Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

19 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
'Kürtlerin Anadilde Eğitim Talebi Yok'
TBMM Genel Kurulu'nda "Kürtlerin ne hakkı varsa vereceğiz" diyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu sefer farklı konuştu.

04/02/2012 - 11:40
1:1 1:1,2 1:1,5
 

Arınç katıldığı bir televizyon programında, bölgede birçok insan ile görüştüğünü, Kürtlerin anadilde eğitim gibi bir beklentisinin olmadığını ileri sürerek, "BDP, siyasi amaçla bunu ileriye sürüyor ve propagandasını yapıyor. Halkın böyle bir şikayeti ve beklentisi yok. Çünkü halk kendi dilini konuşuyor, ama Türkçe ile de resmi dairede, şurada burada bütün işlerini görebiliyor" dedi. 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNN Türk televizyonunda ''Neler Oluyor'' programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Arınç, askeri operasyonların durup dururken çıkmadığını yaşanan asker ölümleri üzerin başladığını belirterek, "Ölümlere karşı yapılıyor bunlar. Yani bütün bunlara karşı güvenlik güçleri bunu önlemek amacıyla bir harekat yapıyorsa 'Nereden çıktı bu operasyonlar canım huzurumuz bozuldu. Anayasa da bu şartlarda yapılmaz' mı diyeceğiz'' dedi. Arınç, demokratikleşme adımlarında hiç hız kesmediklerini ancak Habur sonrasında bir yavaşlama olduğunu fakat bu süre içinde bölge insanının hayatını kolaylaştırıcı birçok adım attıklarını savunarak, bunlardan bölge halkının memnun olduğunu ve BDP'nin tekliflerinin bölge halkının teklifi olarak zannedilmemesi gerektiğini iddia etti. 

'Silahlar susmadıkça, silahlar mutlaka kullanılacaktır'

Arınç, bölgenin bütün illerini çok iyi bildiğini iddia ederek, anadilde eğitim konusunda yüzlerce insanla konuştuğunu ancak kendisine sadece 2 kişinin söylediğini ileri sürdü. O iki kişinin de kendisine "olsa iyi olur" dediğini belirten Arınç, "Bunların söylediği gibi değil. BDP, siyasi amaçla bunu ileriye sürüyor ve propagandasını yapıyor. Halkın böyle bir şikayeti ve beklentisi yok.Yani binlerce insan arasında özgürce bir referandum yapın veya bir anket yapın. 'Anadilde eğitim istiyoruz bu bizim için büyük bir gerekliliktir' diyecek çok az sayıda insan çıkar. Çünkü halk kendi dilini konuşuyor, ama Türkçe ile de resmi dairede, şurada burada bütün işlerini görebiliyor" diye konuştu. Arınç, "güvenlik" politikalarında kararlı olduklarını vurgularken, "Silahlar susmadıkça, silahlar mutlaka kullanılacaktır. Ama biz halkı kendi safımızda görüyoruz. Terörle bağımızı kesiyoruz, onunla anladığı dilde mücadele ediyoruz. Ama halkı da kucaklayacak, ekonomik, sosyal ve siyasi pek çok tedbir alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz" dedi. 

İnsanlara değil mücadele sekteye uğradı diye üzüldü!

Arınç, Uludere konusunda hükümetin özür dilememesine ilişkin sorulan soruya ise, çok üzüldüklerini belirterek üzülme nedenlerini ise şöyle belirtti: "Ne kadar üzgün olduğumuzu hepimiz ifade ettik. Bunlar 'timsah gözyaşı' değil. Hakikaten çok üzüldük. Neden? Çünkü halk o kadar memnundu, terörle mücadele o kadar başarılı gidiyordu ki her şeyi berbat edecek bir olay çıktı ortaya. Bunu hükümet yapmış olabilir mi istemiş olabilir mi? Hayır. Özür dilenmedi ama şu yapıldı, bu olayla ilgili adli ve idari soruşturma var. Hem Uludere hem Şırnak hem de Diyarbakır konunun üzerinde. Bir taraftan da İçişleri Bakanlığımız ve Genelkurmay Başkanlığımız bu olayı soruşturuyor. Bir kasıt olmasa bile, en azından bir ihmalin, bir hatanın veya hiç ummadığımız şekilde bir provokasyonun ortaya çıkması halinde, sorumlular hem ilan edilecek hem de cezaları verilecek'' dedi. Arınç, Uludere'de yaşanan bir başka hatanın ise ailelerin bombardıman bölgesine gidip cesetleri alması olduğunu belirterek, "Yani orada bombalama yapılmış, insanlar ölmüşler, katırlar da telef olmuş. Keşke önce devlet, hükümet, kaymakam, vali, neyse... Sivil, asker, gitselerdi o cesetleri alsalardı, ambulanslarla veya helikopterlerle hastanelere veya adli tıbba götürselerdi. Yoksa oradaki ölülerin yakınlarının kendi ölülerini alarak katır sırtlarında köylere getirmeleri kadar acı bir olay ben hatırlamıyorum. Bu, çok yanlıştır" diye konuştu.

