçekten adaleti hak etmiş ve uygarlığı kabule meyilli) oldukları gibi, cevher–i fıtriyelerini (yaradılıştan cevherlerini)göstereceklerdir. Molla Said-i Meşhur “

Şark ve Kürdistan Gazetesi Sayı:1 , 19 Teşrin-i sâni 1324 (02 Aralık 1908)

İçtimai Dersler s.507/Zehra Yayıncılık -Asarı Bediyye s.464/Elmas Neşriyat (gazetekurd.net)

İçtimai Dersler ve Asarı Bediyye'de, Üstat Said Nursi, bu konuda o zamanki gazetelerde yayınlanan makaleleri olduğu gibi, Münazarat (Diyaloglar) ve İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi (İki Musibet Okulunun Diploması) eserlerinde de ayrıntılı bilgiler vardır. Zaptiye nazırı (Emniyet Genel Müdürü) Şefik Paşa, meclisi vükalâda (bakanlar kurulunda) bu müracaatın görüşüldüğünü söyler, fakat netice itibariyle Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet olayları nedeniyle de netice çıkmamıştır.(Asarı Bediyye s.431, İçtimaî Dersler s.186)

Münazarat'ı, 1910 tarihinde yaz mevsiminde Kürt Aşiretleri arasında dolaşarak yazmıştır. 1950'lerde de gözden geçirerek bu üniversiteyi Kürdistan’da açma ile ilgili bölümünü olduğu gibi koruyarak yayınlatmıştır:

 

Ey tabaka-i havâs (Üst tabaka, Yetkililer)! Biz, avam (halk tabakası) ve ehl-i medrese, sizden hakkımızı isteriz.

Sual: Ne istersin?

Cevap: Sözünüzü, fiiliniz(uygulamanız) tasdik etmek…

 Elhasıl(Kısaca): Ekrad (kürtler) ve ulemasının(Alimlerinin) istikbalini  temin etmek istiyoruz. İttihad ve Terakki manasındaki hissemizi isteriz. Üzerinizde hafif, yanımızda çok azim (büyük) bir şey isteriz.

Sual: Maksadını müphem(kapalı) bırakma, ne istersin?

Cevap: Câmiü'l-Ezher'in (Mısırdaki Üniversitenin) kız kardeşi olan, “Medresetü'z-Zehrâ” namıyla darülfünunu mutazammın (Fenleri içine alan Üniversitenin) Kürditanın merkezi hükmünde olan Bitlis'te ve iki refikasıyla (eşiyle) Bitlis'in iki cenahı(kanadı) olan Van ve Diyarbakır'da tesisini …

İkincisi: Fünun-u cedideyi(Modern fenleri), ulûm-u medaris (medrese ilmi ) ile mezc ve derc(karıştırma ve yerleştirme); ve lisân-ı Arabî vâcip(Arapça dili gerekli), Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak…

Üçüncü şart: Zülcenaheyn (iki kanatlı) ve Kürtlerin ve (sonraki nüsha, Türklerin) mûtemedi (güveniliri) olan Ekrad ulemasını (Kürt âlimlerini) veya istinas etmek(alışık olmak) için lisân-ı mahallîye aşina olanları (yöresel dil olan Kürtçeyi bilenleri) müderris(öğretmen) olarak intihap etmektir(seçmektir).

Dördüncüsü: Ekradın (Kürtlerin) istidatları ile istişare etmek (kabiliyetleri ile danışmak), onların sabavet ve besatetlerini (çocukluk ve sadeliklerini) nazara almaktır…” [Asar-I Bediyye, Münazarat, s.349,350]

Görüldüğü gibi “Kürdi caiz” ifadesini, olsa da olur olmasa da olur diyenlerin ne kadar yüzeysel yorumladıkları ortaya çıkmış oluyor. Üstadın bizzat dilekçesinde Kürt çocuklarının Türkçeyi bilmemeleri ve öğretmenlerinin de Kürtçeyi bilememeleri nedeniyle, okullardan yararlanmaları zorlaşmaktadır diye belirtmektedir. Üniversitesini sistemleştirdiği Münazarat'taki ilgili konuda da aşina, tanıdık ve alışık olunsun diye ya Kürt öğretmen ders versin veya yöresel dil olan Kürtçeyi bilen öğretmenlerin seçilmesi gerektiğini anlatmakla, “Kürdi caiz” tabiriyle artık, milliyetçilik yapmaya başlayan, İttihat ve Terakki Hükümetine ve de 1950’den sonra bu kitabını gözden geçirdiğine göre, milliyetçi ve laik bürokrasiyi ikna etmek üzere, insanî, vicdanî ve medenî olarak Kürtçenin eğitim ve öğretim dili olmasında bir sakıncası yoktur diye ifade etmektedir.

