Hüseyin / Seval CANAN
Altı ocak cuma günü akşam 22:30 da Cizrenuh otobüsüyle Malatya’dan Şırnak’a oradan da Hakkari’ye doğru giden transitlerle Gülyazı ve Ortasu köylerine taziye dilemek acılarını paylaşmak, vicdanımız olduğunu ve yüreğimizin yandığını bilsinler diye yola çıktık. Yaklaşık dokuz on saat sürmüştü yolculuğumuz. Bir aile hekimi olarak ben ve yanımda ilahiyat mezunu eşim yalnız başımıza ve daha önce hiç Şırnak tarafına gitmediğimiz halde yüreğimizin ve vicdanımızın sesini dinleyip yola çıkmıştık. Ben, Mardinli eşim, Malatyalı kendi halinde 5 ve 6 yaşlarında iki çocuk sahibi bir aileyiz. Çocuklarımızı fedakâr kayınvalideye teslim edip, Diyarbakır’a arkadaşımın amcasının taziyesine gidiyoruz, deyip yola çıkmıştık. Zulümle yoğrulmuş acı ve gözyaşının sindiği bu topraklara gidiyorum demek anlaşılamaz çoğu kez… Aileleri ailece ziyaret edişimizin hemen akabinde eşimin ilk tepkisi” keşke daha önce gelip, acıyı daha erken paylaşabilseydik” oldu.
Katliam olalı yaklaşık on gün olmuştu. Ama ortalıkta devletin D’si bile yoktu. Zaten kimse de aramıyordu, zulmü hatırlatan devleti… Bakanları evine kabul eden korucu başı daha sonra taziye sahiplerinden özür dilemişti. Köyde yaşayan kardeşlerimizin ne kadar geniş gönüllerinin olduğunu, dağ gibi bir yürek taşıdıklarını konuştukça, ziyaret ettiğimiz evlerdeki manzaraları gördükçe daha iyi anlıyorduk. İnsanların hali içler acısı, yokluk, sahipsizlik ve her biri insanının yüreğini dağlayan hayat hikâyeleri dinledik. Ama buna rağmen aklıselim, insan sevgisi taşıyan çocuğu F16 bombalarıyla parçalanmış olan annelerden Türk düşmanlığı hissettirecek tek bir cümle, tek bir kelime duymadık. Yemeğimizi yemeden bırakmayız, gece bizde kalın, oradan buraya kadar gözüm üstüne geldiniz (hun jı vur heya vır ser çawemın hattın.) derken boğazımız düğümleniyordu bu insani olgunluk karşısında, zaten her cenaze evinde Yasin, Fatiha okurken boğazımız düğümleniyor ve göz yaşlarımız kendiliğinden akıyordu. Bizi “Allah sabrınızı artırsın” diye yine cenaze sahipleri teselli ediyordu.
İki bacağı kopmuş yüzü tanınmaz halde yavrusunu arayan babalar, Oğlunun parçalanmış bedenini gömdükten sonra bir anne, oğlunun kopan kolunu üç gün sonra bulabilmiş ve mezarına gömmüştü. Bir babaya defalarca bu senin oğlun dendiği halde, oğlunu tanıyamamış, belki de bu bedenin yavrusuna ait olduğu gerçeğini kabul edememişti. Köylü temiz yüreği… Ancak elbiselerinden tanınabilmişti katledilmiş gencin yanan bedeni. Ziyaret ettiğimiz evlerde koynundan yavrusunun fotoğrafını öpüp bağrına basan yadeler... Kimi nişanlıydı, kimi üniversiteyi kazanmış mühendis olup ailesine destek olacaktı, kimi lisede okuyor acımasız düzenin sınavlar zulmüne hazırlanmak için dershaneye gitme planları yapıyordu. Kimi ilköğretim çağında küçücük omuzlarında bir ailenin yükünü taşımaya çalışıyordu. 13 yaşında kader ona aile reisi yükü yüklemişti. Annesi sorumsuz bir babanın mağduru bir duldu. Köylüler bize sınırın olduğu dağları gösterirken yarım saatlik mesafede olduğunu ve dedelerinin, babalarının aynı yolu yıllardır kullandığını, askeriyenin tüm sınır geçişlerinden haberdar olduğunu, insanların tek geçim kaynağının bu sınır ticareti olduğunu bildiklerini belirtiyorlardı.
Ne yapabiliriz diyorlardı, yıllar önce köyümüzü güvenlik nedeniyle boşalttılar ve bizi buraya sürdüler her aileye yüz torba çimento, iki bin tuğla verdiler ev yapsınlar diye… Devletin evini toprağını terk ettirdiği vatandaşına yardımı bu olmuştu. Ama onlar yine de isyan etmemiş, devletin istediği koruculuğu da başka bir ateşin hedefi olma ihtimaline, hain, işbirlikçi kabul edilmelerine karşın kabullenmek zorunda kalmışlardı… Bu da yetmemişti anlaşılan F16 bombalarıyla parçalanan ve katır ile insan etlerinin birbirine karıştığı bir katliam gerekiyordu zalimlerin terörle mücadelesi buydu… Hele bu zulme İslami(!) camianın duyarsızlığı ve tepkisizliği ve insanların yaralarına derman olmaya çalışan soydaşlarına olan kinleri, daha bir ay önce Allah’ın evini hac vazifesini yapan beni, derinden etkiledi ve aynı dinin mensubu aynı peygamberin ümmeti olduğumuz konusunda ciddi şüpheler oluştu yüreğimin derinliklerinde.