Provokasyon iması

Arınç, Uludere'de yaşananların provokasyon olduğuna inandığını belirterek, bunun da dış kaynaklı ya da ordu içinde "Derin devlet" denilen farklı grupların hükümeti zorda bırakmak için yaptığı kanısında olduğunu kaydetti. Arınç, Fathullah Gülen'e ilişkin sorulan soru üzerine ise Gülen Cemaati'ni övmeye başladı. Arınç şunları kaydetti: "Hoca efendiyi tanırım ve çok severim. Onun düşünceleri, fikirleri, inancı benim için çok önemli. Türkiye'de ve Türkiye dışında yaptığı hizmetleri çok iyi bilen bir insanım. Birileri onu hep tehlike olarak görmüştür, karanlık bir sima olarak görmüştür ama ben sadece bugün değil, 1976 yılından bu yana onu tanıdığım kadarıyla, memleketsever, yurtsever, dindar, ahlaklı, eğitimi çok ön planda tutan ve çevresine de hep bunları tavsiye eden bir insan olarak tanıdım. Hiçbir zaman onun suç işlediğine, hele hele bir zamanlar iddia edildiği gibi bir örgütün başında olduğuna da inanmadım. Bugün iktidar ile cemaati karşı karşıya getirerek birtakım ilişkiler vehmetmek sadece fanteziden ibaret. Bu söylediğiniz şeylere ben gülüyorum, bu cemaati çok iyi bilen bir insan olarak gülüyorum.''

Tutuklu gazeteciler

Arınç, tutuklu gazetecilerin durumuna ilişkin ise, TMK ve TCK'ye işaret ederek, bunların kaldırılmasına BDP hariç kimsenin razı olamayacağını belirtti. Arınç, gazetecilerin, tutukluluk hallerini ise şöyle savundu: "Terör eylemine katılmış, silah bulundurmuş ama karşısında meslek olarak gazeteci yazıyor... Adi suç işlediği halde 'ben gazeteciyim' diyerek dokunulmazlık isteyen bir grup var. Kusura bakma kardeşim, senin işlediğin suçu herkes işleyebilir, senin gazeteci sıfatını taşıman seni bu suçtan kurtarmaz. Sen bir defa kenarda dur bakalım. TMK'da bizzat terör eylemlerine katılan, örgütle hareket edenlerle de yapacak bir şeyimiz yok. Ben sadece şunu düşünebiliyorum; 'propaganda' dediğimiz konuda cezalar verilmiş, bu konularda içtihatlarda sonradan farklılıklar da oluşmuş. Bir insan sadece propaganda yaptığı için diğer maddelerden de ilave cezalar almasa cezası daha az olacak veya tecil sınırında olacak. Ben bunu yapmaya niyetliyim ama bana en çok gürültüyü kopartanların niyetlerini açıklama cesaretleri yok."

Zarakolu'nun Nobel adaylığı

Arınç, "KCK" operasyonu adı altında tutuklanan ve Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Ragıp Zarakolu için ise "Bundan mutlu oluruz, keşke böyle bir şey yapsalar. Çünkü Nobel Edebiyat Ödülü kazanan bir Türk olduğu zaman ayrıca, sevinmiştik. Zarakolu, benim bildiğim bir yayıncıdır, bazı kitaplarını okudum, biliyorum. Ben suçlandığı konularla ilgili görüş beyan edecek durumda değilim. Bütün amacım, niyetim, çok tutuklu kalmadan bir an önce davaların bitmesi ve aklanmalarıdır. Bunu bütün sanıklar için söylüyorum. Kaldı ki bu gazeteci kimlikli kişiler içerisinde milletvekili arkadaşlarımız var. Ama bunlara yargı karar verecek. Bakın yanlış anlaşılmasın. Sayıyı artırdınız ama 10'u bulamadık daha. Şöyle bir iddia var ki yüzlerce gazeteci, belki bin gazeteci cezaevinde. Herkesin rivayeti muhtelif. 10 değil, bir tane bile olsa biz bundan üzülürüz. Bir gazeteci, gazetecilik mesleğini veya basınla ilişkili işini yaparken eğer bir ceza tehdidiyle karşı karşıya kalırsa bu, bizim ayıbımız olur. Yani bu, özgürlüğün olmadığı Türkiye demektir. Ama bugün bu arkadaşlarımız dahil doğru veya yanlış, bunların hepsi yargılama sonucu ortaya çıkacak." DİHA 

YORUMLAR

semso 17-02-2012, 16:35:38
ANA DILDE EGITIM

 REZALET SİSTEMİ DEVAM EDİYOR.

İ. Tatlıses Kürtçe türkü söylemeye başlayınca ölüm kararı çıkmış.
Kürt değilsiniz. Tek başınıza düşünemezsiniz. Kendi dilinizde şarkı söyleyemezsiniz, doğruyla yanlışı ayırt edemezsiniz. Tek başınıza karar veremezsiniz, PKK ve KCK' niz bile bizim tarafımızdan kurulup yönetilecektir. Varlığınızı yüce Türk milletin varlığına katarak, (Türk varlığına armağan ederek) eriyecek ve yok olacaksınız. İşte AKP' nin de devam ettirmeye çalıştığı Türk-İslam sentezinin Kürtleri imha politikası.
TATLISES'İ VURAN SİLAH MİT'TEN:

Kürt sanatçısı İbrahim Tatlıses'e düzenlenen suikast için İstanbul'a gönderilen 2 Kalaşnikof tüfeğin MİT'in elemanı tarafından suikastı düzenleyen Abdullah Uçmak'a İstanbul'da teslim edildiği iddia edildi. MİT haber elemanının, saldırı ile ilgili kuruma hiçbir uyarıda bulunmadığı öne sürüldü. MİT paravan basına sızdırma yaparak olayda Irak Kürtlerinin parmağı olduğunu söylemişti. Siyasi hedef açık ve nettir. Ibrahim Tatlıses, Irak Kürtlerini ziyartte Kürtçe beste yapmış ve bestesi Kuzey Kürdistanda da büyük ilgi toplamıştı. Devlet 30 yıl boyunca milyonlarca Kürdü Türkleştiren İbrahim Tatlıses'e de acımadı.
MİT ELEMANLARI 50 OLAYA KARIŞTI:
Son 3 yılda MİT'in haber elemanlarının İstanbul'da yaklaşık 50 olaya karıştığı belirlendi. MİT haber elemanlarının karıştığı olayların büyük çoğunluğunun PKK-KCK eylemleri olduğu polis tarafından da tespit edildi. Kasım 2009'da Erzincan'da MIT'in binasi basilarak arama yapildi.Belgelere el konularak, MİT Şube Müdürü Şinasi Demir ile personeli Sadri Barkın İnce ve Kıvılcım Üstel''terör örgütü' üyeliği iddiasıyla tutuklanmıştılar.., sonra herzamanki gibi tahliye edildiler. Birinci baskin Erzincan'da oldu ama Türkiye'nin agir gündeminde geri planda kalmisti.
Ayrica Erzincan MIT'in ince yeri. MİT bu alanda en az 14 000 kişinin katlinden sorumlu, çünkü Kürdistanda katledilen faili meçhul insanların kaderi buradan belirleniyordu, zalim Türk feleği en acımasız operasyonlarını buradan koordine ediyordu. Erzincan'da el konulan belgeler herzamanki gibi açiklanmadi, sonradan klikler arasi celiskilerde santaj malzemesi olarak kullanildi, devletin (itibari), güvenligi için hasir alti edildi, konusulmadi..