1913 tarihinde Sultan Reşat'a ve 1923’te de I. Millet Meclisine aynı şekilde üniversitenin tesisi müracaatı olur. Birincisinde I. Dünya savaşı engel olur. İkincisinde ise medreseler kapanır sonuçsuz kalır. Talebeleri vasıtasıyla bakanlar kurulu ve Adnan Menderes Hükümetinde Milli Eğitim Bakanı olan Tevfik İleriye de açar:

“Heyet-i Vekileye ve Tevfik İleri'ye arz ediyoruz ki:

Şark Üniversitesi hakkında çok kıymettar hizmetinizi Üstadımıza söyledik. O dedi:… Esaretten Kurtulduktan sonra İstanbul'a geldim. Hareket-i Milliyeye (Milli Kurtuluş hareketi) hizmetimden dolayı Ankara'ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: “Bütün hayatımda bu darülfünunu (üniversiteyi) takip ediyorum. Sultan Reşad ve İttihatçılar yirmi bin altın lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.” Onlar yüz elli bin banknot vermeye karar verdiler. Ben dedim: “Bunu mebuslar imza etmelidirler.” [erisale.com, Emirdağ Lahikası - II, Mektup: 109]

Aynı amaç için, 1955'lerde iktidarda olan Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e de bir mektup gönderir. Zaman Gazetesi bir ara Yassı Ada arşivlerine girmiş, bu mektubun aslının orda olduğunu haber yapmıştı.

“Reis-i Cumhura ve Başvekile,

Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki: … Câmiü'l-Ezher Afrika'da bir medrese-i umumiye (herkese açık üniversite) olduğu gibi, Asya Afrika'dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir darülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır. Ta ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat etmesin(bozmasın)…Ey sual soran meb'uslar! Şarkta beş milyona yakın Kürt var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hintliler var. Yetmiş milyon Arap var. Kırk milyon Kafkas var… Mâdem elli beş sene bu meseleye bütün hayatını sarf etmiş ve bütün dekaikiyle(inceliğiyle) ve neticeleriyle tetkik etmiş (araştırmış) bir adamın bu meselede reyini almak ve fikrini sormak lâzım gelirken, Amerika'da, Avrupa'da bu meseleye dair istişareye(danışmaya) kendinizi mecbur bildiğinizden, elbette benim de bu meselede söz söylemeye hakkım var. Hamiyetkâr olan bütün bir millet namına sizden bekliyoruz. Said Nursî ” [erisale.com, Emirdağ Lahikası - II, Mektup: 139]

Görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e 80 küsur yaşında olduğu halde, Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanarak en yetkili makamlara sunarken, tekrar üniversite düşüncesini dile getiriyor. Eğitim-öğretimi bütün Kürt coğrafyasına yayma düşüncesi bu günkü soruna çözüm için bir referans olabilir.

“Ey sual soran mebuslar” ifadesini bu mektubunda, 1923’de Ankara'daki mebuslara, o zaman aynı meselede yaptığı müracaatının hatırasını anlattığı için kullanıyor. Demek ki, Said Nursi'ye göre 1923’te Kürtler, toplam 5 milyon civarındadır. 1927’deki nüfus sayımında Türkiye ise, 13 milyondur.

163 vekilin imzasıyla kanunlaştırılmasına rağmen sizce neden şimdiye kadar faaliyete geçirilmedi?