Kaymakam ve tahrik olayını ve birilerinin fırsatçılık yapıp-yapmadıklarını da sorduk ancak hiç de Türkiye medyasının anlattığı gibi olmadığını gördük. İnsanlar ilk andan itibaren taziyeyi kendi taziyesi olarak gören ve oraya koşan tüm insanlara minnettarlık duygusuyla doluydular. Aslında onların kaymakamı kurtardığını ifade etti bir genç ve gelen insanların devlete karşı olan tepkilerinin kontrol dışına çıkma endişesinden dolayı, bir milletvekilinin aklıselim uyarıda bulunup bakanların gelmemesini söylemesinin yerinde ve gerekli olduğunu belirttiler. Televizyonda izlediğimiz katırlara çifter çifter yüklenmiş, parçalanmış bedenler, kim bu ülkeye hâkim, insanlık nerde, bir hasta tedavisini olsun diye kaldırılan ambulans helikopterler neredeydi, komutanların hanımlarını pikniğe götüren, başbakanın her mitinginde kolayca onu taşıyan helikopterler nerede, burası neresi insanlık nerede… Bizim aile için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… İnsanlık deyince aklımıza hep Uludere Gülyazı, Ortasu katliamı gelecek… Rabbim bize unutturmasın Uldere katliamını…
Beni Türkiye’nin ekonomisi, kişi başına düşen milli hasılatı, gelişmişlik düzeyi, okur yazar oranı, seviyesi, başörtüsü, imam hatip liseleri, hatta işsizler bile ilgilendirmiyor artık, beni Uludere’de F16 SAVAŞ UÇAKLARI ile katledilen paramparça bedenler ve katledilen yok edilen mazlum Müslüman Kürt halkının düşürüldüğü zulüm kıskacı ilgilendirecek… Gözümüz İHH, Yardımeli’ni Mustafa İslamoğlu’nu, Meleyé Cezeri’nin memleketi olan Şırnak’ta müntesiplerini, menzil sofilerini, Mahmutefendi müntesiplerini, nur cemaatlerini… Radikal Müslümanım diyenleri, Yenişafak, Vakit, Yeniasya, Star, hatta zaman gazetesi muhabirlerini, ülke tv, kanal24, Samanyolu haberi, Hilal Tv’yi ve haber kanallarının naklen yayın araçlarını görmek isterdi… Çünkü biz kardeştik(!)
Efendimiz (s.a.v), ”Mü’minler bir bedenin parçaları gibidir, birine bir şey olsa diğeri rahat etmez.” Buyurmuştu yüzyıllar önce… Yoksa kolu bacağı kopan kardeşlerimiz biz Müslüman Kürtlerin kardeşiz diye inandıkları kardeşlerinden(!) kopuşunu mu, kopması gerektiğini mi gösteriyordu, gerçeği görmek istemeyen ben ve benim gibi saf zavallı Müslümanlara… Olay sonrası hükümet kaç bin lira verelim diye iğrenç bir pazarlığın içindeyken, Zaten aileler tazminatı kabul etmeyeceklerini belirttiler. Barzani taziye ye temsilcilerini gönderip maddi destekte bulunmuş ve ailelerin bize dediğine göre, isteyen gelsin Kürdistan’a (Müslüman Türklerin kuzey ırak dediği) yerleşsin kendisine ev tarla ve maaş bağlama sözü verdiğini belirttiler…
Duyarlı insanlarımız hiç geç olduğunu düşünmesinler ve gerçeği bizzat gidip görsünler özellikle Türk kardeşleri davet ediyorum, eğer halen kardeşsek. Son olarak bu yavrular katledildikten sonra köyde birileri rüya görür…”Bizim durumumuz çok iyi ancak bastığımız yerler ıslak” derler. Anneler tükeninceye kadar döktükleri gözyaşları olduğunu düşünüp fazla ağlamanın ciğerparelerini üzeceğini düşünüp dikkat etmeye çalışmışlar… Rabbim bu katliamda herkimin parmağı varsa, haberi olduğu halde engellemeye çalışmayanları ve bombaları yağdıranları, döktükleri kanda boğsun. Katledilen kardeşlerimize yüce Allah’tan (c.c.) rahmet ve mağfiret, kederli ailelerine sabrı cemil niyaz ederim. Sonuç olarak Uludere izlenimlerimizin bir kısmını sizinle ve sizin aracılığınızla tüm duyarlı vicdan sahibi insanlarla paylaşmak istedim. Lütfen sizde bu konuda yardımcı olur musunuz. Barış ve huzur dolu bir yaşam duasıyla…
Not:
Görüştüğümüz bazı taziye yakınlarının telefonları sizde arayıp taziyede bulunabilirsiniz.
M.Salih Encü amca; 0541 730 2141
Nadir; 0530 932 9813
Alihan; 0538 679 4773
fitrat.com