Devlete takıldı yine kepçe
Ölüm kampı İçkale
23 kafatası
Kan aktı Dicle
Görmedi kimse
Ruhu sızladı Hz. Süleyman'ın
Türkiye'de 17 bin insanın faili meçhul cinayete kurban gittiği belirtiliyor. Bunlardan bir kısmının asit kuyularına atıldığı, bazılarının toplu mezarlara gömüldüğü itirafçıların itiraflarından da anlaşılıyor.
Kimisi evinden, kimisi yoldan geçerken, kimisi işinden-tarlasından alınıp götürülen bu insanlardan bir daha da haber alınamadı. Gözü yaşlı kayıp yakınları yıllarca büyük bir umutla kapılarının çalınmasını; çocuklarının, babalarının, eşlerinin gelmelerini bekledi. Çalınmadık devlet kapısı bırakılmadı. "Katillere, tecavüzcülere, dolandırıcılara" açık olma bir yana mesken olan devlet kapıları, yakınını arayanlara açılmadı hiçbir zaman. Bununla da yetinilmedi; Diyarbakır'daki kazılarda ortaya çıkan kafataslarının ardından bir annenin yürek burkan dramından da anlaşılacağı üzere katiller katlettikleri çocukların annelerini düğünlerine çağırma pervasızlığında bile bulunmuşlar.
Götürüldüler; suçlarını bile bilmeden; bir yıl, iki yıl, üç yıl bir daha da kendilerinden haber alınamadı. Çoğu bildik yöntemlerin kurbanı oldu. Gözleri bağlanarak götürüldüler; bir daha da aydınlık yüzü görmedi o gözler.
Asit kuyularına mı atılmışlardı? Diri diri mi gömülmüşlerdi toprağa? İşkence edile edile mi katledilmişlerdi? Nasıl bir ölüm reva görülmüştü bu insanlara insanlıktan nasibini almayanlar? Ve daha korkuncu nereden alıyorlardı bu cesareti? Kimdi; karar alanlar, yöntem haline getirenler, uygulatanlar, yardım ve yataklık edenler?
Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki tarihi İçkale'de bulunan ve geçmişte JİTEM binası, Jandarma Merkez Komutanlığı, 7. Kolordu Komutanlığı, cezaevi ve adliye olarak kullanılan alanda
sürdürülen kazı çalışmalarında kepçeye-kazmaya takıldı kafataslarımız!
Bir, üç, beş, on…19, 23… sayarken bile ürperiyor insan.
Diyarbakır-JİTEM-Jandarma Merkez Komutanlığı-cezaevleri-adliye: Yoruma gerek var mı?
Dili olsa da konuşsa Hz. Süleyman Camii, Surlar, Dicle;
Böylesine bir vahşette tanıklık etmişler mi asırlık Surlar?
Karışmış mı daha önceleri böylesine bir kan Dicle'ye?
Hz. Süleyman'da duaya açılan ellere ne der Kahhâr?
Mezarsız ölünüz var mı sizin?
"Model ülke"nin büyük kentlerinden birinin merkezinde 23 insana ait kafatası çıkıyor. Çok daha fazla insanın aynı yere gömüldüğü biliniyor. Yerin yerinde oynaması gereken bir anda kimsenin sesi çıkmıyor. Cinayetlerin faili devletin ve ona kalkan olan AKP iktidarının bir yere kadar anlaşılır suskunluğu! Peki ya toplumun bu duyarsızlığına ne demeli?
Empati iyidir; adalete, kardeşliğe, hakikate götürür.
Biraz empati yapmaya dayanır mı kalbiniz?
Bir gece vakti sabah ezanının ardından çalınıyor kapınız. Giriliyor özelinize. Didik didik aranıyor eviniz. Götürülüyor sevdiğiniz; babanız, eşiniz, kardeşiniz… Günün ilk ışıklarıyla büyük bir telaş ve korkuyla karakolda alıyorsunuz soluk. "Yok, öyle bir isim", "getirilmedi buraya böyle biri" soğuk söylemi karşısında sarıyor sizi büyük bir titreme.
Ne edecek, hangi kapıyı çalacaksınız? Gözlerinizin önünden devlet cellatları oldukları her hallerinden belli olan görevliler tarafından götürülen sevdiğinizin devlette olmadığı azarıyla çevriliyorsunuz geri. Çaresizce dönüyorsunuz evinize. Kapınızı yavrunuz açıyor. "Babam nerde?" "Nereye götürdüler onu?" "Ne zaman gelecek?" Soruları hançer gibi saplanıyor yüreklerinize.