HAKİME KURŞUN:
Mart 2011'de Başak-şehir'deki adliye lojmanlarına gelen bir araçtan uzun namlulu silahla ateş açıldı. Kurşunlardan bazıları mahkemeye giden hakimin aracına isabet etti. Yakalanan saldırganların arasında bir MİT elemanı bulunduğu ortaya çıktı. Kayıtlara girdi.
Kemalist Askeri kanat denetimine giren PKK İmralı oluşumu Kürtler üzerinde otorite kuramayınca ve büyük oranda Kürt aydınları uyanıp halkına sahip çıkınca, seçimlerde de başarılar sağlanınca, TC devleti yeni bir atak yaparak KCK yapılanmasına girdi. Bundan amaç, Suriye sınırına kadar dayanan halk ayaklanmalarının Kürdistan'a sıçramasının önüne geçmek, ' MİT kontrolündeki PKK dışı Kürtlük' şeklinde gelişebilecek ve dünya kamuoyunun desteğini alabilecek gerçek, bağımsız bir ayaklanmayı kontrol altına almaktır. Devlet böyle bir ayaklanmayı, ortadoğuda ki gelişmelere paralel olarak kesin derecesinde görüyor, MGK tarafından da savaş planları çerçevesinde KCK ve PKK örgütlerine görevler veriliyor.
Öcalan’ın avukatlığını yapan bir şüphelinin, savcılıkta açıkça MİT’e çalıştığını söylemesi, KCK denen yapılanmayı, aynen Devrimci karargah, DEV-SOL, Maoist Komünist partisi, Hizbullah ve benzeri paravanlar gibi deşifre etti.
TC devleti terör ögrütlerini ya kendisi kuruyor veya var olanları ele geçiriyor: Ovacık Mercan vadisinde 17 TİKKO elemanını yokederek kendi adamlarını MKP önderliği adı altında örgütlediler ve onları kısıtlı da olsa hala kullanıyorlar. Devlet içinde çelişkiler ortaya çıkmasaydı bu kan emici keneler daha ne kadar masum insanın kanına girecekti. Dikkat edilirse ölen kitlelerin hemen hemen hepsi de Kürt oluyor. Devletin KCK örgütlenmesi başarılı olsaydı daha ne kadar Kürt ölecekti. Seçimlerde bile olay çıkarııp Kürtlerin oylarını düşürme planlarını yapmışlar...
MİT belgelerinde ortaya çıkan diğer bir gerçek ise, TC nin PKK yi herzaman Kürtlerin esas temsilcisi olarak tutma hedefidir. Bu anlamda Kürtler dünyaya çapulcu eşkiyalar olarak tanıtılıp, tecrit edilecekler, halktan Kürt örgütü adı altında olduğunca fazla insan öldürtülerek Kürtlerin birliği engellenecek, haklı mücadele saptırılacaktır. Bugün yüzbinlece Kürdün dediği gibi eğer PKK olmasaydı Kürt devleti çoktan kurulmuş olacaktı. MİT içerisinde çözülme başlayınca kukla Maocular bir anda Apocular birlikte Dersim Dayanisma gecesi hazırlığına girdiler. Emiri veren kim?...Bayram degil, seyran degil, MIT denetiminde ki Maocu ve Apocu artiklar birlesmis Avrupada gece yapiyorlar, emir nerden geldi? Hem de MIT' te cozulme baslayinca!!
MKP adı altında maskelenen Maocu ve PKK-KCK adı altında maskelenen Apocu Türkler Avrupa Dersim Insiyatifi catisi altinda bir araya gelerek Dersim’de sarsilan hegemonyalarini tamir ederek Kürt halk mücadelesini saptırmanın yeni taktiklerini uygulayacaklar!.