Orada biliyorsunuz yeni sistemi kuranlar, İslamiyet ve Kürtlerle araları iyi değil.  Zaten 23. Lem’a olan Tabiat Risalesinin başında 1338’de (miladi:1922) Ankara’ya gittiğini İslam ordusunun ,(Türk ordusu demiyor), Yunanistan’a galib gelişinde bir neşe içinde olmasına karşılık, dehşetli bir dinsizlik fikrinin sinsice çalıştığını fark ettim der. Bilindiği üzere Mustafa Kemal ile görüşmeleri var. 10 maddelik uyarı metnini, hem milletvekillerine, hem de Mustafa Kemale gönderiyor. Bu on maddelik yazı, bizzat Mesnev-i Nuriyede, Risalei nur külliyatında bulunmaktadır. 4 Ocak 2010 tarihli Haber Türk Gazetesi de, bu yazının M. Kemale gönderilen nüshasını bulup, yayınlamıştı. Bunun üzerine riyaset odasında bir görüşme gerçekleşiyor. Bu tartışmanın gün yüzüne çıkan ve belki de en ikna edici şahidi ise Şebinkarahisar (O dönem Sivas Vilayetine bağlı vila iken, 1923’te il yapılmış, 1933 ten beri Giresun’a bağlı bir ilçedir) mebusu Ali Süruri Tönük'tür. I. ve II. Dönem Şebinkarahisar milletvekilliği ve TBMM başkan vekilliği yapan Ali Süruri 19 hatıralarında Bediüzzaman-M. Kemal tartışması ile ilgili günlüğünde şunları yazmıştır. (25 Kasım 1922):

“Teşrîn-i sânî 1338 Cum’a-ertesi

Takrîben akşam namâzı sıralarında Meclis dağılırken bakdım, Dîvân-ı Riyâset Odasında Kemâl Paşa ile Bedîüzzaman Molla Saîd-i Kürdî arasında bir mübâhase(tartışma) var. Ben de dinledim. Bir sâat kadar imtidâd etti(uzadı).

Mübâhasenin ibtidâsı(başlangıcı); Bedîüzzamân’ın Kemâl Paşa’ya ve dahâ ba‘z arkadaşlara yazdığı mektubda, namaz kılmalarını tavsiye etmesinden ve Mezheb-i Şâfi‘î’de, târik-i salâtın şehâdeti (Namazı terk edenin şahitliği) kabûl edilmeyeceğine nazaran(göre) Meclisin ekseriyeti târik-i salât ise, Meclis’in hükümlerinin medhûl(ayıp bir şey girmiş) ve gayr-i nâfiz olması(etkili olmama)  lâzımgeleceğini beyân etmesinden(açıklamasından) dolayı imiş.

Kemâl Paşa, meâl-i mektûbun siyâsete derkâr(giren) olan mahâzîrinden(mahzurlarından) ve hiç olmazsa yalnız kendisine yazılsa idi bu mahzûrun o kadar vârid(ortaya çıkan) olmayacağından bahisle Bedîüzzamân’a darıldı. Bedîüzzaman da bu mahzûru düşünemediğini i‘tirâf etdi. Bedîüzzamân da, evvelce biraz haşînce(setçe) söylüyor idiyse de sonra te’vil(yorum) ve tahfif(hafif) etdi. Ve aralarındaki kırgınlık zâhiren zâil(görünüşte yok) oldu gibi ise de herhâlde iki taraf da birbirine muğber(gücenik) kaldılar zan ederim.

Kemâl Paşa, çok mühim mes’elelere temâs etdi ve haqîkaten zekâsını gösterdi.

Bedîüzzamân’ı yalnız şu mübâhasede dinleyenler, şöhretini pek de haqîkate muvâfık bulmadılar sanıyorum. Ma‘mâfih yine güzel cevaplar verdi. Ve Meclis’in çok mübârek ve mübeccel(yücelmiş) olduğundan bahs etdi. O, bilhassa Kemâl Paşa’ya hitâben;

“Siz Kur’ân’ı ve İslâm’ı kurtardınız. Kur’ân’ı omuzunuza kaldırdınız. Kur’ân ise, her sahîfesinde salât(namaz) ile emr ediyor. Mâdem ki, Kur’ân’ı böyle muhâfaza etdiniz, onun emri olan salâta da beynel-Müslimîn te'mîn-i müdâvemet(müslümanlar arasında devam edilmesi) içün teşebbüs etmeniz lâzımdır. Ve o mektûbu size onun içün yazdım. Sizden başkalarına yazdığım doğru olmayabilir. Fakat, böyle bir teşebbüsü sizin hâtırınıza onlar da getirsin diye yazdım.”

meâlinde güzel sözler söyledi.

Bir aralık Bedîüzzamân, salona çıkmışdı. Kemâl Paşa, Bedîüzzamân’ı beğenmediğini söyledi. “Böyle ulemâdan Ümmet-i İslâmiyye’ye hayır gelmez.” dedi.

[Hâtıra Defteri; Ankara'da Millî Kütüphânede, 06 mil YZA 9487'de kayıtlıdır.]”