Ne cevap vereceğinizi şaşırıyor, yıkılıyorsunuz olduğunuz yere. Gelecek diyorsunuz umutsuzca! Günler ayları, aylar yılları kovalıyor. Yaşıyor mu acaba? Ne ediyor, ne yiyordur şimdi? Çıkıp gelir mi? Hiç olmasa bir mezarı olsa… Hiç bitmeyen sorular…
Ve yıllar sonra size kapatılan devlete kepçe atılıyor! Devletin içine gömülen sevdiğinizin kafatasına uzanıyor yanlışlıkla kepçenin ucu! Saklayamıyor toprak bile alçaklığı daha fazla! Dayanıyorsunuz bir daha devletin kapısına. Kendilerinde olduğu inkâr edilen sevdiğinizin kemikleri tutuşturuluyor ellerinize. Sizden sağ alınan sevdiğinizin kemiklerinin içerisinde bulunduğu torba ile evinizin yolunu tutuyorsunuz bir kez daha. Kapıyı açan çocuklarınız; "anne ne var o torbada"…
Ya da Diyarbakır'da değil de İstanbul, Bursa, Konya gibi bir kentte yapılan kazı çalışmalarında Kürt değil de 23 Türk'e ait iskeletler bulunsa. Bunların sayıları binlerce ifade edilse…
Sahi çalındı mı gece vakitlerinde kapılarınız? Kayıp oldu mu hiç yakınınız? Beklediğiniz oldu mu bir sevdiğinizi umutsuzca? Bilir misiniz yakınına ulaşamamanın çaresizliğini? Mezarsız ölünüz var mı sizin?
Hangimizin yavrusuna, babasına, kardeşine ait o kemikler? Hangimiz dua edebileceğimiz mezar taşımız olur umuduyla koşarız içten götüren İçkale'lere…
Failler nerde?
Ne vakit gömülmüştük toplu mezarlara? 20'lerde mi? 80'lerde mi? 90'larda mı? Yoksa Roboski'de mı? Kaç yıl oldu yaşıyoruz kafatasları üzerinde?
Ne vakit olsa da değişmiyor hakikat; Cellât aynı, kurban yine aynı kurban…
İddia edildiği gibi meçhul müydü faili bu insanların? Ya da kayıp mıydı bu insanlar? Failleri ve akıbetleri belli olmasına rağmen neden kendileri kayıp ve katilleri meçhul oluyor?
23 kafatası, Diyarbakır'daki JİTEM binası, Jandarma Merkez Komutanlığı, 7. Kolordu Komutanlığı, cezaevi ve adliye olarak kullanılan alana kendiliğinden mi kondu? Ortaya çıkan kemiklerle beraber failler neden tartışılmıyor?
"Terörle mücadele" adı altında yıllarca devlet terörü estirildi. Öyle bir dönem ki; yakınınızın öldürüldüğünü-kayıp edildiğini, evlerinizin-köyünüzün devlet tarafından yakıldığını ifade etmeniz bile suç; bunu yapan insanlardan dahi bir daha haber alınamadığı günlerden bahsediyoruz. Kürt illerinde görev yapan komutanlar OHAL şartları gereği geniş yetkilerle donatılmışlardı ve her türlü hukuksuzluğu bizzat yönetiyorlardı. JİTEM'in infaz timlerindeki itirafçı, korucu gibi sivil unsurlar ise o yıllarda sayısı 10 binli rakamlara ulaşan kayıpların sorumluları arasında zikrediliyor. Ve bunlardan bazıları itiraflarda bulunuyor; yer gösteriyor, isim veriyor, faaliyetlerin devam ettiği gerçeğini haykırıyor. Yüzlerce kemik fışkırıyor, binlercesi bekliyor; tık yok.
"Kutsal devlet" için öldürülen insanlar "Doğu"ya, bu insanları öldüren silahlar "Batı"ya gömüldü. JİTEM'den terfi olanlar Ergenekon'da çalışmalarına devam etti. Öyle ki, "Devlet için kurşun atan da yiyen de şerefli" kabul edildi. Her şeyin devlet için yapıldığı çok açık. Buna rağmen Ergenekon ve darbe girişimleri konusunda yetersiz de olsa atılan adımların benzeri, bu yapıların asıl yurduna neden atılmıyor? Kazı sırasında bulunan silahlarla birlikte çok sayıda kişi Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklandı. Kürt illerinde silah değil kemikler fışkırıyor. Toprak altında bulunan silahlarla eşzamanlı yapılan Ergenekon operasyonlarına benzer operasyonlar neden JİTEM'ye karşı yapılmadı? Ergenekon operasyonu niçin JİTEM'e uzanmıyor? Yoksa söz konusu operasyonlar iktidar uğruna mı yapıldı? "Fırat'ın doğusu" insanlığa ne zaman açılacak? Özgürlük, adalet, eşitlik, insanlık Kürdistan'a ne zaman girecek!
"Medyanın sağırlığı ve hakikati örtme iktidarı!" bir sonraki yazıya kaldı.
Emin ALTUN - İslahhaber.com