Artık, dostumuzu, düşmanınımızı tanımanın, ideolojik saplantıları bir tarafa bırakmanın zamanı geldi. Bugün için bize sağ-sol, Türk Arap dostluğu-kardeşlikleri gibi saçmalıklar bir fayda getirmez. İslamın bize vereceği bir şey olamaz. Irak devleti yakında 3 parçaya bölünecek, orada ki sahte kardeşlik-birlik dirlik yalanlarının da sonu gelecektir. Müslümanlık adına AKP de 130 Kürd milletvekili var, Müslümanlık adına 9 milyon Kürt kendini Türk olarak görüyor. Ama bu Müslümanlar için, Kürd bir kafirdir ve ona bir nebze de olsa hak verilemez. Yaklaşık 10 senelik AKP iktidarında tek bir Kürt köyünün okulunda Kürtçe serbest bırakılmamıştır. Tek bir Kürt ismine bile hala izin verilememiştir.Türklerin Başbakanı, tarihsel geleneklerine uymaya devam ediyor: 1930'lu yıllardan itibaren regüler devlet politikası haline gelen halka yabani sistem aralıksız devam ediyor...O yıllar Faşizmin dünya çapında zirvede olduğu yıllar. Faşizm gençliğe, gençliğin eğitimine ve endoktrine edilmesine çok önem veriyor. Azınlıkların yokedilmesi bu endoktrinasyonun hedefi olarak görülüyor. İtalya'da anaokullarına kadar inen faşist örgütlenmeler ortaya çıkıyor. Hitler, Mussolini'den öğrendiği kitlesel gösterileri inanılması güç devasa boyutlara çıkartıyor. Mussolini ise Atatürk' ten çok şey öğrendiğini açıkça söylüyor. Almanya'da faşizmin 'ein volk, ein reich' (tek millet, tek devlet) sloganı, Kemalistlerin attığı bir slogan ve bu politika Kürtlerin sistematik imhasına parallel geliştiriliyor. Kemalistler dünya faşizminin öncülleri olarak Rum ve Ermenleri acımasızca ellemişlerdi ve Kürtlerin sırası gelmişti. Yüzbinlerce aptal, kriminal vahşi insan, bir gösteri alanında tek bir komutla disiplinli ve uyumlu bir şekilde aynı hareketleri yaparak varlıklarını uyduruk bir millete ve Paşa'ya adamış oluyorlar. Bu eylemler, özelliklede Dersim Kürt soykırımı arifesinde bütünüyle kitlesel ve adeta dinî bir havaya büründürülmüş ritüeller oldu. Çünkü Dersim soykırımı ile, baş paşanın dediği gibi 'çıbanbaşı' Kürtlerin hak ve hukuk talepleri en az 100 sene geriye atılmıştı.
 
Türkler kadar cümle başı, 'baş' kelimesi kullanan bir millete rastlanamaz. 'başbuğ', 'başhakim, başvekil, 'başkan', etc.. etc..İradesiz, şuursuz,soysuz, sopsuz insanların zayıf noktalarına vurgu yapılarak, 10 çocuğu da ölürse, adama ' başın sağolsun' diye ekstra işkence etmeye gidilir. Burada 'baş' diye kastettikleri, 'çoban' kılığında, kan döken, baş kesen bir işgalci olması gerek!!
Dünyada kendi meclisine 'büyük' adına takanlar göçebe Türklerdir: neden normal bir millet meclisi değil de 'büyük millet' meclisi oluyorlar?
Kaldi ki 'büyük' denilen bir millet bu şekilde göçebe olamaz. İyi milletler doğdukları topraklara sadık ve onu en iyi kullanabilen toplumlardır. Almanlar'ın Amerikaya, Türkiyeye gideni olmuş ama bu Türklerin dakikada bir yaptıkları gibi sürü şeklinde oradan oraya yığınak yapıp onun bunun memleketini bozmaları, yakıp yakmaları şeklinde değildir. 'Büyük Türk' denilen Rum+Arap+Fars+Türkmen kırmaları bu defa da Avrupanın ortasına yığılmaya başladı. Nasıl bir büyüklük ki, dünyanın en güzel topraklarından biri sayılan Akdeniz, Marmara ve Ege alanlarını ceheneme çeviriyor, bu yetmiyormuş gibi bu defa da başkalarının topraklarına yığılıp onu onu da bozmaya çalışıyor? Türk resmi ideolojisi beşikteki bir çocuğu dahi Orta Asyalı olduğuna ikna etmeye çalışır, 7 göbek sonrasında dahi Anadolu'nun yerlisine, onun Orta asyalı olduğu, Kurt sürüsünü takiplen buraya kadar geldiğini temel alan resmi devlet doktirini, okuldan işe kadar her yerde sistematik uygulanıyor ve insanların beyinleri çelinerek, kendilerine yabancı, doğdukları yere düşman birileri olduklarına inandırılıyorlar. Bu şekilde yetiştirilen göçebe sürüsü hangi ülkeye varsa oraya da yabancı kalmaya devam ediyor. Büyük göçebe kendisini hiç bir yerin yerlisi olarak göremiyor! Dünya üzerinde sadece Türkiye'de, halka oranın yabancısı oldukları devlet okullarında okutulur, sadece Türkiye'de,Türkiye'nin yerlisi olmayan Türklerin, 'türkiye devleti' denilen bir oluşuma sahip oldukları kendi resmi kurumlarında doktirine edilir.
'Fert yok cemiyet var, hak yok vazife var' düsturu bugün bütün okullarda küçük çocukların her sabah söylediği andımızda 'Varlığım Türk varlığına armağan olsun', ' ne mutlu türküm diyene', 'bir türk düyaya bedeldir' sözleriyle tekrarlanıyor. Bugün onbinlerce Kürt okulunda bu ritüeller aralıksız devam ediyor. Kürt çocuklarının beyinleri acımasızca yıkanarak Türkleştirilip kendilerine yabancı, 'üstün ırk' denilen Orta asyalı bir kavmin ', anadoluyu işgal etmiş fertleriymiş gibi yetiştiriliyorlar. Faşizm, ferdin bağımsız bir kişilik olarak var olmasını reddeder. Aslolan Paşa'nın, başkanın, Şef'in, Führer'in, Duçe'nin, Cadillo'nun liderliğinde, onun gösterdiği istikamette milletin yücelmesi için ferdin her şeyini feda etmesidir. Aslında Atatürkçülük, 'Ebedî Şef' kültü etrafında, kalıcı bir faşist tahakküm arayışıdır. Bu kült, bütün katiller, kan emiciler için ayrıcalıklarını sürdürecekleri bir sığınak vazifesi görmektedir.
Kürt soykırımlarının sonu, AKP tarafından da devam ettirilen bu sistem ayakta olduğu müddetçe devam edecektir. Esas soykırım Kürdün geleceğini sistematik şekilde yokeden, eğitimiden dine kadar uzanan Türk-İslam sentezidir. Sahte laiklik adına 5.3 milyon Kürt kandırılp kimliğine yabancılaştırılmış durumda. Alevilik, Kemalizm adına kürtleri kandıran sahte modernistler de, İslamcılardan farklı değildirler. Maoist komünistlerden, Devrimci karargah, Halk kurtuluş cephesine, solcu sendikalardan, masum dinseverler adı altında Kürtlerin beyinlerini yıkayan, özel harb dairesince ayakta tutulan ve göbekten Türk ordusuna bağlı Hizbullah gibi örgütler Kürt çocuklarının asimile edilmesinde birer yan araçtan başka bir şeey deüillerdir. Türk devletinin terör örgütlenmesini, özel harp dairesininin yeni yapılanmalarını, doğal Kürt hareketini bloke etmek, onu saptırıp dünyadaki tabii desteklerinden koparmak için, kendisine bağlı olarak örgütlendirdiği belgelenmiş durumda. Erdoğan kliği bu belgeleri sadece kendisine direkmen karşı olan askerleri tasfiyede -şantaj anlamında- kullanırken bu olşumun devamında ise diretmektedir. Evren-Özal-Demirel-Çiller-Ağar-Ecevit den kalan miras devam ediyor: AKP Kürdistandan tek bir Türk askerini bile geri çekmemiştir, masum köylüleri katleden tek bir köy koruyucusunu bile azaltmamaıştır.
 