(http://www.risaletashih.com/index.php/iir-koeesi/645-bir-bediuezzamanm-kemal-goeruemesi-belges)

 “Takrîben akşam namâzı sıralarında Meclis dağılırken bakdım, Dîvân-ı Riyâset Odasında Kemâl Paşa ile Bedîüzzaman Molla Saîd-i Kürdî arasında bir mübâhase(tartışma) var. Ben de dinledim.” Ali Süruri beyin üstadın adını (Bedîüzzaman Molla Saîd-i Kürdî) günlüğe nasıl rahat bir şekilde meclisteki yeni Devletin zirvesindeki kişi ile tartışmaya şahit olurken yazıyor. Allahım, bu kürt ve kürdistan kavramları şimdi yeni icad edilen şeyler değil. Bunlar vardı ve tarih boyunca kullanılıyordu. Birileri geldi sun’I müdahele etti. İşte bu yanlışı kabullenmek mi insani vicdani? yoksa bu doğallığı mı? Bu tartışma safhalarına dair, Bediüzzaman da, eserlerinde şu bilgileri aktarıyor:

"Ankara da, divan–ı riyasetinde (Meclis Başkanlığı makamında) pek çok mebuslar varken Mustafa Kemal şiddetli bir hiddetle divan–ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: 'Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.' Ben de onun hiddetine karşı dedim: 'Îmandan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur."

"Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, adeta dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususi riyaset odasında (odasında başbaşa), Hücumat–ı Sitte'nin Birinci Desiseden …ta İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim.

"Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması…"

(erisale, Emirdağ Lahikası, s. 313)

İşte bu görüşmelerden sonra Üstad bu yönetimin niyetini fark ediyor ve beraber çalışamayacağını söyleyip Ankara’dan ayrılıyor.

Onun yolunda giden öğrencileri Türkiye’de ve dünyada birçok okul açtılar. Bunların içinde Said Nursi’nin  Medresetüz-Zehra’sını açmak onlara zor gelmemeli, devlet açmadı onlar niye açma gereğini duymadılar?

Biliyorsunuz devletin bulunduğu durum değil, Medresttüz-Zehranın açılması, İmam hatiplerin bile önünü kapatmaya çalıştılar. İmam Hatiplerinin önünü tıkayan katsayı adaletsizliği daha yeni kalktı. Yalnız Üstad, Medresetüz-Zehra nın yerini nispeten Risaleinur dershenelerinin tuttuğunu söyler. Lakin bunun fiziki gerçekleşmesi için de bir hedefte koymuştur.

Eski Said’ten  “Yeni Said”e geçelim, Nursi’ye göre, Eski Said daha ziyade akli gidiyordu, Yeni Said ise ilhama da mazhardır, akıl-kalp ittifakıyla hareket eder. Geçiş aşamasını böyle bir açıklama ile anlatıyor. Yeni Said’e geçmesini sağlayan etkenler nelerdi?

Daha önce hayat seyrinde vurguladığımız gibi,  1907’den beri aktif sosyal ve siyaset içinde yaşaması, Tımarhaneye gönderilmesi, 31 Mart olayı mahkemesi, 1910’larda Kürt aşiretlerini dolaşması, Şam’da İslam dünyasının bulunduğu durumu analiz etmesi, 1914’te başlayan I.dünya savaşında Rusya’nın doğu cephesinde saldırması, Üstadın talebeleri ile Gönüllü Kürt alayını teşkil etmesi, 1916’da Bitlis’te Ruslara esir düşmesi, 2,5 sene esaret hayatı yaşaması, İstanbul’a gelişten sonra Sevr Anlaşması ile Osmanlı’nın yıkılışını görmesi gibi olaylar, onu maddi yönden, aslında çok tecrübeli yapmasına karşılık, gençlinden beri, bir Müslüman olarak, misyon ve dava adamı olarak yaşaması ve anlatması sürecinde yakalamış olduğu manevi mertebe, yani Marifetuulahtaki yükseliş olarak ta anlayabiliriz. Çünkü Sünuhat adlı kitabında ilginç bir diyalogdan bahs eder.

“Rüyada bir hitabe

Meâli ve hatırda kalan elfazı aynendir.

