Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hatta daha öncesinden ittihatçılarla başlayan devlet terörünü her dönem farklı isimlerle adlandırılması acaba rastlantı mı yoksa bu bizzat devletin programladığı bir durumu mu diye düşünmemek elde değil.
Bazen istiklal mahkemeleri oluyor, bazen hamidiye alayları, bazen susurluk, jitem bazen de Ergenekon olmakta. İsim değişse de sonuç aynı, devlet adına zulüm ve cinayetler. Bazen dersimdeler bazen Diyarbakır zindanında bazen Uludere’de.
Ak Parti iktidarıyla başlayan derin devlet sorgulaması insanların genelinde değişim ve dolayısıyla ceberut devletin sonunun geldiği/gelebileceği, en azında hukuksuzluğun hukuk olmaktan çıkacağı bir dönemin başlangıcı olacağı yönünde kanaat mevcuttu. Ve halen bu duygularını yitirmeyenlerin olduğunu da belirterek asıl konumuza gelebiliriz.
Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesine ön ayak olan AKP’ nin konuyla ilgili mecburiyetten veya isteyerek M. Kemal dönemini hariç tutarak başlanan tartışmalar gelinen nokta da bize şu soruları ciddi mana da sordurmalıdır. Totaline derin devlet dediğimiz bu çetelerin neden olduğu gayri insani durum mu yok edilmek isteniyor, yoksa kontrolden çıkan çeteler imha edilip yerine yenileri mi kurulmak isteniyor? Uzun süredir beni rahatsız eden ve üzerinde düşünmeye sevk eden bu soruları yüksek sesle söylememe neden olan olay, son dönemde devletin, artık hiçbir çuvala sığmayan, yeraltının bile kabul edemediği günahlarının, cinayetlerinin ortaya çıkmasına rağmen, başta Akp olmak üzere sistemin avukatlarının süreçle yüzleşmek yerine yine kendisine bağlı olan bir biriminin işaret edilmesidir. (üstelik bu birim işaret edilirken de bunların devletten bağımsız hareket ettikleri yalanın ısrarla tekrarından sonra).
Geçtiğimiz günlerde TRT’de bir programa katılan Kemal Burkay, konuşması sırasında Pkk’yi eleştirmek isterken birden farkına varmadan devletin işlediği cinayetlerden, kendisine muhalif olan örgütlerle girdiği ilişkilerden bahis ederken programın sunucusunun araya girerek : “Efendim derin devleti kast ediyorsunuz değil mi?” sorusu üzerine; “Elbette derin devlet ve Ergenekon gibi örgütlerden söz ediyoruz” demesi hayli ilginçtir. Sistem muhaliflerinin bile, artık bu denli kirlenmiş devleti temizleme operasyonlarına bilerek veya bilmeyerek ortak olması hayli ilginçtir.
Evet; Ergenekon, Jitem gibi terörist örgütler var bunu inkar etmek ahmaklıktır.-ki halen bunu yapanlar var- ama bunların sistemin isteği dışında hareket ettiklerini söylemek doğru değildir. Şu söylenebilir devlet bu çocuklarının hizmet ederken para kazanmak için verilen görevin dışında işlere karışmasına göz yummuştur. Ancak bu yapıların devlete rağmen bunları yaptığını söylemek ve bu söyleme destek çıkmak sadece devletin yaptığı hukuksuzluğu örtmeye, işlediği cinayetleri gizlemeye hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Ve zaten bu örgütlerin, tartışmaya açılmasının asıl amacı da budur.
İstiklal mahkemesinin devlete rağmen işletildiğini söylemek mümkün mü?
Dersim katliamının devlete rağmen olduğunu söyleyebilir miyiz ? Ki bu konuda Başbakan CHP ile girdiği kavgada öne geçmek için açık itirafta bulunmuştur.
1990’lı yıllarda Türkiye genelinde muhaliflere yönelik yapılan tüm faili belli/meçhullerin bizzat ordu, emniyet, yargı, hükümet ve köşkün muazzam işbirliği ile gerçekleştirildiği noktasında şüphesi olan var mı?