Asker-polis elbiseli Türkler kesilen Kürt kafaları ile fotoğraf çekmeye devam ediyor, imamın ordusu 'fahişelere' asker elbisesi giydirerek türkü söylettirmeye devam ediyor.  
Kürt değilsiniz. Tek başınıza düşünemezsiniz. Doğruyla yanlışı ayırt edemezsiniz. Tek başınıza karar veremezsiniz. Varlığınızı yüce Türk milletin varlığına katarak, (Türk varlığına armağan ederek) eriyecek ve yok olacaksınız. “Ne mutlu Türküm diyene” “Bir Türk dünyaya bedeldir” “Türk, öğün, çalış güven.” gibi şiarlar, yaygınlaşan bayraklar ve heykeller birlikte, ulusun belleğine bir daha silinmeyecek şekilde yerleşmiştir. Peşpeşe gerçekleşen yenilgilerin yarattığı çöküntüyü ve suskunluğu yaşayan Kürt, kabuğuna çekilmiş, Türklüğüne razı olmak zorunda kalmıştır. Şentürk, hastürk, yıldırımtürk, öztürk, aslantürk, kahramantürk gibi soyadları alan Kürt, köylerinin değişen, Türkleşen isimlerine de pek karşı çıkamamıştır.Koyunlar gibi o basit hareketleri okul ve kışlalarda hep birlikte yaparak kıvama geleceksiniz. İşte o zaman sizin yerinize düşünen, karar veren, sizi yöneten bir azınlığa sorgusuz sualsiz teslim olacaksınız. Bir komut gelecek elinizi kaldıracak, bir başka komutla indireceksiniz. Bir sürü gibi. Anaokulundan başlayarak hazırol ve rahatta durmayı, uygun adım yürümeyi nasıl olsa öğrenmiş bulunuyorsunuz. Çocuklar ve gençler, sizler birer küçük Türk koruyucu askersiniz. Komutanlarınızı dikkatle takip edeceksiniz. Onlara Paşa diye hitap edceksiniz. Sakın düşünmeye, dilinizi konuşmaya, onunla düşünmeye, kendi kendinize karar vermeye kalkmayın. Sadece denileni yapın. Dünyada faşizmin en çiğ ve kaba haliyle varlığını sürdürebildiği yerler Türkiyenin okulları, Türklerin bayrak salladıkları, kendi toprakları diye saydıkları bütün Kürt şehir ve köyleridir.
Kürdistan' da koşullandırılan yaklaşık 450 000 i resmi ve 128 000 ni de paramiliter koruyucu, Irkçı, Alevici, Şiici, Maocu Komünist partisi, Devrimci karargah-kurtuluş cephesi, Müslüman Hizbullahçı kılığında örgütlenmiş askeri güç, din adı altında örgütlenmiş Hizbullah-Diyanet-Nurcu-Süleymancı-Bektaşici-Fetullahçı-kontralar bir bütün olarak AKP diktatörlüğü altında da geleneksel süreci devam ettirmektedirler.
Varlık koşulunu geleneksel bir düşman algısı üzerinden inşa ederek ifade eden Türk kimliğinin 20. yüzyıldan bugüne kadarki en büyük düşmanları, Ermeniler, Kürtler ve Anadolu Rumlari olmuştur. Bizanslılarla iç içe geçen göçmen Orta asyalılar ve ortadoğulular yeni bir millet oluşumuyla, Anadolu'da geriye kalan toplumlara karşı büyük bir kin ve nefret dalgasının temellinide sağladılar: işte 'türk' denilen ucube budur. Zira Mustafa Kemal’in Nutuk’unda, meziyetlerinden (!) ötürü övmekle bitiremediği Nurettin Paşa’nın, “Bu ülkede ‘zo’ diyenleri (Ermeni) temizlediler, ‘lo’ diyenleri (Kürt) de ben temizleyeceğim” sözü, o güne dek yapılmış ve sonrasında yapılacak olanları, devlet ricali ağzıyla özetleyen ciddi bir itiraftır. İttihatçıların, doğrudan veya dolaylı yollardan (deportation) Ermenileri katletmesiyle başlayan bu süreç, Nurettin Paşa’nın Koçgiri’de Kürtlere karşı giriştiği ilk katliam denemesi (1921) ile sonrasında kurulacak olan Cumhuriyet’e de miras bırakılacaktır.
"Annem Kürt ama babamın ailesi Ermeni. 12 Eylül’de öğrendik Ermeni olduğumuzu, kendimizi Kürt sanıyorduk, devlet biliyormuş, biz bilmiyorduk. O zaman Ankara’d a çalışıyordum, eşimin, ailemin yanına köyüme gidemiyordum. Gelsem de tokat yemeden dönemiyordum. Sonra ailemi yanıma aldırdım, annem babam kaldı bir tek. Zaten köylerde sadece yaşlılar kaldı. Ama onlar Ermeniliğini söylemiyor baskıdan, buradan göçen gençler söylüyor özgürce."
Resmi adıyla Tunceli’nin Alanyazı, halkın diliyle Dersim’in Xozun köyündeyiz. Bir zamanlar Ermeni kilisesinin olduğu alanda, kiliseden kalan tek taşın üzerine oturmuş Hasan Polat böyle anlatıyor hikâyesini. Alanyazı köyünde doğan, Ankara’da köy hizmetlerinden emekli olan Polat, başkentte sorun yaşamamış, çünkü kimliğinde “İslam” yazıyormuş. “Beş çocuğum henüz kimliğimizin tam farkında değil” diyen Polat aslında Türkiye’de ilk kez konuşulmaya başlayan bir topluluğun üyesi: Dersim Ermenileri. Bugüne kadar 1915 Ermeni tehcirinde Dersim bölgesine sığındıkları söylenen, 1937-38 Dersim olaylarında bölgede yaşanan acılara ortak olan Dersim Ermenileri, 12 Eylül’de ve 90’lı yılların terör ortamında da büyük travmalar yaşadılar. ... "Tarihi travmalarla dolu bir bölgede, hele Ermeni olmanın hâlâ “küfür” addedildiği, basında “Türkiye’de yaşayan ‘gizli Ermeniler’ bölücülükte önemli rol oynuyor” gibi cümlelerin kolayca sarf edildiği düşünüldüğünde, neyle karşılaşacağımızı tahmin ediyorduk aslında. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşı” dediği Dersim’de ilk gün, Munzur nehrine tepeden bakan bir kahvede uzun süre sohbet ettiğimiz Ermeniler, katliamları, acıları yaşadıklarını anlattılar; yıllardır Ermeni kökenli oldukları için dışlandıklarını söylediler ama ses kayıt cihazını açmamızı veya fotoğraf çekmemizi istemediler. Kimi “Ben gencim, büyüklerim kökenini söylemedikten sonra ben bir şey demem” dedi, kimi “kimliğimize sahip çıkalım ama acele etmeyelim, burası Türkiye’nin başka hiçbir bölgesine benzemez” diyerek uyardı. ..."(Agos)
O günden bugüne kadar meydana gelenleri anlatmaya sayfalar kâfi gelmeyeceği için, şimdilik bu tarihi değerlendirmeyi okuyucunun takdirine bırakıyoruz.