1335 (M:1919) senesi Eylül’ünde, dehrin (dönemin) hadisatının(olaylarının) verdiği yeisle(ümitsizlikle), şiddetle muztarip (sıkıntılı) idim. Şu kesif zulmet(yoğun karanlık) içinde bir nur(ışık) arıyordum. Mânen rüya olan yakazada(uyanıklık halinde) bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada(doğru rüyada) bir ziya gördüm. Tafsilâtı (ayrıntılarını) terk ile, yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:

Bir Cuma gecesinde nevm(uyku) ile âlem-i misâle girdim. Biri geldi, dedi:

“Mukadderat-ı İslâm (İslamın geleceği) için teşekkül eden(kurulan)  bir meclis-i muhteşem(görkemli meclis) seni istiyor.”

Gittim, gördüm ki, münevver (aydın), emsalini(benzerlerini) dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden (Geçmiş İslam büyüklerinden) ve a’sârın meb’uslarından (Asırların Mebuslarından) her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap (utanıp) edip kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki:

“Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et!”

Ayakta durup dedim:

“Sorun, cevap vereyim.”

Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?”

…” (Asar-ı Bediiyye s:139  erisale.com Sunuhat s:34)

Daha 1919’da iken böyle bir diyalog yaşanıyor ve kitabına alıyor. Yani hedef büyük, daha doğrusu verilen vazife büyük görünüyor. “Helaket ve felaket “ asrının adamı olarak görevlendirilme ve fikrini alma. Çok ilginç gelir bana..

Eski Said’in Yeni Said’e geçiş döneminde Şeyh Said kıyamı gerçekleşiyor. “Yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Türk milleti İslâmiyete bayraktarlık etmiş, dini uğrunda yüz binlerle, milyonlarla şehid vermiş ve milyonlar veli yetiştirmiştir. Binaenaleyh kahraman ve fedakar İslam müdafiilerinin torunlarına, yani Türk milletine kılınç çekilmez ve ben de çekmem” böyle bir açıklamadan dolayı mı acaba destek vermedi?

Bu mektubun varlığı ve içeriği kesin delilerle ispatlanmamıştır. Ve bu konuda çok tartışma vardır. Biliyorsunuz sitenizde yayınlanan bir yazımız var. Bu mektup olsun veya içeriği denildiği gibi olsun veya olmasın. Üstadın Eski Said döneminde yazdıkları bile, onun kararları düşünceleri hakkında bir yargıda bulunabiliriz. Kürtlerin millet olarak ilerlemesini ittihadı İslam içinde görür ve böyle bir hedef önüne koyar. Eğer eğitim, ekonomik güç ve ittifak yoksa,(cehalet, zaruret ve ihtilaf)  Eski Said eserlerinden de anlıyoruz ki şiddet yöntemine Müslümanların içinde sıcak bakmıyor:

“Din dahilde menfi tarzda istimal edilmez. Otuz sene halife olan bir zât, menfi siyaset namına istifade edildi zannıyla şeriata gelen tecavüzü gördünüz. Acaba şimdiki menfi siyasetçilerin fetvâlarından istifade edecek kimdir, bilir misin? Bence İslâmın en şedit hasmıdır ki, hançerini İslâmın ciğerine saplamıştır.” (Asar-I Bediyye s: 145  erisale.com  Sunuhat   s:41)

