Tarih 28.12.2011. ABD'nin insansız uçaklarından alınan istihbaratla harekete geçen Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait F16 savaş uçakları Roboski'yi bombaladı. Bölgede incelemelerde bulunan birçok kuruluşun da raporlarına yansıyan bilgiye göre "planlı" ve "kasıtlı" olarak yapılan bombardımanda 17'si çocuk, 34 Kürt yaşamını yitirdi.
Bu tarih Türkiye Cumhuriyeti tarihinin karanlık sayfalarında yeni bir katliam olarak yerini almakla kalmadı; aynı zamanda devleti değiştirmek üzere yola çıkan AKP'nin ve onunla birlikte değişen ve dönüşen yardakçıların Ankara'nın dehlizlerinde nasıl kaybolduklarını da gözler önüne serdi.
Havadan "keşif" yapan savcılar katliamı aydınlatacakmış!
Olay üzerinden neredeyse bir ay geçti. İstifa eden yok, görevden alınan yok, tutuklanan yok, özür yok. Geçen uzun süreye rağmen kanunun aydınlatılmasına yönelik somut adım atılması bir yana tersi yönde adımlar atıldı, atılıyor. Raboski katliamının üstünün örtüleceğine yönelik kuşkuları besleyen verilere her gün yenileri ekleniyor. Bu verilere sistemin kanlı sabıkası da eklenince olayın aydınlatılması yönündeki "umutlar" iyice azalıyor.
Son olarak Hrant Dink cinayetinde örgütün Hayal! olduğuna inanmamızı bekleyen devletin savcıları, Roboski'ye girme zahmetinde bile bulunmadan düzmece bir rapor açıkladılar. "Halkın toplanması ve terör bölgesi" olması nedeniyle ayak basmadan askeri helikopterle "kuş bakışı" keşif yapan savcılar, olayı aydınlatacakmış(!)
Atılan adımlar
Bu süre zarfında tabii ki başında bulunan yeni sahibiyle beraber devlet boş durmadı. Açık olan katliamın sorumluluğunun kabul edilmesi, üzerine gidilmesi, sorumluluğu olanların açığa alınması, istifa edilmesi, cellâtların cezalandırılması, bu türden olayların bir daha gerçekleşmemesi için olayın gündemde tutulup mahkûm edilmesi ve devlet adına özür dillenmesi gerekirken ne mi yapıldı?
Tahmin edileceği üzere hükümetiyle, muhalefetiyle, yargısıyla, ordusuyla, medyasıyla "Türkiye'ye yaraşır ulusal bir dayanışma" sergilendi. Birbirlerine nefretleri, aralarındaki mücadele ve hesaplaşmaları ne olursa olsun sözkonusu olan "kutsal devlet" ve "bekçisi ordu" ise gerisi teferruattı. Aynı duyguydu Erdoğan'ı Özkök'üne getiren, aynı kaygıydı Yeni Akit ve Gözcü'de dile gelen. E nede olsa "devlet hayatın ta kendisi"ydi ve "bir anlamı olan Mehmetçik" zedelenmemeliydi. Bu amaçla çok önemli bazı adımlar da atıldı:
* Karşılarında selam durup katliama alkış tutan medya içerisinde yer almayıp inatla ve ısrarla katliamın hesabını soran bazı gazetecilere hadleri bildirildi.
* Havadan toplu halde gerçekleştirdikleri ve katliam bilgilerini baylaşma lutfünde bulundukları için Genelkurmaya "teşekkür" edildi.
* Katliamı gizlemede kullanılmak üzere medyaya malzeme olmada gösterdiği üstün başarıdan dolayı Kaymakama madalya takıldı.
* Kendilerini bombalayan, orta yerde ölüme terk eden, bomba yağdıranlara teşekkür eden, pardon bile demeyen devletin temsilcisi
* Kaymakama saldırdıkları ve "kaçakçılık" yaptıkları gerekçesiyle bombardıman sırasında ölmeyenlerden bazıları gözaltına alınırken bazıları ise ifadeye çağrıldı.
Gündemden düşürme çabaları
Öte yandan 34 insanın suçsuz yere katledildiği ve katliamı gerçekleştirenlerin korunduğu bir sırada bu gerçeğin anlaşılmaması için de atılması gereken bazı adımlar vardı.
Katliamın bir an önce gündemden düşürülmesi için "ayar" çekilen medya başta olmak üzere bütün araçlar seferber edildi:
- Ankara'da vahşetin gündemden düşülmesi için planlar düşünülürken imdada Kaymakama yönelik tepki yetişti. Katliamın görülmemesi ya da küçük bir haber olarak geçiştirilmesine karşılık Kaymakama yönelik saldırı günlerce manşetlerde tutuldu. Özellikle muhafazakâr medyanın Kaymakamı gündemde tutma çabası da vahşet gerçeğinin üstünü örtmeye yetmedi.