Türk resmi tarihçiliğinin Ermeni katliamı karşısındaki yok sayma ve reflekse dayalı tutumu, geçmişte uygulanan vahşetin, bugün dilin aşağılayıcı kelime hazinesinden devşirilen ‘piç’likle meşrulaştırılıyor olmasında da büyük emeği geçmiştir. 2 Türk yan yana gelse piç kelimesi kullanmadan normal bir kominikasyon yapamazlar. Piç kelimesi Türklerin ruhuna işlemiş: 'vay ermeni piçi', 'rum piçi' en çok kullandıkları takıştırmalardır. Türkiyede her türk mutlaka bunu başka bir Türk'e söylemiş ve kendisi de bu piçlik yakıştırmasına maruz kalmıştır. Bu kadar insan Rum veya Ermeni piçi ise 'türk' denilen fenomenin ne olduğu ortaya çıkar! Bu yüzden de tarihçiliği arşiv belgesi okumakla eşdeğer gören bu garabet zihniyetin, bugün toprağın altından çıkan toplu mezarlar ve süngü zoruyla uçurum boşluklarına itilen insanların yaşadıklarıyla empati kurmasını beklemek, en yalın anlamıyla safdillik olur. Zaferden zafere koşarak tanıtılan bir neslin, bu zaferleri kime karşı ve nasıl elde ettiklerini sorgulamadan dile getirmek, Türk tarihçiliğinin sefaletini de gözler önüne sermekte.


1921Kocgiri, 1938 Dersim ve 1925 Şeyh Sait katliamlarinda Kürtlere yaşatılanları bir arşiv düellosuna çeviren hükümet ve ana muhalefetin, bu topraklarda katledilen halkların gerçeğini dahi kendi tekelinde bulunan arşiv belgeleriyle izah etmesi, acınası bir durum. AKP' nin Kürt politikası, 1945'te İtalyan ve Alman faşizminin çöküşünden tam 67 yıl sonra, Türk faşizminin sona ermeyeceğini ifade ediyor.
 
Şimdi artık bu Kürt düşmanı sürece son vermenin, esaret zincirlerini kırarak, özgür bir halk olmak, her halk gibi devlet sahibi olmanın yolunu açmanın zamanı gelmiştir.
 
İlk olarak, bütün Kürt örgütleri, 1 Mart tarihinden itibaren bütün Kürtlerin çocuklarını Türk okullarına göndermemeleri için bir bildirge yayınlayarak zorunlu adımı atmaları gerekiyor. 14 milyonun üzerinde Kürd hali hazırda Türk yapılmış, adları değiştirilmiş kendilerine düşman bir toplum haline getirilmiştir. Kürtlerin düşmanı AKP nin de devam ettirdiği Türkleştirme politikasıdır... Askeri anlamda Kürtleri yoketmenin imkanı yoktur. TC bunu iyi biliyor ve bu yok etmeyi İslamcılar ve Kemalistlerin ortak paydası olan devlet okullarında devam ettiriyor.
 