Değil Kürt meselesi için, İslamiyet, bütün kurumları ile maddi olarak kaldırıldığı halde, İslami hizmet yönteminde de yine şiddet yöntemini kullanmamıştır. Çünkü önce Kürtler için söylediği üç hastalığın bütün müslümanlar içinde geçerli olduğunu görmektedir. Ve ittifakın cehaletle olamayacağını söyler. İttifakın ancak marifetin elektriği ile gerçekleşeceğini hatırlatır. Yani, son zamanlarda bazı Kürt meselesine duyarlı olanlardan bir kısmı, tarafında bu eleştiri konusu yapılıyor. Ve sadece Dini düşünmüş diyorlar. Tamam, İslam için de sizin bildiğiniz manada bir mücadele gerçekleştirmemiştir. O halde, şiddet yöntemini benimsememesi İslamiyet’e hizmet yapmadığı anlamına gelmediği gibi, Kürtler için maddi mücadeleye başvurmaması, yani Şeyh Said’le birlikte olmaması, Kürtlerin hukukunu düşünmeyeceği anlamına gelmez. Memleketimizin her tarafında maden yerine, cesetlerin çıkması, onun yönteminin daha sağlıklı olduğunu gösteriyor. Hem 1925’lerden sonra, hem de son dönemlerde, o kadar katliamlar, yıkımlar ve bedeller ödenmesine rağmen, Kürt çocukları “Andı” hala okuyor, eğitim yoluyla Kürtlerin asimile edilmesi önündeki sebepler de devam ediyor. Onun yönteminin bazı milliyet vurgusu yapan cemaatleri netice verdiğini söyleyenler vardır.  Fakat ben onun izinde giden cemaatlerin, Kürtleri inkâr eden, haklarını engelleyen düşünce biçiminin onun eserlerinde değil, Sistemin eğitim politikasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü bu eserleri okuyan vatandaşlar, bir şekilde ilköğretim birinci sınıftan Üniversite son sınıfa kadar, milliyetçi ve başta Kürtler olmak üzere diğer milletleri inkâr eden resmi eğitim sisteminden geçmişlerdir. Üstelik onun eserleri, Türkiye’de Halkın ekserisinin aşırı bir ırkçı çizgiye kaymasını engellemiştir. Aynı zamanda Kürtlerin hak, hukuk, eğitim-Öğretim ve edebiyat konusunda yine en ileri olan, onun çizgisinde yetişen insanlardır. Mesela bir klasik haline gelen Nubihar çevresinden dil, tarih ve edebiyat alanlarında daha ile gidebilen başka bir çevre var mı? Demek ki bütün milletler onun öğretisini uygulasa, hepsi kendi çapında muvaffak olur. Rusya’da hizmet edenler anlatmıştı; Rus Yöneticileri bile, bunu fark ettiklerini, Rus gençliğini Risale-i Nurlar vasıtasıyla asrın kötülüklerinden kurtarıp, doğru istikamete getirmeyi ve aynı zamanda kimliklerini unutmayacaklarını dile getirmişlerdir. 

(Devam Edecek)

Fikri Amedi - ufkumuzhaber/Amed

YORUMLAR

Nurlubaş 17-02-2012, 11:45:21
NURS yerine NORS mümkün mü?
Zehra yaıncılık resmi sitesi olan; "http://zehra.com.tr/?p=279" deki Tarihçe-i Hayat'da aşağıdaki paragrafı aynenen aldım. Herhalde bu konuda Zehra yayıncılık kadar başkası ileri dercede uzman değil. Bir de Nurs köyüne "NORS " dersek, üstad soyadını dahas onra "Nursi" olarak kullandığı için(Bütün yayın evlerinin kitap kapaklarında, med-zehra, zehra yayıncılık dahil) onun soyadını da "NORSİ" olarak kullanmamız icab eder. Böyle bir ortak anlayış varsa bundan sonra kullanalım . Ama üstadın "Said NURSİ" olarak kullanıp, köyün isimi "NORS" kullanırsak uygun olmaz. Zeynelabdin Zinar Ağabey gazetekurd.com da yazan ağbeyse, "beyler" hitabı yerine daha müşfik bir ifade kullanmasını beklemek daha uygun olurdu. Dediğim gibi oysa ona olan hürmetimden bunu söylüyorum. Yin de o değilse okuyucumuza da hürmetimizi bildiririz.

"İLK HAYATI (1877-1924) 34

Birinci Kısım

İlk Hayatı

Bediüzzaman Said Nursî, Rumî 12931 tarihinde Bitlis vilâyetine bağlı Hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir. Dokuz yaşına kadar peder ve validesinin yanında kaldı. O esnada bir hâlet-i ruhiye, tahsilde bulunan büyük biraderi Molla abdullah’ın, ilimden ne derece feyizyâb olduğunu tetkike sevketti. Molla abdullah’ın gittikçe tekâmül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezahür eden meziyetini düşünüp hayran kaldı. Bunun üzerine ciddi bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit Ocağı dahilinde bulunan Tağ köyünde Molla Mehmed Emin Efendi*nin medresesine gitti. Fakat fazla duramadı. Hâlet-i fıtriyeleri icabı, daima izzetini(Haşiye1) koruması ve hattâ âmirane söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi; medreseden ayrılmasına sebep oldu. Tekrar Nurs’a döndü. Nurs’da ayrıca bir medrese olmadığından dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi. Bir müddet sonra Pirmis karyesine, sonra Hizan Şeyhi*nin yaylasına gitti. Burada da tahakküme tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebep oldu. Bu dört talebe birleşip, kendisini daima taciz ettiklerinden bir gün Şeyh Seyyid Nur Muhammed* Hazretlerinin huzuruna çıkıp, izhar-ı acz ile arkadaşlarını şikâyet etmeyerek şöyle dedi:"

(http://www.nuralemi.com/sayfalar.php?id=37&sayfaNo=34)
Zeynelabidin Zinar 17-02-2012, 01:18:14
Ustadin Koyu NORS dir
Muhterem beyler, Ustad Mele Seid Kurdi´nin koyu olan ve sizin de hep yazdigin NURS degil, NORS dir.Lutfen bu xelet ismi kullanmayin, dogruyu yazin. NORS Koyu Hizana bagli dir.
Zaza Kemal 06-02-2012, 20:00:41
Öncelikle Allah sizden razı olsun, bu güzel çalışmanızdan dolayı. Allah emeği gecen herkesten razı olsun.