- Katliamın ardından, milletvekilleriyle ilgili "kıyak" emeklilik yasası Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi. Bazı boyutları ile hassas olan konunun "şike" yasası gibi kamuoyunda tartışılması umuldu, o da olmadı.
- Polis "KCK" adı altında eski milletvekilleri, belediye başkanları ve gazetecilerin içerisinde bulunduğu kişilere yönelik yeni operasyonlara imza atarken, muhafazakârların başını çektiği medya ise tersine çevirdiği 28 Şubat yöntemleriyle suç malzemeleri arayışına girdi.
- Konuşulması, araştırılması, tartışılması sonucunda ulaşılacak gerçeklerin "orduyu yıpratma" ihtimaline karşı "gizlilik" kararı alındı.
- Birden bire raflardan 12 Eylül iddianamesi indirildi.
- Ve Başbakanın mesai (yoksa mevzi arkadaşı mı demeliydim) arkadaşı eski Genelkurmay Başkanının tutuklanması Roboski vahşetini gündemden düşürmek için başvurulan son yöntemlerden bazıları oldu.
Burada bu türden konuların gündeme gelmesinden rahatsızlık duyulduğu anlaşılmamalı. Zaten iyi gelişmeler olduğu için buna benzer olaylar gündeme getirilir ve kullanılır. Özellikle 12 Eylül darbecilerinin yargılanması ve namı değer "boru" lakablı eski Genelkurmay Kurmay başkanı Başbuğ'un tutuklanması gibi gündemler tabii ki, iyi gelişmelerdi ve değerlendirilmeliydi. Mesele elbette bunlar değil, bunlar üzerinden katliamın gündemden düşülmesi çabasıdır.
Gündem değiştirme yöntemleri noktasında devletin bir hayli deneyimli olduğunu teslim etmek gerekiyor. Kimi zamanlarda gerçeğin üstünün örtülmesi için kan akıtılır insafsızca, kimi zamanlar da ise akıtılan kanın gizlenmesi için gerçekler kullanılır pişkince. Roboski'nin neyin kurbanı olarak seçildiği bilinmez ama üstünün neyle örtülmeye çalışıldığı çok açık. Bu bağlamda yeni iktidarın gündem değiştirme taktiklerinin haleflerinden farklı olarak "kanlı" değil de "kansız" olduğunu da görmüş oluyoruz!
Suç ortaklığı!
Roboski bir kırılma noktasıdır. Kürtlere, Kürt sorununa bakışın test edildiği alanlardan bir resimdir. Katliam Kürt ve Kürdistan'dan bağımsız değildir. Meselenin Kürtler üzerinden değerlendirilmesinin dahi rahatsızlık yarattığı görülüyor. Oysaki Roboski Kürtlere karşı gerçekleştirilen katliamlar silsilesinin son halkası olarak da önem taşıyor.
Söz gelimi bu katliamın gerçekleştiği bölge Kuzey Kürdistan değil de Ege ya da İç Anadolu gibi bir yer olsaydı aynı şekilde kör ve sağır olunur muydu? Şırnak'ta değil de Bursa, Trabzon ya da İzmir gibi bir kentin kırsalında 50 kişilik bir insan topluluğu iş sırasında havadan bombalansa ve bu bombardıman sırasında Kürt değil de 34 Türk katledilse devletin, başındaki hükümetin ve emrindeki medyanın tavrı böylesine vicdansız olabilir miydi?
Gelinen noktada operasyonun başındakilere "teşekkür" edenler, Kaymakam'a "madalya" takanlar, o günlerde gündemden düşürmeye çalışanlar, sessiz kalanlar, çarpıtanlar, ölmeyenleri yargılamanın peşine düşenler ve örtbas edenler de Raboski katliamını gerçekleştirenler kadar suçlu değil mi? Bunlar katliamın suç ortakları olarak anılmayı hak etmiyorlar mı?
Ankara'nın dehlizlerinde kaybolanlar!
İyi şeyler olmuşmuş, yeni açılım yoldaymış, devlet eski devlet değilmiş, faili meçhuller aydınlanıyormuş… Ne büyük lütuflar!
Bir de Dink cinayeti ve Uludere katliamı Ankara'nın dehlizlerinde kaybolmayacakmış! Bu iki önemli olayın Ankara'nın dehlizlerinde kaybolup olmadığını zaman gösterecek ancak devlete kalkan olmanızdan da anlaşılacağı üzere bu dehlizlerde sizin kaybolduğunuz muhakkak Sayın Başbakan!
Bir başka yazının konusu olan "devletleşen AKP ve AKP'leşen kimi 'İslamcılar"a olsun sön sözüm:
34 masum insanın katledildiği ve kanlarının yerde olduğu bir sırada nedir iyi giden? Kendinizi adadığınız rejimin hangi kirinin temizlenmesi bu kirden daha önemli? Ellerine sıçrayan kanı temizlemeyenler devletin eski sahiplerinin ellerindeki kanı temizleyebilirler mi?
Emin ALTUN - islahhaber.com