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı o dönem kameraların karşısında; “devlet gerektiğinde rutin dışına çıkar” sözünü hatırlamayanınız var mı? İnsanları sokak ortasında, ya da evlerinden alıp infaz etmek üzere götüren Beyaz Toros taksilerin polise ve askere ait olduğunu hepimiz bal gibi bilmekteydik. Ortada kaçırma falan yoktu insanları evlerinden alıp polis merkezlerine veya Jandarma Alaylarına götürdüklerini orda sorgularken veya sorgu sonrası infaz edildiklerini hepimiz bilmiyor muyduk? Adaletin tamamen polis ve askerin emrinde olduğuna defalarca şahit olmadık mı? Savcıların emniyet müdürlüklerinde ve jitem merkezlerinde işkencecilerle birlikte sorgulara katıldığını bizzat tecrübe edenlerden yakinen dinlemedik mi? Vücudunun her yeri işkence izleriyle doluyken Doktorların balkonlardan bişeyi yok deyip sağlam raporu verdiğine şahit değil miyiz? Tüm bunlar olurken medyanın tüm kesimlerinin bilerek ve de isteyerek olanlara sesiz kaldığına şahit değil miyiz?
Şimdi devlet adına söz hakkına sahip olanlar bu soyut kuruma kutsallık atfedip, onun adına işlenen bu cinayetleri kendilerinden önceki yöneticilerin kurduğu ve deşifre olan bu örgütlere yıkıp kurtulmaya çalışmak yerine eğer samimi iseler henüz deşifre olmayan ilişkileri deşifre ederek halka ve hakka hizmet edebilirler.
Muhalif olarak kurulan ancak devlet adına Kürt ve İslam coğrafyasında binlerce Müslüman ve kürdün kanına giren ve henüz ilişkileri deşifre edilmeyen yapılanmalar deşifre edilirse belki samimiyetinize inanırız. Evlerin altına veya dere kenarına gömülen insanların cenazeleri rastlantı olarak değil de bizzat hükümet tarafından çıkarılırsa samimiyetinize inanabiliriz. Yok eğer işi oluruna bırakırsanız bunun devleti kurtarma operasyonu olduğu noktasında ki inancımızı ancak perçinlemiş olursunuz. Eğer ortaya çıkanları bize gösterip; “bakın çıkarıyoruz” diyecekseniz size İslam’ın şu düsturunu hatırlatmakta fayda var: Küfür devam edebilir, zulüm asla. Siz istemeseniz de Allah bu zulmü ifşa edecektir. Bazen kulp deresinde sel gelir Orhan Hoca’nın naşını çıkarır, bazen bir Müslüman’ı öldüren silah evinizden çıkar, bazen müze yapacağım derken kazdığınız Diyarbakır zülüm evinden kemikler fışkırır.
İyisi mi siz itiraf edin tüm bu olup bitenlerin devletin bilgisi ve emri ile yapıldığını. Siz itiraf etmeyip örttükçe sizi taklit edenler de aynı yöntemi seçiyor, geçmişlerinin yalanlarla örtüp, geçmişteki yanlışlarını itiraf etmekten kaçınıyorlar hatta aynen sizin yaptığınızı yaparak yazdıkları sözde kitaplara bilerek ve de isteyerek yığınla yalan ve iftira ile geçmişteki kirli iş ve ilişkilerini örtme yoluna gidiyorlar. Siz de onlar da unutmayın Mahkemey-i Kübrayı.
Siz itiraf etmeseniz de biz devletin; kuruluşu aşamasında Kürtlerle, Müslümanlarla yaptığı anlaşmalara sadık kalmadığını, hak isteme noktasında sesini yükselten Müslümanları, ve Kürtleri susturmak için her yolu mubah gördüğünü, halkına karşı silah kullandığını, yakın zamana kadar hak arama noktasında dağ dışında ki tüm yolları kapattığını bilmekteyiz.
Ve yine şunu çok iyi bilmekteyiz ki İstiklal Mahkemesi de jitem de Ergenekon da hepsi de bu devletin ta kendisidir.
Festeqim kema ümirte
Muhammed YILDIRIM - Fitrat.com