Küçük bir eleştiri, Medresetüz-Zehra ile ilgili sorunun cevabı çok kısa olmuş bana göre, daha geniş düşünülebilirdi. Ayrıca Üstadın yolundan giden talebeleri isteseler iki gün içinde okul acarlar, güçlü olan talebeleri bunu istemedikleri için aslında yapmıyorlar, yoksasistemsel bir sıkıntı yok, sistem zaten onun yolunda güya gitttiğini söyleyenlerin elinde, acmak o kara zor değildir, kürtçe kanal açmak kadar zor değildir, lafı net söylemek lazım açmak istemiyorlar. Allah yardımcınız olsun, vesselam..
yasir kaya 06-02-2012, 19:52:46
Ayrıca
Ayrıca söyleşinin ikincibölümü İle BENAV arkadasın sonradan yapacağı yorumu merakla bekliyorum:))))
yasir kaya 06-02-2012, 19:49:51
Allah razı olsun sizden
Üstatı bütün yönleriyle, sorularla cevapladığınız için Allah sizden razı olsun, özellikle dönemim yöneticilerinin suankılerden daha anlayışlı olduğu yazılı belgelerle gösterdiğiniz için Allah sizden ve emeği gecen herkesten razı olsun. O dönem kürd kelımesı ile kürdistan kelimesine sıradan bir olgu gibi bakılıyıordu, siyasetci ve yöneticiler şimdiler kadar yozlaşmamışlardı. Şimdiki sisteme Üstadın başvurduğu sekılde basvurup taleplerde bulunmaya calışmak çok zor, kaldı ki kürtler ile ilgili taleplerde bulunmak bile suçur.
İbrahim Sediyani 05-02-2012, 19:32:48
Allâh razı olsun
Böyle güzel ve eğitici bir sohbeti bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Oldukça faydalandığım bir sohbet oldu.

Kutbeddin Nurlubaş hocamıza birikimlerini istifademize sunduğu için en minnettar duygularımla teşekkür ediyorum.

Devamını sabırsızlıkla bekliyoruz, inşallâh.
Benav 05-02-2012, 17:20:48
Güzel bir çalışma
Allah razı olsun emegi geçenlerden. Sayın yazarımızı uzun zamandır takip ediyorum. Ele aldığı konular seviyeli ve değerli çalısmaların ürünüdür. Rabbim uğraşlarını dergahında makbul görsün ins. Ustad üzerine guzel tespit ve değerlendirmeler var. Söylesinin ikinci bölümünü merakla bekliyorum. Gerektiğinde söylesinin sonunda düşüncelerimi paylaşmayı düşünüyorum. Rabbim güç koşullarda yaptığınız calışmalardan dolayı sizden razı olsun. Dua ile..