İşte şimdi bu okulları boykot, TC nin Kürd'ü esaret altına almak için yaşam borusu olarak kullandığı bu mezarlara gereken cevabı vermenin zamanı geldi. En az %35 nin üzerinde Kürt vatandaşımız bu çağrıya uyup, çocuğunu asimile etmekten başka bir şey yapmayan bu Türk okullarını protesto ederse TC' nin bölgedeki bel kemiği kırılacaktır. Böylesine bir olay dünya çapında büyük yankılar yapacak ve AKP nin sahte maskesi de düşecektir. Kürt özerkliğine giden yol, Kürt halkının ortak iradesi onun gerçek temsilcilerinin böylesine küçük bir çıkışla, aklı selimle işe başlamalarından geçiyor.
 
Devletin saldırısı büyük olacaktır ama eskisi gibi başarı şansı yoktur.
 
1 milyon Kürd ayağa kalktığında ise işleri Suriye gibi olacaktır.
 
Şimdiden biliyoruz ki TC de o gün, PKK adı altında kendi askerlerine karşı vahşiyane bir saldırıda bulunarak, mümkün olduğunca çok askeri öldürerek, geri kalmış cahil halkı ayağa kaldırarak bu haklı eylemi sabote etmeye çalışacaktır. TC' nin değişmez Kürt politikasını devam ettiren yeni AKP-Asker ittifakı, Kürt Hareketi nezdinde bir kırılmayı amaçlıyor; talep ve istemlerin, Müslüman-Kemalist kırmızı hattının içine çekilmesini, güney Kürtlerini de tehdit ederek, zorunlululuk azmeden Kürt Birliği’nin sağlanmasının önünü almaya her zamanki gibi hedefleyeceklerdir. Benzeri olay en son Kürt özerkliğinin ilan edildiği gün yaşandı, MHP yandaşı yeni patron Necdet Özel'in Jandarma istihbaratından hareketle, PKK adına askerlerin yaptığı bu provakasyona resmen sahip çıkıldı.
Kürtler ortak iradeleri ile özerkliği ilan etmiş durumdadır, geriye dönüş olamaz ve bu yeni adım ile de onu gerçek yaşam alanına sokacaklarıdır.
 
 
Kürt çocuklarına,'Varlığım Türk varlığına armağan olsun' sloganını dayatanlara cevap verme zamanı geldi: 1 marttan itibaren çocuğunu Türk okuluna gönderme.
Kürtler olarak hep beraber, Kürtlere mezar haline gelen Türk okullarını terk edelim!
1 Mart' tan itibaren Türkleşmeye son!
 
Kürdün mezarı olan Türk okulunu değil, anadilde Kürtçe eğitim sağlayacak Kürt okulunu istiyoruz.
 
 
Kürtler için anadilde eğitim komitesi.
 
Saygılarla,
 
Şemso Lazwan Kurmesh

Kategorideki Diğerleri

'Utanç davası'nda utanç kararı
Siirt'teki kız çocuklarına tecavüz davasına bakan mahkeme, çocukların tecavüzden etkilenmesini görmezden geldi, ancak sanıkların "cezadan olumsuz etki
Hakkari'nin yeni valisi Orhan Alimoğlu
Muammer Türker'in MGK Genel Sekreterliği'ne atanmasının ardından Hakkari Valiliği'ne atama yapıldı.
Şemdinli’de şantiyeye saldırı 1 ölü 3 yaralı
Hakkari’nin Şemdinli İlçesinde karakolunun yapım işinde çalışan işçilere yönelik yapılan saldırıda 1 işçi hayatını kaybederken 3 işçide yaralandı.
AK Parti Diyarbakır Basın Sorumlusu Öldürüldü
Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesinde, AK Parti İlçe Başkanlığı Basın Bürosu sorumlusu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
PKK Bitlis'te 6 Korucuyu Alıkoydu
Bitlis merkeze bağlı Çeltikli köyü yakınlarında dün akşam saatlerinde araçları durduran PKK militanlarının, 15 kadın militanın yaşamını yitirdiği oper
19 Mayıs törenine katılan albaya gözaltı
Güney Deniz Saha Komutanlığı Muayene Komisyon Başkanı Kıdemli Albay Levent Gülmen, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları sırasında gözaltına al
Taraf'tan Erdoğana
Başbakan WSJ’ın Uludere haberini “Seçimler öncesi Obama’yı zora sokma gayreti” diye yorumladı ama asıl zorda olan katliamın hesabını hâlâ veremeyen ke
Kıvrıkoğlu'nun ölmesi Çevik Bir’in işine yarardı
Eymür, Şubat soruşturmasından Toros 97 suikastına, 1977’deki Kanlı 1 Mayıs’tan Yeşil’e kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu
Anayasada 2 madde tamam
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alacak iki maddenin yazımını tamamladı. İlk 2 madde, 'İnsan onur ve haysiyeti',
"Roboski Katliamında kimin emir verdiği önemli"
Hüseyin Çelik, Uludere'de istihbaratın kimden geldiğinin önemli olmadığını, asıl sorunun operasyona karar verilme sürecinde olduğunu söyledi.
Predatörler 37 dakika görüntü almış
Katliamdan kurtuldu Kürdistan'a Göç Etti
Zorda olan sensin aslanım
Roboskî ne tarafa düşer usta!
Hükümet Uludere konusunda sınıfta kaldı
'AKP'li Çelik serbest bırakılsın'
"Başörtülülerin İçeri Girmesinden Rahatsızım"
Mehmet Eymür'den çarpıcı açıklamalar
Tarhan: CHP, TSK'dan rahatsız!
Gül'den tutuklu vekil açıklaması
Genelkurmay 51 No'lu DVD'nin aslını gönderdi
Genel Af, Hükümetin Gündeminde Yok
Ankara: Tıssssssss!
Anaların Gözyaşları Dinmiyor
Pentagon'dan Uludere Açıklaması
'Susturucu'lu Cinayete 20 Gözaltı
Neçirvan Barzani'nin Ankara Temasları
Tazminat değil, adalet istiyoruz. [Video]
TSK'dan Uludere açıklaması
Diyarbakır bombacılarına müebbet