Kategorideki Diğerleri

"Dünü ve Bugünüyle Yakup ASLAN" I.BÖLÜM
Yakup ASLAN’ı bu gün yazmada etkili kılan unsurların neler olduğunu öğrenmek için gezdiği yerleri yeniden tazeler gibi bu röportajımızda elimizden gel
Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine  [ II ]
Daha önce belirttiğimiz gibi, sürgün olarak sekiz yıl kalacağı Isparta’nın Barla nahiyesine sürüldüğünden bahsetmiştik. İşte ilk ciddi Risale yazımı v
Yazarımız Kutbeddin  NURLUBAŞ ile SAİD-İ KURDİ Üzerine
Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e 80 küsur yaşında olduğu halde, Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanarak en yetkili makamlara s
Molla Mansur Güzelsoy'un Eşi Lamia Hanımla Röportaj 
Ne yazık ki Seyda Molla Mansur hakkında elimizde fazla bilgi yok. Ancak arkadaşları, eşi ve dostları yaşıyorlar; maalesef onlarla da bugüne kadar bir
Seydayê Mustafa Naim ile "Seyyid Kutub’a dair"-IV:Akide ve Tevhid
Tabii elbette, Seyyid’in töhmet altında bırakıldığı, hakkında ileri geri konuşulduğu konuların başında akidesi etrafında yapılan tartışmalar gelmekted
Bi Pîreka Seydayê Mele Mansur Lamîa Xanimê Re Hevpeyvin
Mixabin di derheqê Seydayê Mele Mansur de di destê me de pirr malumat tune. Belê hevalê wî pîreka wî dostên wî saxin lê heya îro xebatek li ser nehatî
'Ulus devlet zulmünün en acı faturasını Kürtler ödemiştir'
Gün geldi Sarıkamış’ta iliklerimize soğuğu işledi, gün geldi kutsalımıza kara çizgi çekti, gün geldi tahtını kıyımların üzerine dikti, gün geldi sırtı
İkbal Der Başkanı Akbaş: "Kürt sorunu, başörtüsü kadar haktır "
Gençlik bize göre debisi yüksek bir ırmaktır. Doğru kanallara aktı mı faydası tahminlerin üzerindedir. Yanlış kanallara yönlendirilince zararı tahmin
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 8 (ÖZEL BÖLÜM)
Bu sekizinci buluşmamızda, masanın diğer tarafında Yeni Akit Gazetesi Yazarı ve Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Ahmet Varol, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin
Mustafa Naim ile "Seyyid Kutub Siyasal İslam ve İslam Devleti’ne" dair (III)
Şehadetinin 45. Yılında, yazarımız Seydayê Mustafa Naim ile Seyyid Kutub üzerine yaptığımız söyleşinin üçüncü kısmını “Siyasal İslam ve İslam Devlet
Seydayê Mustafa Naim ile "Seyyid Kutub’a dair"- II (Söyleşi)
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 7
  Mustafa Naim ile Şehadetinin 45. Yılında:  'Seyyid Kutub'
Mazlumun dini sorulmaz
Necmi Kaya İle Şeriatiye Dair - II (Söyleşi)
Necmi KAYA:"Bugünün Müslümanları için Şeriati çağdaş bir İbrahim’dir."
"Özerk yerler vergi vermeyecek, devletten yardım alacak"
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 6
Ekinci: DTK özerklik ilan etse ne olacak?
Laçiner: BDP, Tıpkı Doğu’nun CHP’si Gibi
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 5
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri-4
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri - 3
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 2
Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 1
Adnan FIRAT ile “Demokratik Özerklik” üzerine
Raşid Gannuşi ile Söyleşi
Miroğlu: Kürtler Türklere güvence versin
"Birlikte yaşam paktını kurmalıyız"
 Ayrılırsak iki faşist devlet oluruz

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Mehmet Ali Anşin

Anneler Günü

Yorum Hattı
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Sayın Savaş'ın önceki yazılarından ''mekkeden bakarak medineyi anlamak ne kadar mümkün'' paylaşımınd...
fatme
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
BEN BU KARDEŞİ SEVİYORUM GÜZEL ÇALIŞMALAR YAPIYOR....
MURAT
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
yazılarınız elimden geldiğince takip ediyorum fakat anlamadığım bazı hususlar var.örneğin kürt gerçe...
MURAT
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
iran nerede
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran. malum gasp edilen kurdista...
fatih.y
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
keşke dinlemeye takatı olsa.. tarih boyunca din kisvesinin arkasına gizlenenler müslümanlara neler ...
rıdvan
Hocam hakkımız ne... >>
Birde Kendimize bakalım !
Sayın Latif bey, A.Altan bizim İsrail düşmanlığımızdan hoşlanmıyor mu acaba? Roboski katliamını gü...
Oktay Korkmaz
Dindar Faşistlik >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>
tam cumhuriyete yakışan bir başlık ancak cumhuriyet gazetesi gibi zihniyetler böyle düşünüyorlar yaw...
peki naşat
Namaz kılan öğrenci hala haber olabiliyor!!! >>
hilale katılıyorum
ruyi mahşerde benimde iki elim buzulmü yapan ve sürdürenlerin hemde kardeşiz diye sürdürenlerin yaka...
heval
Guldexwîn Beşa 3. (Sêvên Gundê Me Sor Bûn) >>
ZAVALLILAR!
Ölçümüz efendimizdir,"haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." varsın siz haksızlığı destekleye...
hüseyin canan
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com