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1 Katliamdan kurtuldu Kürdistan'a Göç Etti
2 Taraf'tan Erdoğana
3 Zorda olan sensin aslanım
4 "Roboski Katliamında kimin emir verdiği önemli"
5 PKK Bitlis'te 6 Korucuyu Alıkoydu
6 AK Parti Diyarbakır Basın Sorumlusu Öldürüldü
7 Aliya'nın dublörü 15 sene sonra ortaya çıktı
8 Predatörler 37 dakika görüntü almış
9 Anayasada 2 madde tamam
10 Kıvrıkoğlu'nun ölmesi Çevik Bir’in işine yarardı

KONUK YAZARLAR

 
Mehmet Ali Anşin

Anneler Günü

M.Latif YILDIZ

Devletin İtibarı

Yorum Hattı
peki İran
Neden İran'ı hesaba katmıyoruz, Doğu Kurdistan bu federasyonun neresinde yer alacak?...
evdal
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır"Hz. Muhammed s.a.s
Yüce Rabbim bu bacımızın yar ve yardımcısı olsun.Çocuklarına ve eşine sabırlar versin. "Güçlü iken ...
hüseyin canan
Gerçek "Kardeşim" İçin.. >>
Biz site okurlar için büyük şans olduğu kesin ama tüm Türkiye için mi bilemem. Malum bazen iğneliyor...
Naim Kamer
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
yol arkadaşım
Selam sana yakub kardeşim.Çok güzel ve duygulu yazmışsın okudukça o günleri hatırladım bende biraz ...
zeki kaya
Asya Konvoyu ve Çelişkiler IV >>
Bu güzelliğin emsali yok
Bu dünyada ne kadar ödül varsa, yazı, gezi, edebiyat, sanat, tarih, kültür, mimari, coğrafya, toplum...
Face arkadaşı
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
"Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, ka...
Mus'ab
Gerçek "Kardeşim" İçin.. >>
Sözde müslüman
Çünkü Bazı insanlar Allah'ın ayetlerini az bir pahaya satıyorlar.Dünya hayatını ahiret hayatına terc...
HİLAL
Uludere ve yalanlar >>
Yanlış anlamaya sebebiyet vermişim; insanın tüm bilgisi,karşısındakinin anladığı kadardır derler ya,...
fatme
Sonradan Aşılmayan Duvarlar >>
Ah ah.. Sevgili üstad.. Yüreğin ne güzel duygular menbaı olmuş. Bu cümleler insanı deli eder. Sevda ...
Şıvan
Anneler Günü >>
Selamun aleykum. Değerler elimizdeyken hakettikleri kıymeti vermeyiz,hep bizimdirler sanırız. Bunu ...
vuslat
Anneler Günü >>
fidan göngürün çocukları onun yolunu beklemiyorlarmı...
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>
Allah insanlarla vijdan aracılığıyla konuşur.ama vijdanlar o kadar körelmiş,ki sesini duyuramıyor.Ç...
Hilal
Tazminat değil, adalet istiyoruz. [Video] >>
bu katliamı yapanın üstünü ortmeye çalışanın Allah bin belasını versin .......
Tazminat değil, adalet istiyoruz. [Video] >>
hocam sizi kutluyorum bu konuda herkesin destek vermesi şart özelikle meclis ortamında kulis yapılma...
peki naşat
ESKİ YER İSİMLERİ (FORUM) >>
"Böyle bir hareketin batıdaki cemaat önderlerinden ve dernek-vakıf liderlerinden onay alamaması duru...
Cendel
Sabiha Ünlü İle "Bizim Toprağın Dili"ne Dair.. >>
bu kitap hediye edilmeli!
Başta fıkıh prof.Hayreddin Karamana göndermeyi düşünüyorum.Sonra vicdan sahibi olduğuna inandığım Tü...
hüseyin canan
Sabiha Ünlü İle "Bizim Toprağın Dili"ne Dair.. >>
özellikle türklere okutun bu kitabı..........
sabiha abla kalemine ve o temiz duruşuna selam olsun.kitabın benim için bir arayış içinde olupta işt...
ibrahim
Sabiha Ünlü İle "Bizim Toprağın Dili"ne Dair.. >>
"Sizin gibi insanların yok sayılan ve gizlenen tepkileri nelerdi ve hangi amaçlar için tepkileriniz ...
musab
"Dünü ve Bugünüyle Yakup ASLAN" I.BÖLÜM >>
Allah'ın selamı hepimizin üzerine olsun. Sabiha ablaya bir sorum olacaktı, kitabın basımı için İslam...
evdal
Sabiha Ünlü İle "Bizim Toprağın Dili"ne Dair.. >>
Rabbim Razı olsun bu değerli samimi, muvahhid, mücahide müslümandan.. Sabiha Ünlü denildiğinde yüreğ...
xerip
Sabiha Ünlü İle "Bizim Toprağın Dili"ne Dair.. >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Ahmet ALTAN

Sakız

Orhan Miroğlu

Anne ve Oğlu’na

Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com